⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Kiliselerde dev deniz kabukları kullanılmış

İspanya'nın dört bir yanındaki kiliselerde, girişte kutsal suyun konduğu kap kimi zaman Filipinler'den gelme dev bir deniz kabuğu oluyor. Avusturyalı bağımsız t

📍 Kilis
İspanya'nın dört bir yanındaki kiliselerde, girişte kutsal suyun konduğu kap kimi zaman Filipinler'den gelme dev bir deniz kabuğu oluyor. Avusturyalı bağımsız tarihçi ve arkeolog Enrique Pérez-Campoamor Miraved, ülke genelindeki kiliseleri tarayıp bu kabuklardan yaklaşık 140 tane saydı. Çoğu taşın rengine büründüğü için, önünden geçenler kabın ne olduğunu fark etmiyor bile. Pérez-Campoamor bulgularını bu yaz "Kilise'nin hizmetindeki deniz devleri" başlıklı bir konferans dizisinde anlattı; dizinin son konuşması geçen cuma Asturya'nın batısındaki Castropol'da yapıldı. Dinleyicileri en çok şaşırtan, bu kabukların ta yanı başlarındaki kiliselerde durması oldu. ADI TACLOBO, DÜNYANIN EN İRİ KABUKLUSU Kabuğun doğru adı "taclobo". İspanyolca sözlüğe girmiş sayılı Filipin kökenli kelimeden biri; Tagalogca'da "açılamayacak kadar kapalı bir şey" anlamına geliyor. Ait olduğu tür Güneydoğu Asya'ya özgü Tridacna gigas, yani yeryüzünün en büyük çift kabuklu yumuşakçası. Kiliselerde görülen örnekler çoğunlukla 80-90 santimetre, bazıları neredeyse bir metreyi buluyor. Tür daha da irileşebiliyor: azami boyu bir buçuk metre, kabuğun ağırlığı 300 kiloya kadar çıkıyor. Bu iri yumuşakçanın kabuğu, İspanya'da kutsal suyun konduğu kaba dönüşmüş. BU DEVLER İSPANYA'YA NASIL ULAŞTI? Kabukların hepsi Filipinler'den geliyor, çünkü İspanya'nın orada bir kolonisi vardı. 16 ve 17. yüzyıla ait kroniklerde, kabukların adada İspanyol rahipler eliyle kutsal su kabı olarak kullanıldığı yazıyor. Kiliselere ulaşanlarsa 18 ve 19. yüzyılda, binlerce kilometre yol kateden gemilerle taşınmış. Eo çevresindeki yoğunluğun bir anahtarı, Pérez-Campoamor'a göre Ribadeo limanı olabilir. Deniz taşımacılığının hâkim olduğu dönemde Ribadeo, Lugo iline ve Asturya'nın batısına mal dağıtan önemli bir merkezmiş. Kente haftada bir Bilbao-Barcelona seferi yapan, tarifeli otobüs kadar düzenli işleyen bir gemi uğruyordu. Barcelona'da ise Manila'ya giden başka bir gemi vardı. Ayrıca bölgede Filipinler'le bağı olan çok sayıda din adamı yaşıyordu; tarihçi, kabukların büyük olasılıkla bu deniz hattı ve bu bağlantılar üzerinden bölgeye ulaştığını düşünüyor. İNTERNETTE 15 YAZIYORDU, O 140 SAYDI Pérez-Campoamor'u bu araştırmaya yönlendiren, Asturya Güzel Sanatlar Müzesi'nin eski müdürü Emilio Marcos Vallaure oldu; Eo çevresindeki ilk örnekleri de o keşfetmişti. Tarihçi işe koyulduğunda internette, İspanya'da yalnızca 15 kadar kabuktan söz eden tek bir yazı bulabildi. Kendi sayımı bu rakamı fazlasıyla aştı: ülke genelinde yaklaşık 140 tane. Kabuklar ülkenin her yerindeki kiliselerde bulunuyor, ama en sıkı kümelenme Eo çevresinde: burada tek başına 17 kabuk sayılmış. Tarihçiye göre bu yoğunluk ülke çapında en yüksek, muhtemelen dünyada da. Yalnızca Ribadeo kilisesinde üç tane var. İspanya genelinde bildiği kadarıyla ikisi vaftiz kurnası olarak kullanılıyor; geri kalanı, kilise girişindeki kutsal su kabı. TAŞIN RENGİNDE OLDUKLARI İÇİN KİMSE FARK ETMİYOR Bu kabuklar tarih açısından çok değerli ama neredeyse tümüyle unutulmuş durumda. Taşın rengine büründükleri ve çoğu aşındığı için kolayca gözden kaçıyorlar. Oysa kültürel geçmişleri hayli eski. Romalılar bu kabuğu bir arınma simgesi olarak görürdü; kabuk aynı zamanda Santiago Yolu'nun, yani ünlü hac yolunun ve onu yürüyen hacıların da alameti. Tarihçinin asıl derdi de burada. İnsanların bir kiliseye girdiklerinde bu kabuklara şöyle bir durup hayranlıkla bakmasını istiyor; çünkü arkalarında pek bilinmeyen, uzun bir hikâye var. Sayı bununla da sınırlı olmayabilir; özel şapeller taranırsa 140 rakamının daha da yükseleceğini tarihçinin kendisi söylüyor. Bir soru ise hâlâ yanıtsız: Manila'ya giden o gemi Cádiz'e de uğruyordu, ama nedense orada bu kadar çok kabuk yok. Pérez-Campoamor bunun sebebini de henüz çözebilmiş değil. (Kaynak: HABERTURK)