⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Türkiye bu süreci daha sınırlı etkiyle atlatacaktır

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TRT Haber'de katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. İstanbul'un Beşiktaş ilçesindeki polis noktasın

📍 İstanbul
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TRT Haber'de katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. İstanbul'un Beşiktaş ilçesindeki polis noktasına yönelik terör saldırısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, söz konusu eylemi en güçlü şekilde lanetlediğini ifade etti. Yılmaz, Beşiktaş'taki saldırı anında polislerin zamanında ve etkili bir müdahale yaptığını belirterek, yaralanan polislere acil şifalar diledi. Türkiye'nin "güvenli liman" konumunda yer almasından rahatsızlık duyanlar olduğunu belirten Yılmaz, şunları kaydetti: "Türkiye'nin istikrarına kast edenler var. Yalnız bunlar hiçbir zaman bugüne kadar başarılı olamadılar, bundan sonra da olamayacaklar. Terör eylemi yapanlar kadar, bunun arka planındakileri de tabii ki dikkatle analiz etmek, tartışmak gerekiyor. Türkiye'nin istikrarına kast edenler hiçbir zaman başarılı olamayacaklar. Biz bu anlamda kolluk kuvvetlerimize gerçekten şükranlarımızı sunuyoruz. Polisimizle, tüm güvenlik güçlerimizle Türkiye her unsuruyla güvenliğini sağlamaya devam edecektir. Bu tür saldırılara karşı da gerekli cevapları vermeye devam edecektir. Hangi ad altında olursa olsun tüm terör örgütleriyle kararlı bir şekilde mücadelesini sürdürecektir. 'Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge' diyoruz. Bu hedefe ulaşmada hiçbir dış güç bizi engelleyemeyecektir." Yılmaz, ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırılarına da değinerek, bu savaşın başlamaması için Türkiye'nin çok büyük gayret sarf ettiğini ve bu kapsamda yoğun bir diplomasi yürüttüğünü söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çatışmalar başlamadan önce birçok liderle görüşerek, bu anlamda lider diplomasisi yürüttüğüne dikkati çeken Yılmaz, "Maalesef savaş başladı. Şimdi de savaşın sona ermesi için büyük bir gayret, büyük bir diplomatik çaba içindeyiz. Dışişleri Bakanımız, diğer ilgili kurumlarımız herkes sahada. Günlük olarak bütün olaylar çok yakından takip ediliyor ve bu süreçlerde Türkiye çok önemli bir rol oynuyor." ifadelerini kullandı. Yılmaz, bölgede yayılan ateşin söndürülmesi ve Türkiye'nin sınırlarını, vatandaşlarını koruma yönünde büyük bir gayret içinde olduklarını belirterek, "Bugüne kadar Türkiye'nin duruşu gerçekten çok sağlam ve doğru bir duruş. Hukuktan yana, istikrardan yana değerlerden, adaletten yana bir duruş. Hep şunun altını çiziyoruz. Savaşın hiç kimseye faydası yok. Adil bir barış ise herkes için faydalı diyoruz. İnşallah bu savaş bir an önce sona erer." diye konuştu. Müzakere masasına dönülmesi ve sorunların savaşarak değil diplomasiyle çözülmesi gerektiğine vurgu yapan Yılmaz, "Temenni ederiz ki iki tarafın bir noktada buluştuğu bir sonuç ortaya çıksın. Buna da Türkiye Cumhuriyeti olarak her zaman katkı vermeye hazır olduk, bundan sonra da hazırız. Yeter ki bölgemizdeki bu ateş sönsün ve daha istikrarlı bir yapı oluşsun." ifadelerini kullandı. Yılmaz, savaşın birçok kesimi aynı anda etkilediğini, çevresel maliyetlerin yanı sıra ekonomik maliyetler de ürettiğine dikkati çekerek, sadece bölgenin değil, küresel çapta bir etkinin söz konusu olduğunu söyledi. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasının enerji ve üretim krizini ateşlediğini, Türkiye'nin bu durumdan ne kadar etkilendiğine ilişkin soru üzerine Yılmaz, Türkiye'nin, savaşın yaşandığı döneme makro temelleri sağlam bir şekilde girdiğini ifade etti. Yılmaz, Türkiye'nin güçlü bir ekonomiye ve siyasi istikrara sahip bir ülke olduğuna vurgu yaparak, şunları kaydetti: "İlk andan itibaren hemen hızlıca tedbirler alındı. Merkez Bankamız daha ilk bu olay başlar başlamaz hafta sonuydu biliyorsunuz, birtakım kararlar açıkladı. SPK, Borsa İstanbul... İlk adımlar hemen çok hızlı bir şekilde atıldı. Daha sonra Hürmüz'le birlikte olay daha bir derinleşti. Biliyoruz ki bu savaş uzadıkça ekonomik maliyetleri artıyor, etkileri derinleşiyor. Maalesef bugün işte belli bir yere gelmiş durumda. Enerji piyasalarını çok etkiledi bu savaş. Gübre gibi temel birtakım ürünleri etkiledi. Buralarda Türkiye olarak yine çok önemli tedbirler aldık. Vatandaşımıza bir defa bu işin en az yansıması yönünde 'eşel mobil' dediğimiz sistem başta olmak üzere bütçeden de önemli fedakarlıklarla, önemli maliyetleri kamu olarak üstlenerek hem enflasyon hem de büyüme üzerinde olumsuz etkisini sınırlayıcı tedbirler aldık." Türkiye'nin ekonomik olarak savaştan sonraki döneme de hazırlık içinde olduğunu belirten Yılmaz, bölgedeki birçok ülkenin bu savaştan çok ciddi yaralar aldığına dikkati çekti. Yılmaz, Türkiye Cumhuriyeti'nin, istikrarını koruyan ve bölgedeki bu ateşin dışında kalan bir yönetim anlayışıyla bu süreci yönettiğini, kısa vadede etkileri sınırlayıcı tedbirler alırken, orta ve uzun vadede önüne çıkacak yeni imkanlara hazırlık içerisinde olduğunu söyledi. En pahalı enerjinin "olmayan enerji" olduğunu ifade eden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye çok şükür bu süreçte bir arz problemi yaşamadı. Enerji arzı problemi yaşamadı. Dünyada bazı ülkelerde karneye geçildiğini, mesai saatlerinin kısıtlandığını görüyoruz. Özellikle Hürmüz'e çok bağımlı ülkeler çok büyük sıkıntılar çekiyorlar. Bizim coğrafi konumumuz ve daha önceden aldığımız tedbirler bu anlamda arz problemi yaşamamamıza sebep oldu. Tedarik kanallarını çeşitlendirmemizin faydasını burada gördük bakın. Çeşitli ülkelerden petrol, doğal gaz tedarik eden bir ülke olmanın ne kadar büyük bir avantaj olduğunu bu olayla bir kez daha görmüş olduk. Yine yerli ve milli enerji üretiminin, belki bütün ihtiyacımızı karşılayamıyoruz, ithalatçı bir ülkeyiz ama... Karadeniz gazından Gabar petrolüne, güneş enerjisinden yenilenebilir yatırımlara varıncaya kadar, bütün bunlar Türkiye'nin yükünü azaltmış oldu. Dolayısıyla bu sürece girerken arz problemi olmayan, stokları yeterli olan bir ülke olarak tedarik sistemi çeşitli bir ülke olarak girmiş olduk." Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, bölgedeki gerilimin ve çatışma ortamının Türkiye'yi tüm dünyada olduğu gibi enerji fiyatı boyutuyla etkilediğini söyledi. Türkiye'nin "eşel mobil" sisteme geçerek vatandaşların refahı üzerinde oluşacak olumsuz etkiyi azalttığını belirten Yılmaz, "Yüzde 100 belki yapamadık ama yüzde 75 civarında bir etkiyi azaltıcı tedbir almış olduk. Bu da bütçemize bir miktar yük getiriyor. Bütçe açığımızı belki bir miktar arttırıcı etkisi olacak. Ama faydasına baktığınız zaman 'buna değer' diye düşündük ve bir şekilde bu sonuçlanacak, belli bir geçici süre olacak. Bu sürede kalıcı hasar oluşturmaması adına bu sisteme geçtik." ifadelerini kullandı. Yılmaz, özellikle yakıt fiyatlarının dünyadaki risk algısına bağlı olarak günlük değiştiğine dikkati çekerek, "Bir referans gün olarak 6 Nisan'ı alacak olursak, 6 Nisan'da motorinin fiyatı 77 lira, biz eşel mobil sisteme geçmemiş olsaydık bu 94 lira olacaktı. Yani yüzde 22 daha pahalıya vatandaşımız bunu tüketmiş olacaktı." şeklinde konuştu. Şu an tüm dünyada büyümenin aşağı, enflasyonun ise yukarı yönlü seyrettiğini belirten Yılmaz, "Savaşın ne kadar süreceği ve kapsamının, yayılımının ne olacağı etkileri belirleyecek. Enflasyon konusunda şunu söyleyebilirim. Mayıs ayında Merkez Bankamız enflasyonla ilgili raporunu yayımlayacak, değerlendirmesini yapacak. Orada enflasyon etkisini daha net görmüş olacağız." dedi. Yılmaz, Türkiye'nin ekonomik anlamda ana politika çerçevesini değiştirmeyeceğini belirterek, çatışmanın belli kalemlerde oluşturacağı sınırlı etkileri de kendi limitleri içinde yöneteceklerini anlattı. Orta Vadeli Program'ın dinamik bir program olduğunu dile getiren Yılmaz, eylül ayında rutin bir güncelleme yapacaklarını, bunu da kamuoyu ile paylaşacaklarını ifade etti. Yılmaz, Türkiye'nin dirençli ve sağlam bir ekonominin yanı sıra siyasi bir istikrara da sahip olduğunu vurgulayarak, "Tecrübeli, güçlü bir liderliğimiz var. Dolayısıyla bütün bu şartları dikkate aldığınızda dünyadaki birçok ülkeye göre Türkiye bu süreci daha sınırlı etkiyle atlatacaktır diye inanıyorum." dedi. Merkez Bankası'nın altın rezervleri ve satış miktarına ilişkin de bilgi veren Yılmaz, yaşanan çatışmalar sonrasında birçok Merkez Bankası'nın altını likide dönüştürme eğilimine girdiğini belirtti. Yılmaz, altın rezervlerinin böyle günler için var olduğunu, sıkıntılı anlarda likit akışının sağlanması için kullanıldığını belirterek, "Merkez Bankamız yapmasa garipsenmesi gerekirdi. Bu tür olağanüstü koşullarda elbette tedbirler almak durumundasınız. Yıllardır biriktirdiğiniz birtakım imkanları burada değerlendirmek durumundasınız. Bunun için o maliyete katlanıyoruz zaten. Dolayısıyla bizim Merkez Bankamız da başından itibaren çok aktif bir politika izledi ve özellikle altın rezervlerinin bir kısmını değerlendirerek, döviz pozisyonundaki likiditesini artırmış oldu." ifadelerini kullandı. Merkez Bankası'nın altın rezervinin dünya ortalaması üzerinde olduğuna dikkati çeken Yılmaz, "Mesela 2016'da 377 ton altınımız varmış ve 14 milyar dolar değerindeymiş. 27 Mart itibarıyla 702 ton altına çıkmışız, bu da 100 milyar dolar değerinde. Bu süreçte altın fiyatları da çok arttı biliyorsunuz. Bu da bize bir güç vermiş oldu. Son dönemde bir miktar düştü ama daha uzun vadeli baktığınızda ciddi anlamda bir artış da yaşanmış oldu. Bu da rezerv pozisyonumuzu güçlendirdi." şeklinde konuştu. Yılmaz, Türkiye'nin birçok ülke ekonomisinin aksine büyümesini sürdürdüğünü, savaştan etkilense bile yine olumlu yönde büyümeye devam edeceğini söyledi. Türkiye'nin özellikle savunma sanayisi alanında yaptığı atılımlara da değinen Yılmaz, son 23 yılda Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde bir devrim yaşandığını belirtti. Yılmaz, yüzde 80 dışa bağımlı olan bir savunma sanayisinden yüzde 80'in üzerinde yerli ve milli bir savunma sanayisine gelindiğini vurgulayarak, üretilen katma değeri yüksek ürünler sayesinde ülke ekonomisine de çok büyük katkı sağlandığını kaydetti. Savunma sanayi ihracatında geçen yıl 10,5 milyar dolara ulaşıldığını hatırlatan Yılmaz, bu sayede ilk kez 10 milyar dolar hedefinin aşıldığını söyledi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Türkiye'nin özellikle savunma sanayi alanında çok önemli bir konuma yerleştiğini ifade etti. Avrupa bakın bu Ukrayna-Rusya savaşından çok büyük dersler çıkardı. Amerika ile ilişkilerinde de biliyorsunuz artık yeni bir çerçeve var. Dolayısıyla artık herkes kendi gücünü geliştirme ihtiyacı hissediyor. Orada da yine Türkiye'nin stratejik önemini çok daha iyi görmeye başlıyorlar. Henüz bunun daha güçlü emareleri ortaya çıkacaktır diye inanıyorum. Ama özellikle politika çevrelerinde, politika yapıcılarda Türkiye'nin bu öneminin çok daha güçlü şekilde algılandığını görüyoruz. Bu dönem güvenlik mimarisinde çok daha etkili bir rol oynayacak. Dünyada istikrar her zaman önemli tabii ama dünyanın istikrarsızlaştığı bir dönemde siz kendi istikrarınızı koruduğunuzda, güvenli liman vasfınızı güçlendirdiğinizde, gelecek sermaye için hem de nitelikli insan için bu güvenli liman vasfı, istikrarlı ülke olma, iyi yönetilen bir ülke olma vasfı çok çok kıymetli diye düşünüyorum. İşte orta vade derken biraz bunu kastettim az önce. Orta vadede bunun etkilerini çok daha fazla göreceğiz. İşte İstanbul Finans Merkezi bağlamında da, ticaret bağlamında da, diğer bir takım yatırımlarda da bunları doğrudan yatırımlarda da göreceğiz. Bu yönde de ciddi bir hazırlık içindeyiz. Bazı yeni düzenlemeler, bazı yeni çerçeveler oluşturma hazırlığı içindeyiz. Bunlarla birlikte hem bu istikrarlı, güvenli liman olmamız hem de yeni yapacağımız bazı düzenlemeler, atacağımız adımlarla. Hayatta kalmamız, yaşamamız için elbette gıda ve tarım da çok önemli. Tam da bu savaş döneminde Hürmüz Boğazı'nın da bu şekilde kapatılması ve bir düğüm olması nedeniyle de işte fiyatlarda artış, arz sıkıntısı, gıdada bir sorun olabilir mi gibi bütün ülkeleri bir telaş sarmış durumda. Peki biz ülkemize yine bakalım, dönelim. Güvenli Liman Türkiye'de bu durum nasıl? Tahıl stoklarımız iyi durumda. Gübre boyutu itibarıyla de bir arz problemi yaşamadık. Çünkü yine stoklarımızı koruduk. Hemen hızlı bir şekilde ithalat konusundaki gümrük vergilerini düşürdük. Yani dünyadan gübre akışını kolaylaştırıcı tedbirleri aldık. Bir taraftan da ihracatı yasakladık. Hızlıca aksiyon aldılar. Diğer yandan bu yıl biraz daha şanslı bir dönemdeyiz. Geçen yıl maalesef tarımda çok olumsuz bir yıl oldu. Yağışlar çok iyi gidiyor. Gıda üretimi noktasında bunun etkilerini özellikle yaz döneminde daha fazla görmüş olacağız. Gıda fiyatları üzerinde etkisini de görmüş olacağız. Aynı gelişme enerjiyi de etkileyecek. Bizim hidroelektrik santrallerimiz var. Geçen sene onlardan çok istifade edemedik. Hidroelektrik anlamında da şanslı bir yılımız olacak. O da tam bu krizde bizim için çok olumlu bir etki oluşturacak diye inanıyorum. Dolayısıyla tarım sektörü bizim için stratejik bir sektör. Çok önemli görüyoruz. Gıda güvenliği az önce bahsettiniz. Öyle anlar yaşadı ki dünya pandemide de bunu gördük. Paranızla dahi gidip gıda bulamadığınız dönemler olabiliyor. Dolayısıyla bu konulara büyük önem veriyoruz. Dünyada dediğimiz gibi en fazla etkilenecek alanlardan biri gıda olacak. Türkiye olarak biz kendi ihtiyaçlarımızı dikkate alıyoruz. Yeni yönetim sistemimizin çok önemli avantajlar sağladığını söyleyebilirim. Türkiye'nin bu anlamda da geldiği, bugüne kadar son 23 yılda izlediği politikaların faydalarını görüyoruz. Turizmi çeşitlendirmemiz, sadece deniz-kum turizmi değil, kültürden, gastronomiye turizmi, kaynak ülkelerin sayısını arttırmamız, bütün bunlar bu süreçte. Turizm sektörünün ve reel sektörünün yanındayız. Turizmde de Körfez'den gelen turizm, İran'dan gelen turizm etkilenecek. Kısa vadeli ama hızla telafi etkici adımlar atmıştık. Aynı anlayış içinde turizmle ilgili de tedbirlerimizi alıyoruz. Ama genel anlamda dünyada turizmin etkileneceğini yine bizde de belli oranda bazı etkilerin görülebileceğini söyleyebiliriz. İlk defa orta vadeli programımızda bu konuyla ilgili kapsamlı bir politika setini ortaya koyduk. En başında gelen iş üretim kültürü. İlkokuldan başlayarak üretim kültürünü yaygınlaştırmak. İşkur'un çok önemli bir programı var. Güç programı dediğimiz gençlerin üretim çağı. Çok ciddi teşviklerle mesleki eğitimler, stajlara, iş deneyimi kazanmaya gençlerimizi yönlendirici bir programı hayata geçiriyoruz. Bir yandan da kadınlar çok önemli. Kadınların iş gücü piyasasına girmesi çok önemli. Seferberlik başlatmış durumdayız. Sayın Cumhurbaşkanımızın bir genelgesi oldu bütün kurumlarımıza. Hem kamuda hem özel sektörde bu bakım işlerini geliştirmek istiyoruz. Bir son tedbirimiz de yeni çalışma modelleri. Üretim kapasitesini arttırmak, korumak adına da teşvikler var. Teşvik paketleri var, krediler var. Yani yeter ki üretin, yeter ki sahada siz var olun, biz de devlet olarak sizin arkanızda duracağız, sizi destekleyeceğiz denilen adımlar var, atılımlar var. Yatırımın önündeki engellemeleri, bürokrasiyi nasıl azaltırız, yatırım ortamını nasıl iyileştiririz, bütün bu yönde tartışmalarla tedbirler, eylem planımız var, onu hayata geçiriyoruz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız bu konuda önemli inisiyatifler, hem yerel kalkınmaya dönük, hem teknoloji hamlemize dönük, hem de büyük ölçekli olarak seçici kredi programları kanalıyla da reel ekonomiyi destekliyoruz. Neler yapıyoruz? İşte çiftçilerimizin mesela faiz yükünün yarısını kamu olarak biz yükleniyoruz. Esnafımızda çiftçilerde yüzde 70'e varan oranda, esnafımızda yüzde 50'ye varan oranlarda bu faiz yükünü kamu olarak biz üstleniyoruz. Özellikle bu emek yoğun sektörler için istihdamı da desteklemek için bunu yapıyoruz. Ayrıca son dönemde yine yeni tedbirler aldık. Kobi'lere dönüp 100 milyar liranın yine istihdamını koruyan işletmelere bir kredi paketi oluşturduk. Şunu söylemeye çalışıyorum. Bir taraftan makro istikrarı güçlendirip maliyetleri düşürmeye, belirsizlikleri azaltmaya, yatırım ortamını iyileştirmeye çalışırken yatırımı, ihracatı, destekleyici, seçici kredi programlarını hayata geçiriyoruz. Bunu önümüzdeki dönemde de kararlı bir şekilde devam ettireceğiz. Türkiye'nin bu istikrarlı duruşu, güvenli liman oluşu, dünyada da elbette bir yankı buluyor, bir karşılık buluyor. Gittiğimiz toplantılarda, ziyaret ettiğimiz ülkelerde de bunu görüyoruz. Türkiye'ye bakışın nasıl iyileştiğini görüyoruz. Bunun yansımalarından biri de doğrudan yatırımlar. Geçen yıl gelen uluslararası sermayenin de nitelikli olduğunun altını çizmek isterim. İmalat sanayiine, işte ticarete, bir takım üretim alanlarına geldiğini görüyoruz. Yani gayrimenkulden ziyade böyle daha üretken alanlara gelen bir sermaye akışı yatırımların olmasını, belli firmaların, bölgesel ofislerinin Türkiye'ye kaymasını bekliyoruz. Bu yönde de kolaylaştırıcı bir takım adımlar atacağız. Bölgemizdeki savaş, yaşanan gelişmeler, Terörsüz Türkiye'nin ne kadar isabetli ve öngörülü bir inisiyatif olduğunu herhalde hepimize daha iyi gösterdi. Bölgemiz üzerinde emperyalist bir takım hesapların, tuzakların kurulduğu bir dönemde iç cephemizi güçlendirdik. Bu da önemli bir tecrübe. Keşke her alanda böyle, birçok alanda daha doğrusu böyle olsa. Siyasi rekabeti anlıyoruz ama yeri geldiğinde bütün partilerin milli konularda ülkemizin bekasını, geleceğini ilgilendiren konularda bir araya gelebilmeleri, konuşabilmeleri, ortak tavır sergileyebilmeleri çok kıymetli. Bir taraftan da bunun çeşitli düzenlemelerle sağlıklı bir şekilde yürümesi. Bu noktada da yine en büyük görev tabii ki Meclisimizin takdirinde olan hususta. Ancak burada hep altını çiziyoruz. Elbette sahada belli mekanizmalarla bu süreçten sahadaki gelişmeler izlenecek ve belli mekanizmalarla teyit edilecek. Dolayısıyla bu teyit mekanizmalarla birlikte de bu düzenlemeler gündeme gelmiş olacak. Sayın Devlet Bahçeli çok önemli, ezber bozan çıkışlarıyla bu ortamı destekleyici çok önemli inisiyatifler geliştirdi. Dolayısıyla bugün geldiğimiz noktada önemli bir aşamadayız. Temenni ederiz ki bu en kısa sürede tamamlansın. Sayın Cumhurbaşkanımız adına ben birçok toplantıya katıldım. Avrupa liderler düzeyinde bu Gönüllüler Koalisyonu diye bir yapı var. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı bağlamında istişarelerin yapıldığı bir platform. Bir taraftan da Avrupa güvenliğinin tartışıldığı bir platform. Aynı anda konuşabilmesinin ne kadar önemli bir siyasi duruş olduğunu şimdi Avrupalı liderler de çok takdir ediyorlar. Ve onlar da nasıl biz de aynı şeyi yapabiliriz diye arayış içinde olanlar var. Dolayısıyla Türkiye sadece bir olayda değil, bütün bu kriz bölgelerinde, bütün bu jeopolitik gerilimlerde ayakları yere basan politikalarla, somut sonuçlar üretecek bir politika yürütüyor. Bütün taraflarla konuşabiliyor olmak, bütün tarafların güvenini kazanmış olmak çok kıymetli gerçekten. Sayın Cumhurbaşkanımız burada büyük bir liderlik gösteriyor. Şu anda dünyanın en tecrübeli liderleri arasında. Liderlik her zaman önemlidir. Liderler her zaman önemlidir. Ama özellikle fırtınalı dönemlerde, kaosun, kargaşanın, çatışmanın, gerilimin olduğu dönemlerde dirayetli, tecrübeli liderlik bir kat daha önemlidir. Ülkemiz için bir şans olduğu gibi bölgemiz ve dünyadaki istikrar adına da gerçekten bir şans. Bunu sadece Orta Doğu'da görmüyoruz. Ukrayna-Rusya bağlamında da görüyoruz. Daha işte geçtiğimiz günlerde Sayın Putin'le çok kapsamlı bir görüşmesi oldu telefonda Sayın Cumhurbaşkanımızın. Sayın Zelenski'yi Türkiye'de ağırladık. Dışişleri Bakanımızla birlikte Suriye'ye, önemli diplomatik açılımlar ve tüm dünyanın da dikkatini çekici hakikaten tutumlar. Şunu son olarak söyleyeyim. Türkiye olarak bizim pozisyonumuz çok net. Türkiye istikrar üreten bir merkez artık. Bir istikrar merkezi. Barıştan yana, diplomasiden yana, müzakereden yana, işte dünya beşten büyüktür diyordu ya Cumhurbaşkanımız, adaletten yana. Birleşmiş Milletler'in reformu değil, daha adaletli bir küresel, ekonomik ve siyasi düzen arayan öncü ülkeler arasında Türkiye ve bu tüm dünyaya katkı sunuyor. Soykırım gerçeği de ortadayken yine insanlık dışı eylemlerine devam ediyor. Gazze'de devam ediyor. Batı Şeria'da devam ediyor. Lübnan'ı, bağımsız egemen bir devleti şu anda işgal etme noktasında ve bir milyondan fazla insanı evsiz yurtsuz bırakmış durumda. Diğer yandan az önce bahsettiğimiz gibi Mescid-i Aksa'yı bayram namazında bile kapatan bir anlayış görüyoruz. Yine bu çıkarılan son kanunlarla birlikte hiçbir şekilde o insani hukuk anlamında, uluslararası hukuk anlamında hiçbir şekilde kabul edilemez tavırlar ortaya koyduğunu görüyoruz. Bunlar tabii belki kısa vadede bir güç gösterisi gibi görülebilir ama ben bunun sonuçta bunların yapacağına inanıyorum. Bu kadar zulmü, bu kadar hukuk dışılığı, bu kadar adaletsizliği insanlar insanlık kaldıramaz diye inanıyorum. Dolayısıyla buna mutlaka insanlığın bir dip dalgayla tepkisini hep birlikte göreceğiz diye inanıyorum. Burada biz az önce bahsettiğimiz gibi Sayın Cumhurbaşkanımız hakikati cesur bir şekilde ortaya koyan, her türlü girişimi, diplomatik girişimi yapan bir liderle karşı karşıyayız. Biz diyoruz ki Türkiye olarak hem güçlü olacağız hem haklı olacağız. Elbette güçlü olacağız, caydırıcı olacağız ama aynı zamanda hukuk içinde olacağız, adaleti gözeteceğiz, insani değerleri gözeteceğiz. Bunu yapmayan İsrail yönetimi sadece hukuku çiğnemiyor aslında. Kudüs'ün ruhuna, Hazreti İbrahim'in mirasına da ihanet ediyor. Kudüs dediğimiz yapı sadece bir dine ait değil. Orada Yahudiliğin de, Hristiyanlığın da, Müslümanlığın da kutsal mekanları var, ibadet mekanları var. Bir şekilde buradan siyasi rannlar devşirebilir ama bunun kalıcı olumsuz etkilerini maalesef tüm insanlık yaşayacak ama ben insanlık ittifakına inanıyorum. Bir şekilde bunu da görüyoruz.Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere hepimiz bu gayret içindeyiz. İnşallah Kudüs'ün de huzura kavuştuğu, barışa kavuştuğu günleri de hep birlikte görürüz. (Kaynak: TRT)