Hakan Fidan'ın Moskova ziyareti: Krizlerin gölgesinde çok boyutlu diplomasi
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Toğrul İsmayıl, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Ru
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Toğrul İsmayıl, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Rusya Federasyonu'na gerçekleştirdiği ziyaretin bölgesel ve küresel jeopolitik açıdan ne ifade ettiğini, AA Analiz için kaleme aldı.
***
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 16-17 Haziran 2026 tarihlerinde Rusya Federasyonu’na gerçekleştirdiği ziyaret, hem zamanlaması hem de içerdiği temasların seviyesi bakımından bölgesel ve küresel jeopolitikte dikkatle incelenmesi gereken stratejik bir hamledir. Ziyaretin en belirgin özelliği, Fidan’ın yalnızca mevkidaşı Sergey Lavrov ile değil; Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Putin’in başdanışmanları Vladimir Medinskiy ile İgor Levitin tarafından da kabul edilmesidir. Bu geniş kapsamlı diplomatik trafik, Ankara-Moskova hattındaki ilişkilerin, sıradan bir ikili münasebetin ötesine geçerek, Avrasya coğrafyasındaki krizlerin yönetimi için kurumsal ve çok katmanlı bir diyalog mekanizmasına dönüştüğünü göstermektedir.
Rus devlet aklının, dışişleri bakanı seviyesindeki bir ziyarete başkanlık ve başdanışmanlar düzeyinde en üst perdeden ilgi göstermesi diplomatik bir nezaketin ötesinde anlamlar taşıyor. Moskova, bu üst düzey kabulle dünyaya ve Batı blokuna net bir mesaj vermektedir: Küresel izolasyon çabalarına ve ağır yaptırımlara rağmen Rusya, NATO üyesi ancak bağımsız ve otonom bir dış politika izleyen Türkiye ile stratejik ortaklık zeminini korumakta kararlıdır.
Görüşülen isimlerin profilleri, masadaki dosyaların derinliğini de ele vermektedir. Putin’in danışmanı Vladimir Medinskiy’in, 2022’deki Rusya-Ukrayna barış görüşmelerinin Rus başmüzakerecisi olduğu, diğer danışman İgor Levitin’in ise Rusya’nın ulaşım, altyapı ve uluslararası koridorlar stratejisini yönettiği göz önüne alındığında, ziyaretin salt siyasi değil, jeoekonomik ve jeostratejik bir mimariye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye, Rusya için sadece ticari bir partner değil, küresel sisteme açılan en güvenilir diplomatik nefes borusu ve dengeleyici bir merkez güçtür.
Ziyaretin ve Medinskiy ile yapılan görüşmelerin en kritik başlıklarından birini şüphesiz Ukrayna meselesi oluşturmuştur. Savaşın yıpratıcı etkilerinin tüm bölgeye yayıldığı, asimetrik risklerin arttığı bir denklemde Türkiye, 2022 ve 2025 yıllarında olduğu gibi barış müzakerelerinin yeni turuna ev sahipliği yapma iradesini yeniden masaya koymuştur.
Alınan en somut kararlardan ve çıktılardan biri, Türkiye’nin Karadeniz’de enerji altyapılarını ve limanları da kapsayacak yeni bir "seyrüsefer güvenliği ve bölgesel ateşkes" mekanizması önerisini Rus tarafına sunmuş olmasıdır. Karadeniz’de tırmanan askeri gerilimin hem bölgesel huzura hem de küresel tedarik zincirlerine yönelik riskleri, Ankara’nın proaktif müdahalesini zorunlu kılmaktadır. Türkiye'nin savaşın başından beri sürdürdüğü "Montrö'nün tavizsiz uygulanması" ve "taraflarla eşit mesafeli diyalog" politikası, Rusya nezdinde kabul gören ve güvenilen yegane formüldür.
İgor Levitin ile yapılan temaslar ise Türkiye'nin önem atfettiği Merkezi Asya ve Kafkaslar'daki jeopolitik dengelerin nasıl yönetileceğine dair ipuçları sunmaktadır. Türkiye’nin, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) aracılığıyla Merkezi Asya’da derinleşen etkisi ve Orta Koridor (Trans-Hazar Uluslararası Taşıma Güzergahı) projesi, zaman zaman Rusya’nın geleneksel nüfuz alanıyla kesişmektedir. Ancak Ankara, bu durumu bir sıfır toplamlı rekabet değil, işbirliği ve bölgesel kalkınma fırsatı olarak kurgulamaktadır.
Görüşmelerin çıktıları göstermektedir ki; Zengezur Koridoru’nun açılması, Güney Kafkasya’da kalıcı istikrarın tesisi ve Merkezi Asya’daki enerji ve lojistik hatlarının güvenliği konularında Rusya ile bir eşgüdüm aranmaktadır. Rusya, Türkiye’nin bu bölgelerdeki varlığını Batı destekli bir kuşatma olarak algılamaktan ziyade, bölge dışı aktör olan ABD ve AB müdahalesini engelleyen, öngörülebilir ve dengeleyici bir unsur olarak okumaya başlamıştır.
Ziyaret sadece Avrasya ile sınırlı kalmamış, küresel güvenlik mimarisini sarsan Orta Doğu dinamikleri de gündeme gelmiştir. Bakan Fidan'ın temaslarında, ABD ile İran arasında kalıcı barışın tesisinin desteklenmesi ve Hürmüz Boğazı'nda artan tansiyonun düşürülmesi gibi makro konuların ele alınması, Türkiye'nin artık sadece kendi sınırlarını değil, küresel dar boğazları da ilgilendiren konularda Rusya ile istişare eden küresel bir aktör olduğunu kanıtlamaktadır.
Öte yandan, Bakan Fidan’ın Rusya’da faaliyet gösteren Türk iş insanlarıyla bir araya gelmesi, ikili ilişkilerin lokomotifi olan ticaret, enerji ve konsolosluk meselelerinde devletin tam destek verdiğinin göstergesidir. Yaptırımların gölgesinde dahi enerji tedarik zincirlerinin korunması ve Akkuyu NGS gibi stratejik projelerin aksamadan devam etmesi yönünde karşılıklı mutabakat teyit edilmiştir.
Sonuç itibarıyla, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Moskova ziyareti, Türkiye’nin "çok yönlü, bağımsız ve bölge merkezli" dış politikasının rasyonel bir yansımasıdır. Ziyaretin en büyük çıktısı; krizlerin derinleştiği bir uluslararası sistemde Türkiye'nin sorun üreten değil, sorun çözen ve krizleri jeopolitik fırsatlara çeviren bir aktör olduğunun en üst düzeyde tescillenmesidir. Alınan kararlar ve çizilen vizyon, Karadeniz’den Kafkaslar'a, Orta Doğu’dan Merkezi Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada Türk-Rus koordinasyonunun, Batı ile ilişkileri koparmadan, pragmatik ve Ankara merkezli bir eksende devam edeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
[Prof. Dr. Toğrul İsmayıl, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]
* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
(Kaynak: AA)