⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Umman-İran müzakereleri ve Hürmüz’de güvenli geçiş arayışı

İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Merkezi Direktörü Prof. Dr. İsmail Numan Telci, Umman'ın ABD-İran arasındaki müzakerelerde oyn

📍 Muş
İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Merkezi Direktörü Prof. Dr. İsmail Numan Telci, Umman'ın ABD-İran arasındaki müzakerelerde oynadığı rolü AA Analiz için kaleme aldı. *** İran ve Umman arasında Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçiş oluşturulmasına yönelik müzakerelerde önemli gelişmeler kaydedilirken bölgesel güvenliğin yeniden tesis edilmesi konusunda umutlar arttı. Geçtiğimiz günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik planlanan saldırıyı "Körfez ülkelerinden gelen talep üzerine" ertelediğini açıklaması, bu anlamda en kritik gelişmelerden birisiydi. Bu karar sadece ABD’nin politik tercihi olmasının ötesinde bölgede uzun süredir işleyen bir diplomasi hattının kamuoyuna yansıması olarak da görülebilir. Bu bağlamda Katar’ın arka kanal temasları, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Washington ile yürüttüğü telefon diplomasisi manşetlere taşınırken sürecin teknik omurgasını oluşturan aktörün kameraların çok daha az ilgi gösterdiği Umman olduğu belirtilmelidir. Ağustos ayının ilk haftası boyunca ve özellikle hafta sonunda Umman ve İran arasında yürütülen görüşmeler, teknik detaylar bağlamında sonuca ulaşma anlamında kritik önem taşımıştır. Müzakerelerin temel odak noktası dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) arzının beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin hangi güzergahtan, hangi koordinatlarla ve kimin güvencesiyle geçeceği sorusu olmuştur. Bu sorunun teknik cevabını verebilecek tek ülke, boğazın güney kıyısında konumlanan Umman olduğu için müzakerelerde Maskat belirleyici rol oynamıştır. Zira Hürmüz’ün kuzeyinde İran, güneyinde Umman bulunmaktadır. Bu bağlamda, boğazdan geçen her gemi ister istemez bu iki ülkenin karasularına girmektedir. Dolayısıyla güvenli bir geçiş koridorunun teknik ve hukuki çerçevesini yalnızca bu iki taraf birlikte çizebilmektedir. Nitekim iki ülke arasında günler boyunca devam eden müzakerelerin ardından İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Umman ile yeni güzergah üzerinde koordinatların büyük ölçüde belirlendiğini ve mutabakatın son aşamaya geldiğini ifade etmiştir. İki ülkenin bu yaklaşımı bölgesel tansiyonun düşmesine ve küresel ticaret krizinin çözülmesine yönelik güçlü sinyaller olarak algılanmıştır. Umman’ı bu süreçte merkezi kılan unsurlardan bir tanesi coğrafi konumu olsa da bu tek başına Maskat’ı en etkin aktörlerden bir tanesi haline getiren parametre olmaktan uzaktır. Umman siyasetinde, Sultan Kabus döneminden bu yana istikrarlı biçimde sürdürülen ve bugün Sultan Heysem bin Tarık liderliğinde de değişmeden devam eden bir denge siyaseti söz konusudur. Bu yaklaşım genellikle “tarafsızlık” olarak adlandırılsa da aslında edilgen bir tutumdan ziyade bilinçli bir stratejik tercihe işaret etmektedir. Umman, bölgesel bloklaşma eğilimlerinin dışında kalarak hem Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle hem de İran’la eş zamanlı ve sağlıklı ilişki yürütebilen nadir aktörlerden biri haline gelmiştir. Bu tercihin kökeninde imparatorluk geçmişinden gelen, farklılıkları yönetme kapasitesini kurumsallaştırmış bir siyasi kültürün bulunduğu söylenebilir. İran ile ilişkilerin arka planı da bu çerçevede okunmalıdır. İki ülke arasındaki güven ilişkisi, 1960-1976 yılları arasında süren Dofar isyanı sırasında dönemin Şah yönetimindeki İran’ın Umman’a verdiği askeri desteğe kadar uzanmaktadır. Bu tarihsel bağ, 1979 Devrimi’nden sonra da kesintiye uğramamış, son yıllarda artan diplomatik temaslar, ortak askeri tatbikatlar ve yeni feribot hatları gibi kültürel etkileşimlerle somutlaşmaya devam etmiştir. Bu güçlü siyasal ve sosyal ilişkiler, Tahran’ın Maskat’ı diğer Körfez ülkelerinden ayrı bir kategoride konumlandırmasının zeminini oluşturmaktadır. Bunun bir sonucu olsa gerek 28 Şubat’tan bu yana inişli çıkışlı devam eden savaş boyunca Umman, Tahran’ın füze menzilindeki Körfez ülkeleri arasında en az hedef alınan aktör olmuştur. Bununla birlikte Umman, hem ABD tarafına hem de İran’a karşı gerektiğinde uyarı mesajlarını vermekten de çekinmemektedir. Bu durum Umman Dışişleri Bakanlığı’nın son haftalarda yaptığı açıklamalarda müzakerelerin olumlu bir atmosferde ilerlediğini vurgulaması ve boğazdan geçen gemilere yönelik saldırıları da açıkça kınamasında kendisini göstermektedir. Bu vurgular Umman’ın kendisini sürecin bir garantörü olarak konumlandırdığını da göstermektedir. Umman, hangi aktör olursa olsun sahada atılacak her yanlış adımın müzakere masasını nasıl etkileyeceğini bilen ve bunu açıkça dile getirebilen bir aktör olduğu imajını teyit etmektedir. Her ne kadar gelişmeler ve müzakere süreci olumlu bir hava yaratmış olsa da İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ifadelerinden Umman ile varılacak teknik mutabakatın boğazın tam anlamıyla açılması için yeterli görülmeyeceği anlaşılmaktadır. Bu noktada Tahran’a göre sorunun çözümündeki başlıca belirleyici aktör Washington'dur. İran yönetimi ABD’nin haziran ayında imzalanan mutabakatta onaylayıp sonra fiilen geri çektiği taahhütleri yerine getirmesini istemekte, İran limanlarındaki deniz ablukasını kaldırması ve dondurulmuş varlıkları serbest bırakmasını talep etmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde Umman’ın bu süreçte kritik bir rolü olmakla birlikte, Maskat’ın tek başına krizin tamamen aşılmasına yönelik bir tasarrufu bulunmamaktadır. Bilakis bölgesel krizin çözümünde ABD’nin de başat aktör olduğu Umman tarafından da kabul edilmektedir. Ancak müzakere süreci, Umman’a hem İran hem de ABD nezdinde stratejik bir öncelik atfetmekte, Maskat yönetiminin bu noktada kritik bir aktör olarak ortaya çıkmasını da beraberinde getirmektedir. Son olarak Umman’ın bu süreçteki motivasyonunu dış politikadaki aktörlüğünü pekiştirme hedefindeki bir arabuluculuk kaygısıyla açıklamak eksik olacaktır. Sultan Heysem liderliğinde Vizyon 2040 projesi çerçevesinde petrol dışı ekonomiye geçişi hedefleyen Maskat yönetimi, Dukum ve Sohar gibi limanlara yapılan büyük ölçekli yatırımların meyve verebilmesinin, bölgesel ticaret akışlarının istikrarına doğrudan bağlı olduğunun farkındadır. Bu da bölgesel krizlerin sona erdiği ve güvenlik ortamının tesis edildiği bir konjonktürü zaruri kılmaktadır. Buradan hareketle Umman’ın müzakerelerdeki ısrarının, bir arabulucunun iyi niyet çabasının ötesinde kendi kalkınma stratejisinin sürdürülebilirliğini korumayı amaçlayan aktör refleksiyle açıklanabileceği söylenebilir. Gelinen noktada İran müzakereler sonucunda Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin Umman ile birlikte yönetilmesine razı gözükmektedir. Buradaki temel dönüşüm, Hürmüz’ün tek taraflı değil de ortaklaşa yönetilen bir su yolu haline gelmesi ihtimalidir. Böyle bir modelin kalıcılaşması durumunda Umman, krizin arabulucusu olmaktan çıkıp boğazın işleyişinde söz sahibi bir paydaşa dönüşecektir. Böyle bir sonuç Umman’ın bölgesel ve küresel konjonktürdeki önemini artıracak, Maskat yönetimine bölgede oyun değiştirici aktörlerden birisi olma imkanı sağlayacaktır. Bu durum, komşu aktörlerin son yıllardaki dış politika aktivizmlerine kıyasla daha düşük profilli bir yöntem izleyen Umman’ın, Sultan Heysem döneminde ayrışan dış politika projeksiyonuna da uygun bir çıktı olacaktır. Dolayısıyla Umman bu kriz sürecindeki sabırlı tutumuyla, güvenilir aktör olarak profilini yükseltmiştir. Bu da Washington’dan açıklamalar, Riyad’daki telefon diplomasisi ya da İslamabad’ın arabuluculuk hamleleri bir yana, Hürmüz’de çizilecek yeni rotanın belirlendiği masanın Maskat’ta kurulmasını sağlamıştır. [Prof. Dr. İsmail Numan Telci, İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Merkezi Direktörüdür.] * Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir. Muhabir: Sena Çavuş (Kaynak: AA)