Yeni başlayanlar için Husiler: Dağlardaki Zeydilerin Kızıldeniz’e fırlattığı füzeler
Yemen’de 12 yıldır merkezi hükümetle savaşan Husiler, son yıllarda İsrail’e füze saldırıları ve Kızıldeniz’deki gemilere saldırılarıyla da gündeme geliyor.Dini
Yemen’de 12 yıldır merkezi hükümetle savaşan Husiler, son yıllarda İsrail’e füze saldırıları ve Kızıldeniz’deki gemilere saldırılarıyla da gündeme geliyor.Dini ve kültürel faaliyetler yürütme niyetiyle ortaya çıkan küçük bir hareket, kısa bir süre içinde ülkenin başkentinde kontrolü ele alıp de facto bir idare kuran, bölgedeki başka ülkelerle de askeri anlamda çarpışan bir aktör haline geldi.Peki kimdir bu Husiler ve bu güce nasıl eriştiler?Bunu anlamak için Husilerin ortaya çıkışını ve Yemen İç Savaşı boyunca süren tarihsel evrimini incelemek gerekiyor.Husiler, Yemen’in kuzeyindeki Zeydi Şii toplumu içinden doğan muhalif bir siyasi hareket olarak ortaya çıktı.Şiiliğin On İki İmamcılık ve İsmaililik dışındaki üçüncü kolu olan Zeydilik, Şii anlayışının Sünni İslam’a en yakın yorumu olarak değerlendiriliyor.Dünya üzerindeki Zeydi Şiilerin önemli bölümü, Yemen’in kuzeyindeki Suudi Arabistan’a yakın bölgelerde yaşıyor.Kendilerine “Ensarullah Hareketi” diyen topluluk, hareketin öncülüğünü yapan Hüseyin Bedreddin el-Husi’den dolayı Husiler diye adlandırılıyor.Husilerin örgütlenme yolculuğu, 1990’ların başlarında Yemen’in kuzeyindeki Saada bölgesinde kültürel ve dini faaliyetler yürüten bir grup olarak başladı.90’lı yıllarda ise Zeydi kimliğinin canlandırılmasını hedefleyen etkinlikleriyle güç kazanmaya başladı.Yemen Cumhuriyeti’nin, Kuzey Yemen ile Güney Yemen’in 1990’da birleşmesinden itibaren cumhurbaşkanlığını yapmakta olan Ali Abdullah Salih’i “ABD ve Suudi Arabistan yanlısı” diye suçlayan Husiler ile Yemen hükümet güçleri arasında 2004 yılında çatışmalar başladı.Bu çatışmalar sırasında 10 Eylül 2004 tarihinde hareketin lideri olarak bilinen Hüseyin Bedreddin el-Husi öldürüldü.Hüseyin Bedreddin el-Husi’nin öldürülmesi üzerine hareketin liderliğini kardeşi Abdulmelik el-Husi üstlendi.2004-2010 yılları arasında Husiler ile Yemen hükümet güçleri arasında 6 ayrı çatışma süreci yaşandı.Bu mücadele sürecinde Husiler özellikle Saada bölgesinde güçlü bir toplumsal tabana ulaştı.Husilerin asıl büyük sıçraması ise Arap Baharı’nın etkisiyle Ocak 2011’de Yemen’de başlayan ve Ali Abdullah Salih iktidarına son vermeyi hedefleyen protesto dalgası sürecinde oldu.Ali Abdullah Salih, Husilerin de dahil olduğu eylem dalgası karşısında Şubat 2012’de görevden ayrıldı.Yemen Devrimi diye adlandırılan eylem dalgasının sonunda 21 Şubat’ta yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini, 18 yıldır cumhurbaşkanı yardımcılığı görevinde bulunan Abdurabbu Mansur el-Hadi tek aday olarak girerek kazandı.Yemen merkezi otoritesinin ülke genelinde kontrolünü kaybettiği bu süreci etkili bir şekilde değerlendiren Husiler, Zeydi Şii nüfusun yaşadığı kuzey bölgelerdeki egemenliğini pekiştirdi.Husiler, bu dönemde eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ile ilişkilerini düzeltti ve Yemen merkezi hükümetine karşı iş birliği yapmaya karar verdi.Husiler, 2 yıllık bir hazırlık sürecinin sonunda, başkent Sana’ya ilerleyişe geçti. Sana’da Yemen hükümet güçlerini yenilgiye uğratan Husiler, başkentin kontrolünü ele aldı.Husilerin, başkentin idaresini ele almasın sonrası Ocak 2015’te Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur el-Hadi istifa etti.El-Hadi, Husilerin gözetiminde ev hapsine alındı.Daha sonra Sana’dan ayrılan el-Hadi, ülkenin güneyindeki Aden’e geçti ve istifa kararını geri çekti.Husilerin Sana’ya ilerlemesinde eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in tutumunun önemli etkisi oldu.Yemen Cumhuriyeti’nin birleşmeden sonraki ilk 22 yılı ve öncesinde de Kuzey Yemen’in 12 yılı olmak üzere 34 yıl cumhurbaşkanlığı yapan Salih, resmi tüm görevlerinde ayrılmış olsa bile Yemen ordusu ve güvenlik bürokrasisi içinde halen resmi hükümetten ziyade onu dinleyen yetkililer azımsanmayacak boyuttaydı.Ordu içindeki Salih taraftarları, Sana’nın Husilerin kontrolüne geçişinde kritik rol oynadı.Husilerin, başkent Sana’yı ele geçirmesi hem hareket açısından hem de Yemen’deki iç savaş açısından en kritik dönemeç oldu.Artık Yemen devletinin askeri depoları Husilerin eline geçmiş oldu.Ele geçirdikleri askeri tesislerden başta füze sistemleri olmak üzere yeni savunma olanakları, silahlar ve mühimmatlara erişen Husiler, savaş kapasitesini genişletti.Husiler, başlangıçta hafif silahlarla ve gerilla taktikleriyle savaşan bir milis gücüyken, artık ağır silah ve füze sistemlerine sahip daha organize bir silahlı aktör haline geldi.Husilerin askeri kapasitesindeki gelişiminin arkasında en önemli aktör ise Şiilik üzerinden mezhepsel/ideolojik bir bağı da olan İran oldu.İran’ın Husilere silah, teknoloji ve eğitim desteği, Birleşmiş Milletler uzman raporlarında yer aldı.Husilerin, Sana’yı ele geçirmesi üzerine Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri, Husilerin ilerleyişini durdurma ve uluslararası alanda tanınan hükümetin yeniden güç kazanmasını sağlama amacıyla Yemen’e müdahale etti. 26 Mart 2015’te Husilerin ilerleyişini durdurmak ve Sana’nın kontrolünü yeniden el-Hadi hükümetine kazandırmak isteyen koalisyon, Yemen’de hava operasyonlarına başladı.Koalisyonda Suudi Arabistan’ın yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Ürdün’ün aralarında olduğu ülkeler yer aldı.Husiler, Yemen’e müdahalede bulunan Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’ne füze ve drone saldırıları düzenleyerek savaşı bu iki ülkenin kendi topraklarına da taşıdı.Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun savaşa dahil olması, Husiler ile İran’ın ilişkilerinin daha da ilerlemesine yol açtı.İran'dan sağlanan daha teknolojik yeni füzeler, drone’lar, radar sistemleri ve başka savunma takviyeleri, Husilerin Sana’yı ele geçirmeleri sonrasında oluşturduklarından da daha ileri bir askeri donanıma erişmelerini sağladı.Yemen Devrimi’yle devrilen eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ve taraftarları, Suudi Arabistan’ın müdahalesinin ardından da Husilerle ittifakını sürdürdü.Ancak Husiler, Salih’i 4 Aralık 2017’de Sana yakınlarında öldürdü.Husiler, Salih’i ihanetle suçladı.2018 yılında, Yemen’e insani yardım ve ticari ürün girişinin sağlandığı, Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde Limanı iç savaşın kritik noktalarından biri haline geldi.Koalisyon destekli Yemen güçlerinin, Husilerin kontrolündeki Hudeyde’ye operasyonu sonrasında taraflar Birleşmiş Milletler öncülüğünde görüşmelere başladı.Aralık 2018’de taraflar Hudeyde ile ilgili maddelerin de aralarında olduğu bazı başlıklarda uzlaşmaya varsa da anlaşılan maddelerin tamamının uygulanmaması sonucu Yemen’deki iç savaş devam etti.3,5 yıl sonra yine Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda 2 Nisan 2022 tarihinde başlayan ateşkes görüşmeleri sonucunda ise ülke genelinde büyük ölçüde ateşkes sağlanan bir dönem başladı.Ateşkes, 6 ay sonra Ekim 2022’de resmen uzatılmasa da çatışmalar önceki yıllara göre düşük seviyede seyretti.Ancak taraflar kalıcı bir barış anlaşmasına varamadı ve Husiler ülkenin kuzeybatısındaki hakimiyetini sürdürdü.Husiler, İsrail’in 7 Ekim 2023’te Gazze’deki soykırımcı saldırılarını başlatmasının ardından İsrail’e de füze ve drone saldırılarına başladı.Husiler, 3 yıldır İsrail topraklarına balistik füze ve drone saldırılarını sürdürüyor.İsrail ise Yemen’deki Husi bölgelerine hava saldırıları yapıyor.Kasım 2023’ten itibaren ise Kızıldeniz'de İsrail ile bağlantılı olduklarını belirttikleri ticari gemileri hedef almaya başladı.Kızıldeniz’deki saldırılar küresel deniz ticaretini etkileyen bir krize neden oldu.Uluslararası denizcilik şirketleri güvenlik gerekçesiyle Kızıldeniz rotalarını değiştirmeye ve Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu üzerinden daha uzun güzergahları kullanmaya başladı.ABD ve İngiltere, Ocak 2024’te Kızıldeniz’deki saldırıları nedeniyle Yemen’deki Husi hedeflerine hava saldırılarına başladı.Husilerin, Kızıldeniz kıyısında güneye doğru ilerlemesi ve Eylül 2026’da stratejik öneme sahip Mocha kentini ele geçirmesi Badülmendep Boğazı üzerindeki etkisini artırdı.2022’deki ateşkesten sonra büyük ölçüde sakinleyen Yemen İç Savaşı, Husilerin ilerlemeye geçmesiyle yeniden harlanmış oldu.Husilerin ilerlemeye başladığı son haftalardan bu yana Suudi Arabistan destekli, uluslararası alanda tanınan Yemen hükümet güçleri ile Husiler arasındaki çatışmalar yoğunlaştı.2 Ekim 2026’da Yemen’in uluslararası alanda tanınan hükümetine bağlı güçler, Taiz vilayetindeki Husi hedeflerine 20 hava saldırısı yapıldığını duyurdu.Birleşmiş Milletler ve insan hakları kuruluşları, Husilerin hakkında sivillere saldırılar ve savaş hukuku ihlalleriyle ilgili birçok suçlamayı not etti.Raporlarda, Husilerin sivillerin yaşadığı bölgelerde ayrım gözetmeksizin roket ve topçu saldırıları düzenlemek, mayın döşemek, okul veya hastane gibi kurumları askeri amaçlarla kullanmak gibi suçlamalar belgelendi.Husiler hakkındaki en önemli suçlamalardan biri de çocukların silahlı faaliyetlerde kullanılması oldu.Birleşmiş Milletler, Husilerin çocukları silahlı birliklerde kullandığına dair birçok vaka kaydetti.2014-2019 döneminde 12-18 yaş aralığındaki çocukların Husiler tarafından çatışmalarda, kontrol noktalarında ve patlayıcı madde yerleştirme faaliyetlerinde kullanıldığı birçok olayı raporladı.Husiler, Nisan 2022’de Birleşmiş Milletler ile bir eylem planı imzalayarak çocukların silahlı faaliyetlerde kullanılmasına son verme ve saflarındaki çocukları serbest bırakma taahhüdünde bulundu.Ancak bu taahhüde rağmen insan hakları kuruluşları, 7 Ekim 2023 sonrasında da Husi güçlerinin çocukları yeniden silahlı yapılanmaya dahil ettiğine dair yeni ihbarlar yapıldığını açıkladı.
(Kaynak: ENSONHABER)