Doğu Akdeniz’de çanlar kimin için çalıyor? GKRY-Fransa ittifakının perde arkası
Yakın Doğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Işıksal, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Fransa ile kurduğu ittifakın
Yakın Doğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Işıksal, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Fransa ile kurduğu ittifakın ne anlama geldiğini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa Birliği’nin (AB) gayri resmi zirvesi kapsamında 24 Nisan günü Güney Kıbrıs’a giderek Rum lider Nikos Hristodulidis ile bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından iki ülke arasında Kuvvetler Statüsü Anlaşması'nın (SOFA) haziran ayında imzalanacağını duyuruldu. Böylelikle, Fransız askerlerinin Kıbrıs Adası'nda konuşlandırılacağı ve Fransa’nın Ada’yı askeri operasyonları için kullanacağı da resmi olarak açıklanmış oldu. Bu anlaşmayla birlikte GKRY ile Fransa arasında ortak askeri; tatbikat, sanayi işbirliği, malzeme alımı, teknoloji paylaşımı ve eğitim faaliyetlerini de içeren bir ittifak kurulmuş oldu.
Bu gelişme, bir yandan Rum tarafının iç ve dış politikasının temelini ve milli kimliğin en büyük "tutkalını" oluşturan Türk düşmanlığının en son tezahürü olarak kayıtlara geçerken diğer yandan da Fransa’nın emperyalist zihniyetinin yeniden ortaya çıkması dikkati çekti.
Detaylara gelecek olursak, hatırlanacağı üzere 2025'te Rum lider Hristodulidis, eski Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ve garantör ülkelerin dışişleri bakanlarının katılımıyla yapılan gayrı-resmi zirve öncesi New York'ta katıldığı Amerika Kıbrıs Rum Örgütleri Federasyonu toplantısında tarihi bir itirafta bulunmuştu. Hristodulidis, "Gerçekçiyiz ve uluslararası hukuka güvenerek ‘vatanımızı’ kurtaramayacağımızı çok iyi biliyoruz. Bundan dolayı Rum tarafının çıkarlarını güçlü devletlerin çıkarlarıyla örtüştürüyoruz.” sözleriyle bu ittifakın nedenini en açık şekilde ifşa etmişti.
Nikos Hristodulidis’in Rum tarafının lideri seçilmesiyle birlikte GKRY-ABD-İsrail ilişkileri olağanüstü bir hızla, farklı bir seviyeye taşındı. ABD yönetiminin Güney Kıbrıs’a 35 yıldır uyguladığı silah ambargosunu 2022’de kaldırması, İsrail’in de dahil olduğu ortak tatbikatlar ve askeri anlaşmalar ile GKRY’nin İsrail’den Demir Kubbe hava savunma sistemleri tedarik etme çabaları bu süreci derinleştirdi. Bu gelişmeler, Rum tarafını Batı’nın bölgedeki stratejik planlarına bağlayan ancak karar mekanizmasında söz sahibi olmayan bir figürana çevirdi.
Özellikle soykırımcı İsrail yönetimiyle kurulan stratejik ortaklık, GKRY'yi İsrail’in Orta Doğu'daki kanlı askeri operasyonlarının ve planlarının lojistik üssü ve suç ortağı haline getirdi. Daha da vahim olanı, Rum yönetiminin Larnaka ve Baf havalimanlarının güvenliğini İsrail istihbaratına teslim etmesiyle birlikte Rum muhalefeti ve basını egemenliklerinin İsrail’e devredildiğini yüksek tondan seslendirmeye başladı.
GKRY açısından bakıldığında bu ittifakın en temel amacı, KKTC ve Kıbrıs Türk halkını yok sayarak, Ada’da yeni oldubittiler yaratmak suretiyle Rum egemenliğini sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti" adı altında Kuzey Kıbrıs’a yaymaktır. Hristodulidis’in KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a yanıt olarak dile getirdiği "Ada'daki tek egemen devlet olarak bu tür antlaşmalara devam edecekleri ve kendisinin müzakerelere bir yandan GKRY'nin lideri, diğer yandan da ‘Kıbrıs Cumhuriyeti başkanı’ olarak iki farklı sıfatla katıldığı" söylemi, yoruma yer bırakmayacak şekilde Rum tarafının resmi duruşunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu ifade, bugüne kadar en azından müzakere masasında eşit görülen Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının bundan sonraki olası müzakere süreçlerinde Rum liderliği tarafından artık eşit görülmeyeceğinin itirafı olması açısından da tarihi bir önem arz etmektedir.
Fransa açısından bakıldığında ise genel anlamda dört stratejik hedeften söz edebiliriz. KKTC'nin de yer aldığı Kıbrıs Adası; coğrafi konumu, enerji kaynaklarının uluslararası pazarlara geçiş güzergahları üzerinde bulunması ve bölgesel güvenlik açısından eşsiz jeo-stratejik öneme sahiptir. Bu bağlamda, Fransa ve diğer emperyalist ülkelerin Kıbrıs Adası'na konuşlanması bu amacın Doğu Akdeniz’deki nirvanası olarak adlandırılabilir. İkinci olarak, Fransa için GKRY, askeri teçhizat satımı için yeni, zayıf ve bağımlı bir pazar olarak iştah kabartmaktadır. Üçüncü olarak, Fransa’nın geçmişte kolonisi olan Lübnan ve Suriye’deki siyasi ve ekonomik çıkarlarını "yakından" korumak için Kıbrıs’ta bir üsse sahip olması bulunmaz bir fırsattır.
Son olarak da, özellikle son dönemlerde Türkiye’nin Akdeniz ve Afrika’da artan gücüne ve Fransa’nın Afrika’daki neo-kolonyalist politikalarına karşı ciddi bir engel olarak gördüğü Türkiye’ye karşı böyle bir hamlede bulunmak ve Türkiye ve KKTC’yi bölgenin enerji denkleminin dışında bırakmak, Fransa’nın amaçlarından biridir. Bu ittifakın en kaygı verici yanı da budur. İki ülkenin de bölgesel enerji denklemini kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirme isteği ve Kıbrıs Türk halkının Ada'nın doğal kaynakları üzerindeki haklarına karşı yapılacak fiili askeri müdahaleler, hiç kuşkusuz ağır sonuçlar doğurabilecek bir adım olacaktır.
Sonuç olarak, Kıbrıs’ta en son arzu edilen şey gerginliğin tırmanması, Ada’nın bir cephaneliğe dönmesi, Ada’nın büyük güç rekabetinin ve çatışmaların parçası haline getirilmesi ve bütün bunların bir sonucu olarak da Ada’da yan yana yaşayan her iki taraf için de hayati önem taşıyan turizm, yükseköğrenim ve yatırım sektörlerinin bu krizlerden etkilenmesidir. Rum tarafının KKTC ve Türkiye’ye karşı yaptığı silahlanma ve askeri ittifak hamleleri, GKRY’yi bölgedeki sorunların önemli bir parçası haline getirmekte ve Doğu Akdeniz’de çanların kendileri için çalmasına davetiye çıkarmaktadır.
[Prof. Dr. Hüseyin Işıksal, Yakın Doğu Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]
* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
(Kaynak: AA)