DOSYA: Yedi İklim Dört Köşede Türkçenin Serüveni
Anadolu Ajansının (AA) "Yedi İklim Dört Köşede Türkçenin Serüveni" başlıklı dosya haberleri kapsamında, Yunus Emre'den Oğuz Atay'a, Mehmet Akif Ersoy'dan Ahmet
Anadolu Ajansının (AA) "Yedi İklim Dört Köşede Türkçenin Serüveni" başlıklı dosya haberleri kapsamında, Yunus Emre'den Oğuz Atay'a, Mehmet Akif Ersoy'dan Ahmet Hamdi Tanpınar'a, Sait Faik Sait Faik Abasıyanık'tan Cahit Zarifoğlu'na Türk edebiyatına yön veren şair ve yazarlar, akademisyen, eleştirmen ve edebiyatçıların değerlendirmeleriyle ele alındı.
"Kış Bilgisi", "Kalbin Kararı", "Belki de Üzülmeliyiz", "Hikayem Ne Tuhaftır: Ebu'l-Hasan eş-Şüşteri ve Tasavvuf Anlayışı" adlı eserlere imza atan Medeniyet Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Murat, Türkçenin önemli temsilcilerinden Yunus Emre'ye ilişkin değerlendirmede bulundu.
Murat, Yunus'un şiirlerinde görülen basitlik ve sadeliğin iki temel hususiyete dayandığını dile getirerek, "Sehl-i mümteni, imkansız olan demektir. Yunus'ta imkansız gibi görünen kolaylıkla dile gelir. Bu anlamda söz konusu iki husustan birisi yalınlıktır. Yalınlık, onun döneminde yaşayan, kitabi olmayan bir Türkçenin bütün imkanlarıyla kullanılması ile ortaya çıkan bir anlaşılırlığı anlatmaktadır. 'Yunus, sade bir dile sahiptir.' derken biz, 'O, 14. yüzyılın başında yazdı ama ben yazdıklarını bugün anlıyorum.' demek istiyoruz." şeklinde konuştu.
"İronik Yaşamda Sonsuza Yürüyen Kahraman: Nasreddin Hoca", "Atilla Destanı'nda Metinlerarasılık: Kültürel Bellekte Simge Düzeyleri" ve "Billur Köşk Masalları" kitaplarının yazarı, Fırat Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ebru Şenocak, Türkçenin önemli temsilcilerinden Karacaoğlan üzerine AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Şenocak, Karacaoğlan'ın Türkçenin imkanlarını kullanarak dilin gelişimine önemli bir katkıda bulunduğunu vurgulayarak, "Esma Şimşek'in belirttiği gibi, başta Karacaoğlan ve Aşık Veysel olmak üzere, halk şairlerinin büyük bir kısmı Türkçeyi en güzel haliyle, sade ve anlaşılır bir şekilde kullanırken unutulmaya terkedilmiş bazı kelimelerin günümüze taşınmasını sağlamış, sağlıklı bir Türkçenin gelişmesinde etkili olmuşlardır. Karacaoğlan, sevgilinin güzelliğini ve ona olan aşkını Türkçenin ifade gücündeki zenginlikle anlatırken yerine göre, bölge ağzını ve Türkçeleşmiş Türkçeyi de ihmal etmemiştir." diye konuştu.
"Limmi'de Sürgün Bir Veli", "Divan-ı İlahiyat" ve "Yunus Emre Yorumları"nın yanı sıra bir çok esere imza atan Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Tatçı, Türkçenin önemli isimlerinden Niyazi Mısri üzerine AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Mısri'nin "doğuştan hüzünlü" bir mizaca sahip olduğuna işaret eden Tatçı, "Bütün şair ve yazarlar, yazdıkları ve ortaya koydukları ürünlerle, hayatlarıyla, iç dünyalarındaki gerilimlere dair bizlere önemli bilgiler vermişlerdir. Bunlardan bazıları gerçekten de her manada mustarip, hüzünlü bir kişiliğe sahiptirler. Niyazi Mısri de bunlardan birisidir. Doğduğu ev, tabiri caizse, 'beytü'l hazan' (hüzün evi) gibidir. Onun gönül dünyası da bir hüzün evidir. O bu durumu şiirinde şöyle anlatır; 'Dışın içe hayalatı, için dışa zuhuratı/Birinden ol birine tuhfeler her-bar olur peyda'. Mısri, içindeki yangının aşkın peşinden giden Malatya'nın gönül çocuğudur." dedi.
"Divan Şiirinde Mitolojik Unsurlar", "Divan Şairi de Okur'du", "Sizin Ömrünüz Kaç Saniye?" kitaplarını kaleme alan, Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dursun Ali Tokel, Türkçenin önemli temsilcilerinden Nasrettin Hoca ile ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Tokel, Nasrettin Hoca ve ona benzer figürlerin sadece kendi zamanında yaşayan insanların değil, onu okuyanların da çağlar boyunca sözcüsü olduğunu vurgulayarak, "Onlar, geniş kitlelerin derin duygularının, hayallerinin, sevgi ve nefretlerinin, beklenti ve arzularının tercümanı olmuştur, olmaya da devam etmektedir. İnsanlar bu bilge tercümanlarını unutmak, unutturmak istememektedir. Zira onların unutulmasıyla sanki kendisi de sessiz ve haykırmasız kalacak gibidir. Nasrettin Hoca ve benzeri büyük bilgeler, asırlar boyunca gönüllerde ve dillerde taşınır ve yaşayanlar da onu hala bir sözcü gibi tedavülde tutmaya devam eder." ifadelerini kullandı.
"Şeytanın Günlüksüz Irgadı", "İmtiyaz Sahibi", "Parmak ile Boyanmış" adlı eserleri kaleme alan şair ve yazar Celal Fedai, Türkçenin önemli temsilcilerinden Mehmet Akif Ersoy üzerine AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Mehmet Akif çağından söz etmenin mümkün olduğunu dile getiren Fedai, "Akif'in poetik ve politik açıdan yoğun bir faaliyeti var. Abdülhamid'e muarızlığı, dönemindekilerden farklı nedenlerden kaynaklanıyor. İttihat ve Terakki'ye yakınlığı da öyle. Onun meselesi, milletin varlığının yaşanan zamanda ne olacağıdır. Bu uğurda Berlin'e gidiyor. Dönüyor Hicaz yoluna koyuluyor. Çanakkale Savaşı olurken en yakınındakiler bile bu savaşı onun kadar derinden duymamıştır. Milli Mücadele'de de bu durum değişmemiştir. Aslında mizacı çok içli lakin milletinin maruz kaldığı şartlar onu büyük bir politik tutum içinde olmaya zorlar. Sanatçılar genellikle politik tutum takınsalar da politikayı iyi okuyamaz. Akif için ise durum böyle değil. O akılcı ve gerçekçidir. Bu yüzden de meseleleri olanca açıklığıyla görebilmiştir." açıklamasını yaptı.
"Karşı Roman", "İstanbul'un Sakinleri" ve "Sur Kenti Hikayeleri" adlı kitapları kaleme alan şair ve yazar Ali Ayçil, Türkçenin önemli temsilcilerinden Nazım Hikmet ile ilgili AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Şairin, Türkçeyi en temiz haliyle kullanmak söz konusu olduğunda, tarihsel olarak Yunus Emre ile de ilişkilendirilebileceğine işaret eden Ayçil, "Farklı biçimlerde belirse de, hümanizmaları olan bu iki ozan, tarihin çok uzak ve kırılmaya pek müsait dönemlerinde zamanı Türkçe terennüm ve tefsire yönelmiştir. 'Yetmiş iki millete' seslenmek, modern Türk şiirinin belli kaygılardan ötürü yüklenmeye pek de yanaşmadığı bir durumdur. Nasıl ki İkinci Yeni şiirini, Türkçenin yeni zamanları sezmesinin ve ön almasının başarılı bir atağı olarak görüyorsak, Nazım Hikmet şiirini de dilimizin dünyanın dönüşümünü anlama ve yorumlama becerisinin başarılı bir atağı olarak değerlendirebiliriz. Bu bağlamda bir Yesevi-Yunus-Nazım çizgisinden bahsedilebilir." açıklamasını yaptı.
"Şaman ve Tengri", "Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Türkiyatın Seyri, Şarkiyatçılığın Menzili", "Göbeğini Kaşıyan Adam'ın Psikanalizi", "Evrensel ve Komşu" adlı kitaplara imza atan Ahmet Demirhan, Türk edebiyatının önemli isimlerinden Necip Fazıl Kısakürek üzerine AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Kısakürek'in şiirinin Türk şiiri içinde metafizik şiir kategorisine sokulduğunu aktaran Demirhan, "Bu özellikle Necip Fazıl şiirini sevenlerce de benimsenmiştir. Bu aslında, modern Türk düşüncesinin, neredeyse felsefeye denk bir yer tutacak denli, Türk şiiri üzerinden ilerlediği iddiasının başka bir yansıması. Ancak bu kadarla kalmaması gereken de bir mesele. Metafizik şiir, örtük bir biçimde siyasi bir iddiayı kapsar ancak mefhumu muhalifiyle düşündüğümüzde artık pozitivist bir çağda geriden gelen bir dünya görüşünün temsilcisi gibi de sunulur. Üstelik metafizik en azından pozitivizm kadar yüklü bir kavramdır ve bence söz konusu siyasi iddia için en az pozitivizm kadar anlamsızdır. 'Pozitivizmin Türkiye'ye girişi' kadar 'Metafiziğin Türkiye'ye girişi' konulu bir şeyler yazılsa yeridir. Bırakın modern Türk şiirinde, Fuzuli veya Baki'de dahi metafiziksel bir şeyler olduğunu düşünmüyorum. Şiir için fert ve onun içinde bulunduğu dünyayı algılama ve sunma tarzı diğer edebi türlerden, özellikle modern roman ya da öyküden daha ağırlıklı yer bulur." açıklamasını yaptı.
"Ordu ve Siyaset: 27 Mayıs-12 Mart", "Türk Düşünce Dünyasında Yol İzleri", "Türk Düşünce Dünyasının Bunalımı: Görüntüdeki Dinamizmin Gölgelediği Tıkanıklık", "Türk Kültür Dünyasından Portreler" ve "Bir Kemal Tahir Kitabı: Türkiye'nin Ruhunu Aramak" kitaplarına imza atan Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı, Türk edebiyatının önemli temsilcilerinden Kemal Tahir üzerine AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye'de uzun yıllardır siyasetin belirgin şekilde darlaştığını aktaran Kayalı, "Kemal Tahir'i, daralan siyasal ve düşünsel odakların kesinlikle dışında telakki edip, düşüncelerinin kendi şahsi damgasını taşıdığını düşünmek gerekiyor. Dolayısıyla 1970'li yıllarda da solu Batılılaşma'nın bir kolu olarak görmesi ve bir sistem dahilinde düşündüğünü söylemesi onun durduğu yeri tanımlamak açısından iyi bir dayanaktır. Batılılaşma ve yerlilik hakikaten problemli bir alan. Batılılaşma ve karşıtlığını sadece belli unsurlara, kavramlara indirgeyerek anlamaya çalışmak Kemal Tahir'e göre anlamlı değil." diye konuştu.
"Sanata Teoriyle Bakmak", "Kurmacanın Grameri", "Sanatın Kendiliği" kitaplarının yazarı Cemal Şakar, Türk öykücülüğünün önemli temsilcilerinden Sait Faik Abasıyanık'ın Türk edebiyatındaki yerine ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Şakar, Abasıyanık'ın beslendiği birçok yazarı "kaynakları" olarak zikrettiğini aktararak, "O kaynakları için şunları söyler; 'Hiç sistemli okumadım. Birçok, yazıcı okudum. Hepsinin tesirinde kaldım galiba ama beni kendime alıştıran Andre Gide olmuştur. Onun gibi hiç yazmadan Kafka'yı severim. Lautreamont en büyük dostumdur. Ben Prust, Jid, Dostoyevski, şu ve bu dedim. Öteki Bodler, Renbo desin. Beriki Edgar Po desin. Daha ötekiler Şekspir, Göte, Şiller desin. Kafalarımız bunlara borçlanmadıkça bizi de gelecek bir başka nesil inkar edecektir.' Burada esas üzerinde durulması gereken, 'kafalarımız bunlara borçlanmadıkça' ifadesidir ki o, bu ifadeyi başka yerde de tekrarlar. Tabir yerindeyse Sait Faik, 'yüzünden okuma'ya karşıdır. Okudukları, insanı değiştirmeli. İnsan, dünyaya başka bir gözle bakabilmelidir. O, böyle bir temas olmadıkça gelecek nesillere kalmanın mümkün olmadığını düşünür. Zaten gelecek nesillere kalanlar, güçlü eserler ortaya koyabilenler referans değeri kazanır ve onlar kendi kendilerini refere etmese de gelecek nesillerin referans kaynağı olur." açıklamasını yaptı.
"Seni Ne İhtiyarlattı?", "Ertesi Dünya", "Muhteris" ve "Kurmacanın Büyülü Sureti" kitaplarına imza atan yazar Abdullah Harmancı, Türkçenin önemli temsilcilerinden Orhan Kemal'in Türk edebiyatındaki yerine ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Abdullah Harmancı, usta yazarın herkesi kendi statüsünde ve sınıfında büyük bir inandırıcılıkla konuşturabildiğinin altını çizerek, "Orhan Kemal, bir Türkçe virtüözüdür. Halkı tanıyordu dersek ayıp olur. Zaten halktan biriydi. Muazzam bir hayat bilgisine sahipti. Realizm ve natüralizm alanındaki dünya edebiyatına ait eserleri takip etti ve bizim yerli hayatımızı bu anlatım içinde sundu." ifadelerini kullandı.
"Yahya Kemal: Eve Dönen Adam", "Kemal: Vatan Şairinin Cumhuriyetle İmtihanı", "Bozgunda Fetih Rüyası" ve "Aşk Estetiği" kitaplarına imza atan yazar Beşir Ayvazoğlu, Türk edebiyatının önemli temsilcilerinden Yahya Kemal'e ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
İstanbul üzerine düşünülünce akla ilk gelen isimlerin başında Yahya Kemal'in geldiğinin altını çizen yazar, "Yahya Kemal, İstanbul'la bütünleşmiş bir şairdir. Çağdaşı şairlerden biri onun hakkında, 'İstanbul'un sekizinci tepesi' derken hiç de mübalağa etmiyordu. Bugüne kadar hiçbir şair, İstanbul'u onun kadar hissetmiş ve sevmiş değildir. İstanbul'da yaşarken bile İstanbul hasreti çeken Yahya Kemal'in, İstanbul dışına çıktığı zamanlarda nasıl derin bir hasret duygusuyla kıvrandığını tahmin etmek zor değildir. Yahya Kemal'in İstanbul sevgisini tarif etmek için İsmail Hami Danişmend'in 'Men ta senün yanında dahi hasretem sana' mısraı kullanılabilir. Gözlerini kapar kapamaz, hülya ve rüyalarında İstanbul'u yaşamaya başlayan, mesela Varşova'da karlı bir kış gecesi kapıldığı derin Slav hüznünden hayalen Emirgan'a kaçarak kurtulan büyük şair, bütün Türk kültürünün, zevkinin, estetiğinin İstanbul'da özetlendiğini, İstanbul'un bir vatan hülasası olduğunu düşünüyordu.' değerlendirmesinde bulundu.
"Romanlar ve Babalar", "Eleştirinin Eleştirisi", "Önsözler Kitabı" ve "Roman Ne Anlatır" adlı kitaplara imza atan Balıkesir Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Narlı, Türk edebiyatının önemli isimlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar üzerine AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın edebi dilinin "özgür ve entelektüel" bir anlama sahip olduğunun altını çizen Narlı, "Onun dili geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki çatışmayı ve anlam arayışlarının, bireysel ve toplumsal kimliğinin özleri ve nitelikleri etrafındaki yarılma ve arayışlarının, tartışma, hayal, halüsinasyon, rüya biçimlerinin yükünü taşıyan bir dildir. Bu yüzden kompleksizdir. Serazat olması, zaman zaman gramerin sınırlarını sarsması da bu yüzdendir. Huzur'daki Mümtaz'a söylediği gibi, 'şuur ve benlik buhranının çocuğu' olan bir entelektüelin gerçek dili de budur." ifadelerini kullandı.
"İkinci Yeni Poetikası", "Estetik Endişe" ve "Sivil Edebiyat"ın aralarında olduğu kitaplara imza atan Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alaattin Karaca, Türk şiirinin önemli isimlerinden Turgut Uyar üzerine AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Prof. Dr. Karaca, usta şairin sahip olduğu asıl kaynağın içindeki "özge cevher" olduğunu vurgulayarak, "Hassas bir göz, bu ilk şiirleri deştiğinde, Uyar'ın ruhunu bulur. Bu ruh, doğanın berraklığıyla, masumiyetle bütünleşmiş, dingin, 'Geyikli Gece'sini henüz muhafaza eden ya da o gecede mesut uyuyan bir ruhtur. O şiirlere dikkatle bakıldığında Uyar'ın, Anadolu'nun ücra köşesinde doğanın, derelerin koynunda olduğu ve gözlerinin balıklarla ışıldadığı görünüverir ama yine de hep sonsuzluğa açılmak, bir yerlere gitmek ister. Masumiyet arayışı veya sonsuzluk özlemi, tüm cins şairlerdeki o bitmek bilmeyen azade olmak duygusu Uyar'ın ilk şiirlerini de kuşatan atmosferdir." dedi.
"Dar Vakit Günleri", "Su Terazisi" ve "Üzüm Meseli" kitaplarına imza atan şair ve yazar Mürsel Sönmez, "Yedi İklim Dört Köşede Türkçenin Serüveni" başlıklı dosya haber kapsamında Türk edebiyatının önemli temsilcilerinden Nuri Pakdil üzerine AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Sönmez, "Pakdil, 'İnsan gerçeği, her şeyim senin için.' der, 'İnsan, seni savunuyorum sana karşı.' diye ilave eder çünkü inancıyla oluşan benliği buna amirdir. İnsana ulaşmak da 'Sözcüklerle ulaşılır yarim sana' dediği gibi sözcüklerle mümkündür ve bunun gereğini yapar. Nuri Pakdil'in ortaya koyduğu tüm metinlerin ana izleği insandır, insanda tecelligah olan hakikattir çünkü insanlık Allahsızlık ağrısı çekmektedir. Bu durum yabancılaşmanın, zulmün ve sömürünün işini kolaylaştırmakta, insanlığı yok oluşa götürecek adımların önünü açmaktadır. Pakdil, sanatın, edebiyatın işlevini, 'Tanrı'ya ulaşan yoldaki engelleri kaldırmak' olarak ortaya koyar. Hal böyle olunca söyleyeceğini kimi zaman fısıltı, kimi zaman yüksek sesle söyler. Üslubunu ise şu cümlesi ele verir: 'İnsan, gizemli cümlelerle büyür.' Dahası o, muhatap aldığı bilincin sığ sularda kalmasını istemez çünkü insanı muhatap alan hakikat, insanın düşünmesini ve derinleşmesini ister. Yazdığı şiir, oyun ve özellikle denemeler, postmodern tanımına benzerlik varsa da bu metinlere postmodernden ziyade 'çağdaş bir mesnevi' demek daha doğru olacaktır." ifadelerini kullandı.
"Ağaçların Diyalektiği", "Uzak Koku", "Modern Türk Ruhunun Trajedisi" kitaplarına imza atan yazar Murat Güzel, Türk şiirinin önemli temsilcilerinden Karakoç'a ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Güzel, Karakoç'un İkinci Yeni içinde değerlendirilmeyi yeğlemediğini vurgulayarak, "Bunun sebebi ortada; İkinci Yeni içindeki kimi eğilimler, Sezai Karakoç açısından önemsizken sonradan o eğilimler bütün İkinci Yeni'yi kuşatmış ve Karakoç'un kendini bu akım içinde değerlendirmesini güçleştirmiştir. Ayrıca, Karakoç, 'Diriliş' adıyla andığımız daha geniş bir tarihsel-toplumsal projenin sahibidir. Bu itibarla Ahmet Oktay'ın deyimiyle yazınsal iktidarın dışladığı bir şair olarak Sezai Karakoç, İkinci Yeni ile anılmak istememiştir. Yine de Sezai Karakoç şiirinin İkinci Yeni ortaya çıkarken önemli olduğu da açıktır." diye konuştu.
"Modern Şiirimizin Kökleri", "Edebiyatta Bir Savaş", "Görevimiz Tehlike" ve "Türkiye Kitabı"nın arasında olduğu eserlere imza atan şair ve yazar Osman Özbahçe, Türk edebiyatının önemli isimlerinden İsmet Özel üzerine AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
İsmet Özel'in İkinci Yeni'nin sağladığı ortam içinde şiire başladığını dile getiren Özbahçe, "İsmet Özel, İkinci Yeni'yle şiire başlamış ama bununla kalmamış, Türk şiirine yeni seviyeler kazandırmıştır. Örneğin, İkinci Yeni'nin alışık olmadığı bir tarzda devrimci bir duyarlıkla hayat ve insan yorumu yapmıştır. İkinci Yeni açısından İsmet Özel için bir anlamda 'bizim gibi yazıyor ama bizim gibi değil' durumu söz konusudur. Özel, şiiri bir 'ideoloji şiiri' yapmadan 'ideoloji şiiri' yazmıştır. 1960'lı yıllarda militan bir ruhla yazdığı şiirler, aynı zamanda cesaret isteyen şiirlerdir. Anarşinin kol gezdiği, darbe sürecinin yaşandığı bir ortamda bu şiirleri yazmak ancak yürek ister. Zaten bu şiiri ondan başka kimse yazamamıştır. Bu yönüyle o, kendisine değin gelen 'toplumcu şiiri' iptal etmiştir. Özel, hayatı ve insanı daha doğrudan, daha içerden, daha reel ifadelerle yorumlamış, İkinci Yeni'den ayrışmasını tamamlamıştır. İsmet Özel şiire başladığında, artık İkinci Yeni yoktur, modern şiir vardır. Bundan sonrası şaire kalmıştır." ifadelerini kullandı.
"Kar Gibi Patiskalar", "Şehrazat Balkonda", "Duvarsız Odalar" ve "Unutulmayan"ın arasında olduğu birçok kitaba imza atan yazar ve hikayeci Cihan Aktaş, Türk edebiyatının önemli isimlerinden Mustafa Kutlu'nun edebiyat anlayışına dair değerlendirmede bulundu.
Mustafa Kutlu'nun eserlerinde yalın bir anlatımın olduğuna işaret eden Aktaş, "O kırsalı anlatsa bile şehrin uzamından yazdığını hissettirir. Şehir insanını anlatıyor olsa da taşra orada bir şekilde mevcudiyet kazanır. Sait Faik Abasıyanık'la bağı dille sınırlı değildir. O, sıklıkla şehri adım adım dolaşarak öykülerini kurar. Böyle bir bağı bize Füruzan'ın metinleri de hissettirir. Kutlu öyküleri, bir taraftan bireyin dünyasına derinden inerken aynı zamanda toplumsal meseleleri de yansıtır." diye konuştu.
"Kötü Öğretmenin El Kitabı", "Kızım Seni Şaire Vereyim mi" ve "Babam ile Mersedes" adlı kitaplara imza atan şair Hüseyin Akın, Türk şiirinin önemli isimlerinden Cahit Zarifoğlu üzerine AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Akın, şiirde her dönemin modernliğinin kendi içinde aranması gerektiğini vurgulayarak, "Bu anlamıyla Tevfik Fikret'ten Ahmet Haşim'e, Yahya Kemal'den Necip Fazıl'a kadar birçok şair, kendi zamanlarında şiirde modern atılımlar yapan isimlerdir. II. Yeni ise kendinden önceki dönemsel edebiyat akımlarından farklı olarak daha bütüncül anlamda modern olanı temsil eder. Yenilik imgesi modernlikle birlikte yol alan bir olgudur. Cahit Zarifoğlu her ne kadar II. Yeni içerisine doğmuş olmasa da bu akımın yenilikçi modern tarafını şiirinin bünyesinde taşıyan bir şairdir. Türk okuru Cahit Zarifoğlu şiiriyle ancak 1980'li yıllarda tanışabilmiş, yazdıkları hakkında sağlığında dişe dokunur nitelikte bir dosya hazırlanmamıştır. Karşıt mahfillerin İslamcı muhafazakar yaftasıyla eksik bakışa mahkum etmeye çalıştığı Sezai Karakoç, İsmet Özel ve Cahit Zarifoğlu, şiirlerinde modern imkanlardan sonuna kadar yararlandıkları gibi çağdaşlarının aksine modern şablonlardan ve çağdaş klişelerden de kendilerini korumayı bilmiştir." ifadelerini kullandı.
"Dünyanın Çekmeceleri", "Kahramanın Sonsuz Kısa Yolcuğu", "Bütün Ayrılıklar" adlı kitaplara imza atan yazar Suavi Kemal Yazgıç, "Yedi İklim Dört Köşede Türkçenin Serüveni" başlıklı dosya haberi kapsamında, Türk edebiyatının önemli temsilcilerinden Oğuz Atay üzerine AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Yazgıç, Atay'ın metinleriyle edebiyat ortamı tarafından yeterince fark edilmediğinin altını çizerek, "Oğuz Atay'ın Türk edebi kamusunu dağıttığını düşünmüyorum. Bir kuyruklu yıldız gibi geçti ve periyodunu bilmediğim bu kuyruklu yıldız, zaman zaman semalarda göründü. Bazen daha uzun kaldı bazen de -bulutlu havaya mı denk düştü bilinmez- daha az fark edildi. Oğuz Atay'ın konu edindiği karakterler büyük ölçüde zihinsel iç çatışmalar yaşar. Bu çatışmalar, birbirinden farklı zihin kodlarının aynı zihinde bir arada bulunmasından doğar. 'Doğu-Batı' çatışması, Oğuz Atay'la ilgili metinlerde en çok vurgulanan çatışmadır. Ancak bu çatışma Recaizade Mahmut Ekrem'in 'Araba Sevdası'nda olduğu kadar dışsal göstergelere indirgenmemiştir yahut Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun 'Kiralık Konak'ı gibi sosyal hayatla sınırlı değildir." diye konuştu.
"Günümüz Öyküsü", "Modern Öykü Kuramı", "Öykümüzün Sınır Taşları" ve "Doğu'nun Hikaye Kuramı" adlı kitaplara imza atan Necip Tosun, Türk edebiyatının önemli isimlerinden Rasim Özdenören üzerine AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Franz Kafka ve Albert Camus'un Özdenören'in etkilendiği isimler olduğunu söyleyen Tosun, "Kafka öykülerinde, kalıplaşmış hayatın tutarsızlığını/saçmalığını ana tema olarak ele alırken, hayatın trajikliğini hatırlatmayı, dahası, sarsıcı bir uyarıyla sorgulamayı gündeme getirir çünkü mekanikleşmiş insan bunun ayrımında değildir. Dramatik yapı, modern hayattaki insanın yalnızlığı ve açmazları Rasim Özdenören'in öykülerinin temel yapıları arasındadır. Rasim Özdenören'in ilk kitabı 'Hastalar ve Işıklar', 1950'nin varoluşçu öykü anlayışının yansımasıdır. Onun pek çok öyküsü Jean-Paul Sartre'nin 'Bulantı' ile Albert Camus'un 'Yabancı'sının ortalaması gibidir. 'Çok Sesli Bir Ölüm', 'Çarpılma', 'Çözülme' ise bu etkinin git gide azaldığı, daha doğrusu bir başka yönelime kaydığı kitaplar olur. Özellikle çok temel olayları (cinayet, ölüm vb.) flulaştırılıp bir atmosfer oluşturularak belirsizlik ve gizem içinde verilir. Camus ve Sartre'da olduğu gibi olayın olduğu andaki eylem değil de ondan sonraki durumlar, psikolojik gözlemler, bilinçaltı ve tasvirlerle aktarılır." dedi.
(Kaynak: AA)