⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Putin'in Zafer Günü mesajı: Gövde gösterisinden kontrollü güce geçiş mi?

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Prof. Dr. Toğrul İsmayıl, Rusy

📍 Kahramanmaraş
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Prof. Dr. Toğrul İsmayıl, Rusya’nın 9 Mayıs Zafer Günü törenlerinin değişen stratejik anlamını ve Kremlin’in savaş psikolojisini AA Analiz için kaleme aldı. *** 9 Mayıs Zafer Günü, yalnızca Sovyetler Birliği’nin Nazi Almanyası üzerindeki zaferinin yıl dönümü değildir. Aynı zamanda modern Rus devlet aklının, tarihsel hafızasının ve jeopolitik iddiasının vitrine çıkarıldığı sembolik bir güç sahnesidir ancak bu yıl Vladimir Putin yönetimindeki Rusya’nın Moskova’daki töreni, alışılmış görüntülerin oldukça uzağındaydı. Kızıl Meydan’da tankların, ağır zırhlı araçların ve uzun menzilli füze sistemlerinin yer almaması, son 20 yılın en sade Zafer Günü törenlerinden birinin ortaya çıkmasına neden oldu. Bu durum doğal olarak şu soruyu gündeme taşıdı: Rusya, gerçekten “gövde gösterisi” siyasetinden kontrollü güç mesajına mı geçiyor yoksa mesele Ukrayna Savaşı nedeniyle ortaya çıkan zorunlu bir güvenlik tedbiri mi? Öncelikle şu gerçeği kabul etmek gerekir: Ukrayna Savaşı, Rusya’nın yalnızca askeri kapasitesini değil aynı zamanda psikolojik ve sembolik savaş yöntemlerini de değiştirdi çünkü artık savaş sadece cephede değil algılar, görüntüler ve mesajlar üzerinden de yürütülüyor. Moskova yönetimi, bugün klasik Sovyet tarzı büyük askeri geçitlerin stratejik maliyetini daha dikkatli hesaplamak zorunda kalıyor. Özellikle Ukrayna’nın son dönemde Rus toprakları içerisindeki drone saldırıları ve sabotaj kapasitesi düşünüldüğünde ağır silahların meydanda sergilenmesi, ciddi güvenlik riski oluşturuyor. Dolayısıyla törendeki sadeleşmenin önemli bir kısmı teknik ve güvenlik kaynaklıdır. Ancak mesele sadece güvenlik değildir. Burada aynı zamanda bilinçli bir siyasi tercih de vardır çünkü Kremlin, artık askeri gücünü nicelik üzerinden değil sürdürülebilirlik ve dayanıklılık üzerinden anlatmaya çalışıyor. Eski dönemde yüzlerce tankın meydandan geçmesi, “Biz, güçlüyüz.” mesajıydı. Bugün ise Rusya, “Biz savaş halindeyiz ve kaynaklarımızı gösteri için değil cephe için kullanıyoruz.” demeye çalışıyor. Bu nedenle törendeki sadeleşme, bir zayıflık görüntüsü kadar, kontrollü devlet refleksi mesajı olarak da okunabilir. Batı medyasının önemli bölümü bu görüntüyü Rusya’nın askeri yıpranmışlığının işareti olarak yorumladı. Gerçekten de üç yılı aşan savaş süreci, Rus ordusunun ciddi kayıplar vermesine yol açtı. Tank envanterindeki aşınma, mühimmat tüketimi ve ekonomik baskılar, artık inkar edilemeyecek seviyededir ancak Rusya gibi tarihsel olarak “stratejik sabır” üzerine hareket eden devletler açısından mesele yalnızca mevcut kayıplar değildir. Kremlin için asıl hedef, uzun süreli yıpratma savaşını sürdürebilmektir. Bu nedenle Moskova, bugün görkemli askeri koreografiler yerine, savaş ekonomisini ayakta tutabilen bir devlet görüntüsü vermeyi tercih ediyor. Putin’in konuşmasında öne çıkan temel vurgu da zaten buydu. Konuşmanın merkezinde klasik zafer retoriği kadar, “varoluşsal mücadele” söylemi yer aldı. Kremlin, uzun süredir Ukrayna Savaşı'nı sadece bölgesel bir çatışma olarak sunmuyor, bunu Batı’nın Rusya’yı çevreleme ve zayıflatma girişimine karşı tarihsel bir direnç savaşı şeklinde çerçeveliyor. Bu söylem, içeride toplumsal mobilizasyonu diri tutmak açısından önemlidir çünkü ekonomik sorunların arttığı, yaptırımların derinleştiği ve savaşın uzadığı bir ortamda toplumun psikolojik dayanıklılığı, en az askeri kapasite kadar kritik hale geliyor. Diğer dikkat çekici unsur ise törene katılan yabancı liderlerin sınırlı düzeyde kalmasıydı. Geçmiş yıllarda Kızıl Meydan’daki törenler, Rusya’nın küresel diplomatik ağırlığını göstermek açısından da önemliydi ancak bugün Moskova’nın uluslararası yalnızlığının daha görünür hale geldiği söylenebilir. Elbette Rusya, tamamen izole olmuş değildir. Çin, İran, Kuzey Kore ve bazı Küresel Güney ülkeleriyle ilişkilerini sürdürmektedir fakat Sovyet sonrası dönemde Rusya’nın hedeflediği büyük güç prestiji açısından bakıldığında törendeki lider profilinin sınırlı kalması, sembolik olarak önemlidir. Bu durum aynı zamanda Ukrayna Savaşı'nın Moskova’nın diplomatik hareket alanını daralttığını gösteriyor. Önümüzdeki süreçte Rusya’nın askeri ve siyasi stratejisinin üç temel eksende ilerlemesi beklenebilir. Birincisi, savaş ekonomisinin daha da kurumsallaştırılmasıdır. Rusya, artık kısa süreli operasyon mantığından tamamen çıkmış durumdadır. İkincisi, hibrit savaş yöntemlerinin artırılmasıdır. Siber operasyonlar, enerji politikaları, dezenformasyon ve Afrika-Orta Doğu hattındaki jeopolitik hamleler, Kremlin açısından daha önemli hale gelecektir. Üçüncüsü ise Batı içerisindeki çatlakları derinleştirme stratejisidir. Moskova, özellikle Avrupa’daki ekonomik yorgunluk, enerji krizi ve siyasi kutuplaşmaları kendi lehine kullanmaya çalışacaktır. Sonuç olarak bu yılki Zafer Günü töreni yalnızca sadeleşmiş bir askeri geçit değildir. Aynı zamanda savaşın Rus devlet aklını nasıl dönüştürdüğünün de göstergesidir. Kremlin, artık “gücün gösterisi” ile “gücün korunması” arasında yeni bir denge kurmaya çalışıyor ancak bu denge arayışı aynı zamanda Rusya’nın artık daha savunmacı, daha temkinli ve daha uzun vadeli bir stratejik psikolojiye geçtiğini de ortaya koyuyor. Bu nedenle Kızıl Meydan’daki eksik tanklar, belki de savaşın en güçlü sembollerinden biri haline gelmiş durumda. [Prof. Dr. Toğrul İsmayıl, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi'dir.] *Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir. (Kaynak: AA)