İsrail’in genişleyen Lübnan işgali müzakerelerle durdurulabilir mi?
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Tuba Yıldız, İsrail-Hizbullah çatışmasında ateşkes sürecinin sınırlarını, İsrail’in Lübnan stratejisi
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Tuba Yıldız, İsrail-Hizbullah çatışmasında ateşkes sürecinin sınırlarını, İsrail’in Lübnan stratejisini ve bölgesel diplomatik dengeleri AA Analiz için kaleme aldı.
***
İsrail ve Hizbullah arasında mart ayında yeniden başlayan savaş sonrasında Lübnan hükümeti ile İsrailli temsilciler arasında 16 Nisan, 23 Nisan ve 4 Haziran’da yapılan müzakereler, kalıcı ateşkesin sağlanması ve İsrail işgalinin ilerlemesinin durdurulması adına tarihi adımlar olarak görüldü. ABD’nin arabuluculuğunda Washington’da büyükelçiler nezdinde yürütülen müzakerelerin olumlu geçtiği ifade edilip, tarafların barışa yönelik somut adımlar atma konusunda taahhütte bulundukları belirtildi.
Ancak Tel Aviv’in “İsrail’in kendisini savunma hakkını saklı tutacağı” maddesini öne sürerek işgali sürdürme konusundaki ısrarı ve saldırılarını kesintisiz şekilde devam ettirmesi, ateşkesin bağlayıcı olmadığını ortaya koyuyor. Diğer taraftan ateşkes süreci boyunca İsrail’in yalnızca Hizbullah askerlerini değil aynı zamanda bölgedeki acil yardım ekiplerini, gazetecileri ve sivil vatandaşları hedef alması, kritik noktalarda ilerlemeyi sürdürmesi bir cephe savaşından çok İsrail’in güney Lübnan için belirlediği Sarı Hat’tın kontrolünü sağlama çabasına işaret etmektedir.
Hizbullah’ın buna karşılık sahadaki efektifliğini artırarak İsrail ordusuna zayiat vermesi ve sınır hattındaki baskıyı artırması ise çatışma dinamiklerindeki yeni taktiksel rotaların belirlendiğini göstermektedir. Nitekim son haftalarda Hizbullah’ın İsrail topraklarına ve güney Lübnan’da bulunan İsrail birliklerine yönelik günlük saldırılarını artırması ve saldırılarda başlıca savaş aracı olarak kullanılan İHA’ların etkisi, örgütün tecrübesini koruduğunu açığa çıkarmaktadır.
Bunun yanı sıra, İran’ın da ABD ile ateşkes için Lübnan’ı kırmızı çizgisi olarak göstermesi, Hizbullah’ın Lübnan karşısındaki manevra alanını güçlendirmiştir. Dolayısıyla Hizbullah, İsrail’in ateşkes planını reddederek savaşın devam edeceği sinyallerini vermektedir. Bu doğrultuda devam eden müzakerelerin gerek İsrail gerekse de masada olmayan Hizbullah tarafından tam çözümden öte, mevcut çatışmanın yönetilebilir bir düzeyde tutulmasına yönelik bir mekanizma olarak değerlendirildiğini göstermektedir.
İki taraf arasında belirlenen ateşkes süreci diplomatik rotanın dışına çıkmazken, sahadaki gelişmeler İsrail’in askeri operasyonlarını yoğunlaştırdığını, aynı zamanda da coğrafi kapsam bakımından genişlettiğini, buna paralel olarak da siyasi tansiyonu yükselttiğini göstermektedir.
Netanyahu’nun mayıs ayının sonunda İsrail ordusuna Lübnan’daki manevra alanını genişletme talimatı verdiğine yönelik açıklamaları, İsrail’in çatışma sahasındaki faaliyetlerini sürdürme ve etki alanını genişletme niyetine işaret etmektedir. Benzer şekilde, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın İsrail birliklerinin güney Lübnan’daki stratejik tepelerden biri olan Şakif Beaufort Kalesi’nde konuşlanmayı sürdüreceklerine ilişkin beyanatı, İsrail’in mevcut çatışma hattını daraltma ya da sonlandırma yönünde değil, sahada kalıcı bir askeri varlık kurma stratejisi izlediğini göstermektedir.
Diğer taraftan İsrail’in Hizbullah’a yönelik siyasi ve toplumsal baskının artması yönünde de operasyon ağını genişlettiği gözlemlenmektedir. Bu noktada özellikle mayıs ayı boyunca hava saldırılarının şiddetinin artması ve buna bağlı olarak sivil kayıpların yükselmesi, İsrail’in Hizbullah’a yönelik askeri baskısını artırırken çatışmanın toplumsal ve insani boyutlarını ağırlaştırmak istediğini de netleştirmiştir. Bu durum, gerilimin yalnızca savaş alanlarında değil, aynı zamanda sivil alanlar ve altyapı üzerinde de yoğunlaştığını göstererek çatışmanın kapsamını daha karmaşık bir yapıya dönüştürmektedir.
Sahada İsrail’in saldırganlığı devam ederken diplomatik arenada Lübnan’la ateşkes görüşmelerinin eş zamanlı biçimde sürdürülmesi ise, ABD-İran hattındaki müzakerelerle ilintilidir. İran’ın Lübnan dosyasındaki ısrarcı tutumu karşısında Trump yönetiminin Tahran’a yapıcı bir cevap vermesi, bu bağlamda da İsrail’e ateşkes kapılarını kapatmaması ve operasyon bölgelerini sınırlaması yönündeki baskısı İsrail’in kısmi bir uyum sağlamasına neden olmuştur. Bu uyum Netanyahu’nun Lübnan’daki hareket alanını kısıtlamak istememesine rağmen Washington’a doğrudan bir karşı koyuş geliştirmemeyi tercih etmesi şeklinde açığa çıkmaktadır.
Bununla birlikte, ABD için Lübnan dosyasının İsrail’den farklı olmadığının altını çizmek gerekmektedir. Lübnan, Trump zihniyetinde tarafların daha stratejik maddelerde ilerleme sağlayabilmesi için esnek bırakılan bir alan olarak görülmektedir. Dolayısıyla Washington’un temel önceliği, İsrail’in Lübnan’daki pozisyonunu tamamen değiştirmesinden ziyade, gerilimin Beyrut’a yayılmasının önlenmesi ve çatışmanın yönetilebilir bir yoğunlukta tutulmasıdır.
İsrail tarafında ise ABD’nin bu tutumuna karşı İsrail Ulusal güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in “büyük hata” olarak nitelendirdiği sert eleştiriler bulunsa da düşük ölçekli de olsa bir yumuşama sağlandığı görülmektedir. Ancak bu yumuşama İsrail’in uzun vadeli planında dönüştürücü bir etkiye sahip değildir. Nitekim 4 Haziran’daki ateşkes anlaşmasından sonra İsrail askerlerinin güney Lübnan’da Dibbin bölgesinden çekilmesi, İsrail’in sahada önceliği daha kritik askeri noktalara kaydırdığına ve taktiksel geri çekilmelerle yeni bir koordinasyona gittiğine işaret etmektedir. Benzer şekilde Beyrut’a yönelik yoğun saldırılardan şimdilik kaçınılması da kapsamlı bir değişimden ziyade, diplomatik sürece alan açan ve ABD baskısını dengelemeye dönük sınırlı bir “iyi niyet göstergesi” niteliği taşımaktadır.
İsrail-Hizbullah hattında yaşanan son gerilimin sahadaki gerçeklik ile diplomatik müzakerelerin eşzamanlı biçimde ilerlediği yeni bir çatışma yönetimi modeline işaret ettiği anlaşılmaktadır. Ateşkes görüşmeleri her ne kadar ABD tarafından kalıcı çözümün zemini olarak sunulsa da İsrail ve Hizbullah’ın önceliklerinden geri adım atmaması süreci geçici taktiğe dönüştürmektedir. İsrail’in sahada kontrol alanını genişletme ve stratejik noktaları elde tutma yönündeki askeri yaklaşımı, diplomatik masadaki sınırlı geri çekilmelerle birlikte değerlendirildiğinde, bir baskı stratejisinin olduğunu göstermektedir. Buna karşılık Hizbullah’ın artan operasyonel kapasitesi ve sınırdaki etkinliği, çatışmanın bir güç mücadelesine evrildiğini ortaya koymaktadır. ABD ve İran ekseninde yürüyen süreç ise Lübnan dosyasını bağımsız bir çözüm alanı olmaktan çıkararak denklemin bir parçası haline getirmektedir. Bu çerçevede mevcut ateşkes süreci, tüm tarafların pozisyonlarını yeniden düzenlediği ara bir dönem olarak değerlendirilmektedir.
[Dr. Tuba Yıldız, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
(Kaynak: AA)