⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Türkiye–Cezayir ilişkilerinde yeni eksen: İkili ilişkilerden bölgesel ortaklığa geçiş

Almanya Uluslararası Politika ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (SWP) bünyesindeki Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi'nde (CATS) Misafir Araştırmacı Nebahat Ta

📍 Ankara
Almanya Uluslararası Politika ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (SWP) bünyesindeki Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi'nde (CATS) Misafir Araştırmacı Nebahat Tanrıverdi Yaşar, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun'un Türkiye ziyaretini ve bu ziyaretin bölgesel düzeyde ne anlama geldiğini AA Analiz için kaleme aldı. *** Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun'un Türkiye ziyareti üç ana hedef etrafında şekilleniyor. Bu hedefler ekonomik ilişkilerin derinleştirilmesi, işbirliğinin daha stratejik ve çok boyutlu bir ortaklığa dönüştürülmesi ve Cezayir’in Libya’dan enerji güvenliğine, Akdeniz’den Sahel’e uzanan jeopolitik rolünün artması şeklinde sıralanabilir. Son yıllarda Türkiye ve Cezayir arasındaki ilişkiler belirgin biçimde derinleşmiş durumda. Bu ilişkilerin temelini ekonomi, enerji, müteahhitlik, sanayi yatırımları ve siyasi istişare mekanizmaları oluşturuyor. Nitekim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 2023'te Cezayir’i Türkiye’nin Afrika’daki ikinci büyük ticaret ortağı olarak tanımlamış ve ikili ticaret hacminin 10 milyar dolara çıkarılmasının hedeflendiğini ifade etmişti. Benzer şekilde Ticaret Bakanı Ömer Bolat da 2024’te Cezayir’i Türkiye’nin Afrika’daki en büyük yatırım ortaklarından biri olarak nitelendirmişti. Türkiye ile Cezayir arasındaki ticaret hacmi 2023 itibarıyla 6,3 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu rakam hedeflenen seviyenin gerisinde kalsa da Türkiye’nin Cezayir pazarındaki varlığının kademeli olarak güçlendiğine işaret ediyor. Aynı eğilim yatırımlarda da gözlemleniyor. 2024 itibarıyla Türk firmalarının Cezayir’deki toplam yatırım tutarı 6 milyar doları aşmış bulunuyor. Türkiye, petrol ve doğal gaz dışı sektörlerde en fazla yatırım yapan ve en yüksek istihdam sağlayan ülkelerden biri haline gelmiş durumda. Ayrıca Türk müteahhitlik firmaları bugüne kadar Cezayir’de toplam 21,3 milyar dolar değerinde 636 proje gerçekleştirdi. Enerji boyutu ise ilişkilerin en stratejik ayağını oluşturuyor. Sonatrach ile Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi (BOTAŞ) arasındaki sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) işbirliği 1988'e kadar uzanıyor. Bu anlaşma 2020’de yenilendi ve Cezayir’den Türkiye’ye yıllık 4,4 milyar metreküpe kadar LNG tedariki üzerine anlaşıldı. Son olarak, anlaşmanın süresi 2027'ye kadar uzatılmıştı. Bu bağlamda ziyaret kapsamında yeni anlaşmanın önemli bir gündem maddesi olması muhtemel, çünkü Cezayir ile LNG işbirliğinin önemi, Türkiye’nin enerji arz yapısındaki dönüşümle birlikte daha da artıyor. Türkiye’nin enerji arzını çeşitlendirme çabası kapsamında ABD, Katar ve Nijerya ile birlikte Cezayir’den LNG alımlarının payı artıyor. 2026–2027 döneminde büyük gaz sözleşmelerinin yenilenecek olması, Ankara’yı daha esnek ve çeşitlendirilmiş bir tedarik yapısına yöneltiyor. Bu çerçevede Cezayir, yalnızca bir tedarikçi değil, enerji diplomasisinin önemli bir bileşeni olarak öne çıkıyor. Ziyaretin merkezinde yer alan ve 2020’de başlatılıp 2022’de stratejik nitelik kazanarak Türkiye–Cezayir Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’ne (YDSK) evrilen mekanizma, ikili ilişkilerin daha düzenli ve kurumsallaşmış istişare kanalları üzerinden yürütülmesine yönelik bir çerçeve sunuyor. Önceki toplantılarda çok sayıda anlaşma imzalanmış olması nedeniyle, 7 Mayıs’taki ilk YDSK toplantısına yönelik beklentiler de benzer şekilde yüksek. Libya, Sahel, Filistin ve Akdeniz güvenliği gibi bölgesel başlıkların gündeme gelmesi beklense de görüşmelerde ağırlığın, iki ülke arasındaki ticaret, enerji ve savunma sanayi işbirliğine verilmesi öngörülüyor. Öte yandan, son dönemdeki resmi açıklamalar, ikili işbirliğinin mevcut sektörlerin ötesine taşınmasına yönelik stratejik bir yönelime işaret ediyor. Tarımsal mekanizasyon, güneş enerjisi başta olmak üzere yenilenebilir enerji, su altyapısı, hidrokarbon ve madencilik gibi alanlarda karşılıklı yatırımların artırılması hedefleniyor. Bu eğilim, ilişkilerin yalnızca hacim artışı üzerinden değil, aynı zamanda sektörel çeşitlenme ve yapısal derinleşme üzerinden yeniden tanımlanmak istendiğini ortaya koyuyor. Türkiye-Cezayir ilişkileri, Türkiye’nin ikili ilişkilerin ötesine geçecek şekilde daha geniş bir bölgesel strateji yönelimiyle de bağlantılı. Bu yönelimi; enerji arz güvenliğini çeşitlendirme ihtiyacı, Doğu Akdeniz meselesi ve Afrika’nın artan jeoekonomik ve jeopolitik önemi çerçevesinde kıtayla ilişkileri derinleştirme hedefi olmak üzere üç temel dinamik şekillendiriyor. Bu nedenle de Ankara’nın Cezayir ile ilişkilerini, Kuzey Afrika, Sahel ve Akdeniz bağlantıları birlikte düşünmek gerekiyor. Bu denklemde Cezayir yapısal nedenlerle öne çıkıyor. Ülke bir yandan zengin doğal gaz rezervleri sayesinde küresel enerji piyasasında önemli bir aktör, diğer yandan da Afrika’nın önde gelen askeri güçlerinden biri olarak hem Cezayir hem Libya hem de Sahel’e açılan güvenlik hattıyla doğrudan bağlantılı. Bununla birlikte Sahel’deki geleneksel arabuluculuk ve sınır güvenliğine dayanan yaklaşımı, Mali, Nijer ve Burkina Faso’daki askeri yönetimlerin iktidara gelmesiyle birlikte dönüşüm baskısı altında. 2015 Cezayir Anlaşması çerçevesindeki rolün zayıflaması ve Sahel Devletleri İttifakı (AES) ülkelerinin Fas’a yakınlaşması hem Cezayir’in nüfuzunu aşındırdı hem de Cezayir–Fas rekabetini Sahel’e taşıdı. Türkiye bu tabloda doğrudan taraf olmaktan kaçınıyor. Ancak AES ülkeleriyle gelişen savunma ilişkileri nedeniyle Türkiye, Cezayir’in güvenlik çevresiyle doğrudan temas eden bir aktör haline geliyor. Bu bağlamda, Sahel bölgesinde kırılgan bir zemin mevcut. Bu kırılganlık, Mali’deki güvenlik dinamikleriyle daha da derinleşmektedir. El Kaide bağlantılı terör örgütü JNIM’nin artan saldırı kapasitesi, başkent çevresine kadar uzanan etkisi, Azavad Kurtuluş Cephesi (FLA) ile taktiksel eşgüdüm içinde hareket etmesi ve Mali ordusunun, Rusya destekli Afrika Kolordusunun (Africa Corps) desteğine rağmen kuzey ve merkezde kalıcı kontrol tesis edememesi, Mali’deki güvenlik krizinin yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. Bu durum Sahel–Mağrip hattında yeni güvenlik dinamikleri ve değişen bölgesel hizalanmaların ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu koşullar altında Türkiye açısından Cezayir’le sürdürülecek diyalog, Sahel kaynaklı hassasiyetleri yönetmek, Libya–Sahel hattındaki riskleri dengelemek ve Akdeniz’de daha öngörülebilir bir istişare zemini oluşturmak açısından önem taşımaktadır. Daha geniş çerçevede değerlendirildiğinde Cezayir, Türkiye’nin Akdeniz–Afrika hattındaki stratejik konumlanmasında dengeleyici sütunlarından biri haline gelebilir. [Nebahat Tanrıverdi Yaşar, bağımsız araştırmacı ve politika analistidir. Aynı zamanda Almanya Uluslararası Politika ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (SWP) bünyesindeki Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi'nde (CATS) Misafir Araştırmacıdır.] *Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir. (Kaynak: AA)