Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Medeniyetimiz hiçbir zaman antisemitik olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır
Yılmaz, Ankara'da bir otelde düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Üye Devletleri 1. Müslüman Diaspora Forumu'nda konuştu. Hicretin, ayrılığın acısıyla baş
Yılmaz, Ankara'da bir otelde düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Üye Devletleri 1. Müslüman Diaspora Forumu'nda konuştu.
Hicretin, ayrılığın acısıyla başlayan, kardeşlik ve dayanışmayla yeni bir hayata dönüşen büyük bir tecrübe olduğunu, Hazreti Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicretinin ardından muhacirle ensar arasında kurulan güçlü bağın, ortak inanç ve sorumluluğun insanlar arasındaki mesafeleri nasıl aşabileceğini herkese gösterdiğini belirten Yılmaz, bu köklü mirasın, yurdundan uzakta yaşayan insanlara sahip çıkmayı, kimliklerini güven içinde yaşamalarına imkan sağlamayı ve bulundukları topluma kattıkları değeri desteklemeyi kendilerine ahlaki bir sorumluluk olarak yüklediğini söyledi.
Yılmaz, bugün Müslüman diasporaların meselelerine de aynı kardeşlik anlayışı ve sorumluluk bilinciyle yaklaşılması gerektiğinin altını çizdi.
Forumun, "Köklerden Yeni Yollara" temasının geçmişten devralınan bu anlayışın bugünün şartlarında yeni bağlara, ortak çalışmalara ve kalıcı dayanışmaya dönüştürülmesi çabasını gösterdiğini vurgulayan Yılmaz, bu temanın işaret ettiği yeni yolları açacak en büyük gücün ise geniş ve genç insan kaynağı olduğunu aktardı.
İslam İşbirliği Teşkilatının 57 üye ülkesi olduğuna işaret eden Yılmaz, dünyada geçen yıl itibarıyla 2 milyarı aşan bir Müslüman nüfus olduğunu bildirdi.
"Bu nüfusun yarısından fazlasının 25 yaşın altında bulunması önümüzde büyük bir dinamik beşeri sermaye varlığına sahip olduğumuzu gösteriyor" diyen Yılmaz, bu genç nüfusu geleceğe iyi hazırlayan toplumların çok büyük bir avantaj elde edeceklerini dile getirdi.
Üye ülkelere mensup 60 milyonu aşkın insanın da dünyanın farklı kıtalarında güçlü bir diaspora ağı oluşturduğunu anlatan Yılmaz, sadece 2024 verisine bakıldığında 38 ülke için, bu diasporanın geldikleri ülkelere 200 milyar dolara yakın bir kaynağı transfer ettiğini gördüklerini kaydetti.
Bu diasporanın gönderdiği kaynaktan çok daha kıymetli olanın, diasporada yetişmiş insanların ülkeler arasında kurdukları bağlar olduğunun altını çizen Yılmaz, "Diasporaların girişimcilik kabiliyeti mesleki birikimi ve uluslararası bağlantıları bu ekonomik bağı daha geniş bir kalkınma imkanına dönüştürüyor. Göç edenler her zaman dinamik, canlı, yenilikçi, girişimci olurlar. İşte bizim bu enerjiyi bütün İslam dünyasına yaymamız gerekiyor." ifadesini kullandı.
"Gazze meselesi ve bunun oluşturduğu dramın da dayanışmamız açısından çok kıymetli bir alan olduğunu ifade etmek istiyorum" sözlerini sarf eden Yılmaz, Netanyahu yönetiminin uluslararası mahkemeler önünde soykırım suçuyla yargılandığını hatırlattı.
Cevdet Yılmaz, bilimsel, teknolojik, ekonomik ilerlemelerin eşsiz zulümlerin işlenmesine engel olmadığını, bu ilerlemelerin hukukla, ahlakla, merhametle, insani değerlerle buluşturulmadığı sürece bunların daha büyük zulümlere yol açabildiğini aktardı.
Bu emsalsiz zulüm karşısında Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanamaması, uluslararası hukukun etkisiz bırakılması ve faillerin bir anlamda korunmasının, mevcut küresel düzenin adalet üretme kapasitesinin son derece zayıf olduğunu gösterdiğini belirten Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Dünya beşten büyüktür" çağrısının tam da bu zeminde yükseldiğini anımsattı.
"Güçlüysem her istediğimi yapabilirim" gibi tehlikeli bir zihniyetin geliştiğini kaydeden Yılmaz, buna karşı Türkiye Cumhuriyeti olarak, "Hiç kimsenin merhametine güvenebileceğimiz bir dönemde değiliz. Jeopolitik rekabetin derinleştiği bir dönemdeyiz. Hem güçlü hem haklı olacağız. Bütün yaşananlara rağmen insanlık için umudumuzu kaybetmeden daha adaletli bir dünya için çalışmaya devam edeceğiz." dediklerini anlattı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bedeli ne olursa olsun hakkın, hakikatin ve mazlumların yanında yer almayı, Gazze halkına insani desteği ulaştırmayı ve Filistin davasını uluslararası platformlarda savunmayı sürdürecektir. Zalimlerin en korktuğu şey hakikatin aydınlığıdır. Biz de tam da bu noktada gür bir şekilde hakikatleri haykırmaya devam edeceğiz." diye konuştu.
- "Filistin halkıyla dayanışmayı daha etkili, daha görünür ve sonuç üreten bir mücadeleye dönüştürmeliyiz"
Müslüman diasporaların, yaşadıkları ülkelerde, Gazze'nin sesini kamuoyuna ve karar alıcılara ulaştırabilecek, hakikati çarpıtan söylemlere karşı etkili bir toplumsal karşılık oluşturabilecek büyük bir güce sahip olduğunu dile getiren Yılmaz, "Burada 'Erdemliler İttifakı' veya 'insanlık ittifakı' diyebileceğimiz çerçeve çok önemli." değerlendirmesinde bulundu.
Gazze'de yaşananların bir insanlık suçu olduğunun farkında olan tüm insanlarla, kurumlarla, yapılarla dayanışma içinde bu zulme karşı mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizen Yılmaz, "Bu gücü müşterek bir söylem ve sürekli koordinasyonla harekete geçirerek Filistin halkıyla dayanışmayı daha etkili, daha görünür ve sonuç üreten bir mücadeleye dönüştürmeliyiz." görüşünü paylaştı.
İslamofobinin de üzerinde durulması gereken bir mesele olduğunu ifade eden Yılmaz, "Camilerimize ve Kur'an-ı Kerim'e yönelik saldırılar, Müslüman kimliğini hedef alan nefret söylemleri ve ayrımcı uygulamalar, İslam karşıtlığının bireysel ön yargılardan çıkarak siyaset, medya ve kamusal hayat üzerinde etkili olan yapısal bir tehdide dönüştüğünü gösteriyor." sözlerini sarf etti.
Medyada bu saldırıları yapanların "bireysel bir yanlış yapmış" gibi takdim edildiğine işaret eden Yılmaz, ancak bunların arka planında bu eylemleri destekleyen bir siyasal söylem, bir medya ortamı olduğuna dikkat çekti. Yılmaz, bütün bunlarla birlikte ortaya çıkan eylemlerin değerlendirilmesi ve buna karşı tavır ortaya koyulması gerektiğini ifade etti.
"İfade özgürlüğünü, Müslümanların kutsallarına saldırmanın kalkanı haline getiren, demokrasi ve eşit vatandaşlık ilkelerini seçici biçimde uygulayan hiçbir yaklaşımı meşru görmüyoruz" diyen Yılmaz, "Elbette ifade hürriyetinden yanayız ama ifade hürriyeti nefret söylemi hürriyeti değildir. İfade hürriyeti, kutsallara hakaret hürriyeti değildir. İsrail, Gazze söz konusu olduğunda ifade hürriyetinin sınırlarının nasıl daraltıldığını da hep birlikte görüyoruz. Bunlara karşı mücadelemizi sürdürmek durumundayız." diye konuştu.
İnsan haklarını evrensel bir değer olarak savunan herkesin, Müslümanların inancını, kimliğini ve ibadethanelerini hedef alan saldırılar karşısında da aynı açık ve kararlı tavrı almak zorunda olduğunu belirten Yılmaz, Müslümanların yüzyıllarca Hristiyanlarla, Yahudilerle ve diğer dinlerin mensuplarıyla bir arada yaşadığını ve hiç kimseye dininden, inancından ötürü bir nefret söylemi içinde olmadığını anlattı.
İsrail yönetiminin büyük bir kurnazlık içinde olduğunu vurgulayan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İsrail'in, hükümetinin ortaya koyduğu zulümleri kapatmak için çıkan en küçük sesi 'antisemitizm' olarak nitelendirmesi de hiçbir şekilde geçerli değildir. Yahudileri dünyada zor durumda bırakan bir kişi varsa o da Netanyahu'nun bizzat kendisidir. Yaptığı zulümlerle, o zulümlere ortak olmak istemeyen Yahudiler dahil herkesi zan altında, zor durumda bırakan bizzat Netanyahu hükümetinin kendisidir. Türkiye Cumhuriyeti, bizim medeniyetimiz hiçbir zaman antisemitik olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır."
Müslüman diasporaların, bu mücadeleyi, yaşadıkları ülkelerin hukuk düzeni ve demokratik imkanları içerisinde öz güvenli ve örgütlü bir şekilde yürütme kabiliyetine sahip olduğunu vurgulayan Yılmaz, "İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkeler ile diaspora kuruluşları arasında kurulacak sürekli iletişim islamofobi karşısındaki dağınık tepkileri ortak bir tutuma dönüştürecek ve Müslüman toplumların hak arama mücadelesine daha güçlü bir zemin kazandıracaktır. Hedefimiz Müslümanların kimliklerini ve inançlarını güven içinde yaşadığı, eşit vatandaşlık haklarından eksiksiz yararlandığı ve bulundukları toplumların geleceklerine öz güvenle katkı sundukları bir düzenin güçlendirilmesidir." ifadesini kullandı.
Diasporada yetişmiş, nitelikli, girişimci insanları ülkelerine geri çağırmak ve buralarda onlar için potansiyellerini harekete geçirecek ortamlar oluşturmanın da üzerine düşünülmesi gereken bir konu olduğunu kaydeden Yılmaz, bu hedefe ulaşmak için İİT bünyesinde ve üye ülkelerde oluşan kurumsal birikimin müşterek bir istikamet doğrultusunda daha etkin şekilde harekete geçirilmesi gerektiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, konuşmasına şöyle devam etti:
"İİT Genel Sekreterliğinin siyasi eşgüdüm gücü, Bağımsız Daimi İnsan Hakları Komisyonunun hak ihlallerine karşı yürüttüğü çalışmalar ve İslam İşbirliği Gençlik Forumunun geniş gençlik ağı, Müslüman diasporaların haklarını koruyacak güçlü bir zemine sahip olduğumuzu gösteriyor. SESRIC de üye ülkelerimize ilişkin karşılaştırılabilir veriler üretmenin yanında, politika araştırmaları ve kapasite geliştirme programlarıyla bu zemine destek sunuyor. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesiyle yürüttüğü Küresel Müslüman Diaspora Projesi kapsamında 48 ülkenin incelenmesi ve 10 ülkede saha çalışması yapılması, Müslüman toplulukların farklı coğrafyalardaki durumuna ilişkin önemli bir birikim oluşturmaktadır. Azerbaycan'ın diasporadan sorumlu devlet komitesi, Pakistan'ın yurt dışında yaşayan vatandaşlara yönelik müstakil bakanlık yapılanması ve diğer üye ülkelerimizin geliştirdiği kurumlar, diaspora politikalarına verilen önemin somut göstergeleridir. Artık bu tecrübeleri birbirinden kopuk çalışmalar olarak sürdürmek yerine, ülkeler arasında düzenli bilgi akışı sağlayan ve ortak sorunlar karşısında hızlı hareket edebilen kalıcı bir işbirliği düzenine taşımalıyız. Diaspora topluluklarının eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve hukuki destek hizmetlerine erişimini kolaylaştırırken sahip oldukları bilgi, sermaye ve uluslararası bağlantıları ülkelerimizin kalkınma hedefleriyle bütünleştirmeliyiz. Bir ülkede edinilen mesleki tecrübenin akademik birikimin ve teknolojik yetkinliğin, köken ülkeye aktarılması, girişimcilerin yatırım imkanlarına erişmesi ve iş insanları arasında güçlü bağlar oluşturulması coğrafyalarımızdaki ekonomik işbirliğini daha ileriye taşıyacaktır."
Türkiye'nin geniş dış temsilcilik ağı ile yurt dışındaki vatandaşlarının hukuki, idari ve sosyal meselelerinde yanında yer aldığını kaydeden Yılmaz, "Milli Eğitim Bakanlığımız ve Diyanet İşleri Başkanlığımız yeni kuşakların dil, kültür ve inanç bağlarını korumasına katkı sunarken Yunus Emre Enstitüsü ile Türkiye Maarif Vakfı eğitim ve kültür alanındaki ilişkilerimizi güçlendiriyor. Ticaret müşavirliklerimiz ve DEİK bünyesindeki Dünya Türk İş Konseyi diaspora girişimcilerini Türkiye'nin ticaret ve yatırım imkanlarıyla buluşturuyor. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımız ise eğitimden gençlik çalışmalarına, kültürel bağlardan kurumsal kapasitenin geliştirilmesine uzanan programlarıyla bu sürece önemli katkılarda bulunuyor." bilgisini verdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Türkiye olarak bu tecrübeyi İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerle paylaşmaya, başarılı uygulamalardan karşılıklı olarak yararlanmaya ve Müslüman diasporaların gücünü müşterek gelecek için daha etkin bir şekilde değerlendirmeye hazır olduklarını bildirdi.
Forumda kabul edilmesi öngörülen "Müslüman Diasporalar Deklarasyonu"nun, diasporaların haklarının korunmasından İslamofobi ile mücadeleye, kamu hizmetlerinden ekonomik ve toplumsal kapasitenin güçlendirilmesine kadar uzanan ortak hedeflere yol göstermesi temennisinde bulunan Yılmaz, 1. Müslüman Diaspora Forumu'nun ve kabul edilecek deklarasyonun hayırlara vesile olmasını diledi.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ise dünyanın farklı coğrafyalarından ortak bir heyecan ve sorumluluk bilinciyle Türkiye'ye gelen değerli misafirlerle buluşmuş olmayı anlamlı ve kıymetli bulduğunu belirtti.
Diaspora kavramının geçmişle bugünü, bugünle geleceği sentezleyen, yeni ve belirleyici bir ilişkiler ağını beraberinde getirdiğini belirten Ersoy, bugün dünyanın dört bir yanında yaşayan milyonlarca Müslümanın bir yandan kendi kültürel ve tarihi köklerini yaşatırken, diğer yandan da içinde bulundukları toplumların değerleriyle etkileşim halinde olduğunu kaydetti.
Dünyanın farklı coğrafyalarına yayılmış Müslüman diasporaların, ortak değerler ve kültürel bağlar etrafında bir araya geldiklerinde küresel ölçekte önemli bir yumuşak güç potansiyelini de ortaya koyabildiklerini vurgulayan Ersoy, şunları kaydetti:
“Müslüman diasporalar kavramı konjonktürel bir sıkışmışlık içindeki dünya devletlerine ve anlam krizi içindeki dünya halklarına yeni ufukları ve yeni anlam kapılarını işaret etmektedir. Forumumuzun ana temasını oluşturan 'Köklerden Ufuklara' ifadesi, bugün burada neden toplandığımızı çok güçlü biçimde anlatmaktadır. Geçmişten bugüne Müslüman diasporalar, yaşadıkları ülkelerin yalnızca ekonomik kalkınmasına değil, bilimden sanata, girişimcilikten kamu hizmetine kadar hayatın her alanına değer katmış, bilgi ve üretimleriyle toplumların gelişimine yön veren güçlü bir aktör haline gelmiştir. Dünyanın dört bir yanında, emeğini ve üretimini insani olduğu kadar akidevi bir zeminde de inşa etme iradesi taşıyan, muazzam büyüklükte bir insan kaynağı bulunmaktadır. Müslüman toplumların ve diasporaların nitelik ve nicelik açısından barındırdığı zenginliği hatırda tutarken, özgüvenimiz ve ortak değerlerimiz doğrultusunda bu büyük potansiyeli insanlığın ortak geleceğine katkı sunacak bir güce dönüştürme sorumluluğumuz da vardır. Ancak, bu ufukla yaklaştığımızda Müslüman kültür ve medeniyeti doğudan batıya sınırların, dillerin ve coğrafyaların ötesindeki kuşatıcı konumuna ve dünyayı dönüştüren yapısına, eskisinden çok daha güçlü bir şekilde yeniden erişecektir.”
Bakan Ersoy, tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen Gazze soykırımının insanlığın ortak vicdanını ve adalet duygusunu sınayan büyük bir imtihan olduğunu ifade etti.
"Gazze, İslam ülkelerinin ve diasporalarının birbirini kültür, dil, üretim ve tüketim gibi alanlar başta olmak üzere hayatın her alanında derinlikli tanıması ve birlikte hareket etme refleksi kazanması hususunda bize büyük bir hatırlatıcı olmalıdır." diyen Ersoy, Müslüman diasporaların, Filistin mücadelesini dünyaya anlatma konusundaki kritik rolünü yakinen müşahede ettiğini ve bu duruşa çok kıymet verdiklerini söyledi.
Kültürün, dilin, üretimin ve bilinçli tüketimin mevcudiyet için ne kadar elzem olduğunun her geçen gün daha iyi anlaşıldığını kaydeden Ersoy, "Kültürel kimliğimizi ve dilimizi korumalı, ülkemize, coğrafyamıza ve tüm insanlığa faydalı olacak her alandaki üretimi desteklemenin yollarını hep beraber arayıp bulmalıyız." dedi.
Bakan Ersoy, İslamiyet'in sadece manevi ve kişisel bir yolculuk olmadığını, medeniyet, bilim, sanat, edebiyat, mimari, müzik, felsefe, şehir kültürü ve insanlık tarihine yapılmış muazzam katkıların da kaynağı olduğunu belirtti.
Ersoy, şunları kaydetti:
“Büyük İslam medeniyetinin çocukları olarak bugün, İslamofobiye karşı kullanabileceğimiz en güçlü araçlardan biri yine medeniyetimizin en muhkem bileşenlerinden dil ve kültürdür. İçinde sanatı, eğitimi, tarihi, felsefeyi, mimariyi ve siyaseti barındıran bu iki büyük kavramı zamanın ruhuna uygun, zamana ve mekana yeni bir ruh katacak şekilde yeniden ele almamız gerekmektedir. Müslüman ülkeler ve diasporalar olarak, sanattan bilime, siyasetten iş dünyasına kadar hayatın her alanında, değerlerimizden ve birbirimizden güç alabileceğimiz, ortak aklı ve dayanışmayı büyütecek güçlü bir ekosistem inşa etmeyi temel bir ideal haline getirmeliyiz. Amacımız başka ve daha iyi bir dünyanın mümkün olduğu fikrini akıllara, umudunu gönüllere düşürmektir.”
Dünyanın dört bir yanındaki Müslüman diasporaların gençlerinin birden fazla kültürün kesiştiği bir atmosferin içinde büyüdüğünü belirten Ersoy, isimlerini ve hikayelerini dünyaya duyurabilmeleri için çağa uygun ve güvenilir imkanlar sunduklarını söyledi.
Bakan Mehmet Nuri Ersoy, tüm diasporalarda olduğu gibi Müslüman diasporalarda da kültürün, kimliğin ve hatta mevcudiyetin muhafazasının özellikle gençlerin kendi hikayelerini anlatabilmesine ve değerlerini hayatın her alanında görünür kılabilmesine bağlı olduğunu söyledi.
Ersoy, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birlikte iş üretebildiğimiz, ortak değerler etrafında somut eserler ve başarılar ortaya koyabildiğimiz, hayatın her alanında birbirimize güven ve dayanışma duygusuyla yaslanabildiğimiz ölçüde, dünyaya yön verecek ve geleceği şekillendirecek bir güce sahip olduğumuzu yeniden hatırlamalıyız. Tüm bu altını çizmeye gayret ettiğim konularda artık yapmamız gereken bilgiyi, tecrübeyi ve insan kaynağını birleştirmektir. Bunu başardığımız takdirde, Müslüman diasporalarımızı yaşadıkları ülkelerin ve dünyanın daha güçlü aktörleri haline getirebileceğiz. İnanıyoruz ki farklı kültürler arasında, nesiller arasında, toplumlar ve diller arasında ve tüm insanlık arasında daha önce kurulmamış ve kurulabilecek yeni ilişkiler, söylenmemiş ama söylenmesi gereken sözler ve inşa edilmesi gereken yeni köprüler var. Arzumuz, tüm bunları gerçekleştirmek ve gerçekleştirilmesine vesile olmaktır.”
Bakan Ersoy, forumun tüm İslam alemi ve dünyanın farklı coğrafyalarındaki Müslüman topluluklar için faydalı, anlamlı ve hayırlı sonuçlar doğurmasını temenni ettiğini sözlerine ekledi.
Programa, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakan Yardımcısı Musa Kulaklıkaya, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcıları Serdar Çam ve Coşkun Yılmaz, Eski Diyanet İşleri Başkanı ve Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Görmez, diplomatlar ve akademisyenler katıldı.
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
(Kaynak: AA)