Felaketin tanıkları ve yürekleri dağlayan hikayeler!
Girne'den Mersin'in Taşucu Limanı'na gitmek üzere önceki gün öğle saatlerinde hareket eden katamaran tipi Türk yolcu gemisi, alabora oldu. Kazada 8 kişi yaşamın
Girne'den Mersin'in Taşucu Limanı'na gitmek üzere önceki gün öğle saatlerinde hareket eden katamaran tipi Türk yolcu gemisi, alabora oldu. Kazada 8 kişi yaşamını yitirdi, 241 yolcu kurtarıldı. Kaybolan 20 yolcuyu arama çalışmaları sürerken, olayda yaşamını yitirenlerden Nisa Törer'in cenazesi, uçakla memleketi Gaziantep'e getirildi.
DHA'da yer alan habere göre kazada babası Ferdi Törer kaybolan, kardeşleri Yusuf ve Yunus Törer ise sağ kurtulan 14 yaşındaki Nisa Törer için Gaziantep Yeşilkent Mezarlığı'nda cenaze töreni düzenlendi. Cenazeye Törer’in ailesi ve akrabaları katıldı. Törer, kılınan cenaze namazının ardından gözyaşlarıyla toprağa verildi.
Nisa Törer'in kuzeni Mustafa Çan, kazaya sebep olan teknik personelin en ağır cezayı almasını isteyerek, "Dört yıl önce anneleri vefat etmişti. Babaları yıllık izinde çocuklarını alıp halasının yanına gezmeye gitmişlerdi. Ferdi Törer halen kayıp. İki çocukları var Yusuf ve Yunus, sağ olarak kurtarıldı. Suçluların cezalarını çekmesi gerekiyor, kaç ailenin ocağına ateş düşürdüler. İki çocuk şu an babasız ablasız kaldı. Cezaları hafif olmamalı. Yüreğimiz yanıyor. Bu acı artık Türkiye'nin acısı" diye konuştu.
Kayıpların arasında olan Eskişehirli 5 çocuk annesi Elmas Demir’in Kıbrıs’ta eşi Abbas Demir ile birlikte oturduğu, bir otelde temizlik görevlisi olarak çalıştığı, Türkiye’ye giriş-çıkış yapmak için gemiye bindiği belirtildi. Olay sırasında Türkiye’de bulunan Abbas Demir’in kazayı duyduktan sonra Kıbrıs’a dönüğü ifade edilirken, Elmas Demir’in Eskişehir’de yaşayan çocukları ve yakınları, gözyaşı dökerek gelecek bir haberi bekliyor.
Demir’in çocukları, gemi alabora olduğu sırada çekilen görüntüleri izlediklerini ve tesadüfen annelerini görüntülerde fark ettiklerini söyledi. Elmas Demir’in kızı Özge Demir, “Biz videoları da izledik. Çoğu kişi ‘Gemiyi geri döndürün’ diyor ama döndüren olmuyor. Üstlerinden kapıları kilitliyorlar. Hatta annemin bir tane videosu var. Yukarıdan kurtulanlar video çekmiş. Annem elini çocuğun birine uzatıyor ama kimse yardım etmiyor. Resmen yardıma muhtaç bir şekilde orada ölüme terk edilmiş bir şekildeler. Şimdiye kadar tamam, dirisi bulunmadı ama en azından ölüsünün bulunup bir mezarını sevmek istiyoruz. Ne olursunuz annemi görün, annemi bulun. Biz sizden bunu istiyoruz. Çaresiz bir durumdayız. Benim annem zaten orada. Babam orada perişan, hasta şekilde. Her gün bir televizyon karşısına geçip ağlıyor ‘Benim karımı bulun’ diye. Babamın orada, sadece dayımın oğlu var, o görüyor geminin battığını. Arayıp da ‘Gemi battı’ bu şekilde diye haber de verilmiyor babama. Kendi gidip orada çaresiz bir şekilde bekliyor. Hastaneleri gezdi, morgları gezdi. Ben annemin bulunmasını istiyorum. Tamam, dirisinden vazgeçtik ama ölüsünü bulun bize. Benim annem ucuz bir şekilde böyle ölemez. Annemizin bulunmasını istiyoruz. Ne olursunuz toprağı bari olsun. Toprağını bari sevelim. Biz onu istiyoruz. Biz artık tamam, dirisinden vazgeçtik ama ölüsünü istiyoruz. Ne olursunuz yardım edin. Ne olursunuz bulun, onu orada o şekilde bırakmayın” dedi.
Annesi Elmas Demir ile son olarak 3 gün önce konuştuğunu söyleyen Cemal Demir (36), gözyaşı dökerek, “İzledim. Annemin çığlık seslerini duydum. Yani çıkamadığını, el uzatıyorlar, elini uzatıyor ama kimsenin yardım etmediğini görüyorum. Annem bağırıyor, ‘Tut tut’ diye bağırıyor. İçine giriyor annem, resmen içine giriyor gemi batarken. Yani bu bir ihmal. Benim annem 2 gündür, 3 gündür denizin altında, çıkmıyor. Ben ne yapacağım? Biz haberini alamıyoruz. Yani denizin altında mı, sürüklendi mi onu da bilmiyoruz. Yani cesedini alacak mıyız, alamayacak mıyız, onu da bilemiyoruz. Benim annemi verin, ölüsünü istiyorum artık. Dirisini vermediniz, ölüsünü verin benim annemin. Ben annemi istiyorum” diye konuştu.
Elmas Demir’in oğlu Uğur Demir (34) ise şunları söyledi: “Yani kötü bir durum. Yaşanmayacak şey yaşandı. Dönseydi daha iyiydi. İnsanları dinleseydi daha iyiydi, bu facia yaşanmazdı. Ama dinlemediler. Resmen direkt ölüme terk ettiler. Annem suyun altında. Yani çıkanların içinde değil. Listeler açıklandı, 20 kişinin arasında suyun içinde. Dalgıçlar girecek, hala girmedi. Babam orada, perişan halde. Morglara girdi, hepsini teşhis yaptı, bulamadı."
Hayatını kaybeden Hüseyin Özdemir’in cenazesi de, memleketi Mersin'in Silifke ilçesine getirildi. Özdemir’in cenazesi, işlemlerin tamamlanmasının ardından uçakla Çukurova Uluslararası Havalimanı’na oradan da karayoluyla Silifke Devlet Hastanesi morguna getirildi.
Hüseyin Özdemir'in, eşi Şerif Özdemir, iki kızı ve damadı ile birlikte yakınlarının düğün merasimine katılmak üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gittiği, düğün sonrası dönüş yolunda feribot faciasında hayatını kaybettiği, iki kızı ve damadının kurtulduğu, eşi Şerif Özdemir’in ise kazada kaybolduğu belirtildi.
Girne Limanı'ndan hareket ettikten kısa süre sonra alabora olan yolcu gemisinde hayatını kaybeden Nihat Balyemez'in (56) cenazesi Gaziantep’te toprağa verildi. Aynı kazadan sağ kurtulan Balyemez’in arkadaşı Mehmet Tuga, “Sesler gelmeye başladı. Felaket şekilde sesler çıktı. Tüm yolcular herkes geri dönelim diye söyledi. Mürettebatın hepsi 'Bir şey yok, biz her zaman bu güzergahı kullanıyoruz' dediler. Sürati azaltın dedik. Yavaşlarsak daha çok sesler duyarsınız dediler. Zaten bir süre sonra ön taraftan su almaya başladı” diye konuştu.
Olayda yaşamını yitirenlerden Nihat Balyemez'in cenazesi de uçakla memleketi Gaziantep'e getirildi. Cenazeyi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Gaziantep Konsolosu Kerem İzmen, Oğuzeli Kaymakamı Mikail Ersöz, Balyemiz’in ailesi ve sevenleri karşıladı.
DHA'da yer alan habere göre Adli Tıp Kurumu morguna kaldırılan 3 çocuk babası Nihat Balyemez’in cenaze namazı Bahaeddin Nakıboğlu Camii’nde kılındı. Cenazeye, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, İl Emniyet Müdürü Celal Özcan, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Hakan Uğurlu, Balyemez'in ailesi ile yakınları katıldı.
Nihat Balyemez'in arkadaşı ve gemiden kurtulan Mehmet Tuga, yaşadıklarını anlattı. Olaydan önce hep birlikte kahvaltı yaptıklarını ve gemiyle Kıbrıs'a gittiklerini anlatan Tuga, “Nihat, Ahmet ve ben cuma günü Mersin'de beraberdik. Cumartesi günü bir kahvaltı yaptık. Aniden gelişti yani. Hava zaten dalgalıydı, zaten bir gemi ile gittik ama orada böyle bir şey yoktu. Pazar günü de geri dönüşümüzde hareket ettik alttan sular vurmaya başladı. Sesler gelmeye başladı. Felaket şekilde sesler çıktı. Tüm yolcular herkes geri dönelim diye söyledi. Mürettebatın hepsi 'Bir şey yok, biz her zaman bu güzergahı kullanıyoruz' dediler. Sürati azaltın dedik. Yavaşlarsak daha çok sesler duyarsınız dediler. Zaten bir süre sonra ön taraftan su almaya başladı. Tabi can havliyle herkes 'güverteye çıkın' diye bağırdı. Herkes birbirini iterek çıktı. Biz can yeleklerimizi bulduk. Biz en önde olduğumuz için can yeleği vardı. Bizim bir arkadaş öne gitti ve gelin dedi. Rahmetli Nihat abi de tam arkamdaydı. Yukarı çıktık. Nihat abi ortada yoktu, Ahmet abi de denize atlamıştı. Bana da 'atla atla' diye seslendi ancak benim ayağımda sıkıntı olduğu için atlamadım. Yani anlatılmıyor orada olmak, yaşamak başkaydı. Böyle büyük bir facia yaşadık. Allah devletimize zeval vermesin. Devletimizin büyüklüğünü çok güzel şekilde gördük. Devletimize Allah yorgunluk vermesin. Bizi en güzel şekilde ağırladılar. En güzel otellerde kaldık. Sağlık kontrollerimiz yapıldı” dedi.
Mehmet Tuga, olay anında büyük bir kargaşanın olduğunu ifade ederek, yaşamını yitiren arkadaşının kendisine 'Biz buradan çıkamayacağız' dediğini söyledi.
Tuga, “O an herkes birbirini ittiriyor. Nihat abi bana 'Biz çıkamayacağız, gittik' dedi. İnşallah çıkarız dedim ama olmadı. Ben kayınca yuvarlandım. Akıntıya giderken tutundum. Geri kendimi sakin bir yere aldım. Tekrar 2-3 dakika sonra kalktık Nihat yoktu. Bir kadınla çocuk vardı. Ne oldu dedim öne kaçtılar diye söylediler. Ön tarafta da baya bir su vardı. Nihat abi muhtemelen kaçtı ve kafasını çarptı diye tahmin ediyorum. Can yeleği olmasa o da kayıpların arasında olurdu. Çok değerli bir arkadaşımızdı, Büyük bir kaybımız oldu. Allah ailesine sabır versin” diye konuştu. Nihat Balyemez'in cenazesi kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi.
Faciada yaralı olarak kurtulan ve kardeşini kaybeden Seyhan Kahveci de korku dolu dakikaları anlattı. Seyhan Kahveci, "Bacım gidiyor. Ne yapayım dedim, kurtaramadım onu engel olamadım" derken firmaya ve kaptana ateş püskürdü.
İHA'da yer alan habere göre Kahveci, "Kız kardeşim ve iki kuzenimle birlikte Kıbrıs'a tatile gittik. Çok güzel bir tatil geçirdik. Gelirken bu feribota bindik, binmez olaydık. Dedim ki gitmeyelim, rüzgar var, fırtına var. Bindik daha kalkar kalkmaz uçak gibi kalktı. Oturduk dördümüz bir sırada. Kız kardeşim, kuzenim yukarı çıkıp uzandı" dedi.
Yolculuk sürecinde ikinci kaptan ile yaşadıklarını anlatan Kahveci, "Bir baktım, bir tane kız geldi önüme. Kızım sen burada mı çalışıyorsun dedim. Bana ikinci kaptan olduğunu söyledi. Çok fırtına olduğunu söyledim. 'Bir şey olmaz, ben onun için geldim, siz panik olmayın diye, normalde gelmezdim buraya' dedi. Alttan su sesi geliyor dedim. 'Merak etme, bunun altı saç olduğu için dalga gelince çarpıyor, onun sesi' dedi. Ben çok korktuğumu söyledim. Gemide bulunan çocuklar korkudan çığlık atmaya başladı" ifadelerini kullandı.
İnsanların çığlıklar atıp panik yaşadığını ifade eden Kahveci, "Panik sesleri, biri çıktı, 'Durdurun, geri döndürün' diye bağırdı. Kimse dinlemedi. Çok korktuğumu söyledim tekrardan. Bardaklar, sebil düşmeye başladı. Görevli geldi, ikinci kaptanı yukarıdan çağırılıyor diyerek bizi bırakıp kaçtı" diye konuştu.
Kahveci, "Kapıyı kapattılar. Birebir yaşadım, kimsenin günahını almıyorum. O arada sular gelmeye başladı. Bize can yelekleri takmayı falan göstermediler. Her şeyi birebir görüp yaşadım. Kapılar kapanınca basınçla dalga camları patlattı. Biz suya düştük. O can havliyle yelekleri suların içerinden alıp taktık. Nasıl takılacağını bile bilmiyordum" sözlerine yer verdi.
Yüzme bilmediğini söyleyen Kahveci, "Hiçbir mürettebattan kimse yok. Bizi ölüme terk ettiler, her yeri kapatarak. Kendi çabamızla taktık. Bizi kurtaran yok, hiçbir şey yok. Herkes dağıldı" dedi. Kız kardeşi Reyhan Verim'in kendisine doğru geldiğini söyleyen Seyhan Kahveci, şöyle devam etti; "Benim kız kardeşim bana doğru gelmiş, su onu da dışarı attı. Reyhan bana, 'Seyhan kurtar beni' diye bağırıyor. Mürettebat yukarıdan bizden önce suya atlamıştı, hepsini ben gördüm, ben yaşadım. Kimseye iftira atmıyorum. Bir tane görevli vardı aşağıda, kaptana küfür etti. Çıkmayalım dedik kaptana yola çıktığını söyledi"
Tekne alabora olduktan sonra yaşananları anlatan Kahveci, "Bebeğimi kurtarın, çocuğumu kurtarın diye insanlar yalvarıyordu. Ben asılı kaldım, dalga beni aşağı bıraktı tekneye çarptım. Teknenin borusu gibi bir şey vardı onu tuttum" dedi. Gözyaşları içinde kardeşinin öldüğü saniyeleri anlatan Seyhan Kahveci, "Aradan 5 dakika geçmeden, bacımın simidi çıkmış. Bacım gidiyor. Ne yapayım dedim, kurtaramadım engel olamadım. Ben de orada tutmuşum elim kaydı, ben de gidiyordum. Bir ses duydum, gemiye yapışmış olan botlar patladı, onun ipine tutuldum. Yarı çıplağım, her şeyimiz gitti, beni de kurtardılar" diye konuştu.
Yaşanan olayın ardından ateş püsküren Seyhan Kahveci, "Sorumlusu firma sahibi, sorumlusu kaptan. Kaptan bizi ölüme terk etti resmen. Bütün oradakilerin sorumlusu firma ve kaptan. Ne diyeyim, canımı kaybettim" ifadelerini kullandı. Seyhan Kahveci gözyaşları içinde, "Reyhan benim her şeyimdi, annemdi kız kardeşimdi. Ben onu nasıl kaybettim halen kabullenemiyorum. Keşke ben öleydim, o kalaydı. Keşke ona sarılaydım ben gideydim, o hiç mutlu olmadı. Ben torun gördüm, o hiç görmedi. Ben her şeyimi kaybettim, bacımı geri verebilecekler mi?" diye konuştu.
Son olarak Kahveci, "Devletimizden Allah razı olsun. Dört dörtlük oteller ayarlandı, giysiler ayarlandı. Konsolosluktan ilgi alaka uçak süreci, bizim gelmemiz her şeyi dört dörtlük yaptı. Hepimiz yarı çıplaktı, giyimlerimize varana kadar çocukların oyuncaklarına kadar devletimiz getirdi. Devletimizden burada ve Kıbrıs'ta çok memnun kaldım. Sadece firmadan şikayetçiyim ben. İlgisizlikten sorumsuzluktan, bizi ölüme terk ettiklerinden her şeyden onlar sorumlu" dedi.
Hayatını kaybeden 8 kişinin ve aranan 20 kayıp vatandaşın kimlik bilgileri paylaşıldı. Buna göre hayatını kaybedenler Nihat Balyemez, Hüseyin Özdemir, Nuray Zeytun, Fahri Ateş, Gülcan Gürel, Reyhan Verim, Nisa Torer, Nurcan Hilalioğlu olarak; aranan kayıpların isimleri ise, Ferdi Torer, Mustafa Demir, Mahmut Demir, Özgür Gönül, Anni Asel Hilalioğlu, Şerife Özdemir, Süleyman Erdoğan, Saliha Miray Biçer, Mehmet Asaf Biçer, Orhan Bekret, Nazmiye Özbolat, Elmas Demir, İsmail Kurt, Yulia Özcan, Ayhan Özcan, Elife Bayır, Nihat Pancar, Mustafa Kemal Yaralı, Mehmet Bayhan, Mehmet Nuri Ayran olarak açıklandı.
(Kaynak: HABERTURK)