⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Fransa, Hatay arşivini götürmüş, biz arşivimizi Bulgarlara satmıştık

Elimde her zamanki gibi bir kitap.İsmi: Fransa’nın Yakındoğu Politikaları: Suriye ve Hatay.Mostar Yayınları’ndan 2013 yılında çıkmış.Yazarı: Dr. Yaşar Demir.Bak

📍 Hatay
Elimde her zamanki gibi bir kitap.İsmi: Fransa’nın Yakındoğu Politikaları: Suriye ve Hatay.Mostar Yayınları’ndan 2013 yılında çıkmış.Yazarı: Dr. Yaşar Demir.Bakın, neler diyor Fransız Arşivi’ndeki manda dönemi belgelerini (fonlarını) inceleyen uzmanımız:“Bu fonların en ilginci ve sıra dışı olanı, arkeoloji servisidir. (…) Söz konusu belgelerde (…) sadece arkeolojik çalışmalar yapılmamış, aynı zamanda bu çalışmalardan elde edilen objeler de kanunsuz olarak Fransa’ya taşınmıştır. Bu cümleden olarak Louvre Müzesi değişik yerlerden gelen arkeolojik buluntularla ve kaçak yolla getirilen malzemelerle zenginleştirilmiş bir müze hüviyetindedir.” (sayfa 114)Öte yandan mandacı Fransa devleti için o kadar hayatî önemdedir ki, sömürgelerinden ayrılırken askerinden önce arşivini çekmektedir.“Fransa, manda döneminde Suriye, Lübnan ve İskenderun sancağını ilgilendiren arşivi, bölgeden çekilmeye başlamasıyla birlikte Fransa’ya nakletmiştir. Bu durum Fransa’nın bölgenin tarih ve kültürüne ne denli etki ettiğinin en önemli göstergesidir. Yakın döneme ait Suriye ve Lübnan’ın millî hafızası manda yönetimini gerçekleştiren dünya görüşünün bir sonucu olarak hâlâ Fransa’da tutulmaktadır. Bu konuda şu ana kadar iade hususunda herhangi bir girişimin olmaması da anlamlıdır.” (sayfa 115)Bu satırları okuyunca insan ister istemez 1931 yılında Türkiye’de yaşanan tersine bir arşiv skandalını hatırlıyor.Fransızlar 1936’da Hatay ve on yıl sonra da Suriye’deki arşivlerini Paris’e taşırken İstanbul’da, Topkapı Sarayı’ndaki arşivi göz göre göre Bulgaristan’a satmıştık. Hem de yok pahasına…1931 yılında geçiyor olay. Birilerine göre “Altın Çağ”da…Başbakanlık Devlet Arşivleri tarafından 1993 yılında basılan Bulgaristan’a Satılan Evrak… adlı kitapta “Arşivin bir milletin tarih ve kültür hazinesi olduğunu idrak eden ecdadımız, bunun içindir ki, kurduğu arşiv teşkilatına “Hazine-i Evrak” adını vermiştir” diye yazılı. Yani Osmanlı döneminde arşivin adı “Belge Hazinesi” imiş.Bakalım bu hazine nasıl satılmış? Aynı kitaptan okuyoruz:“1931 yılında, asla affedilmesi ve unutulması mümkün olmayan bir gaflet neticesi, bilebildiğimiz kadarı ile dünya arşivcilik tarihinde bu konuda tek örnek olarak çoğu maliyeye ait Osmanlı dönemi arşiv malzemesi, milli hafızamızın bir bölümü, sorumsuz, milli kültür ve şuurdan habersiz bir iki kişinin gayretiyle Bulgaristan’a hurda kâğıt olarak satılmıştır.”Ancak Muallim Cevdet ve İbrahim Hakkı Konyalı hadisenin üzerine gidince sevkiyat durdurulmuş, satılanların hurda kâğıt değil, arşiv belgeleri olduğu anlaşılmış ve giden balyalar geri istenilmişse de, Bulgaristan bu sayede en büyük Osmanlı arşivlerinden birini kurmuş, bize de birkaç çuval işe yaramaz belgeyi iade etmiştir. Bulgaristan bu gaflet ve hatta hıyanet yüzünden bugün Osmanlı tarihi çalışanların uğramak zorunda oldukları duraklardan biridir.Peki olay nasıl ortaya çıkmış? Bunu İbrahim Hakkı Konyalı’nın 4 Haziran 1931 tarihli Son Posta gazetesine yazdıklarından takip edelim. Evrak satılırken yazarın arşivde gördüğü manzara şuymuş:“Koridor harman halinde dökülmüş kâğıtlarla dolu idi. Arkada yüzlerce torba kâğıt yığılmıştı. Torbaların üzerine çıktım. Çok kıymetli vesikalar, defterler göze çarpıyordu…”Kadrini bilemediğimiz değerlerden Muallim Cevdet ilk duyduğunda inanamamıştır bu hoyratlığa. Gazeteleri ve resimleri görünce yıldırımla vurulmuşa döner ve hüngür hüngür ağlamaya başlar. Ardından kalkıp gider Sultanahmet meydanına. Manzarayı gözleriyle görür. Ve yarım saat sonra bir kucak dolusu belgeyle döner. “Bunları beşer kuruşa çocukların elinden aldım, tarihî evrak bu hale getirilir mi?” der ve gözyaşları ıslatır bu defa belgeleri.Ardından Başvekil İsmet İnönü’ye mektup yazıp faciayı haber verir. 400’e yakın sandık ve balya dolusu belge, okkası üç kuruştan Bulgaristan’a satılmıştır. Demek ki, Türkiye’nin en zengin arşivinin yarısı imha edilmiştir! Ve hiç sakınmadan öldürücü sorusunu sorar:“Biz vahşi miyiz?”Tarih bunu yazmıştır ve daha bilmediğimiz daha neleri yazacaktır?İşte Muallim Cevdet’in taşınırken yere düşen ve sokaktaki çocuklar tarafından toplanan belgelerden her birine 5 kuruş ödeyerek satın aldığı belgelerden bazıları:1. Viyana seferine dair parçalanmış yol masrafı defteri.2. Uygurca metinlerin çözülmesi için hayati değerde bir anahtar.3. Orhaniye zırhlısının mühimmat defteri.4. Sırbistan’da ilk fethettiğimiz Niş kalesine ait kayıtlar.5. Gazi Mihal evladının Plevne’deki vakfına ait bir kayıt.6. 1700’lü yılların başına ait Hatice Sultan’ın mührünü taşıyan bir mutfak defteri ki, o dönemdeki yemeklerin nasıl yapıldığını vs. öğrenmek için birinci el kaynak.7. Maliye memurlarının mühürleriyle vergi nişanlarını içeren bir defter.8. Divan edebiyatının yıldızlarından Şeyh Galib’in evlatlarına verilen bir ferman ve daha neler neler…Muallim Cevdet’in ısrarı ve basının rezaletin üzerine gidişi üzerine mızrak çuvala sığmayacak, Bulgaristan’a belge sevkiyatı duracak ama giden de gitmiş olacaktır.Sonunda İsmet Paşa satışın durdurulması ve arşivin korunması talimatını verir ama iş işten geçmiştir. Yine de Muallim Cevdet bu faciaya “cinayet” demeye devam edecek, gazeteler ise şu başlığı atacaklardır:“Türk tarihinden beş asır yağma edilmiştir.”Bir Fransızların arşivlere verdiği öneme bakın, bir de bizim okkası üç kuruşa satılan belgelerimize.İnsan ister istemez soruyor:1923’te başka bir devlet mi kuruldu ki kendinden öncesini reddetti? Öyleyse eğer Osmanlı’nın bayrağını neden değiştirmediler? (Kaynak: ENSONHABER)