⚡ Ajans Online
GÜNCEL

NATO'nun ortaklık yapısının ele alındığı panel düzenlendi

Ankara'da TÜSİAD'ın ev sahipliğinde "NATO Zirvesi Diyalogları" etkinliği kapsamında düzenlenen panelde, NATO'nun ortaklık stratejisi İstanbul İşbirliği Girişimi

📍 Ankara
Ankara'da TÜSİAD'ın ev sahipliğinde "NATO Zirvesi Diyalogları" etkinliği kapsamında düzenlenen panelde, NATO'nun ortaklık stratejisi İstanbul İşbirliği Girişimi ve Akdeniz Diyaloğu odağında ele alındı. Türk Atlantik Konseyi ve Hariciye Dış Politika ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi tarafından gerçekleştirilen panelde, Türkiye'nin NATO içindeki özgün konumu ve NATO'nun ortaklık politikalarının daha somut ve uygulanabilir hale getirilmesine yönelik politika önerileri ele alındı. Uluslararası İlişkiler araştırmacısı Dr. Sitare Nuriye Kurdeş moderatörlüğündeki panele, Beykoz Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aylin Ünver Noi, İtalyan düşünce kuruluşu CeSPI'nin Türkiye Gözlem Merkezi Bilimsel Direktörü Doç. Dr. Valeria Giannotta, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli düşünce kuruluşu TRENDS Araştırma ve Danışmanlıktan kıdemli araştırmacı Gina Bou Serhal ve Milli İstihbarat Akademisi (MİA) Dr. Öğretim Üyesi Merve Önenli Güven konuşmacı olarak katıldı. Noi, 2000'lerin başında Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile tam üyelik müzakerelerine başlamaya hazırlandığını hatırlatarak, anayasal reformlar ve uyum paketleriyle dış ve güvenlik politikasını büyük ölçüde AB ile uyumlu hale getirdiğini belirtti. Öte yandan, ilerleyen süreçte çevre ülkelerdeki değişiklikler nedeniyle Türkiye'nin kendi çıkarlarını ve güvenliğini önceliklendirmeye başladığını hatırlatan Noi, AB'nin diğer ortaklar üzerindeki etkisinin de zamanla değiştiğini kaydetti. Noi, "AB'ye alternatifin olmadığı 2000’li yıllarla karşılaştırdığımızda, o dönemden sonra büyük güçlerin de Birlik için daha zorlu ve rekabetçi rakipler haline geldiğini gördük." ifadesini kullandı. Giannotta ise Türkiye ve İtalya arasında "özel bir ortaklık" ya da "özel bir dostluktan" daha fazlası olduğuna işaret ederek iki ülke arasındaki ilişkilerin yüzyıllara dayanan ortak tarih ve mevcut uygulamalarla şekillendiğini söyledi. Son zamanlarda İtalya'ya yatırım yapan Türk şirketlerinin sayısının arttığına değinen Giannotta, "İtalya’dan Türkiye’ye yapılan yatırımlar ve uygulamalar, otomotiv sektöründen sanayi gruplarına, lojistikten altyapıya kadar her türlü sektörü kapsamakta ve bu sektörler Türkiye'de halihazırda varlık göstermekte." dedi. Giannotta, Türkiye ve İtalya savunma işbirliğinin yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, Avrupa'nın savunma sanayisinin güçlendirilmesi ve müttefikler arasındaki ortak üretim modellerinin geliştirilmesi bakımından da önemli bir model oluşturduğunun altını çizdi. Serhal, birçok Körfez ülkesi için NATO ile ortaklığın değerinin daha çok siyasi diyalog ve deniz güvenliğine dayandığına işaret ederek, "İran’la son zamanlarda yaşanan bu savaş, NATO-Körfez ortaklıklarının sınırlarını bir ölçüde ortaya koydu." dedi. Körfez ülkelerinin uzun süredir güvenlik politikalarında ikili savunma anlaşmalarına ve konu bazlı işbirliklerine öncelik verdiğine dikkati çeken Serhal, bölgesel istikrarın ekonomik dönüşüm hedefleri ve yabancı yatırımlar açısından kritik öneme sahip olduğu değerlendirmesinde bulundu. Serhal, Körfez ülkelerinin caydırıcılık ve savunmanın yanı sıra güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmeyi sürdürdüğünü aktararak, BAE'nin Güney Kore ile hava savunma sistemlerini de kapsayan yaklaşık 35 milyar dolarlık savunma işbirliği anlaşması imzaladığını hatırlattı. NATO açısından Körfez bölgesinde de önemli işbirliği fırsatları bulunduğunu dile getiren Serhal, NATO ile Körfez ülkeleri arasındaki işbirliğinin gelecekte füze ve hava savunması, deniz güvenliği, siber dayanıklılık gibi alanlarda daha işlevsel ve kapasite odaklı bir yapıya dönüşeceğine işaret etti. Güven, iç savaşların zayıf devletlere yol açtığını ve bugünün güvenlik ortamını daha karmaşık hale getirdiğini ifade ederek, bu durumun istihbarat paylaşımının önemini artırdığını söyledi. Asimetrik tehditler ve hibrit savaşların geleneksel istihbarat toplama yöntemlerini yetersiz bıraktığına işaret eden Güven, "Türkiye özellikle terörle mücadele operasyonları ve savaş sonrası operasyonlar konusunda büyük bir deneyime sahip." dedi. Güven, Türkiye'nin sadece sert gücü değil, yumuşak gücü de bir strateji olarak kullandığına dikkati çekerek, istihbarat alanında Türkiye’nin diplomasi anlayışının ortaya çıkan tehditlerin henüz ciddi bir sorun haline gelmeden ele alınmasına katkıda bulunduğunu kaydetti. Uluslararası örgütlerde ortak istihbarat anlayışının geliştirilmesinin önemine işaret eden Güven, müttefik ülkelerin tehdit tanımı ve güvenlik öncelikleri konusunda ortak bir kavramsal çerçeve oluşturmasının etkili işbirliği için gerekli olduğunu belirtti. Güven, "Türkiye de, özellikle erken uyarı sistemlerinin kurulması yoluyla ve bahsettiğim gibi sahaya dayalı istihbarat toplama faaliyetlerinin yanı sıra yumuşak güç teknikleri aracılığıyla, dünya istihbarat tablosuna katkıda bulunma yeteneğine sahip." değerlendirmesinde bulundu. (Kaynak: TRT)