İklim dirençli gıda ve su güvenliği girişimine Türkiye öncü olabilir
AA'nın "COP31'de Öncelikli Alanlar" dosyasının bu bölümünde, COP31 Eylem Gündemi'nin 10 öncelikli temasından biri olan "Gıda Güvenliği" alanında dünyada ve Türk
AA'nın "COP31'de Öncelikli Alanlar" dosyasının bu bölümünde, COP31 Eylem Gündemi'nin 10 öncelikli temasından biri olan "Gıda Güvenliği" alanında dünyada ve Türkiye'deki durum ele alındı.
Kuraklık, aşırı sıcaklar, düzensiz yağışlar ve doğal afetler tarımsal üretimi etkileyerek gıda arzını ve fiyat istikrarını tehdit ediyor. Bu nedenle iklim değişikliğine dayanıklı ve sürdürülebilir gıda sistemlerinin güçlendirilmesi önem taşıyor.
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, gıda güvenliğinin yalnızca yeterli miktarda üretim değil, gıdanın erişilebilir, sağlıklı, besleyici, güvenilir, ekonomik ve sürdürülebilir olmasını da kapsadığını söyledi.
İklim değişikliğinin önümüzdeki 10-20 yılda özellikle yüksek su gereksinimi bulunan, sıcaklık stresine duyarlı ve dar ekolojik koşullara bağımlı ürünleri daha fazla etkileyebileceği uyarısında bulunan Türkeş, bölgesel riskleri şöyle sıraladı:
"Türkiye'de İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'da buğday, arpa, mercimek ve nohut gibi kuru tarım ürünleri yağış azlığı ve buharlaşmadaki artış nedeniyle daha riskli hale gelebilir. Harran Ovası, Konya Kapalı Havzası, Gediz, Büyük Menderes, Çukurova ve Trakya gibi sulama baskısının yüksek olduğu alanlarda ise mısır, ayçiçeği, şeker pancarı, sebzecilik ve yem bitkileri su kısıtından daha fazla etkilenebilir. Ege ve Akdeniz kıyı kuşağında narenciye, örtü ve açıkta sebzecilik başta olmak üzere tarımsal üretim yüksek sıcaklık, kuraklık, tuzluluk ve aşırı hava olaylarından etkilenebilir. Karadeniz'de fındık, çay ve kivi üretimi değişen sıcaklık ve nem rejimine, elma, kiraz, kayısı ve üzüm ise kış soğuklama gereksinimi, erken çiçeklenme, ilkbahar geç donları ve dolu gibi risklere daha açık hale gelebilir."
Son yıllarda su kısıtlarının bu riskleri görünür hale getirdiğinden bahseden Türkeş, Çanakkale, Biga ve Gönen gibi tarımsal üretimin yoğun olduğu bölgelerde yaşanan sorunların dikkate alınması gerektiğini vurguladı.
İklim değişikliğinin bazı bölgelerde yeni üretim fırsatları yaratabileceğine de işaret eden Türkeş, üretim desenlerinin belirlenmesinde iklim projeksiyonlarının yanı sıra su bütçesi, hidroklimatolojik koşullar ve sosyoekonomik etkilenebilirliğin dikkate alınması gerektiğini dile getirdi.
Türkeş, dünya genelinde gıda güvenliğinin korunması için özellikle küçük üreticilerin doğrudan yararlanabileceği adil, şeffaf ve sürdürülebilir finansman mekanizmalarına ihtiyaç olduğu tespitini paylaştı.
Küresel iklim finansmanı ihtiyacının mevcut kaynakların çok üzerinde olduğunu aktaran Türkeş, "İklim değişikliğiyle mücadele ve uyumun yanı sıra hava ve iklim kaynaklı afetlerin yol açtığı kayıp ve zararların finansmanı, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği, gıda güvenliği ve su yönetimi için gerekli iklim dirençli sistemlerin oluşturulması amacıyla küresel ölçekte yıllık 2,5-3,5 trilyon dolarlık finansmana ihtiyaç duyuluyor. Bu finansmanın acilen karşılanması gerekiyor." diye konuştu.
Türkeş, bu finansmanın modern sulama sistemleri, erken uyarı mekanizmaları, toprakta organik madde ve nemin korunması ile agroekolojik uygulamalara yönlendirilmesi gerektiği, geleneksel ve yerel bilginin bilimsel ve agroekolojik bilgiyle birleştirilmesinin önemli olduğu değerlendirmesini yaptı.
Türkiye'deki küçük çiftçi ve aile işletmelerinin iklim değişikliğine uyum sağlayabilmesi için uzun vadeli finansmana ihtiyaç duydukları bilgisini veren Türkeş, "Küçük, orta veya büyük üretici fark etmeksizin doğaya, havaya, suya ve toprağa zarar vermeyen, sera gazı salımı düşük ekolojik üretim için ciddi finansman desteğine ihtiyaç var." dedi.
Türkeş, COP31'de sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik ulusal katkıların güçlendirilmesinden çok bugüne kadar kabul edilen iklim düzenlemeleri ve kararlarının nasıl uygulanacağının tartışılacağı görüşünde olduğunu aktardı.
Paris Anlaşması kapsamındaki yükümlülükler ve karar metinleri ve Küresel Durum Değerlendirmesi'nde (GST) ortaya konulan sonuçların uygulanmasına yönelik daha güçlü bir sistem oluşturulması gerektiğini belirten Türkeş, "Daha çok Antalya'da bugüne kadar kabul edilen yasal düzenlemeler, kararlar ve düzeneklerin uygulaması nasıl olacak, burada bir aksaklık var mı, ne yapılırsa daha iyi olabilir, bunlar değerlendirilecek gibi görünüyor." şeklinde konuştu.
Türkiye'nin COP31'i gıda güvenliği alanında kalıcı bir dönüşümün başlangıcı olarak değerlendirmesi gerektiğinin altını çizen Türkeş, şöyle devam etti:
"COP31 sonrasında Türkiye'nin öncülüğünde Akdeniz, Orta Doğu, Balkanlar ve Orta Asya'yı kapsayan bir iklim dirençli gıda ve su güvenliği girişimi başlatılabilir. Bu girişimde kuraklık izleme, tarımsal erken uyarı, su verimli üretim, tohum ıslahı, toprak sağlığı, gıda kaybı ve israfının azaltılması ile küçük üreticinin finansmana erişimi birlikte ele alınmalı. Ayrıca Antalya sürdürülebilir turizm, yerel gıda tedariki, düşük karbonlu lojistik ve su verimli kent-tarım ilişkisi açısından örnek bir merkez haline getirilebilir."
Türkeş, çocuklar, gençler ve kadın üreticilere yönelik "iklim-gıda okuryazarlığı" programlarının geliştirilmesi ve Türkiye'nin gıda güvenliği yaklaşımının çoklu krizler perspektifiyle ele alınması gerektiğini aktardı.
Ulusal katkı beyanlarının güçlendirilmesine ilişkin beklentilerin karşılanamadığını hatırlatan Türkeş, finansman taahhütlerinin hızla hayata geçirilmesi, COP31 sonrasında net tarihler, şeffaf gözden geçirme mekanizmaları ve dinamik bir uygulama sistemi oluşturulması gerektiğini bildirdi.
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
Ombudsman'a Ulaş
Bu haberde bir hata mı var? Her türlü talep, şikâyet ve görüş için okur temsilcimize ulaşabilirsiniz.
(Kaynak: AA)