Güven Emanettir…
Şu sıralar gündemde olan soruşturma elbette çok konuşuluyor.İsimler, ilişkiler, iddialar, geçmişten bugüne uzanan bağlantılar…Bunların hepsi konuşulacak.Konuşul
Şu sıralar gündemde olan soruşturma elbette çok konuşuluyor.İsimler, ilişkiler, iddialar, geçmişten bugüne uzanan bağlantılar…Bunların hepsi konuşulacak.Konuşulması da normal.Ama bence asıl mesele, biraz daha farklı bir yerde duruyor.Çünkü bu işler gelir geçer.Bugün herkesin konuştuğu bir dosya, birkaç ay sonra gündemin gerisine düşebilir.Yeni bir mesele çıkar, yeni isimler konuşulur, bugün tartışılanların bir kısmı unutulur.Hatta bir süre sonra bu soruşturmanın adını bile hatırlamayanlar olabilir.Yaşayıp göreceğiz…Fakat geride kalacak asıl mesele, bu ilişkilerin ve bu düzenin nasıl oluştuğu.Bir insanın önemli bir makama yakın olması, elbette tek başına bir problem değil.Aksine, devlet yönetiminde güven ilişkileri kaçınılmazdır.Her makamın çevresinde güvendiği, birlikte çalıştığı, fikir aldığı insanlar olacak.Problem, bu yakınlığın bir güç ve nüfuz aracına dönüştürülmesi.Hele bu yakınlık, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlık üzerinden bir avantaj elde etme biçimine dönüşmüşse, burada yalnızca kamuoyunun değil, Sayın Erdoğan’ın da mağduriyetinden söz etmek gerekir.Çünkü güvenin suistimal edilmesi, güvenen kişinin de mağdur edilmesidir.Bir devlet adamının iyi niyetini, güvenini veya kendisine duyduğu yakınlığı kendi hesabına kullanmak bana kalırsa yalnızca şahsi bir mesele değildir.Bunun devlet yönetimine, kamuoyunun siyasete bakışına ve en önemlisi güven duygusuna doğrudan etkisi vardır.Bugün soruşturmayı yürüten iradeyi de bu açıdan değerlendirmek gerekir.İnsanlar, ilgili isimleri sevebilir veya sevmeyebilir.Siyasi olarak farklı düşünebilir.Yapılan işlemleri eleştirebilir.Ama ortada bir soruşturma varsa, bunun üzerine gitmek ve hukuki sürecin işletilmesini sağlamak kolay bir iş değil.Nitekim bugün gelinen noktada önemli olan, kimin ne düşündüğünden ziyade, hukuk neyi ortaya çıkaracak sorusudur.Kim suçlu, kim değil; kim hangi ilişkiyi neden kurdu; kim ne yaptı, kim ne yapmadı…Bunların kararını sosyal medya değil, yargı verecek.Fakat hukuki süreç başka, kamuoyu algısı başka.İsimleri açıklansın veya açıklanmasın, bugün bu tartışmaların içinde adı geçen bazı insanların çok ciddi bir itibar kaybıyla karşı karşıya kaldığı açık.İtibar kolay kazanılmıyor.İnsanlarla kurduğunuz ilişkiler, verdiğiniz sözler, yaptığınız işler, ortaya koyduğunuz karakter ve güvenilirliğiniz üzerinden bir itibar inşa ediyorsunuz.Ama bazen bunu yine zaaflarınızla kendi ellerinizle yok edebiliyorsunuz…Bugünden sonra bu insanların karşılaşacağı en büyük meselelerden biri de bu olabilir.Girdikleri ortamlarda, karşılaştıkları insanlarda, kurdukları ilişkilerde aynı soruların kendilerine yöneltilmesi…Belki hukuk önünde herhangi bir sorumlulukları olmayacak.Belki soruşturma sonucunda haklarında hiçbir işlem yapılmayacak.Bunu bugün kimse bilmiyor.Ama toplum hafızasının nasıl çalıştığını hepimiz biliyoruz.Bir kere oluşan şüpheyi ortadan kaldırmak, bazen bir mahkeme kararından çok daha uzun zaman alabiliyor.O yüzden bu süreçten çıkarılması gereken ders, yalnızca soruşturmanın sonucuyla ilgili olmamalı.Asıl ders, güvenin bir imtiyaz olmadığı gerçeğidir.Bir makama yakın olmak, o makamın gücünü kendi gücünüz gibi kullanma hakkı vermez.Bir devlet büyüğünün güvenini kazanmak, o güveni kişisel menfaat için kullanma hakkı hiç vermez.Tam tersine, size duyulan güven arttıkça sorumluluğunuz da artar.Benim bütün bu tartışmaların sonunda görmek istediğim şey de aslında çok basit.İnancını menfaatinin önünde tutan, bulunduğu makamı kendisi için değil ülkesi için kullanan, sözüne güvenilen, kimseye eyvallah etmeden ama kimsenin hakkına da girmeden yaşamaya çalışan insanların başı dik kalsın.Çünkü makam geçicidir.Güç geçicidir.Yakınlıklar geçicidir.Gündemler geçicidir.Geriye ise insanın nasıl yaşadığı ve kendisine duyulan güvene ne yaptığı kalır.Selam olsun, bütün bunların içinde kendi doğrularından vazgeçmeyenlere…
(Kaynak: ENSONHABER)