⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Bakan Göktaş: Kadınları, geleceği inşa eden öncüler olarak görüyoruz

Bakan Göktaş, bir otelde düzenlenen "ALLY for Future: Genç Müslüman Kadınlar Liderlik Programı"nın açılışında yaptığı konuşmada, Balkanlar'dan Pasifik'e, Orta A

📍 Ordu
Bakan Göktaş, bir otelde düzenlenen "ALLY for Future: Genç Müslüman Kadınlar Liderlik Programı"nın açılışında yaptığı konuşmada, Balkanlar'dan Pasifik'e, Orta Asya'dan Afrika'ya kadar geniş bir coğrafyaya uzanan İslam dünyasından oldukça nitelikli genç kadın temsilcilerle bir arada olduklarını ifade etti. Programın genç Müslüman kadınların karar alma süreçlerinde daha etkin rol üstlenmesine katkı sunacağını dile getiren Göktaş, kurulacak her temasın ülkeler arasında yeni işbirliklerine, ortak projelere ve güçlü bir kadın liderlik ağına dönüşeceğini söyledi. Göktaş, programın gerçekleştirilmesine verdikleri desteklerden dolayı ALLY for Future Kurucusu, İİT Kadın Danışma Konseyinin ilk Başkanı ve NUN Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Esra Albayrak'a, Dışişleri Bakanlığına ve İslam İşbirliği Teşkilatına teşekkür etti. Bakan Göktaş, İslam coğrafyası için kadın liderliğinin asırlardır var olan köklü bir hakikat olduğunu, bu hakikatin en güçlü izlerini tarihin farklı dönemlerinde görmenin mümkün olduğunu ifade etti. Bugünü ve geleceği biçimlendiren her alanda kadının rolünün kritik olduğuna, teknoloji ve dijital dünyanın kadınların ortak iyiliği büyüten katkısıyla tüm insanlığa hizmet eden bir güce dönüşebileceğine işaret eden Göktaş, şunları kaydetti: "Her geçen gün hayatımıza daha fazla yerleşen yapay zeka, onu tasarlayan ve yöneten masalarda kadınlar yer aldığında daha adil bir geleceğin aracı olur. Savaşlar, göçler ve yoksulluk karşısında kadınlar, toplumsal inşanın özneleri olarak insanı, aileyi ve toplumu yeniden ayağa kaldırır. İklim krizi karşısında kadınların emanet bilinci bugünün kaynaklarını yarına taşıyacak adil bir kalkınma anlayışı ortaya koyar. Aile, kimlik ve aidiyet sınamalarla karşı karşıya kaldığında kadınların değerleri yaşatan varlığı, toplumu bir arada tutan asli bir güce dönüşür. Bu nedenle biz çağımızın büyük dönüşümleri karşısında kadınları, adaleti merhametle, bilgiyi sorumlulukla, geleneği yenilikle yoğurarak geleceği inşa eden öncüler olarak görüyoruz. Buna rağmen hala maalesef başörtülü kadınları hedef alan nefret söylemleriyle karşılaşabiliyoruz. Bu, kadınların inancı ve kıyafetleri üzerinden temel hak ve özgürlüklere, toplumsal barışa ve birlikte yaşama kültürüne açık bir saldırıdır. Ve biz bu anlayışın normalleşmesine asla izin vermeyeceğiz." Göktaş, Türkiye'nin tarihin akışına yön veren Müslüman kadın liderler yetiştirmeyi stratejik bir hedef olarak gördüğünü belirterek, bu hedefin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın vizyonu doğrultusunda somut adımlarla hayata geçirildiğini, ortaya konulan iradenin ise Türkiye'nin ve gönül coğrafyalarının geleceğine yön verdiğini ifade etti. Bakanlık olarak bu yolda kadınların bilgisini, emeğini ve liderliğini Türkiye Yüzyılı'nın kurucu gücü haline getirmek için çalıştıklarını aktaran Göktaş, şöyle devam etti: "Bu kapsamda son 24 yılda hayata geçirdiğimiz politikalarla kadınların her alanda daha etkili şekilde yer almasının önünü açtık. Bu süreçte özellikle Müslüman kadınların önüne konulan engelleri Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde tek tek aştık. Bir dönem üniversite kapılarında, kamu kurumlarında, çalışma hayatında inancı ve kıyafeti nedeniyle dışlanan kadınlar, bugün Türkiye'nin kalkınma yürüyüşünün en asli özneleri haline geldi. 2002 yılında üniversiteye giden kız öğrenci oranı yüzde 14 iken 2025'te yüzde 53'e yükseldi. Bugün her iki üniversite öğrencisinden biri kadın. Benzer şekilde 2002 yılında yüzde 36 olan kadın öğretim görevlisi oranı bugün yüzde 53'e ulaştı. Bu tablo kadınların sadece eğitime erişimde değil, bilim üreten, akademiye yön veren konumlarda da çok daha görünür hale geldiğini göstermektedir. Cumhuriyet tarihi boyunca uzun yıllar yüzde 5 bandını aşmakta zorlanan kadın temsiliyeti bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çok daha ileri bir seviyeye, yüzde 19,8'e taşındı. 2002 yılında 14 olan kadın büyükelçi sayımız bugün 82'ye yükseldi. Bu, Türkiye'nin dünyaya açılan yüzünde kadınların birikiminin, temsilinin ve diplomatik tecrübesinin daha etkin yer aldığını ortaya koymaktadır. Adalet teşkilatımızda da kadınların varlığı son derece güçlü bir seviyeye ulaştı. Bugün hakim ve savcılarımızın yüzde 40'ı kadın. Kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 35'e, kadın istihdam oranı ise yüzde 31,2'ye yükseldi." Göktaş, "Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı" ile tüm bu kazanımları kalıcı hale getirecek faaliyetler yürütüldüğünü, tüm kurumların da her alanda kadının güçlenmesi için büyük bir özveriyle çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti. "Bizim için kadının güçlenmesiyle ailenin güçlenmesi birbirinin teminatıdır." diyen Göktaş, "Aile ve Nüfus On Yılı"nın, ailesine güç veren, ailesiyle güçlenen kadınların öncülüğünde bugüne dek elde ettikleri kazanımları kalıcı hale getirecekleri güçlü bir atılım dönemi olacağını vurguladı. Bakan Mahinur Özdemir Göktaş, programda bulunan gençlerin, adaletin, merhametin ve umudun taşıyıcısı olarak güçlü bir liderlik yolculuğuna çıkarak kendi hikayesini yazacağını belirtti. Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Musa Kulaklıkaya, programın birinci ve ikinci toplantılarının, lider olmayı hedefleyen genç kadınların vizyonlarını ve ufuklarını genişletmek, gelecek planları için bakış açıları sunmak ve güçlü bir dayanışma ağı oluşturmak açısından başarılı geçtiğini belirterek, "Genç Müslüman kadınlar için geleceğin liderlik programının bugünkü üçüncü toplantısının zenginleştirilmiş içeriğiyle bu yıl daha verimli geçeceğine inanıyorum. Esasen bu toplantı ortak bir inancı yansıtmaktadır." dedi. Kulaklıkaya, bunun, toplumların, ekonomilerin, ulusların geleceğinin gençler ve özellikle genç kadınlar için oluşturacağı fırsatlara bağlı olduğunu kaydetti. İslam tarihi boyunca kadınların entelektüel, sosyal, ekonomik ve kültürel ilerlemenin en ön saflarında yer aldığını dile getiren Kulaklıkaya, şöyle konuştu: “Onların başarıları, kadınların güçlendirilmesinin yalnızca bir kalkınma hedefi olmadığını, bunun değerlerimize, kültürel mirasımıza, adil ve müreffeh bir gelecek için ortak vizyonumuza derinlemesine kök salmış olduğunu bizlere hatırlatmaktadır. Günümüzde hızlı teknolojik ilerlemeler, ekonomik dönüşüm, iklim değişikliği, çatışmalar ve insani krizler toplumun tüm kesimlerinin sosyal hayata ve yönetişime aktif katılımını gerekli kılmaktadır. Nüfusunun yarısı toplumsal hayata, karar alma süreçlerine, eğitime, bilime, inovasyona ve ekonomik kalkınmaya tam olarak katkıda bulunamıyorsa hiçbir ülke potansiyelini tam olarak kullanamıyor demektir. Bu nedenle kadınlarımızın güçlendirilmesi yalnızca bir kadın meselesi değildir.” Kulaklıkaya, bunun toplumsal bir gereklilik olduğunu altını çizerek, "Genç kadınlar kaliteli eğitime, insana yaraşır istihdam koşullarına, liderlik fırsatlarına ve kamusal hayata eşit katılım imkanlarına erişebildiğinde tüm toplumlar bundan fayda sağlayacaktır." diye konuştu. Kadınlara yapılan her türlü yatırımın barışa ve refaha yapılan yatırım olduğunun altını çizen Kulaklıkaya, Türkiye olarak kadınların konumunun güçlendirilmesinin sürdürülebilir kalkınma ve sosyal adaletin sağlanması için vazgeçilmez unsur olduğuna yürekten inanıldığını kaydetti. Kulaklıkaya, İİT'nin dünyadaki en genç profillerden birine sahip olduğuna işaret ederek, üyelerinin nüfusunun yaklaşık yüzde 60'ının 30 yaşının altında olduğunu belirtti.​​​​​​​ Bakan Yardımcısı Kulaklıkaya, "51. İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi Başkanlığı görevini üstlenen ülkemiz eğitim, kapasite geliştirme ve kurumsal adımlar yoluyla İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerin gençlerini ve kadınlarını güçlendirme konusunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmekte kararlıdır." dedi. Bu amaçla Türkiye'nin, kadınların eğitimi, girişimcilik, kapasite geliştirme, sosyal kapsama ve ekonomik katılım konularına odaklanan İİT girişimlerine aktif olarak katkıda bulunduğunu vurgulayan Kulaklıkaya, bu doğrultuda İİT'nin kadınların ilerlemesi eylem planının uygulanmasına büyük önem verdiğini söyledi. Kulaklıkaya, çatışma bölgelerinde, özellikle Gazze, Myanmar, Yemen ve Sudan'daki kadınların karşı karşıya olduğu acı gerçeklerin göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını çizerek, "Buralarda yaşayan insanlarımız hayal edilemeyecek kadar büyük acılara katlanmaktadırlar. Bilhassa kadınlar orantısız bir yükü omuzlamaktadır." diye konuştu. Filistinli kadınları güçlendiren ve uluslarının geleceğine katkıda bulunma yeteneklerini destekleyen programlara yatırım yapılması gerektiğini söyleyen Kulaklıkaya, şunları kaydetti: “İsrail'in Filistin'de ve bölgede işlediği zulümlerin boyutu ve vahşeti göz önüne alındığında programda, Gazze'ye özel bir panelin yer ayrılmış olmasının çok büyük bir önem arz ettiğini vurgulamak isterim. İslam ümmeti olarak Gazze'deki kadın ve çocukların yanında durmak bizim ahlaki ve insani sorumluluğumuzdur.” İİT Sosyal İşler Direktörü Ajoke de Türkiye'nin İİT'nin 51. Dışişleri Bakanları Konseyi dönem başkanlığı çerçevesinde bu önemli girişimin düzenlenmesinde büyük bir ortaklık ve destek sağlayan Türk hükümetine teşekkür ederek, "Ayrıca, Türkiye'yi İslam İşbirliği Teşkilatına uzun yıllardır verdiği destek ve özellikle kadınların güçlendirilmesi alanında teşkilatın ortak hedef ve önceliklerini ilerletmeye yönelik gösterdiği sürekli çabalardan dolayı takdir ediyorum." dedi. 51. Dışişleri Bakanları Konseyinin başkanı olarak Türkiye'nin İslam dünyasında dayanışmayı, işbirliğini ve sürdürülebilir kalkınmayı artırma yönündeki kararlılığını gösterdiğini kaydeden Ajoke, "ALLY for Future: Genç Müslüman Kadınlar Liderlik Programı"nın teşkilatın genç Müslüman kadınların liderlik potansiyeline yatırım yapma konusundaki bağlılığını yansıttığını dile getirdi. Ajoke, tarih boyunca Müslüman kadınların bilginin gelişimi, sosyal kalkınma, barışın inşası ve toplum liderliği alanlarında kayda değer katkılarda bulunduğuna işaret ederek, dünyanın beklenmedik zorluklardan geçtiği bir dönemde ilkeli, kabiliyetli ve vizyoner kadın liderlere ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Program vesilesiyle İslam dünyasından birçok genç kadının tecrübe paylaşımı, bağlantılarını güçlendirmek ve liderlik kapasitelerini geliştirmek için bir araya geldiğini aktaran Ajoke, etkinliğin kadın hakları, aile refahı, kadınların güçlendirilmesi ve sürdürülebilir kalkınma gibi alanların derinlemesine ele alınması için bir diyalog platformu sağladığını vurguladı. Ajoke, İİT'nin kadınların güçlendirilmesinin ve toplumun her alanında anlamlı bir katılım sağlamalarının teşvikine önem atfettiğinin altını çizerek, bu bağlamdaki girişimleri de desteklediklerini belirtti. ALLY for Future Kurucusu ve İslam İşbirliği Teşkilatı Kadın Danışma Konseyi Başkanı Dr. Esra Albayrak, "Kendi kültürel ve entelektüel zemininden beslenen yeni bir dil, yeni bir düşünme biçimi, yeni bir anlayış, yeni bir gelecek tasavvuru içine girmeliyiz." dedi. "Fark Yaratan Kadınlar: İnsan Hakları Mücadelesinde Liderlik Örnekleri" başlıklı konuşma yapan Albayrak, katılımcılara telefon ışığıyla ameliyat yapan bir doktor ile hemşirenin, kısıtlı imkanlarla temiz su getirmeye çalışan mühendisin, savaş ortamında çocuğunun rutinini korumaya çalışan annenin görüntülerini izletti. Dünyanın en zor şartlarında topluma liderlik eden kadınların dünyanın hakim liderlik anlatısında neredeyse hiç görülmediğine dikkati çeken, "Kadınları neden bu hakim anlatının içinde görmüyoruz?" sorusunu sormak zorunda olduklarını vurgulayan Albayrak, bunun cevabının modern dünyanın kuruluşuna kadar uzandığını söyledi. Kendileri dışındaki dünyayı keşfettiklerini söyleyenlerin, orada yaşayan halkların üzerine kendi haritalarını serdiklerini dile getiren Albayrak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu haritalar, yalnızca toprakları göstermiyordu hiç şüphesiz. Kimin merkez, kimin çevre olduğunu, kimin özne, kimin nesne olduğunu, kimin medeni, kimin ilkel sayılacağını bu haritalar belirliyordu. Kendilerini aklın ve uygarlığın sıfır noktasına yerleştirenler, herkesi bu merkeze uzaklığıyla tanımladılar. Merkezden ne kadar uzaksanız o kadar eksik, o kadar tanımlanmaya muhtaç, kurtarılmaya da muhtaçsınız. Bu bakışın en net özetini Rudyard Kipling yapmıştır. Sömürgeciliğin adeta manifestosunu yazdığını söyleyebileceğimiz bu şair, yine tırnak içinde şair demek istiyorum, sömürgeleştirdikleri topraklarda yaşayanları yarı şeytan, yarı insan diye tarif etmişti. Üzerinde biraz düşününce şunu fark ediyorsunuz: Şeytansa kontrol edilmeli bu insanlar. Eğer çocuksa bu insanlar terbiye edilmeli çünkü kendi başlarına düşünemezler, kendi iyiliklerini düşünemezler. Her iki durumda da bu kendi adına konuşamayan insanlar, onun adına hep bir başkasının konuşmasına muhtaç görüldüler. Bunu, sıradan bir şiirsel söz oyunu olarak göremeyiz. Bir görme biçimiydi, bir eylem haritasıydı.” Albayrak, aradan bir asırdan fazla zaman geçtiğini, kelimelerin değiştiğini ama maalesef haritaların asılı kaldığını söyledi. Üniversite kürsülerinin, medyanın dilinin hatta insan hakları ve özgürlük söylemlerinin, bu koloniyal anlayışın törpülenmiş versiyonları ile devam ettiğine dikkati çeken Albayrak, şunları kaydetti: “Bu haritada Müslüman kadına biçilen rol hiç değişmedi. Ya kurtarılacak bir mağdur ya suçlanacak bir anne. Çok yakın dönemde, son 3 yıldır canlı yayında izlediğimiz soykırım sürecinde belki en ünlü diyebileceğimiz Avrupa dergilerinin birinde bir makaleye denk geldim. Bir istatistik paylaşıyor. Gazze'de çocuk ölümlerinin neden fazla olduğunu anlatan bir istatistik. Bu istatistik şunu gösteriyor. Doğurganlık oranları... Adeta, derginin bizden çıkarmamızı beklediği sonuç, Gazze'de çok çocuk ölümünün sebebi kadının doğurganlığı. Bu kadar hunharlaşabilen bir haritadan bahsediyoruz. Üçüncü bir ihtimali, mesela kendi hayatının öznesi olma ihtimalini, bu insanlara kesinlikle ihtimal dahilinde görmeyen, reva görmeyen bir haritadan söz ediyorum. 7 Ekim sonrası bunu en çıplak haliyle gördük. Dünyanın en önde gelen yayınlarından birinden işte biraz önce bahsettim. Batı merkezli kimi feminist tartışmalarda da konu toplumsal cinsiyet rolleri, kadın bedeni ve özgürlük üzerinden döndü maalesef. Yine dönüp dolaşıp Filistinli kadına yüklendi sorumluluk. Telefon ışığıyla ameliyat yapan o doktor, o mühendis, o anne, bu tartışmaların hiçbirinde görünmedi. Görünseydi ne olurdu? Görünseydi o harita illüzyonu bozulurdu çünkü harita, o kadınların o zor şartlarda kendi değerlerinden ödün vermeden ve üstelik ödül de beklemeden lider olabileceğine ihtimal bile vermiyordu. Onların ancak mağdur ya da suçlu olması gerekiyordu.” Kadınların onuru ve özgürlüğü için emek veren her çalışmanın altına imza atabileceklerini vurgulayan Albayrak, şu değerlendirmelerde bulundu: “İtirazımız burada evrensel haklar olarak sunulan bu söylemin, evrensellik kılıfı içinde tek tip kadın, tek tip insan için yükselen tahakküm aparatına dönüştürülmesinedir. İtirazımız, bir kadının seçiminin ancak hakim anlatıyı ve çoğunlukla liberal ve seküler anlatıyı doğruladığında özgür seçim kabul edilmesine. Oryantalist tahayyül, örtüyü oldu olası bir egzotizme taşımıştır ya da bir tahakküm sembolü olarak görmüştür. Örtünmenin bir kadının kendi tercihi olabileceği ihtimalini en başından beri uygun bulmamıştır. Düşünün, özgürlük adına konuşan bir anlatı ama milyonlarca kadının taşıdığı örtüyü ancak ve ancak bir başkasının baskısıyla takılabilecek bir araç olarak görmekte ve o kadınlar adına söz hakkını kendinde bulmaktadır çünkü o anlatıda özgür ve eleştirel düşünce ancak ve ancak sekülerdir. İnanmak, teslim olmak, ancak ve ancak özgür düşünceyle çatışırsa olur.” Daha önce Afganistan'da, Irak'ta, bugün Gazze'de ve İran'da yaşananlara işaret eden Albayrak, ABD ve İsrail bombardımanı altında Minab'da bir kız ilkokulunun füzelerle yok edildiği, çoğu 7 ile 12 yaş arası 100'ü aşkın kız çocuğunun öldürüldüğü o menfur saldırının henüz zihinlerde çok taze olduğunu vurguladı. Batı merkezli dünyanın "kurtarma" vaadiyle başlayan her hikayesinin, kadın ve çocukların dramıyla sona erdiğine dikkati çeken Albayrak, "Ben bu tabloya dışarıdan bakan biri değilim. Müslüman bir kadın olarak taşıdığım kimlik, dünyayı anlamlandırma ve eyleme geçme biçimimi kökten şekillendiren bu kimlik, benim hikayemin de merkezinde duruyor. Eğitim üzerine yürüttüğüm çalışmalar, sivil toplumda geçen yıllarım, bugün bu kürsüdeki duruşum, hepsi aynı kimliğin ve tecrübenin beni taşıdığı istikamet. Ben de o harita üzerinde tanımlanmak istenen kadınlardan biriyim ve hayatım boyunca en büyük gayretim o haritayı kendi elimle, inancım ve kendi değerlerimle yeniden çizmeye çabalamak oldu." diye konuştu. Bu soruna öfkeyle karşılık verilmesinden ziyade oyun kurucu aklıyla yaklaşılması gerektiğini vurgulayan Albayrak, "Kendi kültürel ve entelektüel zemininden beslenen yeni bir dil, yeni bir düşünme biçimi, yeni bir anlayış, yeni bir gelecek tasavvuru içine girmeliyiz. Birbirine göz hizasında bakabilen çok merkezli bir dünya için bir teklif ortaya koymalıyız. Bu teklifi oluşturacak zeminimiz boş değil. Medeniyetimiz, onu kuran ve ona yön veren çok güçlü kadın temsilcileriyle doludur." ifadelerini kullandı. Dr. Esra Albayrak, Hz. Hatice başta olmak üzere İslam tarihinde iz bırakan kadın sahabelerin, peygamber eşlerinin hiçbirinin susturulmadığına, dışlanmadığına ve mağduriyet altında ezilmiş kişiler olmadığına dikkati çekti. Bilakis bu kadınların, ticaretin içinde, ilim meclislerinde, yönetimin ve toplumsal hayatın tam merkezinde kendi inançları ve değerleri içinde, bulundukları yeri dönüştüren, kurucu özneler olduklarını anlatan Albayrak, şöyle konuştu: “Zihnimizi bize dayatılan kalıplardan arındırabilirsek kendi tarihimize baktığımızda mağdur Müslüman kadın imgesi düşecektir. Aynı kadınlar, bize modern kariyer odaklı anlatımın ötesinde de bir ufuk açıyorlar. Zira hiçbirinin hikayesi dikkat ederseniz servet ya da statüde değer kazanmıyor. Onları tarihe mal eden, zorlu anlarda değerlerine sadık kalarak verdikleri cesur kararlardır. Bizim için de lider, en çok takdiri ya da beğeniyi alan değildir. Bugünün deyişiyle en çok 'like' alan değildir lider. Lider, anlam inşa edendir, ilham verendir. Resme bir başka taraftan, bazen bir adım geriden bakandır. Ufkun biraz yukarısından bakabilendir. İşler yolunda gitmediğinde sorumluluk alacağına güvenilendir. Birlikte yol yürüme şevki uyandırandır. Liderlik, ünvan biriktirmek değil bulunduğu yeri dönüştürmek yani kendi haritasını kurabilmektir. Bu ruhu telefon ışığıyla ameliyat yapan o Gazzeli doktorda da kendi ülkelerinden çıkıp buraya gelen siz değerli kardeşlerimde de görmek mümkün.” ALLY for Future Kurucusu Albayrak, programa 25 ülkeden genç kadınların geldiğini, 10 yıl önce kuruluşuna emek verdikleri İslam İşbirliği Teşkilatı Kadın Danışma Konseyi ile temellerini attıkları kadın liderlik programında 3. kez buluştuklarını söyledi. Dillerinin, renklerinin ve kültürlerinin farklı görünebileceğini ama ufka aynı inançla baktıklarını ve aynı çağın yükünü hep birlikte omuzladıklarını vurgulayan Albayrak, şunları kaydetti: “Bir yandan savaşların, göçlerin, yükselen İslamofobi'nin ağırlığını tarihin her döneminde olduğu gibi yine en çok biz kadınlar taşıyoruz. Bir yandan da başkasının tanımlarıyla çizilmiş bir haritanın içinde kendimizi anlatma mücadelesi veriyoruz. Aranızda bu yüklerin ağırlığını omuzlarında yoğun hisseden birçok genç kadın görüyorum. Sevgili genç arkadaşlar, şunu unutmayın ki o yük, sizin yegane imkanınızdır. Sizi ezen değil ayağa kaldıran, dimdik yürüten, adaletsiz dünyaya karşı duracak çelikten iradeyi var eden hazinenizdir o yük. Tarihin yönünü değiştirenlere baktığınızda omuzlarındaki yükü kaldırma cesareti gösterenleri görürsünüz yani bir derdi olanları, her sabah onu erkenden yatağından kaldıracak derdi olanları. Hepimiz aynı bedeli ödemek zorunda kalmayabiliriz ama uğruna ölümü göze almak isteyeceğimiz bir davamız olmalı, bir derdimiz olmalı.” Başka merkezlerin gündemlerinden ithal edilmiş yapay dertlerden söz etmediğinin altını çizen Albayrak, "Kendi hikayemizi kurma, kendi anlatımızı inşa etme, insanın sadece insan olduğu için değerli gören bir anlayışı yeryüzünde hakim kılma davasından bahsediyorum." dedi. "Bu dert, bulunduğumuz dönemde çok daha kritik çünkü tarihin iki büyük eşiğinde duruyoruz şu anda." ifadelerini kullanan Albayrak, şunları dile getirdi: “Sıkıntıları konuşuyoruz ama aynı sıkıntıların bir imkan oluşturduğuna şahit oluyoruz. Bir tarafta Gazze... Kurulu küresel düzenin ve sözde evrensel değerlerin ahlaki iflasını bize açıkça gösteriyor. Başından beri konuştuğumuz o harita, gözlerimizin önünde adeta çatırdıyor. Bu, tarihi bir eşik. Öte yanda henüz yazılmamış bir başlangıç. Yapay zeka, yapay zeka ile beraber yeniden inşa edilebileceğini gördüğümüz teknokolonyal düzen. İnsanlık, matbaadan bu yana belki de en büyük dönüşümün başlangıç günlerinde. Bu dönüşüm ya var olan adaletsiz sistemi daha da derinleştirecek ve gücü daha da az sayıda elde toplayacak ya da daha adil bir dünyanın önünü açmak için bir fırsata dönüşecek. Eski harita çöküyor, yeni harita henüz çizilmedi, ahlaki kodları henüz yazılmış değil ama yeni düzenin masasında olma imkanımız olabilir. Biz gençler olarak buna aday olmalıyız.” Albayrak, programda kendilerini bir araya getiren Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına, destek veren Dışişleri Bakanlığı ile İslam İşbirliği Teşkilatı ve diğer kurumların temsilcilerine teşekkür etti. Program, İslam dünyasının farklı coğrafyalarından genç kadınları bir araya getirerek kültürler arası etkileşimi güçlendirmeyi, ortak meseleler etrafında fikir alışverişini teşvik etmeyi ve geleceğin kadın liderleri arasında sürdürülebilir dayanışma ağları kurulmasını amaçlıyor. Uluslararası liderlik programı ALLY for Future, İİT Kadından Sorumlu 6. Bakanlar Konferansı Dönem Başkanlığı çerçevesinde İİT Kadın Danışma Konseyinin katkılarıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ev sahipliğinde hayata geçirilen uluslararası liderlik eğitim programı olma özelliği taşıyor. (Kaynak: AA)