Küresel batarya depolama kapasitesinin 2050'ye kadar 17 kat büyümesi bekleniyor
BNEF'in küresel enerji piyasalarındaki dönüşümü ele alan "New Energy Outlook 2026" raporuna göre, temiz enerji dönüşümü ve elektrik şebekelerinde tarihi bir kır
BNEF'in küresel enerji piyasalarındaki dönüşümü ele alan "New Energy Outlook 2026" raporuna göre, temiz enerji dönüşümü ve elektrik şebekelerinde tarihi bir kırılma süreci yaşanıyor.
Raporda, küresel sabit batarya depolama kapasitesinin 2025'teki 223 gigavat seviyesinden 2050'ye kadar yaklaşık 17 kat artarak 3,8 teravata (3 bin 800 gigavat) yükseleceği hesaplandı.
Artan güneş enerjisi yatırımlarıyla birlikte elektrik şebekelerinde yapısal sorunların daha görünür hale geldiğine işaret edilen raporda, özellikle öğle saatlerinde güneş enerjisi üretiminin yoğunlaşmasının spot piyasalarda elektrik fiyatlarını sıfırın altına kadar çekebildiği belirtildi.
Bu durumun yatırımcıların gelir modellerini baskılayarak sektörde "kayıp para" (missing money) krizine neden olduğu vurgulanan raporda, şebeke işletmecileri ve yatırımcıların piyasa reformlarını beklemek yerine daha hızlı uygulanabilir çözümlere yöneldiği ifade edildi.
Bu kapsamda, gün içinde düşük maliyetle üretilen güneş elektriğinin büyük ölçekli batarya sistemlerinde depolanarak talebin arttığı akşam saatlerinde yeniden sisteme verilmesinin, depolama sektöründeki büyümenin temel itici gücü haline geldiği kaydedildi.
Raporda, batarya sektörünün 2026 itibarıyla güneş enerjisi sektörünün 2020'de ulaştığı kitlesel kırılma noktasına yaklaştığı belirtilirken, ürünlerin hızla standartlaşması nedeniyle fiyatların BNEF'in önceki öngörülerinden daha hızlı düştüğü vurgulandı.
Özellikle Çin'de lityum demir fosfat (LFP) batarya üreticileri arasındaki yoğun rekabetin küresel maliyetleri aşağı çektiği ifade edilen raporda, ABD'nin Çin menşeli düşük maliyetli bataryalara yönelik yeni kısıtlamalarının ise vergi teşviklerinden yararlanmayı zorlaştırdığı aktarıldı.
BNEF analistleri, bugün dünya genelinde üretilen elektriğin yalnızca yüzde 3'ünün bataryalar veya akıllı şarj sistemleriyle yönetildiğini, artan şebeke esnekliği ihtiyacı nedeniyle bu oranın 2035'te yüzde 11'e yükselmesinin gerekeceğini öngörüyor.
Raporda, küresel elektrik üretiminde köklü bir dönüşüm yaşandığı ve güneş enerjisinin önümüzdeki 10 yılda sistemin merkezine yerleşeceği belirtildi.
Dünya genelinde yıllık güneş enerjisi kurulumlarının 2025'te 655 gigavatla rekor seviyeye ulaştığı hatırlatılan raporda, arz fazlası ve düşen panel maliyetlerinin etkisiyle güneş enerjisinin gelecek 10 yıl içinde dünyanın en büyük sıfır karbonlu elektrik kaynağı haline geleceği ifade edildi.
BNEF'in Ekonomik Geçiş Senaryosu'na göre, güneş enerjisinin 2032 itibarıyla kömür ve doğal gazı geride bırakarak küresel ölçekte en büyük elektrik üretim kaynağı olması bekleniyor.
Raporda, üretken yapay zeka teknolojilerinin yol açtığı hızlı büyümenin küresel enerji sisteminde yeni baskılar oluşturduğuna işaret edildi.
Enerji yoğun veri merkezlerinin küresel elektrik tüketiminin 2035'e kadar üç katından fazla artarak dünya toplam elektrik talebinin yüzde 5,4'üne ulaşacağı öngörülürken, bu oranın veri merkezlerinin yoğun bulunduğu bazı bölgelerde daha yüksek seviyelere çıkabileceği belirtildi.
Veri merkezlerinin kesintisiz enerji ihtiyacı nedeniyle rüzgar ve güneş gibi değişken kaynakların yanı sıra fosil yakıt santrallerinin de sistemde kalmaya devam edeceği ifade edilen raporda, 2050'ye kadar veri merkezlerinin ihtiyaç duyacağı ek elektriğin yüzde 51'inin kömür ve doğal gaz santrallerinden sağlanabileceği tahmin edildi.
Raporda, bu durumun, ekonomik ömrünü tamamlamış bazı kömür santrallerinin kapanış süreçlerini geciktirebileceği ve veri merkezlerindeki büyümenin 2035'e kadar küresel güç sektörü emisyonlarını yüzde 6 artırma riski taşıdığı kaydedildi.
Rapora göre, kara taşımacılığında elektrifikasyonun hızlanması ve elektrikli araç satışlarının artmasıyla küresel petrol talebinin 2029'da zirve yapması bekleniyor.
Petrol talebinin zirvenin ardından yapısal düşüş trendine gireceği ve 2050'de 2000'li yılların başındaki seviyelere gerileyeceği öngörülürken, doğal gaz talebinin ise elektrik üretimi, veri merkezleri ve sanayi kaynaklı ihtiyaç nedeniyle büyümeyi sürdüreceği ifade edildi.
Doğal gazın 2040'lı yılların ortasında petrolü geride bırakarak dünyanın en büyük birincil enerji kaynağı konumuna yükselebileceği belirtilen raporda, bu eğilimin başta ABD olmak üzere çeşitli ülkelerde gaz yatırımlarını hızlandırdığı kaydedildi.
(Kaynak: AA)