⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Ümit Yenişehirli yazdı: Malazgirt Zaferi'nde önce gönülleri fethettiler

Malazgirt Zaferi’nin 955’inci yıldönümü törenlerle kutlanıyor. Anadolu’nun kapılarını Müslüman Türklere açan 26 Ağustos 1071’deki büyük zafer hepimizin göğsünü

📍 Ağrı
Malazgirt Zaferi’nin 955’inci yıldönümü törenlerle kutlanıyor. Anadolu’nun kapılarını Müslüman Türklere açan 26 Ağustos 1071’deki büyük zafer hepimizin göğsünü kabartıyor. Selçukluların, onların büyük kumandanı Alparslan’ın sergilediği savaş taktiği, tam bir askeri deha örneği olarak tarihteki yerini almıştı. Ancak bu zaferin ardındaki tek neden askeri strateji değildi. Selçukluların, İslam inancından kaynaklanan müsamaha, şefkat ve anlayış yüklü idare tarzı (zımmi hukuku), 1071 öncesinden çok önce, önce bölgedeki Bizans tebaasının gönlünü fethetmişti.TDV İslam Ansiklopedisi’nde; Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu’nun “Alparslan”, Prof. Dr. Faruk Sümer’in ise “Selçuklular” maddelerinde vukufla serdettikleri bilgilere göre; sadece Alparslan değil, Selçuklu idaresinde söz sahibi olan selefin bölge halkına yönelik sıcak yaklaşımları, topyekün Selçuklu idaresi, Anadolu ve çevresindeki toplulukların olası bir Müslüman Türk hakimiyetini memnuniyetle karşılayacak bir altyapıyı hazırlamıştı.İstanbul’un fethi öncesinde; Bizans Yüksek Dükü Lukas Notaras’ın dile getirdiği, “İstanbul’da Katolik külahı görmektense Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederim.” sözünün zihniyet olarak karşılığı, aslında bu olaydan dört asır önce Anadolu’da zaten yaşanmıştı. Bizans hakimiyeti altındaki yerel halklar, Selçuklu yönetimini açıkça kendi devletlerine tercih edecek durumdaydı.Bizans’ın ağır vergileri ve dini baskıları halkı bunaltmaktaydı. Çoğunluğu monofizit Anadolu ve Suriye halkları, özellikle Süryaniler, Ermeniler ile Ortodoks Rumlar, 11. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nun ağır vergi politikaları ve mezhepsel ayrımcılığından yaka silkmekteydi. Bizans ile aynı mezhep çizgisinde olanlar içinde bile yönetimin zalimane tutumu nefret toplamaktaydı.Çevre bölgelerde günden günde yeni yerleri fetheden Selçukluların adaletli, merhametli idaresini görenler, onlardan övgüyle bahsetmekteydi. Süryani Patriği Mihail, Doğu Hristiyanlarına uygulanan ağır dini zulmü anlattıktan sonra, Müslüman Türklerin gelişini şöyle anlatmıştı:“Bizanslıların zulmü yüzünden Tanrı, Türkleri Doğu’dan çıkardı. Türkler; kimsenin dinine, mezhebine karışmıyor, kiliselere dokunmuyor, sadece makul bir vergi alıp gerisine karışmıyorlar.”Ermeni tarihçi Urfalı Mateos da yine dönemin Bizans idaresinin acılara ve ekonomik yıkıma yol açan idare biçimini eleştirmişti. Buna karşılık Selçuklu sultanlarının, özellikle de Alparslan ve I. Melikşah’ın yönetim tarzını öven Mateos, “Onlar, Hıristiyan din adamlarına ve halka her zaman şefkat göstermişlerdir. Melikşah, Hristiyanların babası ve koruyucusudur.” ifadelerini kullanmıştı. Bölgedeki Hıristiyanların kendisine büyük muhabbet besledikleri bir başka Selçuklu sultanı da Çağrı Bey olmuştu.Bugünkü Suriye, Irak ve İran cihetinden ardı arkası kesilmeyen Selçuklu akınları, Bizans ordusunu sık sık savaş alanlarından kaçmaya mecbur bırakıyordu. Ordu; ricat halindeyken bile bazen askeri taktik gereği bazen de yine mezhepsel taassupla yol üstünde denk geldiği Hıristiyan köylülerin ekili arazilerini talan ediyor, ürünlerini yakıyordu. Bizans askerleri için tarlalarını yaktıklarının mezhepsel hasımları Ermeniler ya da aynı mezhepten Ortodoks Hıristiyanlar olması bir farklılığa yol açmıyordu. Buna karşılık Selçuklu birlikleri ise ilerlediği her bölgede, yerel çiftçinin can ve mal güvenliğini teminat altına alıyordu.Sultan Alparslan’ın Anadolu’ya yönelik fetih akınları sırasında, bazı şehirlerin Hıristiyanları, Bizans garnizonlarının baskısından kurtulmak için şehirlerinin kapılarını Selçuklu birliklerine kendileri açmışlardı. Selçuklular fethettikleri yerlerde “eman” (güvence) vererek, Hıristiyan tebaanın inanç hürriyeti başta olmak üzere haklarını korumuş, vergi yüklerini hafifletmişti.Sultan Alparslan, 1064’te Kars ve Ani’yi fethettiğinde, şehirdeki Hıristiyan halka tam bir inanç ve ticaret özgürlüğü tanımıştı. Kendi dinlerinden olmalarına rağmen sadece farklı mezheptenler diye Bizans’ın baskılarına maruz kalan Hıristiyan unsurlar, Selçuklu idaresi altında kendi kiliselerinde özgürce ibadet etmeye başlamışlardı. Alparslan, Bizans yönetimleri tarafından sık sık sürgüne gönderilen Süryani ve Ermeni patriklerine berat vererek, rahatça kiliselerini yönetmelerine müsaade etmişti.Selçukluların Anadolu’yu fethedinceye kadar sergiledikleri insani tutumlar, fetih sonrası da görülmüş, bu da Müslüman Türklerin Anadolu’nun içlerine çok daha rahat ve hızlı nüfuz etmesine imkan sağlamıştı. Sultan Alparslan’ın önderliğindeki Selçuklu ordusunun Bizans güçlerini perişan ettiği Malazgirt Zaferi sonrası, Sultan’ın mağlup imparator Romen Diyojen’e gösterdiği insani tutum da her mezhepten Hıristiyan arasında bir efsane gibi övgüyle anlatılır olmuştu.Sonuçta, Selçukluların “yumuşak güç” politikası, Malazgirt’i müteakiben Anadolu’da kalıcı olmalarını sağlayan etkenlerin başında geliyordu. Sultan Alparslan’ın önderliğinde yerel halka sunulan can ve mal güvenliği ile inanç hürriyeti, bu kalıcılığı sağlamada muhtemelen askeri güçten bile çok daha fazla etkili olmuştu. (Kaynak: ENSONHABER)