⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Namık Gedik, Menderes ve arkadaşlarına kavuşuyor

17 Eylül 2026 günü Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan ile anne-oğul Berrin ve Aydın Menderes’lerin kabirlerinin bulunduğu Topkapı’daki anıt mez

📍 Aydın
17 Eylül 2026 günü Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan ile anne-oğul Berrin ve Aydın Menderes’lerin kabirlerinin bulunduğu Topkapı’daki anıt mezarda düzenlenen resmi törene Demokrat Parti dönemini araştıran bir yazar olarak katılmak ihtiyacını duydum.İçişleri Bakanımız Mustafa Çiftçi, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Kürşat Zorlu ile Ömer İleri, İstanbul Valisi Davut Gül, AK Parti İl Başkanı Abdullah Özdemir ve bazı DP’li ailelerin iştirak ettiği merasimde ilginç bir gelişme duyuruldu.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleriyle DP’nin son İçişleri Bakanı Namık Gedik’in kabrinin Topkapı’daki anıtmezara nakli önümüzdeki aylarda gerçekleştirilecekmiş. Gedik idam edilmemişti gerçi ama o da böylece 27 Mayıs darbesinin ‘şehitlerinden’ kabul edildi.Bir yandan sevindim habere, diğer yandan hüzünlere gark oldum.16-17 Eylül 1961 günlerine yakın tarihimizin Kerbelâ’sı desek yeridir. Hatta 27 Mayıs 1960 ile 17 Eylül 1961 arasındaki 15 ay, 20 güne demokratik hayatımızın koma dönemi diyebiliriz ki o komadan yeni yeni uyanıyoruz.16 Eylül 1961 gününün ilk saatlerinde Kıbrıs’ı bize kazandıran Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile dürüst bir devlet adamı olan Maliye Bakanı Hasan Polatkan, ertesi gün ise Başbakan Adnan Menderes (hem de güpegündüz) idam edilmiş, böylece kanlı Eylül’ün bu iki günü yakın tarihimizin devlet adamlarının milletin iradesine el koymuş bir cunta eliyle katledildiği kara günler olarak tarihe geçmiştir.Asıl unutulan ise darbenin ilk ölüsüdür.Dahiliye Vekili Namık Gedik darbenin henüz üçüncü gecesinde Harp Okulu’nda hayata veda etmişti. Resmî ağız 66 yıl boyunca bu ölüme “intihar etti” dedi.Bilinen şuydu: Aniden pencereye doğru koştu, “Ya Allah, sana sığındım” dedi, camı kırıp avluya atladı.DP’li bakanlardan Ethem Menderes aynı odada kalan şahitti. Ertesi gün bir kurmay albay refakatinde basının önüne çıkarılıp bu sahneyi bu kelimelerle anlattı. (Silah zoruyla anlattığı her halinden belliydi.)Üzerinden çıkan bir kâğıtta ise eşi Melahat Hanıma “Uzun bir yolculuğa çıkıyorum, tekrar döneceğimi sanmıyorum” diye yazdığı ileri sürüldü.Resmi raporun söyledikleriİçişleri Bakanlığı’ndan tarafıma ulaştırılan Mülkiye Teftiş Kurulu’nun 8 Eylül 2026 tarihli bix-apple-ql-id2://8ACB1C21-87DA-4662-BF96-22A57E51A1BA/x-apple-ql-magic/FDE09479-41C4-44AA-8B84-631B94F81230.jpglgi notu ve Ali Yüksel adlı Mülkiye Müfettişinin 11 Eylül 2026 tarihli 130/3 sayılı raporu bu mührü devletin kalemiyle kaldırmaktadır. Size bu resmi belgelerdeki anlatımı özetleyeceğim.Mülkiye Müfettişliğinin not ve raporu olayı “her halükârda ceza hukuku açısından darbe sürecinde işlenen bir cinayet” diye neticeye bağlıyor. Mecra ister “başka yerde öldürülüp pencerenin önüne bırakıldı” olsun, ister “cansız beden içeriden düşürüldü”, ister “takatsizken itildi”, isterse “fizikî ve manevî şiddetle şuurunu kaybettirilip ölüme sürüklendi”; hüküm değişmiyor. Nitekim TBMM 27. Dönem 218 sıra sayılı Anayasa Komisyonu Raporu’nda da “pencereden atılarak öldürülen dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik” denilmişti.Şüphe, Meclis tutanağına ve resmi teftiş metnine girmiş bir hükümdür.Olayın ayrıntıları şöyledir:27 Mayıs sabahı İçişleri Bakanı Namık Gedik’in Sümer Sokak No. 12’deki evi kuşatıldı. Teslim anonsuna rağmen dışarı çıkmaması üzerine bir binbaşı kapının kilidini kurşun sıkarak açtı. Ailesinin gözü önünde yaka paça merdivenden indirildi; “Onu bize verin!” linç nidaları arasında kum çeken arkası açık bir kamyonetin şoför kabinine oturtulup Harp Okulu’na götürüldü. Orada önce eczane odasında tutuldu, sonra üçüncü kattaki, İçişleri Bakanlığı yapmış olan Ethem Menderes’in odasına alındı.DP İskenderun İlçe Başkanı Edip Yaygın’ın tanıklığı Gedik’in ölümüyle ilgili korkunç sahnelere yer veriyor:“Darbe sonrasında tutuklanıp Harp Okulu binasına götürülenlerin arasında ben de vardım. Subaylar, her bir bahane ile bize hakaret ediyor, tekme tokat girişiyorlardı. Bizi iyice hırpaladıktan sonra bir odaya attılar. Orada gördüğüm hemen herkes adeta yarı canlı, yarı ölü bir vaziyetteydi. Aralarında derinden derine inleyenler de vardı. Fakat en çok ezâ-cefâ görenlerin başında İçişleri Bakanı Namık Gedik geliyordu. Görevli, ya da nöbetçi olsun olmasın, bütün subaylar ona ağır hakaret ve işkencelerde bulunuyordu. Bir kısmı anlatılamaz cinsten olan bu işkenceler o derece arttı ve ağırlaştı ki, Namık Bey buna daha fazla dayanamayarak baygınlık geçirdi. Hareketsiz düştü. İşkenceciler, onun ölüme doğru gittiğine kanaat getirdiler. Bu sebeple, aralarında fısıldaşarak, bir plan yaptılar. Gecenin geç saatlerinde izbandut gibi iki subay geldi. Yerde baygın yatan Namık Gedik’i karga tulumba kaldırdılar ve salonun yüksek penceresinden aşağıya attılar.”Şahsiyeti hatıra defterindeki sinsice satırlardan belli olan Ethem Menderes’e göre odanın kapısı açıktır, iki muhafız yanı başındadır, bir üçüncüsü karşıki odanın kapısında durmaktadır; Namık Gedik pantolon ve pijama ceketiyle yatağından fırlar; nöbetçi ayağından tutsa da yetişemez. Aile pijamasının altında bir delik veya yırtık bulunduğunu söyler.Oysa atladığı söylenen pencere çift camlıdır, yani kırılması zordur, kanatlar arasında yaklaşık 20 cm boşluk vardır, camdaki kırık küçüktür (86x55 cm). İri yapılı bir adam olan Gedik’in nöbetçiler ayaktayken bu dar aralıktan “ok gibi” kendini atması fiziken mümkün değildir.Ceset 30 Mayıs akşamı GATA’ya götürülür ama nedense otopsi yapılmaz. 16 Haziran’da Cebeci Asri Mezarlığı’na asker refakatinde gömülür. Gömme izin kâğıdında ölüm sebebi “intihar neticesi” yazılır; işin garibi, ölümü tespit eden hekimin adı boş bırakılmıştır. Nâşı aileye gösterilmez, üzerindeki kanlı giysiler verilmez ve defninde yalnızca altı yakınının bulunmasına izin verilir. Hatta “İntihar etti” gerekçesiyle cenaze namazı kıldırılmaz; bu olay gazetelere yansır. Laik bir devletin kendi bakanının cenaze namazının kılınmasına izin vermemesi şüpheleri çoğaltır.Aslen tıp doktoru olan 49 yaşındaki Namık Gedik tesadüfen seçilmiş bir kurban değildir. Cumhuriyet tarihinin en uzun İçişleri Bakanlıklarından birini yapmıştır. 6-7 Eylül 1955 olaylarının, 28 Nisan 1960’ta iki öğrencinin öldüğü İstanbul/Beyazıt olaylarının, 21 Mayıs’taki Harp Okulu yürüyüşünün hedef tahtasına oturtulmuştur. Behçet Kemal Çağlar’ın “Namık Gedik didik didik olasın…” diye başlayan şiiri darbeye giden dilin nasıl sivrildiğini gösterir.Sultan Abdülaziz’in 4 Haziran 1876’daki ölümü de resmî söylemde yıllarca intihar diye geçmişti; zamanla koruma perdesi kalkınca arkasından koca bir cinayet çıktı.29 Mayıs 1960’ın perdesi daha uzun süre kapalı kaldı; çünkü “ilk ölü” yargısız infazın deneme tahtasıydı. Sehpalar henüz kurulmamış ama anlatı daha ilk günden kurgulanmıştı.Dün Topkapı’da kamuoyuna duyurulan nakl-i kabir kararı dört mazlumun kaderini yeniden birleştirecek. Bu, devletin “sözde intihar” cümlesini artık yutmadığının da belgesidir.Namık Gedik, Adnan Menderes ve yol arkadaşlarına 66 yıl sonra kavuşurken adalet yerini bulmakla kalmayacak, 27 Mayıs darbesinin ölümler üzerinde kurduğu anlatı tekeli de yıkılmış olacaktır. (Kaynak: ENSONHABER)