⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Harikalar diyarı kabusa döndüğünde çocuklarda ne kalır?

Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü, sosyolog İpek Coşkun Armağan, çocukların dijital dünyada karşı karşıya kaldığı riskleri ve ailelerin bu risklere karşı alabil

📍 Bolu
Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü, sosyolog İpek Coşkun Armağan, çocukların dijital dünyada karşı karşıya kaldığı riskleri ve ailelerin bu risklere karşı alabileceği önlemleri AA Analiz için kaleme aldı. *** Alice, tavşan deliğinden düştüğünde kendini tanıdık hiçbir kuralın geçerli olmadığı bir dünyada bulur. Küçülür, büyür, hiçbir boyut "doğru" gelmez ona. Tam kendine uygun bir beden bulduğunu düşündüğü anda bir pasta ya da bir iksir onu yeniden değiştirir. Bugünün çocukları da ekranlarının içinden aynı tavşan deliğine düşüyorlar: Sosyal medyanın parlak, filtrelenmiş dünyasına. Harikalar Diyarı'nda hiçbir şey olduğu gibi görünmez. Çay partisindeki Deli Şapkacı, sürekli aynı saatte takılı kalmıştır, Kraliçe'nin bahçesindeki güller, gerçek renklerini gizlemek için kırmızıya boyanır. "Beyaz güllerimiz vardı ama Kraliçe kırmızı istiyor," diyerek korkuyla, gerçeği saklayıp sahte bir mükemmellik sunarlar. İşte tam olarak bu, bir çocuğun akışını kaydırırken gördüğü şeydir: Filtrelenmiş bir yüz, düzenlenmiş bir beden, kusursuz bir tatil fotoğrafı. Gerçek "beyaz güller", sıradan, kusurlu, gerçek hayat, arka planda gizlenir, ortaya sadece boyanmış kırmızı gül sunulur. Alice sürekli kendini başkalarıyla kıyaslar. Kedi'ye "Nereye gitmeliyim?" diye sorduğunda, Kedi ona "Nereye gitmek istediğine bağlı" der ama Alice, bunu bile bilmez çünkü etrafındaki herkes kendi kuralını dayatır: Kraliçe'nin "Önce kafasını kessinler, sonra yargılansın" mantığı gibi anlamsız ama otoriter standartlardır bunlar. Sosyal medya da çocuklara benzer bir kaos sunar: Sürekli değişen, çelişkili, ama her zaman "yeterli olmadığın" hissini veren standartlar. Bir gün ince olmak güzel, ertesi gün kaslı olmak, bugün doğallık trend, yarın kusursuz makyaj. Alice'in bedeni gibi, çocuğun kendilik algısı da bu tutarsız beklentiler içinde küçülüp büyür, hiçbir zaman "doğru boyutta" hissetmez. Cheshire Kedisi'nin gülümsemesi ise belki en çarpıcı simgedir: Kedinin kendisi kaybolur ama gülümsemesi havada asılı kalır. Sosyal medyada da insanların gerçek halleri kaybolur, geriye sadece "gülümseme" yani gösterişin kabuğu kalır. Çocuklar, bu kabuğu gerçek sanır ve kendi hayatlarındaki sıradanlığı, kusurları bir eksiklik gibi görmeye başlarlar oysa gördükleri şey, tıpkı Kedi'nin gülümsemesi gibi, bedensiz ve gerçek dışı bir görüntüdür. Alice'in yolculuğunun sonunda anladığı şey şudur: Harikalar Diyarı bir rüyaydı, kuralları saçmaydı ve gerçek dünyaya döndüğünde kendi aklı ve algısı hala değerliydi. Çocuklara da öğretilmesi gereken tam olarak budur, ekranın içindeki "kırmızıya boyanmış güller" dünyasının bir kurgu olduğunu, gerçek hayatın beyaz güllerinin yani kendi halinin ve sıradanlığın, utanılacak bir şey olmadığını fark etmek. Alice, deliğe düştü ama sonunda kendi gerçekliğine geri döndü, çocukların da sosyal medyanın tavşan deliğinden çıkıp kendi "beyaz güllerine" değer vermeyi öğrenmeleri gerekiyor. Karlar ülkesinin güzel prensesi Elsa’yı kız çocuğu olan herkes yakından tanıyacaktır. Nitekim karakterin yer aldığı çantalar, kıyafetler, eşya ve benzeri ürünler hatırı sayılır bir pazar oluşturmuştu. İlk bakışta masum görünen bu karakter ve çizgi filmin dijital platformlarda çok riskli içeriklere dönüşmesi kısa sürede gerçekleşti. Elsagate kavramı da buradan ortaya çıktı: Başlangıçta çocukların güvenle izleyebileceği izlenimi veren Elsa, Örümcek Adam, Mickey Mouse vb. karakterler içeriğinde rahatsız edici, müstehcen, şiddet barındıran veya yaş sınırına uygun olmayan ögeler bulunan video içerikleridir. Videonun başında sevilen karakterler olduğunda ve bunların bir kısmı dijital platformların “çocuk” (kids) uygulamalarının içeriğinde olduğu için elbette aileler ya da öğretmenler gönül rahatlığıyla çocukları bu içeriklerle yalnız bırakabiliyor. Şunu açıkça ifade etmek ve hem velileri hem de öğretmenleri uyarmak gerek: Dijital platformların çocuk alanlarında olsanız da özellikle 10 yaşın altında hiçbir çocuğu kontrol etmediğiniz bir içerikle baş başa bırakmayın. Ebeveynler, öğretmenler ve bakım verenlerin çocuk ve ekran ilişkisini sadece süre üzerinden kurgulamak doğru değil. İçeriklerden de haberdar olmaları ve kontrol etmeleri de oldukça önemli. Tabii bu noktada sorumluluğun sadece anne babalar ve öğretmenlere ya da bakım verenlere bırakılması adil değil. Bu riskleri yönetmek, öncelikli olarak platformların kendisine aittir. Platformlar, tehlikeli içeriklerle ilgili yaptıkları açıklamalarda konunun yapay zeka editörlüğüyle ilgili olduğunu açıklamışlardır oysa çocuk platformlarında yapay zeka moderasyonunun yüzde 50 hata payıyla çalıştığı bir ortamda özellikle 0-10 yaş grubu çocuklar, algoritmaların keyfiyetine bırakılmamalıdır. Türkiye’deki “çocuk” platformlarında kullanıcılar için “Sadece Onaylı İçerik” modu varsayılan olarak sunulmalıdır. Dijital dünyanın çocuklar için risklerini değerlendirirken yetişkinlerin alışkanlıklarına değinmeden olmaz çünkü artık biliyoruz ki yetişkinlerin sosyal medya ve dijital alışkanlıkları başlı başına bir risk faktörüne dönüşmüş durumda. Şahsiyet eğitiminde vazgeçilmez bulduğumuz büyükbabalar, büyükanneler telefonlarında şeker kırıyor, “story” atıyor ya da okey oynuyor. Anne ve babalar hem televizyon hem de telefon ekranlarında saatlerce kısa video kaydırıyor ya da borsayı takip ediyor. Elbette çocuğa 24 saat ilgi gösterilmesi beklenmez ama hanelerimizde dijital bir suskunluk var. Bu suskunluk bağları çözüyor, zamanla hane içinde büyük bir yalnızlığa ve içine kapanmaya neden oluyor. Bazı hanelerde yönetilemeyen bir dürtü kontrolüne neden oluyor ki çocuk, ekran olmadan ne yemek yiyebiliyor ne de tuvalete gidebiliyor. Çocuklarda ve ailelerde insan etkileşiminin azaldığı ölçüde sosyal duygusal bozukluklar baş gösteriyor ki bugün herhangi bir öğretmenin sınıfında öğrencilerin dikkatini toplayabilmek için gösterdiği çaba, hiçbir dönem bu kadar fazla ve yorucu olmamıştı. Özetle kabustan uyanmak ve çocuğun masumiyeti ve merakıyla bir çocukluk geçirmesini sağlamak için yetişkinlerin dijital alışkanlıklarına çekidüzen vermesi hayati öneme sahip. Sofraya, yatak odasına ve hatta tuvalete telefonu sokmayan aile, çocuk yetiştirmede güçlü bir iradeye sahiptir. Yetişkin iradesi ve farkındalığı, algoritmalara karşı halen elimizdeki en değerli ve önemli güç. Aileleri desteklemek için onların dijital platformları doğru kullanım pratikleriyle tanımalarını sağlayacak, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, İletişim Başkanlığı, sivil toplum kuruluşları (STK) ve bağımsız kuruluşlar tarafından yürütülen kapsamlı farkındalık programları başlatılmalı ve desteklenmelidir. Bu programlar, ailelere sadece güvenli içerik seçme becerisi kazandırmakla kalmamalı, platformlardaki riskli içerikleri tespit edebilme ve bu ihlalleri ilgili hukuki/idari mercilere bildirme noktasında bir kolektif denetim bilinci sağlamayı hedeflemelidir. Bu adımlar, çocuklara kırmızıya boyanmış güller yerine, kendi bedeni, ailesi, toplumu ve alışkanlıkları ile barışık, öz saygısı gelişmiş güçlü bir şahsiyet bırakır. [İpek Coşkun Armağan, Sosyolog ve Enstitü Sosyal Genel Koordinatörüdür.] *Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir. Muhabir: Afra Betül Aydar (Kaynak: AA)