Meclis'te kurulan Zirai Don Olayını Araştırma Komisyonu raporunu tamamladı
AK Parti Burdur Milletvekili Adem Korkmaz başkanlığındaki Komisyon, çalışma süresini tamamlayarak taslak raporunu hazırladı. Komisyonun 8 bölüm ve yaklaşık 420
AK Parti Burdur Milletvekili Adem Korkmaz başkanlığındaki Komisyon, çalışma süresini tamamlayarak taslak raporunu hazırladı.
Komisyonun 8 bölüm ve yaklaşık 420 sayfadan oluşan raporunun sunuş bölümünde değerlendirmelerde bulunan Korkmaz, geçen yıl nisan ayında etkili olan zirai donun tarımsal üretim üzerinde ciddi ve çok boyutlu sonuçlar doğurduğunu belirtti.
Zirai donun birçok üründe verim ve kalite düşüşü ile üreticiler açısından önemli ekonomik kayıplara neden olduğunu kaydeden Korkmaz, "Yaşan bu olay, tarım sektörünün iklim kaynaklı riskler karşısındaki kırılganlığını bir kez daha açık biçimde ortaya koymuştur." ifadesini kullandı.
Korkmaz, 14 Mayıs 2025'te çalışmalarına başlayan komisyonun, görev süresince ilgili kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, meslek örgütleri ve üretici temsilcilerinden bilgi aldığını, ayrıca saha ziyaretleriyle yerinde incelemeler yaptığını hatırlattı.
İklim değişikliğinin artık istisnai bir durum olmaktan çıkarak tarımsal üretimi doğrudan etkileyen kalıcı bir gerçeklik haline geldiğine dikkati çeken Korkmaz, şunları paylaştı:
"Bu yeni gerçeklik karşısında, ülkelerin, tarımsal üretim desenlerini iklim verileri ve uzun dönemli risk projeksiyonları doğrultusunda gözden geçirmesi ve gerekli görülen alanlarda üretim planlamalarını revize etmesi kaçınılmazdır. Aksi halde iklim kaynaklı afetlerin tarımsal üretim üzerindeki etkilerinin daha ağır sonuçlar doğurması söz konusu olacaktır.
Zirai don olaylarının bazı bölgelerde ve ürün gruplarında yalnızca tek bir üretim dönemini değil, birden fazla yılı kapsayan kalıcı hasarlara yol açtığı dikkate alındığında, kısa vadede üreticilerin üretimden kopmasını önlemeye yönelik finansal desteklerin büyük önem taşıdığı açıktır.
Üreticinin gelir kaybının telafi edilmesi, borç yükünün hafifletilmesi ve üretim motivasyonunun korunması, tarımsal sürekliliğin sağlanması açısından temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır."
Taslak raporun "Sorunlar ve Çözüm Önerileri" bölümünde 4 başlıkta tespit ve öneriler sıralandı.
Raporda, zirai don kaynaklı kayıpların azaltılmasında erken uyarı ve tahmin sistemlerinin kritik rol oynadığı belirtildi.
Bu kapsamda meteorolojik gözlem ağlarının ülke genelinde yaygınlaştırılması, don riski yüksek bölgelerde istasyon yoğunluğunun artırılması ve yüksek çözünürlüklü tahmin modellerinin geliştirilmesi gerektiği ifade edilerek, üreticilere hızlı bilgi aktarımı için SMS, mobil uygulama ve dijital platformlar üzerinden uyarı sistemlerinin yaygınlaştırılması zirai don risk haritalarının da iklim değişikliği etkileri dikkate alınarak güncellenmesi gerektiği dile getirildi.
Zirai don olaylarına ilişkin verilerin farklı kurumlar tarafından dağınık şekilde tutulduğuna işaret edilerek, tüm verileri kapsayan ulusal düzeyde merkezi bir veri tabanı oluşturulması önerildi.
Zirai don olaylarının önlenmesi, izlenmesi ve etkilerinin azaltılmasına yönelik politikaların etkin biçimde uygulanabilmesi için meteoroloji, tarım, sigorta, finans ve yerel yönetim süreçlerinin eş zamanlı ve uyumlu yürütülmesinin zorunluluğu vurgulandı.
Bu nedenle, veri paylaşımı temelli kurumsal koordinasyon mekanizmasının güçlendirilmesinin temel bir ihtiyaç olduğu belirtilerek, zirai don riskinin yönetilmesinde Tarım ve Orman Bakanlığı, Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi (TARSİM) ve ilgili kurumlar arasında veri paylaşım protokollerinin oluşturulması önerisinde bulunuldu.
Ortak dijital altyapı üzerinden veri akışının sağlanmasıyla erken uyarı, hasar tespiti ve destek süreçlerinin daha hızlı ve eşgüdüm içinde yürütülmesinin mümkün olacağı ifade edildi.
Taslak raporda, iklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkilerinin kısa vadeli tedbirlerle yönetilemeyecek ölçüde yapısal ve süreklilik arz eden bir nitelik taşıdığı belirtildi.
Tarım politikalarının afet sonrası müdahale anlayışından önleyici uyum yaklaşımına geçmesi gerektiğine dikkat çekilerek, bu kapsamda tarım sektörüne yönelik uzun vadeli iklim adaptasyon planlarının hazırlanmasının, üretimde sürdürülebilirliğin sağlanması açısından stratejik önem taşıdığı kaydedildi.
Bu doğrultuda hazırlanacak adaptasyon planlarının, bölgesel iklim projeksiyonları, risk haritaları, fenolojik izleme verileri ve sosyoekonomik kırılganlık göstergeleri temelinde kurgulanması gerektiği aktarıldı.
Zirai donla mücadelede kullanılan yöntemlerin enerji tüketimini artırdığına işaret edilerek, yenilenebilir enerji kullanımının teşvik edilmesi ve yaygınlaştırılmasının önünü açacak öneriler sıralandı.
Donla mücadelede aktif ve pasif yöntemlerin bilimsel kriterler doğrultusunda desteklenmesinin önemine dikkat çekilirken, özellikle güneş enerjisi uygulamalarının yaygınlaştırılmasının üretici maliyetlerini düşürebileceği vurgulandı.
Uzun dönemli meteorolojik gözlemler, iklim projeksiyonları ve zirai don risk haritaları esas alınarak bölge bazlı ürün desenlerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği ifade edilerek, don toleransı yüksek tür ve çeşitlerin yaygınlaştırılması, Ar-Ge çalışmalarının artırılması ve üreticilere ulaştırılması gerektiği kaydedildi.
Taslak raporda, iklim değişikliğiyle birlikte sıcaklık ve yağış rejimlerinde meydana gelen uzun dönemli değişimlerin zirai don olaylarının sıklığı, şiddeti ve zamanlaması üzerinde belirleyici hale geldiğine işaret edilerek, bölgesel iklim modelleri ve uzun dönemli iklim projeksiyonları esas alınarak tarımsal üretim planlamasının yeniden yapılandırılması gerektiği aktarıldı.
Zirai don olaylarının tarımsal üretim üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılmasında, don öncesi ve don anında uygulanabilecek teknik önlemlerin büyük önem taşıdığı belirtilerek, bu kapsamda zirai donla aktif ve pasif mücadelede don pervaneleri, sisleme ve ısıtma sistemleri gibi aktif yöntemler ile örtüleme, malçlama, uygun bahçe tesisi ve toprak yönetimi gibi pasif uygulamaların, bilimsel kriterler doğrultusunda ve ürün bazlı olarak desteklenmesinin önem arz ettiği anlatıldı.
Zirai don gibi iklim kaynaklı afetlerin hem üretici gelirini hem de gıda arz güvenliği ile fiyat istikrarını olumsuz etkileyebildiğine dikkat çekilerek, üretim bölgelerine yakın noktalarda modern depolama altyapılarının yaygınlaştırılması ve mevcut tesislerin modernizasyonunun önem taşıdığı ifade edildi.
Zirai don gibi afetlerin, üretimde miktar ve kalite dalgalanmalarına yol açarak üretici gelirlerinde belirsizliği artırdığı, tarıma dayalı sanayi ve perakende tarafında ise ham madde temininin sürekliliğini zorlaştırdığı belirtildi. Bu durumun üretim ve tedarik planlamasını zayıflatmasına, arz zincirinde kopmalara ve piyasa oynaklığının artmasına neden olabildiğinden, sözleşmeli üretim ve alım garantisi mekanizmalarının güçlendirilmesinin hem üretici hem de sanayi açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekildi.
Taslak raporda, TARSİM kapsamında zirai don teminatının erişilebilirliğinin artırılması ve kapsayıcılığın güçlendirilmesi, risk yönetiminin temel unsurlarından biri olarak nitelendirildi.
Özellikle sigortaya erişimde güçlük yaşayan ürün grupları ve üretici kesimleri açısından teminat koşullarının gözden geçirilmesinin, muafiyet-müşterek sigorta oranlarının risk temelli fakat erişilebilirliği artıracak biçimde yeniden ele alınmasının önem taşıdığı dile getirildi.
Kapsamın genişletilmesiyle birlikte sigorta sistemine katılım oranlarının artmasının, zirai don sonrası üreticinin finansal dayanıklılığını güçlendireceği, kamu desteklerinin afet sonrası telafi odaklı yapısından önleyici risk yönetimi yaklaşımına evrilmesine katkı sağlayacağı belirtildi.
Zirai don olaylarının sıklığı ve etkisinin artmasının, mevcut tarım sigortası mevzuatının don riskine karşı yeterliliğinin yeniden değerlendirilmesini gerekli kıldığına işaret edilerek, bu kapsamda Tarım Sigortaları Kanunu ve ilgili ikincil mevzuatta yapılacak düzenlemelerle, zirai don teminatının ürün bazında gelişme dönemlerini, bölgesel iklim farklılıklarını ve erken/geç don ayrımını açık şekilde içerecek biçimde tanımlanmasının önemi vurgulandı.
Mevzuat değişikliği kapsamında, don riskinin yüksek olduğu bölgelerde prim destek oranlarının artırılması, muafiyet ve müşterek sigorta oranlarının üretici lehine farklılaştırılmasına imkan tanıyacak hükümlerin açık biçimde düzenlenmesi de önerildi.
Farklı ürün grupları ve üretici profillerine yönelik alternatif ve tamamlayıcı sigorta paketlerinin geliştirilmesi tavsiye edilirken, özellikle küçük ve orta ölçekli üreticilere hitap eden, sade ve anlaşılır teminat yapısına sahip paketlerin, sigorta bilincinin artırılmasına ve sistemin tabana yayılmasına katkı sağlayacağı değerlendirildi.
Öte yandan, TARSİM poliçelerinin satış sürecinde izlenen yaklaşımın da gözden geçirilmesi önerilerek, özellikle banka ve kooperatif kanalları aracılığıyla yapılan satışlarda, tarım sigortası poliçelerinin yalnızca kredi kullanımının bir şartı veya tamamlayıcı unsuru gibi sunulması yerine, üreticiye faydalarının açıkça anlatılması, tarımsal faaliyetlerin sürekliliğini sağlayan ve tarım sermayesini koruyan temel bir risk yönetim aracı olarak tanıtılmasının sağlanması tavsiye edildi.
Zirai don gibi yüksek etkili afetlerde, küçük ölçekli üreticilerin hem gelir kaybına karşı daha kırılgan bir yapıya sahip olduğu hem de sigorta prim maliyetleri nedeniyle koruma mekanizmalarına erişimde güçlük yaşayabildiğine işaret edilerek, prim desteklerinin küçük ölçekli üreticiler lehine güçlendirilmesinin önem taşıdığı belirtildi.
TARSİM poliçelerinin, poliçe üretilen tüm tarım sigortası branşlarında zorunlu hale getirilmesi ile zorunlu trafik sigortası, DASK sigortası uygulamalarında olduğu gibi iki aşamalı ve kademeli bir tarım sigortası modeli geliştirilmesi iki alternatif olarak önerildi.
İklim değişikliğine bağlı olarak tarımsal üretimde karşılaşılan katastrofik risklerin (kuraklık, zirai don, deprem gibi) sıklığının ve şiddetinin giderek arttığına işaret edildi.
Zirai don, kuraklık, dolu, sel ve fırtına gibi risklerin aynı üretim sezonu içerisinde eş zamanlı veya ardışık biçimde gerçekleşmesinin TARSİM'in teknik sonuçlarında yüksek düzeyde oynaklığa yol açtığına değinilerek, bu durumun, prim istikrarının korunmasını güçleştirdiği ve sistemin mali sürdürülebilirliğini zorlaştırdığı kaydedildi.
Geçen yıl yalnızca tarımsal afetlere ilişkin kamu bütçe yükünün (TARSİM ödemeleri hariç) yaklaşık 24 milyar lira seviyesinde gerçekleştiği anımsatılarak, bu çerçevede söz konusu mali dalgalanmaların dengelenmesi ve sistemin uzun vadeli dayanıklılığının artırılması amacıyla TARSİM bünyesinde "Katastrofik Rezerv Fonu (KRF)" oluşturulması stratejik bir reform aracı olarak önerildi.
Taslak raporda, zirai don riskinin etkin biçimde yönetilebilmesinin erken uyarıdan hasar tespitine, desteklerin uygulanmasından piyasa etkilerinin izlenmesine kadar birçok sürecin farklı kurumlar arasında eşgüdümlü çalışmayı gerektirdiği belirtilerek, bu doğrultuda MGM, Tarım ve Orman Bakanlığı birimleri, TARSİM, yerel yönetimler ve ilgili paydaşlar arasında düzenli iletişim ve ortak çalışma mekanizmalarının kurulması önerisinde bulunuldu.
Hasar tespit yöntemleri ve değerlendirme kriterlerinde bölgesel farklılıklar oluşabildiği, afet sonrası hasar tespit süreçlerinin standartlaştırılmasının don risk yönetiminin kurumsal altyapısının güçlendirilmesinde öncelikli bir ihtiyaç olduğu anlatıldı.
Hasar tespit süreçlerinde standartların oluşturulması ve uygulanmasının tarımsal sigorta sisteminin etkinliğini artıracağı, afet sonrası desteklerin doğru hedeflenmesini sağlayacağı, üreticiler açısından öngörülebilirliği ve güven duygusunu güçlendireceği ifade edilerek, böylece zirai don sonrası müdahale kapasitesinin yükseltileceği, afet yönetiminde şeffaflık ve uygulama birliği sağlanacağı kaydedildi.
Zira donla mücadeleye yönelik teknik uygulamaların finansal olarak desteklenmesinin, risk azaltma politikalarının temel unsurlarından biri olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekildi.
Zirai don afetinden etkilenen üreticilerin kredi ve borçlarının yeniden yapılandırılmasının, bu tedbirlerin yalnızca erteleme ile sınırlı kalmayıp üreticinin yeni üretim dönemine girebilmesini sağlayacak şekilde finansal erişimi de desteklemesinin önemi vurgulandı.
Bu çerçevede atılacak adımların, tarımsal üretimde sürekliliği güçlendireceği, afet sonrası toparlanmayı hızlandıracağı ve zirai donun kırsal ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılmasına katkı sağlayacağı belirtildi.
Taslak raporda, Nisan 2025'te meydana gelen zirai don olayının, ülke tarımında iklim kaynaklı risklerin artık "beklenmedik istisnalar" değil, üretimin ayrılmaz bir parçası olan kalıcı ve yapısal bir sorun haline geldiğini açık biçimde ortaya koyduğu anımsatıldı.
Mevcut tarımsal destekleme sisteminin yıllık bütçe olanaklarıyla sınırlı olması ve afet sonrası telafi mekanizmalarının bürokratik süreçler nedeniyle gecikmeli işlemesi sebebiyle Nisan 2025 örneğinde görülen geniş çaplı şoklara karşı yeterli bir koruma kalkanı sağlayamadığı ifade edildi.
TARSİM'in fiziksel hasarın belirli bir kısmını karşılamakla birlikte, üretici gelirindeki toplam erimeyi telafi etmekte ve tarımsal işletmelerin finansal sürekliliğini korumakta yetersiz kaldığına işaret edilen raporda, mülkiyet odaklı değil, gelir ve sürdürülebilirlik odaklı bir "Sürdürülebilir Tarım ve Gıda İstikrar Fonu" kurulmasının, bir devlet politikası olmasının elzem hale geldiği kaydedildi.
İklimsel risklerin maliyetinin devletin garantörlüğünde ülkece ve tüm paydaşlarca paylaşılması gerektiği, kurulması önerilen fonun finansal yapısının merkezi bütçeye yük bindirmeyen ancak ondan güç alan, çok kaynaklı ve kendi kendini besleyen bağımsız bir havuz olarak tasarlanması, olağan dönemlerde biriken kaynakları afet anında bürokratik engellere takılmadan hızla kullanıma sunacak esnek bir yapıda kurgulanması gerektiği belirtildi.
Geçen yıl meydana gelen zirai don olayı "Türkiye'nin tarımsal risk yönetiminde yeni bir sayfa açması gerektiğini gösteren bir uyarı" olarak nitelendirilerek, bu çerçevede, üreticinin gelirini, halkın sofrasını ve ülkenin gıda egemenliğini koruyacak olan Sürdürülebilir Tarım ve Gıda İstikrar Fonu'nun kurulum çalışmalarına hukuki dayanak oluşturmak ve teknik altyapısını hazırlamak amacıyla TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu bünyesinde bir alt komisyon kurulması önerildi.
Üreticilere yönelik eğitim ve yayım çalışmalarının artırılması, dijital tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması ve il/ilçe teşkilatlarının teknik kapasitesinin güçlendirilmesi de tavsiye edildi.
(Kaynak: TRT)