Sıfır Atık Vakfı, 120'den fazla sulak alan için çalışma yapacak
Vakıftan yapılan açıklamaya göre, Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da gerçekleştirilecek COP31 İklim Zirvesi öncesinde, iklim değişikliğinin yol açtığı su st
Vakıftan yapılan açıklamaya göre, Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da gerçekleştirilecek COP31 İklim Zirvesi öncesinde, iklim değişikliğinin yol açtığı su stresi ve buna bağlı göç hareketleri küresel gündemin en kritik başlıkları arasında yer alıyor.
Dünyanın dört bir yanından liderleri, karar alıcıları ve uzmanları bir araya getirecek zirvede, iklim değişikliğine uyum, su güvenliği, dirençli toplumların inşası ve kaynak verimliliği konularının ön plana çıkması bekleniyor.
Su krizi ve iklim göçü başlıkları Türkiye için de ayrı bir önem taşıyor. Akdeniz Havzası'nda yer alan ve iklim değişikliğinin etkilerini giderek daha fazla hisseden Türkiye'nin, zirvede kaynak verimliliği, iklim uyum politikaları ve sürdürülebilir kalkınma ekseninde küresel çözümlere katkı sunması hedefleniyor.
Gelecek dönemde atılacak adımların, yalnızca Türkiye'nin değil, iklim krizine karşı kırılgan durumda bulunan birçok ülkenin geleceğini de etkilemesi öngörülüyor.
Dünya Bankası'nın "Groundswell" raporuna göre, gerekli önlemlerin alınmaması halinde iklim değişikliği nedeniyle 2050 yılına kadar dünyanın farklı bölgelerinde 216 milyondan fazla insanın ülke içinde yer değiştirmek zorunda kalabileceği tahmin ediliyor.
Birleşmiş Milletler ve uluslararası kalkınma kuruluşlarının raporları, iklim değişikliğinin artık doğrudan bir göç nedeni haline geldiğini ortaya koyuyor. Su kaynaklarının azalması, verimli tarım alanlarının kaybı, kuraklık ve aşırı sıcaklıklar, insanların yaşam alanlarını terk ederek yeni bölgelere yönelmesine neden oluyor.
Bilimsel projeksiyonlar, dünyanın birçok bölgesinde su stresinin artacağını ortaya koyuyor. Su kaynaklarının verimli yönetilememesi halinde kuraklık kaynaklı ekonomik kayıpların, gıda krizlerinin ve nüfus hareketlerinin daha görünür hale gelmesi bekleniyor.
Bu nedenle su yönetimi, iklim uyum politikaları ve kaynak verimliliği uygulamaları artık yalnızca çevre politikalarının değil, kalkınma ve güvenlik politikalarının da merkezinde yer alıyor.
Türkiye de iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki etkilerini yakından hisseden ülkeler arasında yer alıyor. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı dikkate alındığında Türkiye "su zengini" bir ülke olarak değil, su stresi yaşayan ülkeler arasında değerlendiriliyor.
Nüfus artışı, kentleşme, değişen tüketim alışkanlıkları ve iklim değişikliğinin etkileriyle mevcut su kaynakları üzerindeki baskının önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor.
Bu kapsamda çalışmalarını sürdüren Sıfır Atık Vakfı, gelecek iki yıl içerisinde 120'den fazla sulak alan, göl ve dereye yönelik özel çevre temizlik ve koruma projelerini hayata geçirecek. Bu çalışmalarla yerel halkın da koruma süreçlerine dahil edilmesi ve su kaynaklarının sürdürülebilirliğinin sağlanması hedefleniyor.
Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkan Emine Erdoğan tarafından 2020'de başlatılan Van Gölü Havzası Koruma Eylem Planı kapsamında yaklaşık 1 milyon 112 bin kişinin yaşamını doğrudan etkileyen yatırımlar, Türkiye'nin en kapsamlı havza koruma ve sürdürülebilir kıyı yönetimi uygulamalarından biri olarak değerlendiriliyor.
Dünyanın girdiği bu yeni dönemde ülkelerin karşı karşıya olduğu en büyük sınamalardan biri, su kaynaklarını koruyarak iklim değişikliğine uyum sağlayabilmek olacak. Aksi halde geleceğin göç haritalarını ekonomik fırsatlardan çok, suya erişim belirleyecek.
Antalya'da gerçekleştirilecek COP31'in, su güvenliği ve iklim kaynaklı göç gibi giderek büyüyen küresel risklere karşı somut ve uygulanabilir işbirliklerinin güçlendirilmesine zemin hazırlaması amaçlanıyor.
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
(Kaynak: AA)