Bir hayalin ötesi
Bazı hayaller, insanın peşini bırakmıyor.Benim, Türkiye’nin denizlerdeki doğal gaz arama ve üretim çalışmalarını yerinde görme isteğim de uzun zamandır böyleydi
Bazı hayaller, insanın peşini bırakmıyor.Benim, Türkiye’nin denizlerdeki doğal gaz arama ve üretim çalışmalarını yerinde görme isteğim de uzun zamandır böyleydi.Yıllardır gemileri uzaktan takip ediyor, Karadeniz’deki çalışmaları izliyor, “Bir gün ben de orada olacağım” diyordum.Olmadı.Defalarca olmadı.Hatta zaman zaman kendi kendime kırıldığım, “Herhalde bu da olmayacak” dediğim bile oldu.Bunu daha önce köşemde yazmış da olabilirim, sosyal medyada paylaşmış da…Tam hatırlamıyorum.Ama o istek hiç kaybolmadı.Derken sonunda, kendimi Osman Gazi Yüzer Üretim Platformu’nun üzerinde buldum.İlk bakışta insanın aklına “gemi” geliyor.Ama Osman Gazi bir sondaj gemisi değil, yüzer üretim platformu.Yani Türkiye’nin Karadeniz’de bulduğu doğal gazın artık yalnızca aranması değil, üretilmesi ve karaya ulaştırılması aşamasının önemli parçalarından biri.Platformun üzerine çıkınca rakamların ne anlama geldiğini de daha iyi anlıyorsunuz.Günlük üretimin 20 milyon metreküpe çıkarılması, ardından ikinci platformla birlikte 40 milyon metreküpe ulaşılması hedefleniyor.Ama bütün bunların arkasında asıl olarak insan var.Mühendisler, teknisyenler, operasyon ekipleri…Herkes işini biliyor.Daha önemlisi, herkes kendi işinin büyük resimdeki yerinin farkında.Denizin ortasında böyle bir sistemin çalışması sadece teknolojiyle olmuyor.Ekip ruhu, disiplin ve birbirine güvenmek gerekiyor…Bunu platformda çok net hissediyorsunuz.Ziyaret sırasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’la da uzun uzun konuşma fırsatımız oldu.Açık söyleyeyim, Bakan Bey’in sahadaki hali benim açımdan ayrıca dikkat çekiciydi.Enerji gibi son derece teknik bir alanda konuya bu kadar hâkim olması bir yana, yapılan işi uzaktan ve yalnızca raporlar üzerinden takip etmediği de çok açık.Türkiye, bugün karada ve denizde doğal gaz arama ve üretim kabiliyeti bakımından son derece ileri bir noktaya geldi. Elbette bunun arkasında büyük bir ekip ve yıllara yayılan ciddi bir emek var. Fakat böylesine büyük işler yalnızca makamdan verilen talimatlarla yürümüyor. Sahaya gitmek, yapılan işi yerinde görmek, çalışanlarla aynı heyecanı paylaşmak ve gelişmeleri adım adım takip etmek gerekiyor. Bakan Bayraktar’da gördüğüm tam olarak buydu. Bakanlık görevinin ötesinde, bu meseleyi gerçekten benimsemiş ve kendisine dert edinmiş. Denizin ortasında, çalışanların arasında bunu çok net hissediyorsunuz.Personelle konuşurken yalnızca yapılan işle ilgilenmiyor; insanların birbirleriyle ilişkisine, ekip ruhuna ve bu büyük operasyonun insan tarafına da dikkat ediyor.Bir de şu var…Sayın Bayraktar’a hangi soruyu sorarsanız sorun, cevabını sadece bugüne sıkıştırmıyor. Doğal gazın nereden çıkarıldığından üretim kapasitesine, Osman Gazi’den gelecek ikinci platforma kadar meseleyi birkaç adım sonrasını düşünerek anlatıyor.Ben gazeteci olarak özellikle böyle anlara dikkat ederim.Bir yöneticinin konuya hâkimiyeti, sahadaki insanlarla kurduğu ilişkide de kendisini belli ediyor.Alparslan Bayraktar’ın çalışanlara yaklaşımı ve ekibin tamamını aynı hikâyenin parçası olarak görmesi, ziyaretin dikkat çeken taraflarından biriydi.Üstelik bu sohbeti burada bırakmadık.Bakan Bayraktar’dan YouTube kanalım için de söz aldım.İnşallah yakın bir zamanda enerji gündemini, Karadeniz’deki doğal gaz çalışmalarını ve Türkiye’nin önümüzdeki dönemdeki hedeflerini ayrıca YouTube kanalımda konuşacağız.Osman Gazi’de başlayan sohbeti, nasipse kanalımda da sürdüreceğiz.Benim içinse bu ziyaretin bütün bu teknik detayların ötesinde kişisel bir tarafı vardı.Yıllardır uzaktan baktığım gemilerin ve platformların bir gün üzerine çıkacağımı düşünüyordum.Sonunda çıktım.Denizin ortasında durup etrafa baktığımda, bir zamanlar “Neden olmuyor?” diye kendime kızdığım günleri hatırladım.Meğer bazı şeyler olmuyormuş değil.Zamanını bekliyormuş.Bir tarafta Türkiye’nin denizlerde büyüttüğü bir enerji hikâyesi…Diğer tarafta yıllardır gerçekleşmesini beklediğim küçük bir hayal.Güzel fotoğraflar çektim.Güzel bir röportaj sözü aldım.En güzeli de yıllardır uzaktan takip ettiğim bir hikâyenin parçası oldum.İçim içime sığmıyor…Bazen gazetecilik de böyle bir şey işte.Bir gün haberini yaptığınız şeyin ertesi gün hikâyesinin içine giriyorsunuz.Ne mutlu bana…
(Kaynak: ENSONHABER)