⚡ Ajans Online
GÜNCEL

İstanbul'da kılıçların kuşandığı, törenlerin yapıldığı Edirnekapı

Anadolu Ajansının (AA) "Şehrin Tarihine Açılan Kapılar" başlıklı dosya haberinin üçüncü bölümünde, yüzyıllar boyunca imparatorları, padişahları, orduları ve yol

📍 Edirne
Anadolu Ajansının (AA) "Şehrin Tarihine Açılan Kapılar" başlıklı dosya haberinin üçüncü bölümünde, yüzyıllar boyunca imparatorları, padişahları, orduları ve yolcuları karşılayan Edirnekapı'nın hikayesi ele alındı. İstanbul'un tarihi kara surlarının önemli geçiş noktalarından biri olan Edirnekapı, II. Theodosios döneminde genişletilen sur hattı üzerinde yer aldı. Kapı, tarih boyunca özellikle Edirne ve Balkanlar yönünden gelenlerin kente girişinde kullanıldı. Konumu nedeniyle yalnızca bir geçiş noktası olmayan Edirnekapı ile çevresi, Bizans döneminde farklı dini ve toplumsal grupların yaşadığı, ticaretin ve zanaatların sürdüğü hareketli bir bölge olarak ön plana çıktı. Osmanlı döneminde de bu özelliklerini büyük ölçüde koruyan semtte, Rumlar, Yahudiler ve Müslümanlar bir arada yaşadı. Bölge, İstanbul'un fethi sırasında sur hattındaki çatışmalara ve Osmanlı'nın saldırılarına da tanıklık etti. Edirnekapı, fethin ardından Osmanlı'nın tören güzergahlarından biri olarak ayrı bir önem kazandı. Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren padişahların Eyüp Sultan'da gerçekleştirdiği kılıç kuşanma merasimleri sonrasında dönüş güzergahlarında Edirnekapı'nın kullanılması tarihte yer alıyor. Batı'ya açılan konumu nedeniyle askeri seferler açısından da önem taşıyan kapının çevresinde Yeniçeriler ve askeri birlikler görev yapıyordu. Kapının güvenliğinden sorumlu Yeniçeriler, tarihe kendi bölüklerine ait izler de bıraktı. Kapının mermer söve ve lentolarındaki bazı sembol ve işaretler, burada görev yapan askerlerin varlığına ilişkin emareler olarak biliniyor. Edirne ve Balkanlar yönünden gelenlerin giriş yaptığı kapının çevresinde kontrol ve gümrük işlevleri de gelişti. Cumhuriyet döneminde ise şehir ulaşımının değişmesiyle Edirnekapı'nın geleneksel işlevi ortadan kalktı. Sanat tarihçisi Elif Rana Kabalıoğlu, AA muhabirine, İstanbul surlarının yalnızca savunma yapıları olmadığını anlattı. Kapıların imparatorlukların gücünü ve şehirle kurduğu ilişkiyi yansıtan sembolik alanlar olduğunu belirten Kabalıoğlu, "Antik Çağ ve Geç Antik Çağ döneminde medeniyetler ve imparatorluklar surları ile özellikle kapılarına çok dikkat ediyorlar, önemsiyorlar. Bunun sebebi de şu: Bir medeniyetin, imparatorluğun gücünü, güvenliğini, sanatsal açıdan duruşunu en iyi sembolize eden, şehre gelenleri karşılayan kısım, surlar ve özellikle de kapılar oluyor. İştar Kapısı, Hititlerin Aslanlı Kapısı, bunların en güzel örneklerinden birisi." diye konuştu. Kabalıoğlu, İstanbul surlarının tarihsel gelişimini ise şöyle anlattı: "Tarihçi Plinius'a göre Lykos kentine ait bir sur yapısı olduğu belirtiliyor. Daha sonra İstanbul'a gelen Megaralılar bir sur yapısı inşa ediyor. Daha sonra üç tarafı denizlerle çevrili mükemmel bir topografyaya sahip İstanbul'u başkent yapan I. Konstantinos tarafından yeniden daha geniş bir şekilde sur yapısı yapılmasına ihtiyaç duyuluyor. Bu sur yapısı da zamanla yetmiyor. Sonrasında II. Theodosios döneminde surlar şu anda bulunduğumuz konuma kadar batı yönünde genişletiliyor. Marmara, Haliç ve Kara olarak üç bölüme ayrılıyor. Bu surlar ve kapılar, şehrin içindeki kaynakların, su sarnıçlarının ve halkın korunması, onların tarım ve yiyecek ihtiyaçlarının karşılanması, özellikle şehrin kısıtlı imkanlarının dengelenmesi, nüfusun kontrol altına alınması ve İstanbul'un tarihi için ziyadesiyle önemli." Sanat tarihçisi Kabalıoğlu, Edirnekapı'nın çevresinde fetih sırasında ciddi çatışmalar yaşandığını ancak burasının rolünün yaygın anlatıdaki gibi değerlendirilmemesi gerektiğini anlattı. Edirnekapı'nın savaş esnasında orduların zorlandığı kapılardan birisi olduğuna dikkati çeken Kabalıoğlu, "Fatih Sultan Mehmet'in şehre bu kapıdan girmiş olduğu bilinse de işin gerçeği şu şekildedir: Fatih Sultan Mehmet bu kapıdan değil, başka bir gedikten içeri girmiştir. Daha sonra Ayasofya'da cuma namazını kıldıktan sonra muazzam bir tören alayı kurulmuştur. Edirnekapı'dan alaylarla, salavatlarla, dualarla, muazzam bir törenle şehre yeniden girmiştir. Burasının Osmanlı tarihindeki ilk önemi bu şekilde başlıyor." diye konuştu. Kabalıoğlu, Edirnekapı'nın "fetih kapısı" olarak anlaşılmaması gerektiğini vurgulayarak, kapının fetih sonrasındaki törensel işlevi nedeniyle de önem kazandığını kaydetti. Osmanlı dönemindeki kılıç alaylarını da aktaran Kabalıoğlu, Edirnekapı'nın padişahların tören güzergahındaki yerine ilişkin şunları söyledi: "Sultanlar, Fatih Sultan Mehmet döneminden sonra Topkapı Sarayı'ndan kılıç kuşanmak için Eyüp Sultan Hazretleri'nin türbesine giderler. Orada kılıç kuşandıktan sonra askeri tören alaylarıyla beraber sultan atın sırtına biner. Vahdettin'e kadar bütün sultanlar Edirnekapı'dan geçerek Fatih Sultan Mehmet'in kabrini tören alayıyla ziyaret eder. Sonrasında güzergahta Divanyolu üzerindeki padişahların kabirlerini ziyaret ederek Topkapı Sarayı'na ulaşırlardı. Bu şekilde baktığımızda Edirnekapı aslında sultanların tören yolunun ana giriş kapılarından bir tanesiydi." Kabalıoğlu, Edirnekapı çevresinde Osmanlı döneminde Yahudilerin ve Rumların yaşadığı, ticaret hayatının, zanaatkarların ve sanatçıların burada meskun olduğunu belirtti. Bu kapıdan Edirne ve Balkanlar'dan gelenlerin giriş yaptığını kaydeden Kabalıoğlu, "Osmanlı döneminde bu kapılar sabah açılıyor, akşam yatsı namazında kapatılıyor. İçeriye gelişigüzel kimsenin girmesine izin verilmiyor. Gelenlerin de kim olduğu, niçin geldiği ve şehre girdiği sorgulanıyor. Sebebi nüfus artışını dengede tutmak." ifadelerini kullandı. Kabalıoğlu, Edirnekapı'nın "Karagümrük" adıyla anılan bölgesinden dolayı burasının gümrük kapısı olduğunu anladıklarını söyledi. Her kapının önünde garnizon ve karakol bulunduğunun altını çizen Kabalıoğlu, bunun hem Bizans hem de Osmanlı döneminde sürdüğünü anlattı. Kabalıoğlu, Edirnekapı'nın mermer unsurlarına işaret ederek, şunları kaydetti: "Porta Adrianopolis veya Aziz Ioannes Kapısı'nın yapısal ve mimari özelliklerine bakıyoruz. Genelde Bizans'taki mermer lentolara ve sövelere sahip önemli kapılar zümresine giriyor. Bu alanı incelediğimizde Edirnekapı gerçekten bu özelliklere sahip. Burada kalan Yeniçeriler, bölüklerine ait işaretleri, remiz ve sembolleri kapıların sövelerine, lentosuna, çevresine işaretlemişler, kazımışlar. Mesela makas ögesi ve servi ağacı görüyoruz. Daha farklı semboller de var. Hatta bir yerde Osmanlıca yazıyla Bektaş Veli Hazretleri'ne, Gaziyan-ı Bektaş Veli Hazretleri'ne de gönderme yapılan yazılar mevcut. Bunlar tarihe tanıklık edildiğine dair semboller. Burası, tarihe tanıklık eden, İstanbul'un hikayesine katkıda bulunan, altından birçok insanın, seyyahların, tacirlerin, sivil halkın, askeri yapıların geçtiği önemli bir kapı." (Kaynak: AA)