Konjonktürel rasyonalizmin sonucu: Kerkük’te Türkmen vali
Anadolu Ajansı Stratejik Analiz Müdürü Dr. Bilgay Duman, Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Muhammed Seman Ağa'nın Kerkük Valisi seçilmesinin ne ifade ettiğini
Anadolu Ajansı Stratejik Analiz Müdürü Dr. Bilgay Duman, Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Muhammed Seman Ağa'nın Kerkük Valisi seçilmesinin ne ifade ettiğini AA Analiz için kaleme aldı.
***
16 Nisan'da Kerkük Vilayet Meclisi'nde yapılan toplantıda Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Muhammed Seman Ağa, Kerkük’ün yeni valisi seçildi. Irak siyasetinde Kerkük Valiliğinin Türkmenlere devredilmesi, ilk bakışta sembolik bir temsil kazanımı olarak okunabilir. Hatta Türkiye ile Irak arasındaki sınırın kesinleştiği ve Kerkük’ün Irak topraklarında kaldığı 1926 Ankara Antlaşması'ndan bu yana Türkmenlerin tarihi, sosyolojik ve siyasi merkezi olarak ifade edilebilecek Kerkük’te ilk kez bir Türkmen valinin göreve gelmesi, tarihi bir sembolizm de içeriyor. Bu sembolizm, Saddam Hüseyin rejiminin devrildiği 2003’ten sonra Irak’taki federal yapının getirdiği koşullar itibarıyla valiliğin vilayet yönetimlerindeki temel belirleyiciliğiyle birlikte okunduğunda Türkmenler adına tarihsel bir kazanım.
Valilik makamı 2003’ten sonra hem siyasal hem de anayasal olarak Irak’ın en tartışmalı vilayet olan Kerkük için işletilebilen belki de tek mekanizma oldu. Zira Kerkük için önce 2004’teki Irak Geçici Yönetim Yasası, sonra 2005 Irak Anayasası’nda yasal olarak idari, hukuki ve siyasi bir süreç öngörülse de yürütülmesi çok mümkün olmadı. Sonrasında ise Kerkük’teki tartışmanın çözümü için uluslararası aktörlerin de dahil olduğu Brüksel Modeli, idarede yüzde 32 paylaşım modeli gibi modeller ortaya kondu. Ancak bu modeller de işletilemedi. Hatta Kerkük öyle bir noktaya geldi ki 2005’ten sonra 18 yıl boyunca vilayet meclisi için seçimler dahi yapılamadı.
Bugünkü valilik seçimi de 2023’te ülke genelinde ancak yapılabilen vilayet meclisi seçimlerinin bir sonucu niteliğinde. Nitekim 2023’te yapılan seçimlerin ardından Bağdat’ta yapılan ve Türkmenlerin kısmen de olsa tepki gösterdiği tartışmalı toplantıda belirlenen Kerkük vilayet yönetimi ve anlaşma doğrultusunda, bugünkü Kerkük’ün ana unsurları olarak Kürtler, Türkmenler ve Sünni Araplar arasında dönüşümlü valilik öngörülmüştü. Bugün itibarıyla bu anlaşmanın uygulamaya geçtiği görülüyor.
Ancak Kerkük’te yaşanan bu gelişmeyi sıradan bir okuma ile değerlendirmek yanlış olur. Yüzeyde görülenin ötesinde, Kerkük sürecinde etkili olan aktörlerin değişen siyasi ve bölgesel koşullara rasyonel uyum sağladığı daha derin bir dönüşüme işaret ediyor. Bu yönüyle Kerkük’te ortaya çıkan tablo, bir zorunluluk siyasetinden ziyade, konjonktürel rasyonalizmin ürettiği yeni bir denge arayışının sonucu olarak değerlendirilmelidir. Bu anlamıyla meseleyi çok katmanlı olarak ele almak gerekiyor. Yerel siyasi dengelerin yanı sıra bölgesel denklemde yaşanan gelişmeler de Kerkük’te atılan bu tarihi adımda önemli bir yer tutuyor.
Valilik devrinin arka planında, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde şekillenen karşılıklı çıkar dengesi bulunuyor. Sünni Arap gruplar ve ITC'nin Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) adayına verdiği destek karşılığında Kerkük Valiliğinin Türkmenlere bırakılması, yerel düzeydeki güç paylaşımının aslında Bağdat merkezli pazarlıkların bir uzantısı olduğunu gösterdi. Bu durum, Irak siyasetinde yerel idari pozisyonların dahi bağımsız dinamiklerden çok merkezi ittifak ilişkileri üzerinden belirlendiğini bir kez daha ortaya koydu.
Bu süreci mümkün kılan temel kırılma ise KYB’nin stratejik yönelimindeki değişim oldu. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile süregelen rekabet, İran etkisinin görece gerilemesi ve Türkiye ile ilişkileri yeniden dengeleme ihtiyacı, KYB’yi daha esnek ve çok yönlü bir ittifak arayışına yöneltti. Bu yönelimde, 28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve Tahran’ın buna verdiği karşılıkla başlayan bölgesel gerilimin de belirleyici bir etkisi oldu. Söz konusu savaş, Irak’taki siyasi aktörleri keskin bir ABD-İran tercihi yapmaktan ziyade, daha dengeli ve maliyeti düşük bir dış politika hattına yöneltti. Bu noktada Türkiye, hem bölgesel denge üretme kapasitesi hem de istikrar odaklı yaklaşımıyla öne çıkan bir aktör haline geldi. Ayrıca Ankara, son derece zamanlamalı bir biçimde aksiyon alarak sürecin yönünün belirlenmesinde etkili oldu. Bu çerçevede Türkmenler, hem Bağdat hem de Ankara ile temas kurabilen bir aktör olarak öne çıktı. Türkiye’nin istikrar odaklı yaklaşımı ve özellikle Süleymaniye’ye yönelik uçuşlara izin verilmesi, terörsüz Türkiye süreci, Suriye odaklı gelişmelerle Ankara–Süleymaniye hattında son dönemde gözlenen normalleşme, bu yeni hizalanmanın önünü açan önemli dış parametrelerden biri haline geldi.
Ancak Türkmenlerin elde ettiği valilik makamı, tarihsel açıdan sembolik bir eşik olsa da yapısal bir güç dönüşümüne işaret etmiyor. Kerkük’te demografik ve siyasi gerçeklikler dikkate alındığında söz konusu gelişme, kalıcı bir güç kazanımından çok, değişen ittifak dengelerinin geçici bir çıktısı olarak okunmalı. Türkmenlerin bu güç dengesinde yerini sağlamlaştırması için uzun bir süreç gerekiyor.
Ankara’nın geçmişte savunduğu dönüşümlü valilik modeli uzun süre karşılık bulmamıştı. Özellikle 2023 sonrası dönemde Türkiye ile KYB arasında yaşanan gerilim bu modelin hayata geçmesini engellemişti. Terörsüz Türkiye süreci sonrasında KYB’nin üstlendiği rol ve bölgesel dengelerdeki değişim, taraflar arasında kademeli bir yakınlaşmayı beraberinde getirdi. Bu yakınlaşma, yalnızca diplomatik ilişkileri değil, aynı zamanda sahadaki güç paylaşımını da dönüştüren bir etki yarattı.
Bu süreçte Türkiye ile yakın ilişkileriyle bilinen KDP’nin Türkiye’den kendini uzaklaştırıcı bir siyasi tavır alması dikkat çekici oldu. Önce Suriye konusunda Türkiye’nin rezervinin olduğu terör örgütü YPG/SDG elebaşlarından Mazlum Abdi kod adlı Ferhat Abdi Şahin gibi aktörlerle ilişki geliştirmenin yanı sıra KDP’ye yakın medya organlarının yaptığı yayınlarla Türkiye’nin hassasiyetlerini kaşıması, KDP ile Türkiye arasına mesafe koydu. Öte yandan KDP’nin Bağdat siyasetinde uzlaşı yerine kutuplaşması seçmesi, Türkiye’nin istikrar ve dengeleyici politik tavrı ile ayrıştı. Bu da KDP ve Türkiye arasındaki makasın daha açılmasını beraberinde getirdi.
Nitekim bu makas açıklığının bir göstergesi de KDP’nin Kerkük’teki sürecin dışında kalmayı tercih etmesi oldu. KDP 16 Nisan 2026'da Kerkük Vilayet Meclisi’nde yapılan toplantıya katılmayarak, Kerkük’te şekillenen yeni dengeye yönelik en belirgin itirazı oluşturdu. ITC adayının seçildiği vilayet meclisi toplantısının boykot edilmesi, KDP’nin bu yeni güç mimarisine mesafeli durduğunu gösterirken, Kürt iç siyasetindeki rekabetin de yeni bir evreye girdiğine işaret etti. Bu durum yalnızca Kerkük’te değil, IKBY iç dengesi, Erbil-Bağdat ve Ankara-Erbil hatlarında da yeni gerilim başlıklarının ortaya çıkma ihtimalini beraberinde getiriyor. Ancak Irak siyasi dengesinde KDP’nin gittikçe yalnızlaştığı ve kaybeden tarafta yer aldığı görülüyor. Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybeden KDP, Kerkük’teki olumlu süreci de kaçırıyor. KDP’nin bu dinamiği sürdürmesi, önümüzdeki süreçte kurulması planlanan Bağdat hükümetindeki pozisyonu ve hatta Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümetindeki varlığını da zora sokacak bir gelişme. Bu anlamıyla KYB’nin Ankara-Bağdat-IKBY üçgeninde Kürt siyasal dinamiğinin belirleyici aktörü konumuna geldiği görülüyor.
Bu noktada Türkmenler açısından Irak siyasetinde önemli bir imkan alanı oluşmuş durumda. Ancak belirleyici olan, bu alanın nasıl yönetileceği. Kerkük’te valiliğin Türkmenlere devri, kimlik temelli bir güç kaymasından ziyade, değişen koşullara uyum sağlayan aktörlerin yeniden hizalanmasının bir ürünü. Bu durum, Irak siyasetinde katı bloklar üzerinden işleyen geleneksel denklemin aşındığını gösteriyor. Dolayısıyla konjonktürel rasyonalizmin açtığı bu alanın ideolojik reflekslerle sınırlandırılması yerine, kapsayıcı ve dengeli bir siyasetle değerlendirilmesi, Türkmenlerin Irak siyasetinde daha kalıcı ve işlevsel bir aktör haline gelmesinin önünü açabilir.
[Dr. Bilgay Duman, Anadolu Ajansı Stratejik Analiz Müdürüdür.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
(Kaynak: AA)