İnsanım ve insana dair hiçbirşey bana yabancı değildir
18 Ağustos’u 19 Ağustos’a bağlayan geceyarısı tahliye olduğumdan beri bana ulaşabilenler hep aynı suali soruyor. Geçtiğimiz 3 ayda neler oldu? Neler yaşandı?*Gö
18 Ağustos’u 19 Ağustos’a bağlayan geceyarısı tahliye olduğumdan beri bana ulaşabilenler hep aynı suali soruyor. Geçtiğimiz 3 ayda neler oldu? Neler yaşandı?*Gözaltı ve tutuklama sürecinde yaşanan nefret kampanyası hakkında ne düşündüğüm de çok soruluyor. Elleri ve kolları bağlanmış bir adama atılan durmak bilmeyen tekmelerin sebebi neydi?*14 Mayıs 2026 sabahına kadar benim hep yüzüme gülmüş olan kimi insanların başıma gelenle birlikte 180 derece dönerek yaptıkları sırttan bıçaklama taarruzları da çok soruluyor.*İlk günden itibaren olanlara hiç şaşırmadım. Avukatlarım da bu sakinliğime hep şaştılar. 2200 sene önce söylenmiş o bilge söz, tüm insanlık için hala geçerli çünkü: İnsanım ve insana dair hiçbirşey bana yabancı değildir.*Ayrıca bu kadar insan, bir adama delice taarruz ediyorsa hiç şüphesiz bu delilik ortamından ötürü o adamın da bir muhasebe ve özeleştiri yapması gerekir. Şimdi bu yazıda o özeleştiri ve iç muhasebeyi yapmaya gayret edeceğim.*Aslında Adana’da başlayan adli ve hukuki süreç son derece yalındı. Hesabıma gelen tüm paranın benim kredi kartımdan üretilerek gelen para olduğu gerçeğini ifade ettim. Yasadışı bahisle, kara parayla, yargılanan suç örgütüyle hiç ilgim yoktu. Benden olan para çıkışlarında hiçbir problem olmadığı, yalnızca bana gelen paraların şüpheli olduğu savcılık tarafından iddia ediliyordu. Bana yönelik başka bir suçlama yapmadı savcılık. Medyada yazılanların tamamı uydurmaydı. Gerçeği ispatlamak gerekiyordu. Tüm bankalardan binlerce sayfa kredi kartı ekstresi geldi. Bilirkişi tüm bunları karşılaştırdı ve tüm paranın kaynağının yine ben olduğu ortaya çıktı. Bilirkişi raporunun yazılması 3 ay sürdü ve o bilirkişi raporunda tertemiz çıkarak, savcılık tarafından re’sen tahliye edildim.*Fakat elbette medyada kimse bu yalın hukuki süreçle ilgilenmedi. Bana yönelik 18 senelik hınç ve intikam duyguları sahnedeydi. Hiç kimsenin adalet ve hakkaniyet umurunda değildi. Bundan da şikayetçi olma hakkım yoktu bana göre. Mağduriyet edebiyatı yapmam ahlaksızlık olurdu. Benim geçmişte yaptıklarımın bir neticesiydi tüm bunlar.*Nerdeyse 6 Şubat 2023 depremlerinden bile beni sorumlu tutan bir medya ortamı vardı. Adeta bir ihtilal olmuş ve ihtilal neticesinde ben tutuklanmışım sanılıyordu muhalifler tarafından. Halüsinasyon görüyorlardı. Oysa bir ihtilal yoktu ortada, bu ölümcül yanılgı sonradan bu şuursuz muhaliflere pahalıya patladı, patlıyor, patlayacak. Ama hala bir şuur kazandıklarını sanmıyorum. Türkiye tarihinin en şuursuz “muhalefet” hareketiyle karşı karşıyayız.*Her zaman söylediğimi yine tekrarlamak istiyorum: Ben gazeteci değilim. Hiçbir zaman da gazeteci olduğumu iddia etmedim. Bana “gazeteci” denmesi bir galat-ı meşhurdan ibarettir. Hatta bana gazeteci diyenlere iftira davası bile açabilirim.*Gerçi Türkiye’de “Gazeteciyim” diyenlerin de çoğu gazeteci falan değil, dürüst davranmıyorlar ve halka yalan söylüyorlar ama o konu bir bahs-i diğer.*Ben lise yıllarımdan beri kafamda kurguladığım ve tutkuyla inandığım siyasal devrim hedefi uğruna medyaya girmiş bir adamım.*O siyasal devrim hedefi de müesses nizamı yıkmaktı. Ansiyan Rejimi (Ancien Regime) tarihe gömmek. Generallerin vesayet rejimini devirmek ve o militarist rejimin holding medyalarını çökertmek.*Hem siyasi hayatta hem medya hayatında Establishment güçlerini berhava etmek benim için büyük bir tutkuydu 20’li yaşlarımdan beri, hatta 16-17’li yaşlarımdan beri.*2000 yılından beri, benim gözümde bu büyük siyasal devrimi başarabilecek tek insan vardı: Recep Tayyip Erdoğan. O zaman henüz AK Parti bile kurulmamıştı. Erdoğan ise siyasi yasaklıydı. Bu arzuladığım devrimlerin önderi olabilecek tek politik lider Recep Tayyip Erdoğan’ı tutkuyla destekledim 19 yaşımdan beri.*Daha o zaman 2000 yılında liberal gençlerin yahoogroups’una gönderdiğim yazılarda bile müesses nizamı devirebilecek tek siyasi aktörün Recep Tayyip Erdoğan olduğunu yazardım. Bu tahminimin nasıl isabetli çıktığını son çeyrek asırdır Türkiye yaşıyor.*Ben köşe yazarı ve televizyon yorumcusu olurken de medya benim için amaç değil bu siyasal devrim hedefi uğrunda bir araçtı.*Türkiye’nin militarist vesayet rejimini çökertmek amacıyla ben önce fikirdaşım, müesses nizamın yıkılması konusunda benimle aynı tutkulara sahip Sinan Çetin’le sinema-televizyon alanında çalışmaya başladım.*Türkiye’nin anlatılmamış gerçeklerini sinemada anlatalım istiyordum. Sonra baktık kafamızdakileri yapamıyoruz.*Gazetelerin yorum sayfalarına yazılar göndermeye başladım. O yazılar da hep aynı siyasal amaca hizmet ediyordu.*Bugünden baktığımda aslında ben establishment olgusunu mağlup etme uğrunda bir katkı bile yapsam tatmin olacaktım.*Fakat zamanla sanki tamamen ben bu eski rejimin tasfiyesini yapmışım gibi abartılı şekilde sembolleştim.*Tüm eski vesayetçi-cuntacı generallerin ve Ansiyan Rejim günlerini özleyenlerin nefret sembolü haline geldim. Bu insanlarımız önce ayrıcalıklarını kaybetmelerinin sonra da kendilerini ikinci sınıf yurttaş gibi hissetmelerinin sebebini bana bağladılar.*Benim bir anda medya dünyasında çok etkili, ünlü ve çok yüksek ücretler ödenen biri olmam da bana haliyle çok sayıda açık ve gizli düşman kazandırdı.*2008 senesinde gazetelerin yorum sayfalarına gönderdiğim yazılar ve özellikle “Denizlerin yolu bizi nereye götürür?” yazısı o kadar çok tuttu, o kadar okundu, polemik yarattı ki Ahmet Altan ve Yasemin Çongar beni Taraf gazetesinde köşe yazarı yapmak istedi. Ben de hiçbir maaş talep etmeden büyük bir sevinçle bu maceraya girdim.*Ben kafamdaki “Vesayetçi ve cuntacı generalleri mağlup etmek” hedefi uğruna devrimci bir faaliyet yürüttüm. Gazetecilik değil devrimcilik yaptım. Bunu itiraf ediyorum.*Militarizmi devirdikten sonra Gülenizm de bir o kadar büyük bir tehdit olarak ortaya çıktı ve 2013-17 döneminde de temel takıntım ve siyasal amacım Gülenizmi devirmek ve berhava etmek idi. Bir de siyasal amaçlı olmayan bir başka hedefim de Adnan Oktar suç örgütünü göçertme hedefine sonuna kadar destek olmaktı.*Özellikle Fetullahçılarla yaşadığımız kavga sürecinde daha da organize çalıştım. Gülenizmi devirme hedefiyle Dostoyevski’nin Raskolnikof’u yarattığı gibi yeni medya karakterleri yarattım.*Hatta romancı Murat Menteş, edebiyat adamı sezgisiyle bunu fark etti. Fakat o kurgu karakterler kendilerini gerçek aktör sanıp yoldan çıkınca da ben de her yazar gibi gereğini yaptım*Sonunda her iki devrim hedefi de başarıldı ama inandığım amaç uğruna yürürken gençlik ateşiyle çok hatalar, yanlışlar, hoyratlıklar, kabalıklar da yaptım.*Hem militarist vesayeti hem de Gülenist vesayeti devirme sürecinde çok kişinin yok yere kalbini kırdım. Devrimci heyecan denen şey çoğu zaman güç zehirlenmesini beraberinde getiriyor. O sebeple benim başıma bir bela geldiğinde benim elim kolum bağlı halde diye acımasız darbelerle tekme atanlara bile kızamıyorum, onları anlamaya çalışıyorum.*Her iki devrim sürecinde de çok nobranlıklar yaşandı. Devrim uğruna herşeyi mübah görme hastalığından her devrimci gibi ben de muzdariptim.*Bütün o sürecin (2008-17) bir özeleştirisini izlemek istiyorsanız. İlker Canikligil’in Flu TV’de benimle yaptığı “ROK dinlemek” başlıklı söyleşiyi izleyin.*Evet, o devrimler sürecinde çok sert ve küstah davrandım. Gerçi benim elim kolum bağlıyken bana taarruz eden çoğu insanı da hiç hedef aldığımı hatırlamıyorum. O devrimci süreçlerde ben bu isimleri tanımazdım, bilmezdim. Ama benim onları şahsen kırdığım somut bir örnek gösterirlerse bu kardeşlerimden özür de dilerim.*Bana saldıran solcu kardeşlerime gelince… Hemen hemen her Türk solcusu özünde Kemalist bir insandır. Türk solcusu ekseriyetle Marksist görünümlü Kemalisttir. Bana nefretlerinin kaynağının bu Kemalizm inancında olduğu kanaatindeyim.*Kürt solcusu ile Türk solcusu arasında bu bağlamda iki gezegen kadar fark vardır. Zaten 22 Ekim sürecinin şu an geldiği yer bakımından Kürtler çok sevinçli iken kimi Türk solcuları bu barış sürecinden ötürü çok üzgün ve mutsuz. Çünkü özleri Kemalizm ve Türk ulusalcılığı.*22 Ekim sürecine diğer bir deyimle Terörsüz Türkiye sürecine en devrimci, en cesur destek veren medya organı en başından beri Ensonhaber oldu. Ensonhaber’in sahibi Serkan Kalemciler bu uğurda ciddi bir risk aldı. Ensonhaber medya, kendi okuyucularını da kendi tabularını kırmaya davet etti.*Ben de Ensonhaber’in bir yorumcusu olarak bu barış sürecinde çok cesur çıkışlar yaptığım için Kürtler bana büyük bir sempati içindeyken sosyalist görünümlü Kemalist Türk solcularının da nefreti artarak katlanıyor.*Şu an eğer Türk siyasal hayatında gerçek anlamıyla bir devrimci süreç varsa o da Terörsüz Türkiye sürecidir. Militarizmin ve Gülenizmin bitirilmesinden sonra şimdi de terörün bu topraklardan spatula ile kazınması.*Son 20 sene içinde üçüncü siyasal devrim sürecini yaşıyor Türkiye. PKK’nın feshedilmesi ve tarihe gömülmesi. Barışın tamamen hakim kılınması. Bunu da yine Recep Tayyip Erdoğan başarıyor bu ülkede.
(Kaynak: ENSONHABER)