Cumhurbaşkanı Erdoğan: AK Parti bir Türkiye kitabıdır
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sapanca'da "AK Parti 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı"na katıldı. Toplantıda, Cumhuriyet H
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sapanca'da "AK Parti 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı"na katıldı.
Toplantıda, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içerisindeki tartışmalara değinen Erdoğan, "Biz CHP içindeki bu kavganın, bu iç savaşın tarafı değiliz." dedi.
CHP'nin kendi içinde ürettiği sorunların ceremesini çektiğini belirten Erdoğan, "CHP'nin kendi içindeki dış mihraklardan kurtulması hem Türkiye siyaseti adına hem Türkiye adına kuşkusuz hayırlı olacaktır." değerlendirmesinde bulundu.
Konuşmasında AK Parti'nin kapsayıcılığına ve birleştirici gücüne vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisini bir "Türkiye kitabı"na benzeterek, "Bir kitabın binlerce sayfası, her sayfasında farklı bir hikayesi olabilir. Ama her kitabın bir kapağı, kitabı bir arada tutan şirazesi vardır. AK Parti işte bir Türkiye kitabıdır." ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:
Aziz milletim, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu ile diğer Genel Merkez kurullarımızın kıymetli üyeleri, Kadın ve Gençlik kollarımızın Merkez Karar ve Yürütme kurullarının değerli mensupları, kıymetli kurucularımız, kıymetli milletvekillerimiz, değerli kabine üyelerimiz, muhterem dava ve yol arkadaşlarım, hepinizi en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Sizlerin şahsında, ülkemizin dört bir yanında AK Parti'nin millet davasını ve Türkiye sevdasını göğsünün üzerinde bir madalya misali gururla taşıyan tüm yol arkadaşlarıma selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum.
Yine burada, şairin "Dostlar, iki bin kerre bile selamlaşmadık. Aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz" dediği gönül ve kültür coğrafyamızın farklı köşelerinde özellikle kalbi bizimle atan tüm dostlarımıza, kardeşlerimize en derin muhabbetlerimi iletiyorum. AK Parti İstişare ve Değerlendirme Toplantılarımızın 33'incisinde bir kez daha sizlerle beraber olmanın, sizlerle hasbihal etmenin, siz kardeşlerimle hasret gidermenin memnuniyetini yaşıyorum. Davetimize icabet ederek kampımızı teşrifleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Toplantımızın ve burada iki gün boyunca yapacağımız istişarelerin partimiz, ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Daha önceki buluşmalarımızda olduğu gibi, değerli fikirlerinizle, görüş ve önerilerinizle istişare toplantımıza kıymetli katkılar sunacağınıza inanıyor, sizlerden kanaatlerinizi samimiyetle paylaşmanızı özellikle rica ediyorum.
Değerli kardeşlerim, konuşmamın hemen başında şu hatırlatmayı yapmak isterim. Biz ne kendi içimizde ne de milletimizle aracılarla konuşan, perdeyle konuşan bir kadro asla olmadık. Partimizin kuruluşundan itibaren yatay ve dikey iletişim kanallarını açık tutmaya, danışma ve istişare kültürünü işletmeye özel önem verdik. Düşüncelerimizi özgürce dile getirdik. Eleştirilerimizi serbestçe ifade ettik. Kendi muhasebemizi hem de çok cesur biçimde, çok öz güvenli bir şekilde yaptık. Partimiz için, hareketimizin istikbali için, mücadelemizin başarısı için en doğru siyaset neyse ortak akılla onu bulmanın ve uygulamanın gayretinde olduk. Birlikte tespit ettiğimiz hedefler doğrultusunda, gönül birliği içinde, omuz omuza vererek yolumuza kararlılıkla devam ettik. İnşallah 33. İstişare Toplantımızda da aynısını yapacağız.
Basına açık kısmın ardından yol arkadaşlığımızın gereği olarak dostane bir atmosferde gündemimizdeki konuları etraflıca ele alacağız. Bugün ve yarın meselelerimizi konuşacak, tartışacak, müzakere edecek, inşallah ufkumuz aydınlanmış, kardeşliğimiz güçlenmiş, muhabbetimiz tazelenmiş bir şekilde toplantımızı tamamlayacağız. Cenab-ı Allah toplantımızı ve istişarelerimizi bereketli kılsın diyorum.
Değerli yol arkadaşlarım, bugün 33. Geleneksel İstişare Toplantımızı yaparken inşallah bir buçuk ay sonra da AK Parti'mizin kuruluşunun 25. yıl dönümünü kutlayacağız. 14 Ağustos 2001'de başlayan yolculuğumuz artık çeyrek asrı geride bırakıyor.
Çeyrek asırdır, önce Cenab-ı Allah'ın yardımı, sonra kaderimizi kaderiyle bütünleştirdiğimiz aziz milletimizin desteğiyle Türkiye'ye hizmet ediyoruz. 25 yıldır durmadan, duraksamadan, yılmadan ve yorulmadan ülkemize, milletimize hizmetkarlık etmenin bahtiyarlığı içindeyiz.
Burada şu hususun altını özellikle çizmek istiyorum. Şimdi bakınız değerli kardeşlerim; biz millet olarak öyle rastgele bir araya gelmiş, tarih yolculuğu içinde tesadüfen karşılaşmış, zamanın ve coğrafyanın zorlamasıyla kaynaşmış bir topluluk değiliz. Biz birbirine yabancı ve birbirine tahammül etmek zorunda olan bir topluluk, öyle bir millet de değiliz. Türkiye'nin tamamı, 86 milyon, hep birlikte, ortak bir tarihe, ortak bir kadere, şühedanın kanlarıyla sulanmış ortak bir vatana sahibiz.
Her şeyden önce biz aynı Peygamber'in ümmeti olarak aynı mukaddes kitabın nuruyla aydınlanan, aynı kubbenin altında nefes alan, aynı ezanı terennüm eden, bizi bir eden, bizi beraber eden, bizi tek bir millet eden ortak bir imana sahibiz. Yorumlar farklı olabilir. Düşünceler farklı olabilir. Anlayışlar farklı olabilir. Değerlendirmelerimiz farklı olabilir. Mezheplerde, üslupta, yolda, yöntemde farklı kulvarlarda olabiliriz. Meseleleri ele alma biçimleri farklı olabilir. Çözüm önerileri farklı olabilir. Yaşam tarzları, hassasiyetler farklı olabilir. Ancak nihayetinde hepimiz aynı vatan toprağı üzerinde, aynı bayrak altında, aynı hilalin gölgesinde, aynı istikamete ilerleyen, gönülleri aynı, ülküde kenetlenmiş bir topluluğuz.
Şunu bir defa çok açık ve net söylemek isterim: Bu ülkede, Türkiye Cumhuriyeti kimliğine sahip olan hiç kimse vatan toprağında misafir değildir. Kiracı değildir. Sığıntı değildir. Öteki değildir. Üvey evlat değildir. Bilakis, hepsi de bu vatan toprağında mülk sahibidir, ev sahibidir, bu milletin asli unsurudur, bu milletin öz evladıdır.
Yaşadığı coğrafya neresi olursa olsun, dedeleri nereden gelmiş olursa olsun, mezhebi, meşrebi, kökeni, görüşü, düşüncesi her ne olursa olsun, değil mi ki Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşıdır; o halde herkes kadar bu ülkenin, bu vatanın, bu devletin sahibidir. Ve bu devlet, bir zümrenin, bir kitlenin, belli bir grubun, belli bir grubun kökenin değil, bu topraklar üzerinde yaşayan 86 milyonun devletidir. 86 milyonun her bir ferdi bu devletin eşit derecede sahibidir.
Değerli kardeşlerim, AK Parti olarak kuruluş çalışmalarına başladığımız andan itibaren kutuplaştırmanın, ayrıştırmanın, ötekileştirmenin, dışlamanın etrafında değil; birleştirmenin, kucaklaştırmanın, barıştırmanın, kaynaştırmanın etrafında yer aldık.
Biz, hangi alanda olursak olsun, bir hak mücadelesi verirken üstünlük sağlamanın, imtiyaz sağlamanın değil, eşitlik ve adalet mücadelesini verdik. Bizim AK Parti olarak eşitlik ve adalet mücadelemiz birileri tarafından kutuplaştırma, ayrıştırma olarak lanse edildi. İmtiyazlarını kaybedenler bizi toplumu kamplaştırmakla suçladılar. Hayır, tam tersine biz normalleşmenin mücadelesini verdik.
Bakınız, kendi evlatlarım dahil bu ülkenin kız çocuklarının başörtüsüyle eğitim görmeleri, başörtüsüyle çalışmaları on yıllar boyunca engellendi. Oysa bu çocuklar, bu kadınlar başlarını inançlarının bir gereği olarak örtüyorlar. Daha da ötesi bu ülkede dindar olsun ya da olmasın kadınlar yüzyıllar boyunca hür iradeleriyle örtündüler. Ama siz örtünmeyi yasaklarsanız, bu milletin öz kültürü, öz geleneği olan giyim kuşam tarzını, tesettürü yasaklarsanız, siz Anadolu kadınının yaşmağına, yazmasına, çarşafına hor bakarsanız normal olana karşı çıkmış olursunuz; toplumu germiş olursunuz, kadınları kutuplaştırmış olursunuz, milletin huzurunu kaçırırsınız.
Biz kadınlarla birlikte on yıllar boyunca tesettür mücadelesi verirken bir imtiyazın peşinde değildik. Bir ayrıştırmanın, kutuplaştırmanın peşinde değildik. Diğerlerini ötekileştirmenin, diğerlerinin özgürlüklerine müdahale etmenin peşinde asla değildik. Biz sadece normalleşmenin, eşitliğin, adaletin, böylece kaynaşmanın, böylece kucaklaşmanın peşindeydik.
Şimdi zaman zaman marjinal, cahil, geri kafalı bazı fosiller çıkıyor, başörtüsüne, başörtülüye kin kusuyor. Nesli tükenmekte olan bu numuneler son derece üstenci bir dille, küstah bir eda ile güya kadınlara ders veriyor, kadınları aşağılıyor, tehdit ediyor.
Herkes şunu anlamalıdır: Türkiye bu meseleyi artık geride bırakmıştır. Türkiye bu meselede normalleşmiştir. Türkiye bu meselede eşitlik ve adalet çizgisine gelmiştir. Türkiye bu meselede olması gereken ama on yıllar boyunca geciktirilen, on yıllar boyunca engellenen makul zemine ulaşmıştır.
Artık şunu anlamayanların da anlaması gerekir: Başörtüsü anormal değildir, marjinal değildir, radikal değildir, ekstrem değildir, belli bir tarikatın, belli bir cemaatin veya ideolojinin sembolü hiç değildir. Yaşmağı, yazması, tülbendi, çarşafı, özellikle örtmesi, ehramı ve diğerleriyle başörtüsü bu toprakların normalidir, inşallah ebediyen de normali olacaktır. Bakın bu "yeni normal" de değildir. Bu, tüm zamanların normalidir. Bin yıllık normalimizdir. Önümüze çıkan her meselede ilkemiz işte budur.
Bizim 86 milyon hepimizin başka vatanı yok, başka yurdumuz yok, mensubu olduğumuz başka milletimiz yok. Biz burada hep birlikteyiz, biriz, beraberiz, son nefesimize kadar da inşallah burada birlikte olacağız.
Biz, bizden farklı düşünüyor diye hiç kimseye husumet beslemedik ama şunu da herkes bilsin ki kendisinden farklı düşünüyoruz diye hiç kimse de bize husumet besleyemez. Geçmişte olduğu gibi parmak sallamaya, ayar vermeye, istikamet çizmeye yeltenemez. Kimse bize öz yurdumuzda, öz toprağımızda ayrımcılık yapamaz mütekebbir bir üslupla bize ders veremez. Bu hiç kimsenin haddi de değil, hakkı da değildir. Kim ki bu milletin fertleri arasında ayrımcılık yapmaya çalışıyorsa, bu milletin hasımlarına hizmet etmektedir. Kim ki bu ülkenin kadınlarını kılık kıyafetine göre ayrıştırıyorsa Türkiye düşmanlarına taşeronluk yapmaktadır. AK Parti'yi işte bu temel ilkeler üzerine inşa ettik. 25 yıldır da bu ilkeler ekseninde mücadele veriyoruz.
Kıymetli dostlarım, değerli arkadaşlarım; siyaset, "aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde" anlayışıyla yapılmaz. Siyaset uzlaşmaktır, konuşmaktır, müzakeredir, farklılıkları koruyarak ortak bir zeminde buluşma çabasıdır. Her meselede birebir aynı düşünmek mecburiyetinde değiliz. Ama ülkenin ve milletin menfaatine olan konularda bir araya gelmek, ortak bir paydada buluşma iradesini, bu erdemi göstermek zorundayız. Bunu da kendimiz, kendi ikbalimiz için değil; milli bir ödev bilinciyle, milletin istikbali için yapmak durumundayız.
Cumhur İttifakı çatısı altında, Milliyetçi Hareket Partisi ve değerli lideri Sayın Devlet Bahçeli'yle biz işte bunun en güzel örneğini sergiliyoruz. Farklı siyasi partiler olarak ülkemizin bekası, milletimizin sulh ve selameti için güç birliği yaptık. Ortak noktalarda buluştuk, Cumhur İttifakı'nı kurduk. Yenikapı ruhuyla milletimize birlikte hizmet ediyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçmeniyle de diğer partilerin seçmenleriyle de elbette her konuda aynı düşünmüyoruz. Ama hepimiz aynı vatanın, aynı toprağın, çoğu zaman aynı ailelerin çocuklarıyız. Gündüz siyaset meydanlarında, kürsülerde birbirimize rakip olabiliriz; fakat akşam aynı gökkubbenin altında toplanıyor, kimi zaman aynı çatının altında, aynı sofrada buluşuyor, aynı çorbaya kaşık sallıyoruz.
Siyasi farklılıklarımız bizi düşmanlaştırmamalı, bizi birbirimize asla hasım yapmamalı. Fikir ayrılıklarımız bizi birbirimizden uzaklaştırmamalı, aramızı açmamalı. Tabii bunları samimiyetle söylerken şu gerçeği de göz ardı etmiyoruz: Bu ülkede siyasi rekabeti husumete çeviren, siyasi farklılığı kutuplaşmaya çeviren, fikir ayrılıklarını çatışmaya dönüştüren, gerilimden, kutuplaşmadan nemalanan, en başından itibaren Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur.
"Öyle düşünmeyeceksin, öyle giyinmeyeceksin, o kitabı okumayacaksın, öyle yazmayacaksın" dediler. "O dili konuşmayacaksın, o türküyü dinlemeyeceksin, oraya gitmeyeceksin, onu öğrenmeyeceksin, öğretmeyeceksin" dediler. Bu milleti ayırdılar, ayrıştırdılar, kutuplaştırdılar, siyasi rekabeti husumete, çatışmaya dönüştürdüler. İşte en son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Suriyeli sığınmacılar üzerinden yürüttükleri çirkin kampanyayla mazlumları ayırdılar.
AK Parti olarak 25 yıl boyunca yasakları kaldırmanın, hak ihlallerine son vermenin çabası içinde olduk. 25 yıl boyunca normalleşmenin mücadelesini verdik. 25 yıl boyunca kardeşlik mücadelesi, bu milleti kucaklaştırma mücadelesi verdik. 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında Cumhur İttifakı'nı kurarak bu mücadeleyi daha da güçlendirdik.
Şimdi bakınız değerli kardeşlerim, biliyorsunuz şu anda CHP içinde bir çatışma, bir ayrışma var. Her zaman söyledim, yine söylüyorum: Biz CHP içindeki bu kavganın, bu iç savaşın tarafı değiliz. Dün yoktuk, bugün de yokuz, yarın da olmayacağız. Birbirlerine tuzak kurdular, birbirlerinin kuyularını kazdılar, birbirlerini şikayet ettiler ve bizim değil, yargının değil, bizzat kendi elleriyle, kendi eylemleriyle bu noktaya geldiler. Bir Frankenstein ürettiler, şimdi de ceremesini çekiyorlar. Ama buna rağmen bizim arzumuz ve umudumuz şudur: CHP'nin kendi içindeki dış mihraklardan kurtulması hem Türkiye siyaseti adına hem Türkiye adına kuşkusuz hayırlı olacaktır.
Başarabilirler mi, başaramazlar mı elbette bunu biz bilemeyiz. Ancak Türkiye'nin her türlü vesayetten arınmış bir ana muhalefet partisine ihtiyaç duyduğu son derece açıktır.
Gücünü tabandan almayan, gücünü seçmeninden almayan, gücünü Türkiye üzerine hesabı olan birtakım dış güçlerden, gücünü yolsuzlukla elde edilmiş yetim hakkından, kara paradan, haram paradan alan bir muhalefet Türkiye'ye fayda getirmez, zarar getirir. Kendisiyle barışık olmayan, kendi evinde huzur bulunmayan, kendi içinde birlik olmayan, teşkilatlarının biri Şam'dan biri Şark'tan çalan bir yapının Türkiye'ye de milletimize de sunabileceği hiçbir katkı yoktur.
Bizim bütün arzumuz, Türkiye'nin normalleşmesidir. Bu elbette her konuda mutabık olabileceğimiz anlamına gelmez. Ancak iktidar kadar muhalefetin de ayaklarının bu vatan topraklarına basması, bu milletin değerlerinden beslenmesi hayati derecede önemlidir. Şunu unutmayalım değerli arkadaşlar; FETÖ 15 Temmuz'da o hain darbe girişimini yaparken bunu sadece şahsıma, sadece bize yapmadı. O kalleş darbeyi Türkiye'ye yaptılar, 86 milyon vatandaşımızın tamamına yaptılar. FETÖ ihanet şebekesini bu ülkeden temizlerken kendimiz için değil; devletimiz, milletimiz, geleceğimiz için temizledik.
Siyonizm adı verilen soykırımcı, işgalci, yayılmacı ideoloji sadece şahsıma, sadece partimize, sadece ittifakımıza değil, herkese kast ediyor. Biz de Siyonizm'e karşı mücadele verirken kendimiz için şahsi mücadele vermiyoruz. Bunu kendimizin, milletimizin topyekun bekası için yapıyoruz.
Terör örgütü yaklaşık 40 yıl boyunca kan dökerken senden benden diye ayırmıyordu. Kürt'üyle Türk'üyle milletimizin tamamına saldırıyordu. Bugün terörü sona erdirirken belli bir kesim için, belli bir kesimin çıkarı için değil; ülkemiz, vatanımız, devletimiz, milletimiz için sona erdiriyoruz. Terörsüz Türkiye sürecimizin başarıya ulaşmasını kendimiz için değil; bu ülkemiz ve bütün evlatlarımız için, Türkiye'nin aydınlık yarınları için istiyoruz.
Aynı şekilde yol yaparken, köprü yaparken, tünel inşa ederken, milyonlarca konut üretirken, Türkiye'nin savunma sanayiini güçlendirirken; eğitimde, sağlıkta, enerjide, her alanda destan yazarken belli bir kesimi mutlu etmeyi, belli bir kesimin huzurunu, güvenliğini sağlamayı değil, Türkiye'mizi düşünüyor, Türkiye'mizi dert ediniyoruz.
Bakınız, gereksiz tartışmalarla, gereksiz çatışmalarla, incir çekirdeğini dahi doldurmayan kavgalarla Türkiye geçmişte yıllarını kaybetti, enerjisini kaybetti, fidan gibi delikanlılarını kaybetti. "Sağ" dediler, "sol" dediler; "Alevi", "Sünni"; "Kürt", "Türk" dediler. Yıllarca bu millete çok ağır bedeller ödettiler, çok büyük acılar çektirdiler. Biz artık milletimizin yeni bedeller ödemesini istemiyoruz. Sanal gerilimlerle bu ülkenin enerjisinin heba edilmesini istemiyoruz. Raf ömrü dolmuş, bayat senaryolarla Türkiye'ye vakit kaybettirilmesini istemiyoruz. Bugün artık hep birlikte bunları geride bırakmanın, geçmişte bırakmanın zamanı gelmiştir.
Görüş ayrılıklarımız elbette olacaktır. Bunlar bizim zenginliğimizdir. Ancak müştereklerimizi daha da çoğaltmak mümkündür ve bunu başarabiliriz. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak başta terörsüz Türkiye sürecimiz olmak üzere, dış politika gibi, güvenlik gibi, hak ve özgürlüklerin ilerletilmesi gibi milli meselelerde uzlaşıya, ortak noktalarımızı büyütmeye hazırız.
Değerli kardeşlerim, 25 yıl boyunca AK Parti'yi kurarken Türkiye'nin bütün renklerinin partimiz içinde temsil edilmesine özellikle ihtimam gösterdik. AK Parti'nin temellerini ayrıştırma üzerine değil, kucaklaşma üzerine; çatışma üzerine değil, uzlaşma üzerine; kutuplaştırma üzerine değil, birleştirme, bütünleştirme üzerine inşa ettik.
Biz, Mevlana gibi "her ne olursan ol, yine gel" dedik. Yunus gibi "gelin tanış olalım" dedik. Hacı Bektaş gibi "hırslar, kinler yok olur aşkla meydanımızda" dedik. 25 yıldır bizim kapımız açıktır. Çatımızın altında herkese yer vardır. 25 yıldır soframız, Halil İbrahim sofrasıdır. Gönlümüz okyanus misali geniştir.
Türkiye neyse AK Parti tam olarak işte odur. Bunu kimse yanlış anlamasın. Bunu kimse yanlış yorumlamasın. Bir kitabın binlerce sayfası olabilir. Bir kitabın her bir sayfası farklı renkte olabilir. Bir kitabın her sayfasında farklı bir hikaye olabilir. O hikayeler farklı dille, üslupla, duyguyla yazılmış olabilir. Belki her sayfanın ayrı bir tezyibi, hattı, minyatürü, ebrusu vardır.
Ama her kitabın bir kapağı vardır. Kitabı bir arada tutan şirazesi vardır. Kitabı bütünleştiren bir cildi vardır. Her kitabın bir dibacesi, mukaddimesi, önsözü vardır. Kitabın sayfaları ne kadar farklı görünse de usta bir yazarın, tecrübeli bir editörün, becerikli bir mücellidin elinde kitap bir bütündür, nevi şahsına münhasırdır. AK Parti işte bir Türkiye kitabıdır.
Burada herkese bir sayfa var. Burada herkesin hikayesine yer var. Ama bu kitabın bir cildi, bir şirazesi, bir mücellidi, bir müellifi, kitabın ortak bir ruhu, ortak bir duygusu var. Yolumuz birdir. İstikametimiz birdir. Hedefimiz, gayemiz, menzilimiz birdir. O yolda, o istikamette, o menzile yürümek isteyen herkesle yol yürürüz; yolunu ayırana "uğurlar olsun" dediğimiz gibi, yolumuza girene de "hoş geldin" der, bağrımıza basarız, yol ve mücadele arkadaşlığı yaparız.
İlkelerimizi, sınırlarımızı, çerçevemizi net bir şekilde çizdik. O çizginin dışına çıkmayız. Çıkılmasına da müsaade etmeyiz. AK Parti kitabının şirazesinin dağılmasına asla göz yummayız. Biz partilerden bir parti değiliz. Biz bir dava hareketiyiz. Biz bir misyonun temsilcisiyiz. Biz mukaddes bir emanetin taşıyıcısıyız. Biz zaferle değil, seferle mükellefiz.
Zafere ulaşmak için her yönteme başvuran, zafere ulaşmak için her yolu mubah gören; ilke, hudut, kural tanımayan anlayış bizden uzaktır. Biz ilkelerle hareket eder, Sırat-ı Müstakim üzere sabitkadem yere basar, zaferi de Allah'ın takdirinden umarız.
Partimiz 25 yıl önce nasıl bir duygu ve heyecan üzere kurulduysa, bugün de aynı duygu ve heyecan içinde yoluna devam ediyor. 25 yıl önce hangi ilkeler ve değerler etrafında kenetlendiysek, bugün de aynı ilkeler ve değerler etrafında birbirimize yoldaşlık ediyoruz. İstikametimiz nettir. Menzilimiz nettir. Allah'a sonsuz hamdolsun ki şımaranlardan olmadık. Başımız dönmeli. Makamlarda eriyip gitmedik. Tekebbüre kapılmadık. İstikametimizi şaşırmadık. Yolumuzdan ayrılmadık. Menzilimizden sapmadık. Milletle gönül bağımızı koparmadık. Hamdolsun büyüdük, güçlendik, dev olduk, 25 yıllık destan olduk ama davamızı unutmadık; nereden geldiğimizi, neyi temsil ettiğimizi, nereye gittiğimizi aklımızdan bir an olsun çıkarmadık. Kurulduğumuz günkü gibi diriyiz, heyecanlıyız, azimliyiz, gayretliyiz.
Yolu şaşıranlar kendi yollarına gittiler. Yorulanlar soluklanmak için çekildiler. Öyle zamanlar oldu ki dostlarımızı kendi ellerimizle toprağa verdik. Gözyaşlarıyla Rahmet-i Rahman'a uğurladık. Ama hiç boşluk çıkarmadık, bırakmadık. Gidenlerin yerine yenileri geldi. Gençler akın akın geldiler; partimize heyecan kattılar, renk kattılar, enerji kattılar.
Her zaman söylüyorum; bu dava kadim bir davadır. Bu dava kökü mazide, gözü atide mukaddes bir davadır. Bu dava bizden önce vardı, bizden sonra da var olacak. Bu mesele kişisel bir mesele değildir. Bu mücadele kişisel bir mücadele değildir. Bu mücadele millet mücadelesidir, memleket mücadelesidir. Bu mücadele ümmet mücadelesidir, insanlık mücadelesidir. Rabbim ömür verdikçe bu mücadeleyi şanla, şerefle yürüteceğiz.
Milletimizin güvenini boşa çıkarmadık, çıkarmayacağız. Milletimizin hayallerini suya düşürmedik, düşürmeyeceğiz. Milletimizin emanetine leke sürmedik, asla leke bulaştırmayacağız. İnandığımız yolda eğilmeden, bükülmeden yürümeye devam edeceğiz.
Hep birlikte yazdığımız çeyrek asırlık destanda alın teri, emeği, katkısı olan tüm yol arkadaşlarıma, partimizin en üst kademesinden en uçtaki birimine kadar her bir dava arkadaşıma teşekkür ediyorum. Partimizin çatısı altında bulunmuş, bu harekete omuz vermiş fakat bugün aramızda olmayan, Hakk'ın rahmetine kavuşmuş tüm kardeşlerimize de Allah'tan rahmet diliyor, kendilerini hasretle, minnetle yad ediyorum.
Ahde vefanız ve dayanışmanız için sizlere şükranlarımı sunuyorum. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Bu duygularla 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Yarın tekrar görüşmek üzere sizleri Allah'a emanet ediyorum.
(Kaynak: TRT)