⚡ Ajans Online
GÜNCEL

İran’da yeni komuta kademesi: Mücteba Hamaney'in hedefinde ne var?

İran Uzmanı Dr. Mehmet Koç, İran lideri Mücteba Hamaney’in gerçekleştirdiği yeni komuta kademesi atamalarını ve bu değişikliklerin İran’ın geleceği açısından ol

📍 Muş
İran Uzmanı Dr. Mehmet Koç, İran lideri Mücteba Hamaney’in gerçekleştirdiği yeni komuta kademesi atamalarını ve bu değişikliklerin İran’ın geleceği açısından olası etkilerini AA Analiz için kaleme aldı. *** İran’ın yeni lideri Mücteba Hamaney, savaşın etkisiyle askeri ve güvenlik bürokrasisinde ortaya çıkan otorite ve komuta boşluğunu gidermek amacıyla yaklaşık beş aydır boş bulunan veya vekaleten yürütülen üst düzey makamlara atamalar gerçekleştirmiştir. İran Anayasası’na göre ülkenin en yüksek siyasi otoritesi ve silahlı kuvvetlerin başkomutanı olan devrim lideri, savaş ve barışa karar verme, ülkenin genel politikalarını belirleme ve üst düzey askeri komutanları atama yetkilerine sahiptir. Bu kapsamda Tümgeneral Ali Abdullahi Genelkurmay Başkanlığına, Tuğgeneral Kiyumers Haydari Genelkurmay Başkan Vekilliğine, Tümgeneral Ahmed Vahidi Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanlığına, Tümgeneral Mustafa İzedi Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutan Vekilliğine, Tuğamiral Ali Uzmayi DMO Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ve Hüccetülislam Hüseyin Taib Besic Teşkilatı Başkanlığına atanmıştır. Ayrıca eski DMO komutanlarından emekli Tümgeneral Muhsin Rızai, Mücteba Hamaney tarafından Milli Güvenlik Yüksek Konseyi (MGYK) üyeliğine atanmıştır. Rızai, aynı gün Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından da MGYK Genel Sekreterliğine getirilmiştir. Dolayısıyla söz konusu atamalar, yalnızca boşalan makamların doldurulması değil askeri komuta zinciri ile milli güvenlik karar alma mekanizmasının eş zamanlı olarak yeniden yapılandırılması anlamına gelmektedir. Bu atamaların anlamını değerlendirebilmek için Mücteba Hamaney'in liderliğe hangi koşullarda geldiğini dikkate almak gerekir. Mücteba, yaklaşık yirmi yıl boyunca İran siyasetinde görünmeden etkili olduğu ileri sürülen ancak kamuoyuna açık bir siyasi kimlik geliştirmeyen bir aktördü. Adı ilk kez 2005 Cumhurbaşkanı seçimlerinin ardından ciddi biçimde gündeme geldi. Seçimin ilk turunda üçüncü olan Mehdi Kerrubi, DMO ve Besic’in Mahmud Ahmedinejad lehine seçimlere müdahale ettiğini ileri sürerken Mücteba Hamaney'i de bu müdahalenin aktörlerinden biri olmakla suçladı. Babası Ayetullah Ali Hamaney, devrim liderliğine gelmeden önce iki dönem cumhurbaşkanlığı yapmış ve sekiz yıl boyunca devlet yönetiminin en görünür aktörlerinden biri olmuştu. Mücteba ise herhangi bir seçilmiş makam üstlenmediği gibi bakanlık veya üst düzey devlet yöneticiliği tecrübesine de sahip değildi. Buna karşılık yıllar içerisinde babasının ofisi, DMO ve güvenlik bürokrasisi çevresinde etkili olduğu ileri sürülmüştür. Ali Hamaney'in 28 Şubat 2026’da ABD-İsrail saldırısında öldürülmesi, bu gölge aktörü bir anda İran siyasal sisteminin merkezine taşımıştır. Aynı saldırıda yaralandığı bildirilen Mücteba, ülkenin savaş halinde bulunduğu olağanüstü koşullarda Uzmanlar Meclisi tarafından üçüncü devrim lideri seçilmiştir ancak bu tercih beraberinde ciddi bir meşruiyet sorununu da getirmiştir. Max Weber’in meşruiyet sınıflandırması, bu sorunu anlamayı kolaylaştırmaktadır. Mücteba’nın karizmatik meşruiyeti son derece sınırlıdır. Ne Ruhullah Humeyni’nin devrimci karizmasına ne de Ali Hamaney’in 37 yıllık liderliği sırasında oluşturduğu kişisel otoriteye sahiptir. Geleneksel meşruiyet açısından Hamaney ailesine mensup olması, rejimin muhafazakar tabanı içinde avantaj sağlayabilir ancak İran'ın hanedan sistemi olmaması nedeniyle babadan oğula iktidar devri görüntüsü, tersine bir etki de yaratabilir. Yasal-rasyonel meşruiyetinin temelini ise Uzmanlar Meclisi tarafından anayasal prosedür içerisinde seçilmiş olması oluşturmaktadır. Bununla birlikte Uzmanlar Meclisi seçimlerinde adaylara yönelik geniş kapsamlı vetolar, düşük seçim katılımı ve Konseyin toplumsal temsiline ilişkin tartışmalar, bu meşruiyet kaynağını da sorunlu hale getirmektedir. Daha önemlisi Mücteba’nın kişisel meşruiyet sorunu, İran'ın uzun süredir karşı karşıya bulunduğu daha geniş meşruiyet kriziyle örtüşmektedir. Düşük seçim katılımları, ekonomik sorunlar, toplumsal protestolar, savaş ve devletin giderek güvenlikçi bir nitelik kazanması nedeniyle yeni lider, elverişsiz bir siyasal ortam devralmıştır. Son atamalar, Mücteba’nın bu soruna toplumsal mobilizasyon veya kişisel karizma üretmekten ziyade kurumsal-güvenlikçi bir liderlik modeliyle cevap vermeye çalıştığını göstermektedir. Ali Abdullahi’nin Genelkurmay Başkanlığına getirilmesi, savaş sonrasında askeri karar alma ve koordinasyon mekanizmalarının merkezileştirilmesi açısından önemlidir. Ahmed Vahidi’nin DMO Genel Komutanlığına asaleten atanması ve tümgeneralliğe yükseltilmesi ise daha dikkat çekicidir. Vahidi, geçmişte Kudüs Gücü Komutanlığı, Muhammed Hatemi ve Mahmud Ahmedinejad dönemlerinde Savunma Bakanlığı, İbrahim Reisi döneminde ise İçişleri Bakanlığı gibi kritik görevlerde bulunmuştur. Dolayısıyla askeri operasyonlardan iç güvenliğe kadar oldukça geniş bir tecrübeye sahip olan Vahidi’nin tercihi, yeni dönemde dış tehdit ile iç güvenliğin birbirinden bağımsız görülmeyeceğine işaret etmektedir. Atamalar içerisindeki en dikkat çekici tercihlerden biri ise Hüseyin Taib’in Besic Teşkilatı Başkanlığına getirilmesidir. Taib, DMO İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı döneminde İsrail’in İran içindeki istihbarat faaliyetlerini ve nükleer bilim insanlarına yönelik suikastlarını engelleyemediği gerekçesiyle ciddi eleştirilere maruz kalmış, 2022’de görevinden alınmıştı. Mücteba’nın savaş yıllarından tanıdığı Taib’i yeniden kritik bir göreve getirmesi, yeni yönetimin kadro tercihinde liyakat kadar kişisel güven ve sadakatin de belirleyici olabileceğini göstermektedir. Taib’in özellikle Besic’in başına getirilmesi ayrıca önemlidir. Besic, yalnızca askeri bir yapılanma değil rejimin mahallelerden üniversitelere kadar uzanan toplumsal kontrol ve seferberlik araçlarından biridir. Dolayısıyla bu tercih, ekonomik ve toplumsal krizlerin yeni protesto dalgalarına dönüşme ihtimaline karşı rejimin önleyici güvenlik kapasitesini güçlendirme arayışı olarak okunabilir. Sonuç olarak Mücteba Hamaney, eksik olan kişisel karizmasını görünürlük ve doğrudan halkla ilişki yoluyla telafi etmek yerine savaş kuşağından gelen güvenilir isimlere, DMO’ya ve güvenlik kurumlarına dayanarak otorite üretmeye çalışmaktadır. Bu model kısa vadede savaş sonrası otorite boşluğunu giderebilir ancak uzun vadede temel soru değişmeyecektir: Güvenlik aygıtının sadakati siyasal meşruiyetin yerini alabilir mi? Alamazsa Mücteba’nın kişisel meşruiyet krizi ile İran'ın toplumsal meşruiyet krizi iç içe geçecektir. Bu bağlamda İran'ın, liderin sistemin tepesinde bulunduğu fakat iktidarın giderek askeri-güvenlik elitleri arasında paylaşıldığı daha kolektif ve güvenlikçi bir yönetim modeline doğru ilerlemesi yüksek ihtimal dahilindedir. [Dr. Mehmet Koç, İran Uzmanıdır.] *Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir. Muhabir: Sena Çavuş (Kaynak: AA)