⚡ Ajans Online
GÜNCEL

ABD’nin küresel enerji stratejisinde süreklilik ve dönüşüm

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (AYBÜ) Uluslararası Ekonomik Entegrasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Kenan Aslanlı, ABD’nin enerji güvenliğinden enerj

📍 Ankara
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (AYBÜ) Uluslararası Ekonomik Entegrasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Kenan Aslanlı, ABD’nin enerji güvenliğinden enerji hakimiyetine evrilen stratejisini ve bunun küresel güç rekabetindeki rolünü AA Analiz için kaleme aldı. *** 11 Eylül terör saldırılarından yalnızca 4 ay önce, Mayıs 2001’de dönemin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney başkanlığındaki Ulusal Enerji Politikası Geliştirme Grubu tarafından hazırlanan kapsamlı rapor, Başkan George W. Bush’a sunuldu. “Ulusal Enerji Politikası: Amerika’nın Geleceği İçin Güvenilir, Uygun Maliyetli ve Çevreye Duyarlı Enerji” başlıklı bu rapor, 21. yüzyılda ABD’nin enerji güvenliğinin sağlanması için iki boyutlu strateji öneriyordu. Bu strateji, ABD dışında enerji kaynaklarına erişimin çeşitlendirilmesi ve enerji tedarikçisi ülkelerle enerji ilişkilerinin güçlendirilmesi, ABD içinde ise fosil yakıtların ve toplam enerji üretim kapasitesinin artırılmasıydı. Eski ABD Enerji Bakanlığı Müsteşarı Paul Dabbar gibi pek çok enerji uzmanına göre bu rapor, ABD’nin yeni yüzyılda küresel enerji süper gücüne dönüşme vizyonunda önemli bir dönüm noktasıdır. Bu vizyon ekseninde Venezuela, Rusya, Hazar Denizi, Orta Doğu ve Afrika gibi kritik bölgelerin ve ülkelerin kaynaklarının küresel enerji arzının çeşitlendirilmesinde önemine dikkat çekiliyordu. Mayıs 2001’den sonra, özellikle 11 Eylül terör saldırılarının ardından ABD’nin Afganistan ve Irak’ı işgal süreçleri, küresel düzenin ve jeopolitik dengelerin değişimi açısından önemli bir dönüm noktasıydı. ABD’nin Irak’ı işgal kararında enerji kaynaklarının kontrolü ve enerji güvenliği motivasyonlarının ne ölçüde rol oynadığı ise tartışma konusu oldu. 2002’de Başkan Bush, İran’ı Irak ile birlikte “Şer Ekseni” kavramı içinde tanımladı. ABD’nin İran’ın enerji sektörüne yabancı yatırım ve teknoloji girişini sınırlandıran çabaları güçlendi. Raporda önemi vurgulanan Rusya ile 2001 sonrasında petrol ve gaz başta olmak üzere enerji alanında ortak yatırım projeleri üzerinden enerji işbirliği belli ölçüde geliştirildi. Bu kapsamda 2002’de ABD-Rusya Enerji Diyaloğu başlatılırken 2005’te ExxonMobil’in operatörlüğünü üstlendiği Sakhalin-1 Projesi'nde petrol üretimi başladı. Buna rağmen ABD ile Rusya arasında AB enerji piyasasındaki nüfuz ve Hazar Denizi'nin enerji kaynaklarının Batı’ya taşınacağı güzergahlar konusunda jeopolitik rekabet yaşandı. Küresel enerji vizyonu açısından stratejik önemi olan ve dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine ev sahipliği yapan Venezuela’dan 2001’de günlük yaklaşık 1,5 milyon varil petrol ithal eden ABD’nin bu ülkeyle enerji ilişkileri, 2002-2003 yıllarında PDVSA grevleri ve Hugo Chavez’e karşı başarısız darbe girişiminin ardından sorunlu hale geldi. Ardından dalgalı seyir izleyen Venezuela’dan petrol ithalatı, 2000’lerin ortasından itibaren belirgin biçimde azalmaya başladı. ABD içinde ise 2001’den itibaren yatırım, teknoloji ve destekleyici düzenlemelerden oluşan üçlü sacayağına dayalı devasa bir enerji üretim kapasitesi oluşmaya başladı. Yatay sondaj ile hidrolik çatlatma teknolojilerinin yaygın kullanılması sonucunda ABD’de kaya gazı ve kaya petrolü üretiminde büyük bir artış yaşandı. Sonuçta ABD, petrol üretimini hızla artırarak 2018’de tarihi rakipleri Suudi Arabistan ve Rusya’yı geride bıraktı ve dünyanın en büyük petrol üreticisi haline geldi. 2001'de küresel petrol üretiminin yüzde 10'unu temin eden ABD, 2025'te tek başına yüzde 21'ini temin etti. ABD, 2019’dan itibaren küresel enerji ticaretindeki konumunu da güçlendirdi ve ilk kez net petrol ihracatçısı oldu. 2025'te ABD küresel ham petrol ve petrol ürünleri ihracatının yüzde 14'ünü tedarik etti. Petrolde olduğu gibi, doğal gazda da ABD, 2000’li yıllarda üretimini artırdı ve 2011’de geleneksel rakibi Rusya’yı geride bırakarak dünyanın en büyük doğal gaz üreticisi konumuna geldi. ABD, 2025'te küresel gaz üretiminin yüzde 25’ini tek başına gerçekleştirerek bu alandaki liderliğini pekiştirdi. Bush döneminin Ulusal Enerji Politikası'ndan yaklaşık 25 yıl sonra, 20 Ocak 2025’te yine Cumhuriyetçileri temsil eden ABD Başkanı Donald Trump, göreve başladığı ilk gün “Amerikan Enerjisini Serbest Bırakmak” başlıklı Başkanlık kararnamesini imzaladı. 14 Şubat 2025’te ise Ulusal Enerji Hakimiyeti Konseyini kurarak ABD için geleneksel “enerji bağımsızlığı” ve “enerji güvenliği” hedeflerinin ötesinde “Amerikan Enerji Hakimiyeti” (American Energy Dominance) yaklaşımını kurumsal çerçeveye taşıdı. Bu enerji stratejisi, ABD'nin küresel enerjide lider konumunu uzun vadede pekiştirmek amacıyla ülke içinde enerji arama ve üretim faaliyetlerini teşvik etmeyi, dışarıda ise tedarik zincirlerini güçlendirerek “hasım devletlerin küresel nüfuzunu” azaltmayı hedefliyordu. Burada Çin'le derinleşen büyük güç rekabetinin doğal kaynakların, lojistik tedarik hatlarının ve yüksek teknolojinin kontrolü boyutlarının “izlerini” görmek mümkündü. Trump’ın “Amerikan enerji hakimiyeti” stratejisiyle birlikte 2025’ten itibaren içeride fosil yakıt üretimini sınırlayan bazı düzenlemeler gevşetildi. Dışarıda ise eş zamanlı olarak büyük fosil yakıt rezervlerine sahip “hasım devletlere” yönelik jeopolitik ve jeoekonomik hamleler devreye alındı. Haziran 2025'teki sınırlı saldırıların ardından ABD, Şubat 2026'da İran ile doğrudan savaşa girdi. Sonuçta Körfez Bölgesi'nin petrol ve gaz altyapısı zarar gördü. Hürmüz Boğazı kapanırken Babülmendeb Boğazı'nda güvenlik riskleri arttı. Petrol ve gaz fiyatlarındaki sert yükseliş, ABD ekonomisinde akaryakıt fiyatları ve enflasyon üzerinde ek baskı oluşturdu ama öte yandan, Körfez'den ham petrol, petrol ürünleri ve LNG tedarikinde sorunlar yaşayan Asya ve Avrupa ülkeleri, ABD'ye yöneldi. ABD, Ocak-Temmuz 2026 döneminde LNG ihracatını 2025'e kıyasla yüzde 23 artırdı. İran'a yönelik düşük yoğunluklu saldırı, ekonomik yaptırım, deniz ablukası ve müzakerelerin birlikte yürütüldüğü politika setinin barış anlaşmasıyla sonuçlanması halinde, İran'ın enerji sektörünün geleceğinde ABD şirketlerinin rolü gündeme gelebilir. Venezuela'ya yönelik 2025 sonunda başlatılan deniz ablukasının ardından Ocak 2026'da askeri müdahale gerçekleştirildi ve eski Devlet Başkanı Nicolas Maduro yargılanmak üzere ABD'ye götürüldü. Yeni yönetimle yapılan anlaşma kapsamında 65 milyar varil petrol rezervini kapsayan 17 petrol sahasının işletimi için North American Blue Energy Partners’a (NABEP) 100 yıllık imtiyazlar verildi. Buna karşılık NABEP’in ana şirketindeki yüzde 35’lik hisse, ABD Savaş Bakanlığına bağlı Stratejik Sermaye Ofisine tahsis edildi. ABD enerji şirketleri, Venezuela'nın petrol endüstrisine geri dönme yönünde adımlar attı. Venezuela'nın ABD'ye petrol sevkiyatı artarken Çin'e yönelik petrol ihracatı geriledi. Venezuela'nın enerji sektöründe ABD'nin ağırlığı artarken Çin ve Rusya'nın konumu zayıfladı. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Rusya'nın petrol rafinerilerine yönelik Ukrayna dron saldırılarının 2025'in başından itibaren güçlendiğini açıkladı. Bu saldırılar sonucunda 6,5 milyon varil/gün kurulu rafineri kapasitesi bulunan Rusya'da Haziran 2026’da rafinerilerin işleme miktarı, 3,8 milyon varil/güne gerilerken benzin üretimi, yıllık bazda yüzde 20, dizel üretimi ise yüzde 30 azaldı. 18 Eylül 2026'da imzalanarak yasalaşan düzenleme, ABD Başkanı'na Rusya petrolünün ve doğal gazının en büyük 5 alıcısına yüzde 100'e kadar ek gümrük vergisi uygulama yetkisi veriyor. İran yaptırımlarında olduğu gibi burada da etkilenebilecek ülkelerin başında Çin geliyor. ABD'nin küresel büyük güç rekabeti kapsamında Çin'in enerji tedarik hatları üzerindeki stratejik baskıyı artırmak ve Çin'in Rusya, Venezuela ve İran'dan enerji tedarikini sınırlandırmak istemesi sıklıkla dile getiriliyor. Eş zamanlı olarak Washington, Çin’in enerji ithalatında ABD’nin payını artırmayı ve bu ülkeye daha fazla LNG ve petrol ihraç etmeyi hedefliyor çünkü ABD’nin 2001’den itibaren izlediği iki boyutlu küresel enerji stratejisinin iç ve dış parametreleri büyük ölçüde süreklilik gösterse de son 25 yılda stratejik amaç, enerji güvenliğini sağlamaktan enerji üretim üstünlüğünü küresel jeoekonomik etkiye dönüştürmeyi içeren “enerji hakimiyeti”ne doğru evrildi. Önümüzdeki dönemde küresel "enerji hakimiyeti" stratejisinin uygulanması, ABD'den denge kurmasını talep edebilir. Bir taraftan veri merkezleri, yapay zeka ve yeni sanayi yatırımlarının etkisiyle yeniden yükselişe geçen iç enerji talebi karşılanmalı ve enerji fiyatları kontrol altında tutulmalıdır. ​​​​​​​Diğer yandan, ABD petrol ve doğal gaz üretimindeki küresel liderliğini korumalı ve enerji ihracatını ekonomik ve jeopolitik gücünü artıran bir araç olarak kullanmalıdır. Bu ikisi arasındaki denge, ABD'nin küresel enerji stratejisinin geleceği açısından belirleyici olacaktır. [Dr. Kenan Aslanlı, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (AYBÜ) Uluslararası Ekonomik Entegrasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesidir. *Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir. Muhabir: Afra Betül Aydar (Kaynak: AA)