Kim, kiminle, neden fotoğraf çektiriyor?
Türkiye’de uzun zamandır üzerinde yeterince konuşulmayan bir alışkanlık var.Aslında bu konuya daha önce de değinmiştim.Şimdi bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Türkiye’de uzun zamandır üzerinde yeterince konuşulmayan bir alışkanlık var.Aslında bu konuya daha önce de değinmiştim.Şimdi bir kez daha hatırlatmak istiyorum.Devletin üst düzey isimleriyle fotoğraf çektirmek…Bir bakanla aynı kareye girmek, bir siyasetçinin yanında görünmek, Cumhurbaşkanının programında birkaç saniyelik temas yakalamak…Bunların hiçbiri elbette tek başına suç değil.Ancak meselenin başka bir boyutu var.Bu fotoğrafların bazı çevrelerde bir tür “nüfuz belgesi” gibi kullanılması.Özellikle iş dünyasında veya kamu ile iş yapan çevrelerde ‘Ben falanca bakanla görüştüm’, ‘Şu programda yanındaydım’, ‘Birleşmiş Milletlerde aynı karedeydik’ gibi görüntülerin bir itibar ve erişim aracına dönüştürülmesi, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir konu.Son günlerde Adalet Bakanı Akın Gürlek’in New York’taki Türkevi programında çekilen bir fotoğraf üzerinden başlayan tartışma da bu nedenle yalnızca bir fotoğraf tartışması olarak görülmemeli.Öncelikle somut bilgiyi ortaya koyalım.Adalet Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre fotoğraftaki kişi, Bakan Gürlek’in tanıdığı veya planlı olarak görüştüğü biri değil.Fotoğrafın bir iş insanının beraberindeki kişilerle yaşanan anlık karşılaşma sırasında çekildiği belirtiliyor.Bu şahıs hakkında, fon soruşturması kapsamında yakalama kararı bulunduğu açıklandı.Bu olayın ortaya çıkardığı başka bir soru var…Türkiye’yi uluslararası platformlarda temsil eden heyetlerin etrafındaki erişim nasıl yönetiliyor?Birleşmiş Milletler Genel Kurulu gibi dünyanın gözünün çevrildiği organizasyonlarda Türkiye adına görev yapan heyetlerin programlarına kimler hangi sıfatla dahil oluyor?Kimler bakanlara ulaşabiliyor?Kimler protokol alanlarına girebiliyor?Kimler bu temasları daha sonra kendi ticari veya sosyal çevresinde referans olarak kullanabiliyor?Bana kalırsa bunların daha sistematik biçimde ele alınması gerekiyor.Çünkü devlet görevlileriyle fotoğraf çektirmek sıradan bir sosyal aktivite olmaktan çıkıp bir “güç gösterisi” haline geliyorsa burada kamu yönetimi açısından bir problem var demektir.Şahsi kanaatim, bu durumun kişisel nüfuz üretmek için kullanılmasının önüne geçilebilmesi gerektiği yönünde.İkinci önemli başlık ise fon soruşturması…Burada artık kamuoyunun en temel beklentisi çok açık.Mağdurların parası ne olacak?Soruşturmanın hukuki boyutu elbette devam edecek.Sorumlulular ortaya çıkarılacak ve hukuk çerçevesinde hesap verecek.Ancak bunun kadar önemli bir başka mesele daha var.Mağduriyetlerin giderilmesi…Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamalarına göre soruşturma kapsamında el konulan mal varlıklarının, mağdurların alacaklarının karşılanmasında kullanılması planlanıyor.Ayrıca 1 milyon TL ve altında alacağı bulunan hesap sahiplerine öncelik verilmesine yönelik bir ödeme mekanizması üzerinde çalışılıyor.Bu insanlar, bir soruşturmanın tarafı olmak için yatırım yapmadı.Bir finansal sisteme güvenerek parasını değerlendirdi.Dolayısıyla hukuk soruşturmasının bir tarafta, mağduriyetlerin giderilmesinin diğer tarafta ilerlemesi gerekiyor.Soruşturmanın genişlemesi de bu açıdan önemli.Sonuç olarak burada iki ayrı mesele var ama ikisinin de ortak bir tarafı bulunuyor.Devletin temsil edildiği yerlerde kimlerin, hangi sıfatla ve ne amaçla bulunduğu daha dikkatli takip edilmeli.Fon soruşturmasında ise öncelik, mağduriyetlerin giderilmesi ve varsa sorumluların hukuk önünde hesap vermesi olmalı.Bir fotoğraf üzerinden kimse hakkında hüküm vermek doğru değil.Ama devletle kurulan ilişkilerin kişisel bir nüfuz alanına dönüşmesine de göz yumulmamalı.Bence bundan sonrası için bakılması gereken yer, tam olarak burası.
(Kaynak: ENSONHABER)