⚡ Ajans Online
GÜNCEL

İsrail'in Ermeni meselesi kararını Azerbaycan nasıl okuyor?

Türkiye Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Aygün Attar, İsrail Dışişleri Bakanı'nın sözde "Ermeni soykırımının" ta

📍 Muş
Türkiye Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Aygün Attar, İsrail Dışişleri Bakanı'nın sözde "Ermeni soykırımının" tanınması teklifini Azerbaycan'ın nasıl değerlendirdiğini ve bunun Güney Kafkasya'daki barış sürecine olası etkilerini, AA Analiz için kaleme aldı. *** İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar'ın sözde "Ermeni soykırımının tanınması" için sunduğu teklifin kabine toplantısında oybirliği ile kabul edilmesinin ardından Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı 29 Haziran 2026 tarihinde bir açıklama yayımlamıştır. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının açıklamasında, 1915 olaylarına ilişkin karmaşık tarihi süreçlerin hukuki ve bilimsel zeminden koparılarak siyasi karar konusu haline getirilmesinin kabul edilemez bir yaklaşım olacağı ifade edilmiştir. Zira açıklamada da vurgulandığı üzere, tarihi olayların lobilerin baskısı, diplomatik hesaplar ve güncel siyasi konjonktür üzerinden değerlendirilmesi, adalet arayışına hizmet etmez; aksine yeni güvensizlikler üretir. Geçmişin trajik sayfaları arşivler, belgeler, tarihçiler, uluslararası hukukçular ve bağımsız bilimsel komisyonlar aracılığıyla incelenmelidir. Bu anlamıyla Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının açıklaması, İsrail Hükümetinin sözde “Ermeni soykırımı” ile ilgili kararına verilen ilkeli, ölçülü ve devlet aklına dayalı bir tepki olmakla birlikte; tarihi gerçeklerin korunması, uluslararası hukuka saygı ve Güney Kafkasya’da kalıcı barış gündeminin savunulması bakımından özel önem taşımaktadır. İsrail Hükümetinin bu girişimi, Güney Kafkasya’nın barışa en fazla ihtiyaç duyduğu bir döneme rastlamaktadır. Otuz yıla yakın işgal, savaş, yıkım ve zorunlu göçün ardından bölge yeni bir siyasi gerçekliğe girmiştir. Azerbaycan, Karabağ ve Doğu Zengezur’un kurtuluşundan sonra intikam çizgisini seçmek yerine imar, geri dönüş, bölgesel bağlantıların açılması ve güvenlik mimarisinin güçlendirilmesi yolunu tercih etmiştir. Bu hassas dönemde tarihi tartışmaları alevlendiren her adım, barış sürecine ağır bir yük bindirir ve eski ihtilafların yeniden canlanmasına zemin hazırlar. Bu bakımdan Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının İsrail Hükümetini söz konusu kararı yeniden gözden geçirmeye çağırması tamamen yerinde ve sorumlu bir tutumdur. Bakü’nün yaklaşımı dar siyasi tepki çerçevesinin ötesindedir. Bu tutum, tarihi hakikatin siyasi manipülasyon malzemesine çevrilmesine karşı açık bir devlet iradesidir. Türkiye, Azerbaycan için kardeş devlet ve vazgeçilmez stratejik müttefiktir. Bu kardeşlik, tarihi, manevi ve siyasi temeller üzerinde yükselmektedir. Azerbaycan'ın eski Cumhurbaşkanı ve ülke tarihinde "Umummilli Lider" unvanıyla anılan Haydar Aliyev’in “Bir millet, iki devlet” felsefesi, bugün Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’le birlikte çağdaş müttefiklik, ortak güvenlik, karşılıklı destek ve müşterek tarihi sorumluluk anlayışıyla daha güçlü bir aşamaya ulaşmıştır. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 2014 yılında Prag’da düzenlenen Doğu Ortaklığı Zirvesi’nde sergilediği tarihi tutum bugün de özel önem taşımaktadır. Dönemin Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Türkiye’nin katılmadığı uluslararası platformu Türkiye’ye yönelik ithamlar için kullanmaya çalıştığında, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev “Türkiye burada bulunmuyor ve siz bundan yararlanmaya çalışıyorsunuz. Ancak ben buradayım ve size ben cevap vereceğim” açıklamasıyla Azerbaycan’ın duruşunu net bir biçimde göstermiştir. Bu sözler Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin, diplomatik metinlerin ötesinde, en zor siyasi platformlarda savunulan canlı ve sarsılmaz bir gerçeklik olduğunu göstermiştir. Türkiye, Azerbaycan için ilkesel bir duruştur. Bugün de aynı ilke geçerlidir: Türkiye’ye haksız tarihi suçlamalar yöneltildiğinde Azerbaycan suskun kalmaz/kalamaz. Tarih Ermeni propagandasının çıkarlarına göre yeniden yazılmaya çalışıldığında Bakü gerçeklerin, onurun ve devlet aklının dilini tercih etmektedir. Bakü, dost ülkelerle ilişkilerinde her zaman yapıcı köprülerin korunmasına, karşılıklı güvenin güçlenmesine ve bölgede gereksiz gerilimlerin önlenmesine önem vermiştir. Bu nedenle İsrail Hükümetinin mevcut kararı sorunlu bir adım niteliği taşımaktadır. Tarihi hafızası Holokost trajedisiyle ayrılmaz biçimde bağlı olan İsrail Devleti, tarihi meselelerin siyasi araç haline getirilmesinin doğuracağı tehlikeleri herkesten iyi anlamalıdır. Bu tarihi hafızanın siyasi konjonktür, çifte standart ve lobicilik hesaplarıyla aynı düzleme çekilmesi son derece sakıncalıdır. Hafıza adaletin zemini olmalı, siyasi baskı aracına çevrilmemelidir. Yahudi halkı yüzyıllar boyunca Türk devlet geleneğinin cemaatleri koruyan, inanç özgürlüğüne önem veren ve bir arada yaşama kültürünü destekleyen coğrafyalarında yaşamış, kimliğini muhafaza etmiş ve gelişmiştir. Sözde "Ermeni meselesinin" Türkiye’ye karşı siyasi baskı aracına dönüştürülmesi tarihi hafızaya, siyasi basirete ve ahlaki sorumluluğa ters düşmektedir. Dikkat çekicidir ki Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın son açıklaması da bu yaklaşımın ne kadar tehlikeli olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Paşinyan, İsrail Hükümetinin sözde “Ermeni soykırımı”nı tanımasına ilişkin gazetecilerin sorusunu yanıtlarken, Ermenistan’ın bu karara tepki verme ihtiyacı görmediğini belirtmiş ve bu meselenin siyasi hesaplar için bir silaha dönüştürülmesinin Ermenistan’ın çıkarlarına hizmet etmediğini ifade etmiştir. Bu Ermenistan’ın duruşunu göstermesi açısından son derece önemlidir. Çünkü Ermenistan Başbakanı dahi 1915 konusunun üçüncü aktörler tarafından jeopolitik baskı ve siyasi hesap aracı haline getirilmesinin Ermenistan’a fayda sağlamayacağını kabul etmektedir. Bu durumda İsrail Hükümetinin söz konusu kararı, Ermenistan yönetiminin bile mesafeli durmaya çalıştığı tehlikeli bir gündemi yeniden canlandırma riski taşımaktadır. Paşinyan’ın açıklaması, bu meselenin bugün Ermenistan’ın gerçek kalkınma, barış, sınırların açılması ve bölgesel entegrasyon gündemine katkı sağlayan bir başlık olmaktan çıkarak, farklı güçlerin Türkiye’ye karşı kullandığı siyasi baskı aracına çevrilmeye çalışıldığını açıkça göstermiştir. Sözde “Ermeni soykırımı”nın bugün siyasi düzeyde tanınması, tarihi hakikate hizmet etmekten çok, Ermeni lobisinin ve Güney Kafkasya’daki yeni gerçekliği kabul etmek istemeyen rövanşist çevrelerin çıkarlarına alan açmaktadır. Bu çevrelerin amacı barış sürecini sabote etmek, Türkiye-Ermenistan normalleşmesini zorlaştırmak, bölgesel ulaşım hatlarının açılmasını engellemek ve Güney Kafkasya’yı yeniden bölge dışı güçlerin rekabet sahasına çevirmektir. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının açıklamasındaki temel mesaj açıktır: Bu tür adımlar barışa ve karşılıklı anlayışa katkı sağlamayacağı gibi, mevcut karşıtlıkları derinleştirir. Bölgenin bugün ihtiyaç duyduğu temel gereklilik, geçmişin siyasi silaha dönüştürülmesi yerine egemenliğe, toprak bütünlüğüne, uluslararası hukuka ve karşılıklı saygıya dayalı yeni bir barış düzenidir. İsrail Hükümeti bu kararı yeniden gözden geçirmeli ve devlet politikasının Ermeni lobisinin, rövanşist çevrelerin ve bölgede yeni gerilim dalgası üretmek isteyen güçlerin etkisi altına girmesine izin vermemelidir. Bu adım İsrail’e stratejik kazanç sağlamayacaktır. Azerbaycan ve Türkiye her zaman adaletten, barıştan ve bölgesel işbirliğinden yana olmuştur. Güney Kafkasya’nın geleceği tarihi mitlerin siyasi mücadele aracı yapılmasıyla kurulamaz. Bu gelecek gerçeklerin kabulü, ulaşım hatlarının açılması, ekonomik işbirliğinin sağlanması, güvenin yeniden tesisi ve devletlerin egemenliğine saygı temelinde şekillenecektir.​​​​​​​ [Prof. Dr. Aygün Attar, Türkiye Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanıdır.] * Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir. (Kaynak: AA)