⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Denge siyasetinin jeopolitiği: Umman modeli ve arabuluculuk diplomasisi

İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Merkezi Direktörü Prof. Dr. İsmail Numan Telci, Umman'ın Orta Doğu'daki özgün dış politika anl

📍 Muş
İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Merkezi Direktörü Prof. Dr. İsmail Numan Telci, Umman'ın Orta Doğu'daki özgün dış politika anlayışını, AA Analiz için kaleme aldı. *** Umman hem siyasi yönelimleri hem de kültürel yapısı itibarıyla diğer Körfez ülkelerinden belirgin biçimde ayrışan, özgün bir model sunmaktadır. Diğer Körfez ülkeleri gibi yönetim sistemi olarak monarşiyi benimsemiş olsa da Umman, köklü devlet geleneğine sahip çıkması, tarihten gelen kültürel kodlarını koruması ve dış politikada tarafsız bir tutum izlemesi gibi hususlarda kendine özgü bir çizgi izlemektedir. Bu durum özellikle ülkenin dış politika yöneliminde gözlemlenirken, Umman'ın bölgesel ve küresel krizler karşısında taraf tutmaktan kaçınması ve hatta bu krizlerin çözümü için arabuluculuk faaliyetleriyle öne çıkması dikkati çekmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, Umman'ın Orta Doğu'nun yoğun rekabet ve kırılgan dengelerle şekillenen jeopolitiği içinde özgün bir konum inşa ettiği gözlemlenmektedir. Zira Umman, bölgedeki yaygın güç projeksiyonu ve bloklaşma eğilimlerinin aksine, daha temkinli, dengeli ve çok boyutlu bir dış politika anlayışını modern Umman'ın kurucusu Sultan Kabus'un ilkeleri doğrultusunda, uzun yıllardır istikrarlı biçimde sürdürmektedir. Bu yaklaşım, 2020 yılında Sultan Kabus'un vefatı üzerine göreve gelen Heysem bin Tarık liderliğinde de değişmemiştir. Bu stratejiler bütünü, "tarafsızlık" olarak tanımlansa da gerçekte aktif bir denge siyasetine işaret etmektedir. Örnek vermek gerekirse, Umman'ın ABD ve İran arasındaki gerilimde iki tarafla da yakın pozisyonunu koruyarak, çatışmaya müdahil olmadığı ancak çözüm arayışlarında başlıca aktör olduğu görülmektedir. Bölge ülkelerinin önemli bir kısmı güvenlik kaygıları ve ideolojik öncelikler doğrultusunda sert ittifak ilişkileri geliştirirken, Umman'ın daha esnek ve kapsayıcı bir çizgi benimsemesi dikkat çekicidir. Bu çerçevede, Maskat yönetimi, kriz anlarında taraflardan biri haline gelmek yerine, iletişim kanallarını açık tutan ve diyalog zeminini koruyan bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Bu yönüyle Umman, Orta Doğu'da arabuluculuk kapasitesini sürdürebilen sınırlı sayıdaki ülkelerden biri olmayı başarmıştır. Geçmişte Doğu Afrika'dan Hint Okyanusu'na uzanan geniş bir etkileşim alanına sahip olan Umman farklı kültürler, inançlar ve ticaret ağlarını kapsayan bir imparatorluk geçmişine sahiptir. Bu tarihsel birikim hem ekonomik hem diplomatik bir refleks üretirken, farklılıklarla birlikte var olma ve onları yönetme kapasitesini kurumsallaştırmıştır. Bu tarihsel tecrübenin iç siyasete yansıması olarak Umman'da farklı etnik ve mezhepsel unsurların görece uyum içinde bir arada varlık gösterebildiği bir toplumsal yapı dikkati çekmektedir. Bu kimlik, benzer bir etkiyi dış politikada da göstermiştir. Dolayısıyla günümüzde Umman dış politikasında gözlemlenen temkinli ve kapsayıcı yaklaşımın, büyük ölçüde bu tarihsel mirasın bir yansıması olduğu söylenebilir. Yakın dönemde Umman'ın özellikle İran ile Batı dünyası arasındaki gerilimlerde üstlendiği yapıcı rolün, bu denge siyasetinin somut çıktılarından birisi olduğu belirtilebilir. Her ne kadar tarihsel ve kültürel ortaklıklarının etkisi olsa da Umman'ın İran ile geliştirdiği ilişkiler ideolojik bir yakınlıktan ziyade pragmatik bir zemine dayanmaktadır. Bu pragmatik zeminin arka planında iki ülke arasındaki coğrafi yakınlık ve karşılıklı güvene dayalı tarihsel etkileşim belirleyici olmaktadır. Nitekim Hürmüz Boğazı'nı paylaşan Umman ile İran, özellikle deniz güvenliği ve enerji hatlarının istikrarı bağlamında zaman zaman koordinasyon ve sınırlı işbirliği mekanizmaları geliştirmektedir. Ticari ilişkiler ve enerji alanındaki temaslar bu çerçeveyi tamamlayıcı bir rol oynarken, Dofar Savaşı sırasında İran'ın Umman'a verdiği destek de ilişkilerin tarihsel sürekliliğine işaret etmektedir. Bu durum, İran ile doğrudan ve sürdürülebilir iletişim kurabilen aktör sayısının kısıtlı olduğu düşünüldüğünde Maskat'ı bölgesel denklemde ayrıcalıklı bir konuma taşımaktadır. Nitekim nükleer müzakere süreçlerinde ilk temasların Umman üzerinden sağlanması, Maskat'ın güvenilir bir aracı olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Bunun yanında, çatışma riskinin arttığı dönemlerde, Umman devreye girerek tansiyonu düşürmeye yönelik girişimlerde bulunmuştur. Öyle ki 28 Şubat'tan hemen önce Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi'nin, ABD'de temaslarda bulunarak, bir anlamda krizin savaşa dönüşmemesi için çaba sarf ettiği bilinmektedir. Umman Dışişleri Bakanı'nın CBC televizyonuna verdiği röportajda dile getirdiği "uzlaşıya hiç olmadığı kadar yakınız" cümlesini kullanarak aslında ABD üzerinde bir baskı oluşturmaya çalıştığı dahi ifade edilmiştir. Bu noktada Umman'ın "tarafsızlık" ve "arabuluculuk" yaklaşımlarını edilgen bir tutum olarak değerlendirmek eksik olacaktır. Aksine bu yaklaşım, Umman özelinde düşünüldüğünde coğrafi ve jeopolitik gerçeklikler ve gerekliliklerin şekillendirdiği bilinçli bir stratejik tercih olarak görülmelidir. Körfez ile Hint Okyanusu arasında kritik bir konumda bulunan Umman, sert bloklaşmaların doğurabileceği riskleri erken dönemde fark ederek daha dengeli ve çok yönlü bir dış politika geliştirme stratejisi izlemiştir. Bölgesel ve küresel siyasette görünürlük ya da nüfuz sahibi olma kaygısında olmayan Umman için bu strateji, uzun vadede istikrar üretme kapasitesini beraberinde getirebilecektir. Umman'ın İran ile ilişkileri de bu çerçevede okunmalıdır. Bölgedeki birçok aktör, İran'ı doğrudan tehdit olarak konumlandırırken, Umman daha dengeli ve pragmatik bir yaklaşım benimsemektedir. Bu yaklaşım, İran'ın politikalarına destek anlamına gelmemesinin yanında iletişim kanallarının açık tutularak krizlerin yönetilebilir kalmasına katkı sunmayı hedeflemektedir. Bunun bir sonucu olarak Umman, hem Körfez ülkeleriyle hem de İran ile eş zamanlı ilişki yürütebilen nadir aktörlerden biri haline gelmiştir. Bu durum ayrıca yaşanan son savaşta Umman'ın Körfez bölgesinde süreçten en az zarar gören ülke olmasıyla teyit de edilmiştir. İran ile olan dengeli ilişkileri sayesinde Umman, Tahran'ın balistik füzelerine hedef olmayan tek Körfez ülkesi olmuştur. Sonuç olarak, Umman, bölgesel krizlerde taraf olmak yerine çözümün parçası olmayı tercih ederek, kırılgan Orta Doğu siyasetinde özgün bir pozisyonu benimsemektedir. Bu denge siyaseti artan rekabet ve derinleşen ayrışmaların etkisi altında şekillenen bölgede daha da anlam kazanmaktadır. Agresif dış politikalar izleyerek bölgesel siyaseti dizayn etme çabasındaki ülkelerin bu girişimlerinin boşa çıktığı bir denklemde, sert güç unsurlarının başarısı sorgulanır hale gelmiş, buna karşın diyalog ve denge siyasetinin daha kapsayıcı olduğu ve yapıcı sonuçlar doğurduğu ortaya çıkmıştır. Buradan hareketle Umman'ın yaklaşımının güç politikasından ziyade dengeli ve sürdürülebilir bir etki üretmeye dayanan bir model sunduğu söylenebilir. [Prof. Dr. İsmail Numan Telci, İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Merkezi Direktörüdür.] * Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir. Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz. (Kaynak: AA)