Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Yaşar: 459 milyar lira civarında öz sermaye büyüklüğüne eriştik
TSB Başkanı Ahmet Yaşar, İstanbul Finans Merkezinin katkısıyla hazırlanan Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunarak sor
TSB Başkanı Ahmet Yaşar, İstanbul Finans Merkezinin katkısıyla hazırlanan Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunarak soruları yanıtladı.
Sigorta sektörünün 2025 yılını yaklaşık 3,9 trilyon liralık aktif büyüklük ve 1,2 trilyon liralık üretim hacmiyle kapattığını dile getiren Yaşar, sektörün aynı dönemde 435 milyar liralık öz sermaye büyüklüğüne ulaştığını aktardı.
Yaşar, bu yılın ilk çeyreğinde sektörün aktif büyüklüğünün 4,2 trilyon liraya çıktığını belirterek, "İlk çeyrek sonuçları itibarıyla 459 milyar lira civarında öz sermaye büyüklüğüne eriştik. Bir önceki yılın aynı dönemiyle karşılaştırdığımızda yüzde 59’luk aktif büyüme, yüzde 63’lük de öz sermaye büyüklüğüne eriştik. Buna paralel prim üretiminde de 396 milyar liralık ilk üç ay neticesinde üretim rakamına ulaştık." diye konuştu.
Prim üretiminin 339 milyar liralık kısmının hayat dışı sigortalardan, 56,5 milyar liralık kısmının ise hayat ve emeklilik sigortalarından gerçekleştiğini dile getiren Yaşar, hayat tarafında yüzde 50’lik büyüme olduğunu ve bunun birkaç yıldır devam ettiğini kaydetti.
Yaşar, hayat dışında büyümenin yüzde 27 olduğuna işaret ederek, "Toplamda yüzde 30 civarında büyümemiz var. Hayat sigortalarında reel büyüme gerçekleşmiş durumda, hayat dışında maalesef enflasyonun biraz gerisinde kaldık." ifadelerini kullandı.
Bu yıl için sektörün prim üretimi hedeflerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yaşar, şunları kaydetti:
"İlk öngörülerimizde 1,6 trilyon lira civarında bir rakamla 2026’yı kapatma hedefimiz vardı. Bunun muhtemelen enflasyondaki ayarlamalarla birlikte 1 trilyon 750 milyar lira civarında kapatabileceğimizi öngörüyoruz. Aslında yıllardır 10-12 milyar dolarlık üretim hacmiyle biz Türk sigorta sektöründe ilerliyorduk. Döviz kurundaki gelişmelerin etkisiyle 32 milyar dolar civarında üretim hacmine ulaştık ki bu bizim için çok önemli. Çünkü dolar bazında büyüyerek biz sıralamadaki yerimizi dünya ölçeğinde artırmaya çalışıyoruz. Türkiye dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi. Biz henüz sigortacılıkta ülkemizin ve ekonomimizin bulunduğu yerde değiliz. Bu tabii Türk sigorta sektörü olarak bize bir görev veriyor. En azından bizim ülkemizin ekonomisinin bulunduğu yere Türk sigorta sektörü olarak gelmemiz gerekiyor. Dolayısıyla bununla ilgili 2030 yılı için 50 milyar dolarlık hedefimiz var. Bu hedefe ulaşmak için de tüm Türkiye Sigorta Birliği üyeleri ve Türk sigorta sektörünün paydaşlarıyla canla başla çalışıyoruz."
Yaşar, prim üretiminde sektörün beklenenin biraz gerisinde olduğunu, sektörün geçen yılı mali gelirlerle birlikte fena olmayan bir karla kapattığını gördüklerini dile getirerek, bu yıl ise sektörün söz konusu oranları artırmak için daha uygun koşullarda primler sunmaya çalıştığını ifade etti.
TSB Başkanı Yaşar, Türkiye’de koruma açığı bulunduğuna dikkati çekerek, "Koruma açıklarının kapatılması ancak sigorta ile sağlanabilir. Özellikle bir yandan ülkemiz deprem ülkesi. Geçtiğimiz günlerde Malatya’da yaşadığımız deprem var. Hemen öncesinde yaşadığımız seller, toprak kaymaları artık doğal afetlerin de çeşitlendiğini gösteriyor." değerlendirmesinde bulundu.
Yaşar, Kahramanmaraş merkezli depremlerin mali yüküne ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, devletin sosyal yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve ortaya çıkan 106 milyar dolarlık ekonomik hasarın sadece 5-6 milyar dolarının sigorta sistemiyle karşılanabildiğini belirtti.
Söz konusu depremlerde sigorta şirketlerinin kapasitesinin yeterli olduğunu ve reasürans yöntemiyle daha büyük kapasitelere erişilebildiğini aktaran Yaşar, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Sigortalılık oranı düşük olduğu zaman ancak sigorta sayısı kadar bunu yapabiliyoruz. Aslında bu 106 milyar doların çok daha yüksek kısmını biz dünya sigorta piyasalarına transfer edebilirdik ve nasıl ki 1-2 ayda biz bu sigortalı hasarlarımızı karşıladık deprem bölgelerimizde, bunu çok daha hızlı bir şekilde devletimize yük olmadan, devletimizin ek bütçeler yapmasını sağlamadan, buna imkan vermeden bu bütçeleri biz kendimiz oluşturabilirdik ve bu zararları ödeyebilirdik. Aynı yıl dünyada meydana gelen doğal afetlerin yüzde 40'ı sigortalı hasar olarak karşılandı. Sadece bizim depremlerde yüzde 6'lık bir sigortalılık oranı vardı. Türkiye'yi rakamlara dahil ettiğiniz zaman dünya ortalaması yüzde 30'a düşüyor. Dolayısıyla biz dünyanın sigortalılık oranlarını da aşağıya çekiyoruz. Halbuki bunlar bizim koruma açıklarımız. Kaynaklarımızı kalkınmamıza kullanabilmemiz için koruma açıklarını sigorta yöntemiyle bertaraf etmemiz lazım."
Yaşar, Türkiye’nin reasürans kapasitesinin dönem dönem değiştiğini dile getirerek, Kahramanmaraş depremlerinden sonra Türkiye piyasasına yönelik reasürans koşullarının ağırlaştığını, söz konusu dönemde fiyatlarda yükselme ve daralma yaşandığını aktardı.
Söz konusu koşulların hızlı şekilde hafiflediğini ifade eden Yaşar, "Şu an rekabetin yoğun olduğu, özellikle dünya ekonomik piyasalarında parasal arzla birlikte reasürans piyasalarında kapasitelerin daha çok genişlediği bir dönemdeyiz. Türkiye için şu anda reasürans kapasiteleri açısından en ufak bir problem olmadığını, reasüransa erişimde sigorta şirketlerimizin sıkıntı yaşamadığını görüyoruz." açıklamasında bulundu.
Yaşar, reasüransa erişimde Türkiye’de reasürans alanında faaliyet gösteren şirketlerin katkılarının önemli olduğunu ve bu açıdan problem bulunmadığını vurguladı.
Sigortalılık oranına ilişkin değerlendirmede bulunan Yaşar, "Sigortalılık oranını ne kadar artırabilirsek korunma kapasitelerimizi temin edip, korunma açıklarımızı da o derecede kapatabiliriz." dedi.
Sigorta penetrasyonunun artırılması gerektiğini ifade eden Yaşar, sadece sigorta dikkate alındığında penetrasyon oranının yüzde 1,9 civarında olduğunu dile getirdi.
Yaşar, dünyada sigorta penetrasyon hesabı yapılırken emeklilik fonlarının da dahil edildiğini belirterek, "Son yılların zirvesindeyiz. 2025'te yüzde 2,68'e kadar getirdik ama bu yeterli bir rakam değil. 2030 yılı hedefimiz, 50 milyar dolarlık prim hacmine ve belirlediğimiz yüzde 4,7 penetrasyona ulaşmak ama yuvarlayınca yüzde 5 demekte fayda var. Yüzde 5'lik bir sigorta penetrasyon oranına erişiyor olmamız lazım." değerlendirmesinde bulundu.
Geçen yılın verilerinin öz sermaye yeterliliğinin büyümesi ve güçlenmesiyle, afetlere, risklere karşı sektörün direncinin dayanıklılığının artmasının önemini vurgulayan Yaşar, sektörün öz sermaye yeterlik rasyosunun yüzde 174 olduğunu hatırlattı ve geçmiş yıllara göre bunun iyi olduğunu belirtti.
Yaşar, sektörün finansal dayanıklılığının artması konusunda Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) attığı adımların önemli olduğunu dile getirerek, "68 üye sigorta şirketimiz var. Bunların 45 tanesi hayat dışı branşlarda, 19'u hayat emeklilik branşlarında ve 4 tanesi reasürans alanında faaliyet gösteren şirketler. Gerçekten bu şirketlerimiz, finansal yeterliliği son derece yüksek, öz sermaye yeterlilik rasyoları son derece güçlü olan şirketler." ifadelerini kullandı.
Bu yılın ilk çeyreğinde öz sermaye yeterlilik rasyosunun yüzde 169 olduğunu söyleyen Yaşar, bu oranın iyi olduğunu ve rakamların sektörün dayanıklılığını vurguladığını dile getirdi.
TSB Başkanı Yaşar, ilk çeyrek sonuçlarına göre sektörü değerlendirerek, "Fiyat disiplininin öne çıkacağı, risk bazlı tarife yaklaşımının ve biraz da maliyet yönetiminin önceliklendirilmesi gereken bir döneme girmemiz söz konusu." dedi.
ABD/İsrail-İran savaşı ve Türkiye'ye yakın bölgedeki gerginliklerin oluşturacağı enflasyonist baskıların, cari açığa olumsuz etkilerinin ve tedarik süreçlerindeki sorunların bir süre sonra sektör için maliyet baskısı oluşturabileceğini ifade eden Yaşar, özellikle petrol türevli ve yedek parça gibi ürünlerde yaşanacak sorunların bu baskıyı artırabileceğine dikkati çekti.
Yaşar, yaşanan gelişmelerin sektörü teknik ve mali disiplinli sürece yönelteceğini dile getirdi.
Yaşar, Türkiye’de sigorta branşlarının hayat ve hayat dışı olarak ayrıldığını belirterek, hayat dışı branşta bugüne kadar en büyük payı ağırlıklı olarak trafik ve kasko sigortalarının aldığını ancak yılın ilk çeyreği itibarıyla sağlık sigortalarının, sektör içinde en yüksek paya sahip branş konumuna yükseldiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, 2026-2035 dönemini "Aile ve Nüfus 10 Yılı" olarak belirlediğine yönelik açıklamalara sektör olarak destek verdiklerini ifade eden Yaşar, şunları kaydetti:
“Bir yandan doğurganlık oranımız azalıyor, bir yandan nüfusumuz çok şükür ki daha fazla yaşamaya başlıyor. Nüfusumuz bu manada yaş alıyor, yaşlanıyor. Sağlığa olan ihtiyacımız, sağlık giderlerindeki artış, yaşlı bakımı konuları, tasarruf ihtiyaçlarımız gibi konularda bir artış söz konusu. Buna yönelik çalışmalarımızı da ilgili yerlere ilettik. Bahsedilen süreçte, içerisinde kırsala dönmeyle ilgili aksiyon planları da var. Aslında bu süreçlerin tamamını konuştuğumuz zaman sigorta sektörünün çözüm üretebileceği alanlar var. Yaşlı bakım alanında, artan tasarruf ihtiyaçları konusunda, ömür boyu yenileme de var, tarım alanındaki risklerin bertaraf edilmesi konusu var. Kırsala dönüşü sağladığımızda geri dönen vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılamada tarım sigortalarının rolü konusunda bütün bu çalışmalarımızı hem önerilerimizi hem aksiyon planlarımızı hazırlayarak hem Cumhurbaşkanlığına hem de SEDDK'ye sunduk.”
Yaşar, sağlık harcamalarında SGK'nin payının yüzde 80'in üzerinde olduğunu belirterek, "Türk sigorta sektöründe bugün vatandaşlarımızın yüzde 10'u hem özel sağlık sigortasına hem tamamlayıcı sağlık sigortasına sahip olmalarına rağmen yüzde 2,5 olan rakamı geçen yıl itibarıyla yüzde 2,8'lere getirebildik. Toplam sağlık harcamaları içerisinde özel sigorta şirketleri olarak yüzde 2,8 veya yüzde 3'ünü karşılayabiliyoruz. Oysa ki vatandaşlarımızın ceplerinden yaptıkları sağlık harcamaları yüzde 15'ler seviyesinde." diye konuştu.
Kişi başına ortalama sağlık harcamalarının 2025 sonu itibarıyla 17 bin lira seviyesinde bulunduğunu dile getiren Yaşar, bu rakamın ortalama tamamlayıcı sağlık sigortası priminin üzerinde olduğunu ifade etti.
Yaşar, tamamlayıcı sağlık sigortalı sayısının tek başına artırılmasının yeterli olmadığını vurgulayarak, "Özel hastanelerimizin kapasitesinin de artması gerekiyor ya da üniversite hastanelerimizin tamamlayıcı sağlık sigortaları sürecine dahil edilmesi gerekiyor. Sağlık sigortası sattığımızda vatandaş oradan da o hizmeti alabilsin." diye konuştu.
Türk sigorta sektörünün prim gelirleri ve BES tasarruflarıyla devasa bir fon büyüklüğüne ulaştığını ifade eden Yaşar, bu fon yapısının sermaye piyasalarının daha istikrarlı bir yapıya kavuşmasına katkı sağlayacağını söyledi.
Yaşar, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Türk sigorta sektörü, Türkiye'nin en büyük kurumsal yatırımcısı durumunda. Hem şirketlerimizin primlerden dolayı sahip olduğu fonlar hem Bireysel Emeklilik Sistemi'ndeki tasarruf fonlarını topladığımızda bizim 5,6 trilyon liralık bir fon büyüklüğümüz var. Bu da Türkiye Sigorta Birliğini ve Türk sigorta sektörünü yönettiği fonlar itibarıyla Türkiye'nin en büyük kurumsal yatırımcısı yapıyor. Bunu hayat sigortasıyla ve BES’le ne kadar artırabilirsek bizim sermaye piyasalarımızın istikrarlı duruşu ve derinleşmesi de o kadar net ve sağlam olur."
Ahmet Yaşar, hayat sigortası tarafında birkaç senedir güçlü bir reel büyüme kaydettiklerini dile getirdi.
Türkiye'de BES'in çok geliştiğini ve Otomatik Katılım Sistemi (OKS) ile birlikte 18 milyon civarında bireysel emeklilik katılımcı sayısına ulaştıklarını aktaran Yaşar, bu başarının hayat sigortacılığını geride bıraktığını belirtti.
Yaşar, BES'in ve OKS'nin getirdiği tasarruf emeklilik sisteminin biraz hayat sigortacılığını gölgelediğini anlatarak, "Dünyada hayat sigortalarının Gayri Safi Milli Hasıla'ya oranı ortalamada yüzde 3. Gelişmekte olan ülkelerde yüzde 1,02, Türkiye'de sadece yüzde 0,22. Dolayısıyla sadece BES’i bir kenara koyup sadece hayat sigortacılığından baktığımız zaman biz maalesef dünyanın çok gerisindeyiz. Ancak bu bir yandan da olumlu bir şey gösteriyor. Rakamlara baktığınız zaman bizim hala çok hayat sigortası yaptıracak insanımız var. Gidecek yolumuz var. Dolayısıyla son derece yüksek potansiyelimiz var." diye konuştu.
Potansiyelin başarıya dönüşebilmesi için hayat sigortalarında da BES'e benzer bir model oluşturularak yatırım fonlu sigortaların geliştirilmesi gerektiğini anlatan Yaşar, şunları kaydetti:
"Vatandaşlarımızın hem kendi birikimlerini bu yatırım fonlu sigortalarda değerlendirmelerini hem kendi fon dağılımlarını aynı BES’te olduğu gibi belirleyebilmelerini hem de o birikim ve poliçe süresince fon dağılımını değiştirebilecek imkanlara sahip olmalarını sağlamamız lazım. Bunun için birtakım çalışmaları biz sürdürüyoruz. Hem SEDDK'mizle birlikte hem zaman zaman SPK ile birlikte bu konuşmaları, değerlendirmeleri yapıyoruz. Özellikle bizim Hayat Emeklilik Yönetim Komitemiz bu konuda son derece ciddi çalışmalar içerisinde. Bu durum hem hayat sigortası sektörünün gelişmesi hem de bu artan fonlar sayesinde sermaye piyasalarının yani finansal istikrarın sağlanmasına çok ciddi katkı sağlayacaktır."
TSB Başkanı Yaşar, devletin BES’teki katkı miktarını yüzde 30'dan yüzde 20'ye çekmesine rağmen mevcut katkının hala çok güçlü bir rakam olduğuna vurgu yaptı.
Matrah büyümesi nedeniyle yapılan değişikliğin 10 puanlık bir kayıp anlamına gelmediğinin altını çizen Yaşar, şöyle devam etti:
"Biz bazen sadece oranlara ve rakamlara bakıyoruz. Halbuki aynı dönemde asgari ücret artışına bağlı olarak yıllık baraj da büyüdü. Yani aslında görece olarak rakamlarda çok büyük bir aşağıya düşüş olmadı. Çünkü aynı zamanda alınabilecek katkı miktarı rakamsal olarak, asgari ücretteki artışa bağlı şekilde yüzde 30'un yüzde 20'ye düşmesi direkt bir 10 puanlık kayıp anlamına gelmedi. Çünkü aynı dönemde matrah da büyüdü. Dolayısıyla bizim çok büyük bir kaybımız olmadı. Özetle sigortalılarımızın, BES ve katılımcılarımızın bu manada bir kaybı olmadı. Çünkü yüzde 20 devlet katkısı da çok büyük bir rakam ve enflasyonla da kıyasladığımız zaman bu rakamlar hala büyük. Bu anlamda çok etkilendiğimizi söyleyemeyiz."
Verilere bakıldığında 15 Mayıs itibarıyla 10,2 milyonu aşkın gönüllü BES katılımcısı ve 8 milyona yakın da OKS’li katılımcılar olduğunu ifade eden Yaşar, devlet desteğinde azalışa rağmen talebin hala güçlü olduğunu söyledi.
Yaşar, "Yani 18 milyonu aşan bir katılımcı sayısındayız ve bunun 15,8 milyonu tekil katılımcı. Bazı katılımcılarımızın da birden fazla sözleşmesi var. Öyle baktığımız zaman 16 milyon civarında tekil katılımcı var. Ülkemizin çalışma çağındaki nüfusu 59 milyon. Toplam aktif sigortalı sayımızın da 35 milyon civarında olduğunu düşünürsek, 16 milyon tekil katılımcı hakikaten önemli bir rakam. Elbette ki bu sayının daha da büyümesi, daha da artması çok önemli." şeklinde konuştu.
TSB Başkanı Ahmet Yaşar, sözlerini şöyle sürdürdü:
"2,4 trilyon liranın üzerine çıkmış BES ve OKS fon büyüklüğü var. Geçen yılın aynı dönemine göre baktığımızda yüzde 5'lik bir katılımcı sayısında artış söz konusu. Geçen yıla göre fon büyüklüğümüz de yüzde 68 civarında büyümüş durumda. Bu tabii enflasyonun oldukça üzerinde. Burada biraz kıymetli madenlerin de olumlu etkisi var. Özellikle altın ve gümüş, son dönemde ise bakırın buna katkısı oldu. Dolayısıyla enflasyonun oldukça üzerinde bir getiri ve fon büyümesi. Bu anlamda Bireysel Emeklilik Sistemi'nin, Otomatik Katılım Sistemi'nin emeklilik dönemi için Türkiye'nin en önemli finansal getiri ve tasarruf araçlarından biri olduğunu söylemek mümkün."
Sistemdeki emeklilere ve 18 yaş altı katılımcılara da değinen Yaşar, "Bu arada bizim emeklilerimiz de oluyor biliyorsunuz. Onunla ilgili rakamı da hemen vermek gerekirse 461 bin katılımcımız da Bireysel Emeklilik Sistemi ile emekli olmuş durumda. Bireysel Emeklilik Sistemi'nde 18 yaşın altındaki katılımcı sayımız 1,6 milyon. 18 yaşın altındaki katılımcılarımızın fon büyüklüğü 2,4 trilyon içerisinde 100 milyar civarında. Bunu hayatın daha başında olan gençler ve onlara ön birikim yapan aileleri tasarrufa özendirmek ve sisteme giriş açısından son derece değerli buluyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Yaşar, Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi'nin yeni dönemde en önemli konulardan biri olduğunu belirterek, konu hakkında Cumhurbaşkanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun çalışmaları olduğunu kaydetti.
Türkiye Sigorta Birliği olarak bir model önerdiklerinin altını çizen Yaşar, model hakkında şunları söyledi:
"Burada hem işveren katkılı hem çalışanların sistemde daha uzun süre kaldığı hem de gerçek anlamda ikinci basamak emeklilik sistemi olarak kurguladığımız bir sistemi önerdik. Amacımız, tasarrufların tabana yayılması, uzun vadeli fon birikiminin artması, emeklilik döneminde gelir kaybının azaltılması. SEDDK'nin liderliğinde bu teknik çalışmalar ve mevzuat çalışmaları devam ediyor. Her ne kadar orta vadeli planda bunun 2026 yılının ikinci çeyreğinde hayat bulacağından bahsedilse de biz sistemin devreye alınacağı tarihi henüz net olarak görmedik. Bu konuda tabii özellikle SEDDK başta olmak üzere nihai karar mercii olarak Bakanlığımızın ve Cumhurbaşkanlığımızın bu konudaki talimatları ve mevzuatı yürürlüğe alma süreçleri bizim için değerli."
Yaşar, Türkiye’nin geleceği, kalkınması ve ekonomik dayanıklılığı açısından sigortacılık sektörünün kritik role sahip olduğunu belirterek, birlikte ortaya konulan plan ve politikalarla sigortacılığın koruma açıklarını kapatan temel bir unsur haline getirilmesi gerektiğini dile getirdi.
İlk hedeflerinin Türk sigorta sektörünü Türk ekonomisinin bulunduğu yere yaraşır düzeye çıkarmak olduğunu anlatan Yaşar, "Önceliğimiz 50 milyar dolarlık hedefe ulaşmak. Burada Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanımız bu hedefi bizim için daha da yukarılarda tuttu ve 'Bizim 100 milyar dolar hedefine ulaşmamız lazım.' dedi. Bu, bizim için de önemli bir hedef. Önce 50 milyar doları, ardından 100 milyar doları hedefleyen bir yapı içerisinde olacağız." diye konuştu.
Yaşar, amaçlarının yalnızca rakamsal büyüklüğe ulaşmak ya da sigorta şirketlerinin üretim hacmini artırmak olmadığını vurgulayarak, büyümenin tek başına yeterli bir hedef olmadığını kaydetti.
Ahmet Yaşar, "Sigorta sektörü, diğer tüm sektörlerden farklı olarak, hatta finansın diğer alanlarından da farklı olarak bu ülkenin özellikle politika yapıcılarımızın, devletimizin, hükümetimizin bir temel unsuru olmak zorunda." ifadelerini kullandı.
Sadece depremlerin değil, sellerden orman yangınlarına, don olaylarından heyelanlara kadar birçok doğal afet riskinin arttığına dikkati çeken Yaşar, şöyle konuştu:
"Doğal afetler artık yeni normal diye adlandırılıyor ve yeni normalde sel ve yer kaymaları gibi birçok afet türü var. Bütün dünyada artık doğal afetler denince deprem arka planda kaldı. Hatta siber riskleri de işin içine kattığımızda deprem dünyadaki riskler arasında 4 veya 5'inci sıralara geriler duruma geldi. Allah göstermesin yaz yaklaşıyor. Orman yangınları, geçtiğimiz yıllarda şehir yangınlarına döndü. İzmir'de, Çanakkale'de, Antalya'da yaşadıklarımızı biliyorsunuz. Allah tekrarını göstermesin. Ama sonuçta bu riskler değişerek artıyor ve dünya bunu artık 'yeni normal' diye adlandırılıyor."
Artan risklere rağmen Türkiye'de sigortalılık oranlarının istenilen seviyelere ulaşamadığını ifade eden Yaşar, şöyle devam etti:
"Geçtiğimiz yıl çok ciddi bir don olayıyla karşılaştık, bu da gıda enflasyonuna yol açtı. Bunların hepsi de cari hesapta açık problemleri yaratıyor. Ancak tarımda yüzde 67,5'lik bir sübvansiyonu olmasına rağmen, TARSİM (Devlet Destekli Tarım Sigortalarında) don teminatında yüzde 67,5 prim desteği vermesine rağmen, maalesef bitkisel ürün sigortalarında yüzde 29'luk bir sigortalılık oranına sahibiz."
Ahmet Yaşar, düşük sigortalılık oranlarının, deprem ülkesi olarak tanımlanan ve yakın dönemde çok sayıda yıkıcı afet yaşayan Türkiye'de halen istenilen seviyeye ulaşamamasının düşündürücü olduğunu vurgulayarak, "Bugün doğal afetlerin bu kadar yoğun olduğu ülkemizde DASK hala yüzde 58'lik bir sigortalılık oranına sahip." diye konuştu.
Sorunun çözümünün sadece sigorta yaptırmaktan geçmediğini belirten Yaşar, aynı zamanda kentsel dönüşümle dayanıklı yapıların inşa edilmesi gerektiğini vurgulayarak, bu dönüşümün önündeki bariyerleri kaldırmak istediklerini ifade etti. Yaşar, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu kadar doğal afet konuştuğumuzda kentsel dönüşümden ve dirençli yapılardan bahsetmezsek olmaz. Sadece İstanbul'da 1,5 milyondan fazla konutun dönüşmesi gerekiyor. Tüm Türkiye'de çok sayıda konutun dönüşmesi gerekiyor. Yapılara erişmemiz gerekiyor. Ama tabii ki Ayşe teyzemiz, Ali amcamız güvenli evlere erişmek istiyorlar ama güvenle erişmek istiyorlar. Yani Anadolu'da bir laf vardır biliyorsunuz, 'Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak' istemiyorlar, endişe ediyorlar. Bu endişelerinde son derece haklılar. Kentsel dönüşümün önündeki en önemli bariyeri, bina tamamlama sigortasıyla biz Türk sigorta sektörü olarak kaldırmak istiyoruz. Bu konuda Dünya Bankasıyla da birtakım çalışmalar yürütülüyor. Hem SEDDK'mizin öncülüğünde hem Türkiye Sigorta Birliğimizin rehberliğinde hem de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın önderliğinde bu çalışmalar yürütülüyor. Dolayısıyla tüm bu süreçlerde sektörümüz kendine düşen görevi layıkıyla yerine getirecektir ve ülkemizin korunma açıklarının kapanması konusunda elinden geleni yapacaktır."
Bu kapsamda bazı düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu belirten Yaşar, SEDDK ve Hazine ve Maliye Bakanlığı ile gerekli temasların kurulduğunu, sektör olarak da süreci yakından takip ederek üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getireceklerini söyledi.
TSB Başkanı Yaşar, Türkiye’de doğal afetlere karşı hazırlık ve önleyici tedbirler konusunda toplumsal bilincin güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, devletin yürüttüğü çalışmalara vatandaşların ve yerel yöneticilerin daha bilinçli katkı sunmasının büyük önem taşıdığını ifade etti.
Dere yatakları gibi doğal afet riski taşıyan alanlarda geçmişte yapılan kontrolsüz yapılaşmanın günümüzde önemli sorunlara yol açtığına dikkati çeken Yaşar, şunları dile getirdi:
"Ülkemizdeki tek risk deprem değil. Antakya geçtiğimiz haftalarda yine sel içerisinde kaldı. Devletimizin bu kadar yatırımları, bu kadar harcamaları yeniden sular altında kaldı ve yeniden oralara kaynak ayrıldı. Geçtiğimiz hafta Havza'da biliyorsunuz bir doğal afet yaşandı ve biz de Türkiye Sigorta Birliği olarak hemen bir ziyaret gerçekleştirdik sahada. Tespitler ve ziyaretler yaptık. Maalesef ülkemizde bilinç eksiklikleri var. Yerel yönetimlerimizin bazı bilinç eksiklikleri var. Dere yataklarını kapatmışız, üzerine iş yerleri, evler, konutlar yapmışız."
Tüm olumsuzluklara rağmen, devletin afet sonrası sahada hızlı ve etkin bir çalışma ortaya koyduğunu belirten Yaşar, sigorta güvencesinin de vatandaşların toparlanma sürecini hızlandırdığını, bu güven ortamını Türkiye genelinde yaygınlaştırmayı hedeflediklerini ifade etti.
Ahmet Yaşar, Türk sigortacılığının gelecek dönemde daha kapsayıcı ve güçlü bir yapıya kavuşmasını hedeflediklerini belirterek, "Tüm bunlara baktığımız zaman bizim bütün bu koruma açıklarımızı kapatabileceğimiz ve sürdürülebilirliği yeniden temin edebileceğimiz tek bir unsurumuz var, o da sigorta." dedi.
Sigortacılığı devletin en temel unsuru haline getirerek problemler ortaya çıktığında çözüm üretmenin bakış açısı olması için çaba göstereceklerini ifade eden Yaşar, üzerlerine düşen başlıca görevin bu olduğunu söyledi.
Yaşar, sektörde gelecek döneme dair yapacaklarına ilişkin değerlendirmesinde, "Birliğimizin, sektörümüzün, paydaşlarımızın, acentelerimizin, brokerlarımızın, anlaşmalı hastanelerimizin, tamirhanelerimizin her birinin sorunları var, gündelik dertleri var. Bunları çözmek için de biz SEDDK'mizle zaten birebir ilişkilerle, temaslarla bu işleri halledeceğiz." şeklinde konuştu.
(Kaynak: AA)