Osmanlının kadim renkleri asırlık reçetelerle hayat buluyor
Osmanlı yadigarı renkler, büyük emekler verilerek yeniden ortaya çıkıyor. Bir aile atölyesi, zorlu çalışmalarla onlarca renge yeniden hayat veriyor. Her biri el
Osmanlı yadigarı renkler, büyük emekler verilerek yeniden ortaya çıkıyor. Bir aile atölyesi, zorlu çalışmalarla onlarca renge yeniden hayat veriyor. Her biri elle hazırlanan boyalar, Osmanlı arşivlerindeki eski reçetelere uygun olarak üretiliyor. Tezhip sanatçısı Hülya Dönmez ve ailesi, butik atölyelerinde geleneksel reçetelerle 142 farklı renk üretiyor. Bu özel renkler yalnızca Türkiye'de değil, Amerika’dan Dubai’ye, Avrupa’dan Kanada’ya kadar dünyanın farklı ülkelerindeki sanatçılarla da buluşuyor.
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu olan Hülya Dönmez, sanatla iç içe bir yaşam sürdürüyor. Asıl alanı tezhip olan Dönmez ve ailesinin, geleneksel reçetelerle sulu boya yapım hikayesi ise akademik bir çalışmayla başlıyor. “Osmanlı arşivlerinden araştırmalarımız oldu. Yaptıkları eserlerin niteliklerine kadar hepsinin yazılı olduğu belgelerle çalışarak güzel bir makale hazırladık” diyen Hülya Dönmez, bu makalenin Türkiye’de taş sulu boyalar konusunda hazırlanan ilk araştırma olduğunun da altını çiziyor.
Sanatçı Hülya Dönmez, atölyesinde sulu boya üretimini eşi ve iki çocuğuyla birlikte sürdürüyor. Yaklaşık 8 yıldır bu işi yaptıklarını ifade eden Dönmez, “Yaptığımız işte tamamen geleneksel metotlar kullanıyoruz” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Atölyemizin ana amacı doğaya hizmet etmek. Çünkü burada yapılan her şey doğal bağlayıcılarla, organik bitkilerle, organik malzemelerle oluyor; mesela saf su gibi, saf bal gibi malzemelerle birlikte çalışıyoruz. Onlarla birlikte olduğu için de güzel bir ilerleme kaydettik. Kesinlikle koruyucu ve kimyasal maddeler içermeyen reçetelerle çalışmış oluyoruz. Reçetelerimize kendine özgü küçük nüanslarla eklemeler de yaptık. Bunlar da tabii ki boyalarımıza kalite kazandırdı.”
Renklerin içeriğine göre 3 tarz pigmentasyon yöntemi kullanılıyor. Bunlardan ilki inorganik pigmentler. Maden, kaya ve kayaçlardan oluşan pigmentler bu sınıfa giriyorlar. İkincisinin ise organik pigmentler olduğunu söyleyen Dönmez, “Onlar daha çok mineral tipi pigmentler. Bir de kendi endemik serimiz olarak ürettiğimiz, Ege’nin ve Akdeniz’in bitkilerinden elde ettiğimiz bir skalamız var. Bunlar da çok rağbet görüyor” diyor.
Suluboya üretimi, basit gibi görünse de her rengin ortaya çıkması uzun ve titiz bir süreç gerektiriyor. Tek bir rengin hazırlanması bile haftalar alabiliyor. Boya yapımına ilk önce saf pigmentle başladıklarını belirten Dönmez, “Pigmentin tozunu ‘iki cam arası’ dediğimiz levhanın üzerine alıyoruz. Daha sonra üzerine bağlayıcılarımızı eklemeye başlıyoruz” diyerek süreci anlatıyor.
Bu aşamada en önemli malzemenin Afrika kökenli bir akasya ağacının salgısı olan “Arap Zamkı” olduğu belirten Dönmez, üretim sürecini şöyle anlatmaya devam ediyor:
“Arap zamkından sonra üzerine top karabiberden elde ettiğimiz ‘karabiber suyu’ dediğimiz bir koruyucu reçetemiz var. Bu da bizim kendi uyguladığımız reçetelerden bir tanesi. Birkaç damla karabiber suyu, saf bal, saf su, gliserin ve yumuşatıcı gibi maddelerle çalışıyoruz. Pigmentin durumuna göre karanfil yağı ya da biber yağını orantıyı çok iyi ayarlayabilecek şekilde ekliyoruz.”
Ardında sırayı karıştırma işlemi alıyor… Malzemeler birbiriyle iyice karıştırıldıktan sonra en önemli aşama olan “ezme” işlemine geçiliyor. “Glass muller” adı verilen yöntemle iki cam arasında yapılan ezme işlemi yaklaşık bir saat sürüyor.
Sonrasında ise “döküm” aşamasına geçiliyor. Dönmez, bu aşamada uyguladıkları yöntemi şöyle özetliyor:
“Küçük şişelerimize aldığımız boyamızı tavalarımıza yerleştiriyoruz. Birinci katı döktükten sonra bir hafta, 10 gün kadar kuruma süresi uyguluyoruz. Bu işlemi 6 defa yapıyoruz. Yarım tava dediğimiz paletimizin hazır olma aşaması 6-7 haftayı rahatlıkla buluyor.”
Dönmez ailesi hazırladıkları birbirinden özel boyaları gerek yurt içi gerekse yurt dışındaki sanat fuarlarında tanıtıyor. Geleneksek yöntemlerle hazırlanan bu renkler, dünyanın farklı ülkelerindeki sanatçıların eserlerinde hayat buluyor.
(Kaynak: TRT)