⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Ümit Yenişehirli yazdı: İsrail'in 'Masada Miti'

Terör devleti İsrail’in 1948 yılından bu yana kesintisiz sürdürdüğü Filistin soykırımı, süreç bazında siyasi ve askeri tarihsel aktörlerle ilerlemekte birlikte,

📍 Bolu
Terör devleti İsrail’in 1948 yılından bu yana kesintisiz sürdürdüğü Filistin soykırımı, süreç bazında siyasi ve askeri tarihsel aktörlerle ilerlemekte birlikte, bu kan dökücülüğün arkasındaki asıl itici güç ise elbette halk desteği. İsrail toplumu, seksen yıldır neredeyse istisnasız bir biçimde, devlet yönetme anlayışını, Filistin ve çevredeki Müslüman toplumlara saldırganlık üzerine oturtan siyasi akımların arkasında duruyor.Bu toplanmanın nedeni de İsrail halkı ile diasporası dışında kimsenin inanmadığı “güvenlik sorunu.” İsraillileri “paranoya toplumu” haline getiren bu sapmanın temelinde, antik devirden modern zamanlara uzanan gerçek dışı bir “herkes bize düşman” anlayışı yer alıyor. Mezkur toplumsal zemin ise yönetimdeki karar vericilerin kanlı elini güçlendiriyor. Bundan dolayı da İsrail, yine bir seçimin arifesinde olsa da ortada değişecek fazla bir şey yok gibi görünüyor. Zira İsraillilerin 27 Ekim’de yapacağı seçim, bir kez daha, “saldırgan ile en saldırgan” arasındaki bir tercihle sınırlı olacak.Her türlü medyatik üretimin de yardımıyla sürekli tekrarlanan yukarıdaki bu “endişe” o kadar gerçek dışı ki uluslararası birçok kurumun verilerine göre, İsrail’in tarihsel saldırganlık sürecinde, İsrailli/Müslüman kayıp oranı belki otuz yıldır 1’e 50 civarında seyrediyor. Örneğin; 1948-1968 aralığında 60 bin dolayında olan Müslüman can kaybına karşılık, İsrailli kaybı 15 binlerde kalırken, 1980’lerin sonlarında ise 14 bin Müslümanın katledilişine karşılık iki bin İsrailli ölümü şeklinde gerçekleşti. 7 Ekim 2023’ten bu yana ise 80 bini aşkın Filistinlinin şehadetine mukabil, İsrail kayıpları bin 500 kişi civarında oldu. Üstelik tarihi boyunca İsrail’in kayıplarının neredeyse yarıya yakını asker iken, Filistin tarafındaki şehitlerin çok büyük bir çoğunluğu ise mühimmat, ağır hava bombardımanı ve abluka şartları nedeniyle çocuk, yaşlı, kadın, hasta ve yaralıların ağırlıkta olduğu sivillerden oluştu.Böylesine acımasız verilere rağmen, İsrail toplumunun yine de saldırganlığı “satın almasını” tetikleyen unsur ise tahrif edilmiş Yahudi kutsal metinleri ile tarihsel kimi olaylara dayanıyor. Encyclopaedia Judaica’daki (Yahudi Ansiklopedisi) “Masada Miti” maddesinde anlatılanlara göre, Masada Kompleksi (İbranice Tskhat Masada), İsrail toplumun ve devlet aklının bilinçaltını şekillendiren en temel psikolojik ve idari kavram olarak öne çıkmakta. Bu doktrin, “Tüm dünya bize karşı, etrafımız düşmanlarla çevrili, teslim olmaktansa son kişiye kadar savaşır ve gerekirse topluca ölürüz.” şeklinde özetlenebilecek bir yaklaşımı içeriyordu.“Kolektif kuşatılmışlık ve paranoid sapma” da denilebilecek bu halin tarihsel arka planında ise MS 73’te Roma güçlerinin, isyan ederek suikast ve soygunlarla düzeni bozan Yahudileri topladığı sırada, Ölü Deniz’e bakan bir dağ kompleksinde yer alan Masada Kalesi’ne kaçan bir grubun toplu ölümü yatıyor. Bu anlatıya göre; kalenin düşeceğini anlayan bine yakın Yahudi, teslim olmak yerine birbirlerini (çocukları da dahil) öldürmüşlerdi. Yahudilikte intihar günah olduğu için de bunu, kura çekerek birbirlerini öldürme yöntemiyle yapmış, son kalan kişi de kendi kılıcının üzerine kapanmıştı. Denilenlere göre hikaye, hayatta kalan bir yaşlı kadın ile mağaraya saklanan birkaç çocuk vasıtasıyla gelecek kuşaklara aktarılabilmişti.Masada olayı, uzun asırlar boyunca çok fazla öne çıkarılmamıştı. Dini otoriteler, vakadaki toplu intihardan dolayı eleştirel düşünceler taşımaktaydı. Ancak 1920’lerden itibaren modern siyonist hareket, Avrupa’daki “edilgen ve ezilen Yahudi” imajını yıkıp, yerine “savaşçı, boyun eğmeyen, son ana kadar dövüşen yeni Yahudi” tiplemesinin inşası için bu arkaik imajı canlandırmaya girişmişti.Bu konuda ideolojik üretimler başlamış, toplumsal duyarlılığı ajite etmek için şairlerden de yararlanılmıştı. Yitzhak Lamdan’ın, 1927’de yazdığı “Masada Bir Daha Düşmeyecek” şiiri, “Bir Daha Asla!” sloganıyla siyonist gençlik hareketleri ve ordunun temel motivasyonlarından biri haline getirilmişti. İlaveten, İsrail devleti kurulduktan sonra, bazı gençlik örgütleri ile askeri birliklerin yemin töreni, Masada Kalesi’nin zirvesinde yapılmaya başlanmıştı. Gençler ve askerler meşalelerle dağa tırmanıp, ant içerlerdi.Masada Kompleksi bugün hem İsrail’in toplumsal yapısına hem Filistinlilere yönelik kanlı saldırılara hem de ülkenin uluslararası ilişkilerine tesir etmeyi sürdürüyor. Toplum, günlük hayatını çekilmez hale getirse de olmayan tehlikelere karşı geliştirilen aşırı güvenlik tedbirleriyle yaşayıp giderken, bu vehimle kendisini koruyacak ve dolayısıyla saldırganlığı sürdürecek politik ve askeri figürlerin arkasında hizalanıyor. Devlet idaresi de dış ilişkilerde “İsrail’in etrafının, kendisini yok etmek isteyen düşmanlarla çevrili olduğu, dünyanın geri kalanının da kriz anında kendilerini yalnız bırakacağı” inancını körüklüyor.İsrail devlet aklı, “Zaten herkes bize karşı, öyleyse uluslararası hukuku veya kamuoyunu dikkate almayız.” mantığını, bir iş yapış tarzı haline getiriyor. Dış ilişkilerde, ortalama bir İsrailli yetkili için diyalog, müzakere gibi yaklaşımlar, “Masada’daki Romalılara teslim olmak.” şeklinde algılanıyor. Bu arada, devlet yönetiminin, olası bir “son nokta”da ise nükleer seçeneği de gündemine almaya hazır olduğunu düşünen sayısı hiç de az değil. Zira tahrif edilmiş Tevrat’ta yer alan olağanüstü güçlere sahip Samson isimli tipoloji, “Filistinlilerin kazanmasındansa tapınağı da yıkarım, kendimi de öldürürüm; yeter ki Filistinliler yok olsun.” anlayışını hayata geçirmişti.Masada bugün, antik bir kale olmasına rağmen, modern İsrail’in zihninde hiç kapanmayan bir kuşatma psikolojisine ve sivil hayatın her alanına yansıyan güvenlik takıntısının ideolojik motoruna dönüşmüş durumda. Günümüz İsrail’ini kuşatan, dışarıdan bakıldığında abartılı, tuhaf ya da tekinsiz görünen “güvenlik/sizlik kültürü”, tam da bu ideolojiden kaynaklanıyor.Bu halin yansımalarına dair günlük pratikler, yapılar ve mevzuat düzenlemeleri ise İsrail’i fazlasıyla “tuhaf bir ülke” haline getirebiliyor. Örneğin; otuz beş yıl önce çıkarılan yasal bir düzenlemeyle her İsrailli ailenin evinde kurşungeçirmez, patlamaya ve gaz saldırılarına dayanıklı çelik kapılı, güçlendirilmiş beton bir sığınak oda yaptırılması yasal bir zorunluluk. Ev halkının kullanımı amacıyla olası biyolojik ve kimyasal saldırılar için devlet tarafından her aileye gaz maskesi dağıtılması da sürmekte olan bir uygulama. Yine İsrail’de, bir AVM, otopark, tren istasyonu, banka ve süpermarkete girerken, güvenlik görevlilerinin adeta bir havaalanına girişteki gibi – bomba da dahil – kapsamlı arama yapması da yasal bir zorunluluk. Gündelik pratikte, bir kafede tek başına oturan biri, tuvalete gitmek için çantasını masada bıraktığında ise yan masadakiler genellikle güvenliği çağırıyor, çantaya derhal “şüpheli paket” muamelesi yapılıyor.İsrail’in herhangi bir şehrinde otobüse binen bir yabancının, şarjörü dolu M16 ya da Tavor ile oturan liseli öğrencilere rastlaması da “İsrail normali” olarak yaygın bir pratik. Bu toplumsal septiklik sonucu, davetlere uzun namlulu silahlarla gidilmesi gibi gariplikler de görülebiliyor. Ayrıca anaokulu veya ilkokul gezilerinde, çocuklara refakat eden velilerden en az bir ya da birkaçının ateşli silah taşıması yine kanuni bir mecburiyet.Dünyanın çoğu yerinde askerlik bitince sivil hayatın başlamasına karşın, İsrail’de 40-45 yaşına kadar her yıl yaklaşık 3-4 hafta süren yedek askerlik (İbranice miluim: Tamamlayıcı) görevi bulunuyor. Bu yaygın ve ısrarlı “askercilik oyunu”nun toplumsal yansıması ise bir şirket CEO’su ya da bir üniversite profesörü veya mahalledeki fırıncının, birdenbire bir aylığına ortadan kaybolup, çölün ortasında tatbikata gitmesi gibi sonuçlara yol açmakta. Yine, siren çalınca, istinasız arabaları yolun sağına çekip, yere kapaklanmak da bir başka “İsrail normali”. Sirenler susup, ortam yatıştığında ise adeta sürreal bir film gibi düğün, dans, cenaze, plaj eğlencesi ve sair aksiyon kaldığı yerden devam etmekte.İsrail’e dışarıdan gelenleri Tel Aviv Ben Gurion Havalimanı’nda, dünyanın en sıkı ve sıra dışı güvenlik protokolü ile karşılamak da yaygın bir uygulama. Sayısız psikolojik taktik ve fiziki müdahale ile “zenginleştirilen” bu kontrollerde, eğer pasaportta Müslüman bir ülkenin damgası yer alıyorsa bu sorgulama daha da sertleşebiliyor. (Kaynak: ENSONHABER)