ODAK: Afrika'da Darbeler Zinciri
Afrika kıtası, son yıllarda art arda yaşanan askeri darbeler, başarısız darbe girişimleri ve güvenlik krizleri nedeniyle yeniden siyasi istikrarsızlık tartışmal
Afrika kıtası, son yıllarda art arda yaşanan askeri darbeler, başarısız darbe girişimleri ve güvenlik krizleri nedeniyle yeniden siyasi istikrarsızlık tartışmalarının odağına yerleşti. Özellikle Batı Afrika’da 2020’den itibaren başlayan askeri müdahaleler zinciri, bölgedeki demokratik yönetimlerin kırılganlığını ortaya koyarken, orduların siyasette yeniden belirleyici aktör haline geldiği yorumlarına yol açtı.
Süreç, 18 Ağustos 2020’de Mali’de askerlerin Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita yönetimini devirmesiyle yeni bir boyut kazandı. Mali’de başlayan askeri yönetim dönemi, sonraki yıllarda Gine, Burkina Faso, Nijer ve Gabon gibi ülkelerde gerçekleşen darbelerle kıta genelinde yayılan bir güvenlik ve yönetim krizine dönüştü. Bazı ülkelerde ordular yönetime doğrudan el koyarken, bazı ülkelerde ise başarısız darbe girişimleri ve iç çatışmalar yaşandı.
Anadolu Ajansı, Afrika kıtasındaki darbeler ve darbe girişimlerini bölgesel yansımalarıyla odağına aldı.
-
Kıtada son dönemde artan askeri müdahalelerin arkasında terör örgütleriyle mücadelede yaşanan başarısızlıklar, ekonomik sorunlar, yüksek enflasyon, siyasi elitlere yönelik toplumsal tepki, devlet kurumlarına duyulan güvenin de kaybolmasına neden oldu. Özellikle Sahel bölgesinde faaliyet gösteren silahlı grupların oluşturduğu güvenlik tehdidi, orduların yönetime müdahalesi için gerekçe olarak kullanıldı.
Afrika Birliği, Birleşmiş Milletler (BM) ve Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) gibi uluslararası ve bölgesel kuruluşlar darbeleri kınayarak anayasal düzene dönüş çağrısı yapsa da, birçok ülkede geçiş süreçleri uzadı ve askeri yönetimler sivillere iktidarı devretme konusunda beklenen adımları atmadı.
Öte yandan son yıllarda yaşanan gelişmeler Afrika’da demokratikleşme sürecini sekteye uğrattığı gibi aynı zamanda küresel güçlerin de kıta üzerindeki siyasi ve askeri nüfuz mücadelesini yeniden görünür hale getirdi.
Batı Afrika ülkesi Mali, 19. yüzyılın sonuna doğru Fransız idaresi altına alınırken, 1959'da Mali Federasyonu olarak bağımsızlığını kazandı. Bir yıl sonra, 1960'ta ise bağımsız Mali Devleti oldu. Bağımsız yeni devlette uzun süre tek partili dönem ve Batı ile barışık sosyalizm hüküm sürdü.
Ülkede 1968'de darbeyle göreve gelen Albay Musa Traore, 1991'de gerçekleştirilen darbenin ardından görevi Amadou Toumani Toure'ye devretti ve yönetim yeni bir anayasa hazırladı. Çok partili sisteme kavuşan Mali devleti, demokratik standartlara kavuşturulmaya çalışıldı.
Nisan 2012'de ülkede cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılması öngörülürken, 22 Mart 2012'de Mali ordusundan Yüzbaşı Amadou Haya Sanogo ve çevresindeki askerler, ülkenin kuzeyindeki örgütlere karşı mücadelede kendilerine yeterli destek verilmediği gerekçesiyle dönemin Cumhurbaşkanı Toure'yi devirerek yönetimi ele geçirdi.
Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) önderliğinde 6 Nisan 2012'de darbecilerle ECOWAS arasında yönetimin sivillere devredilmesini öngören bir çerçeve anlaşması imzalandı. Dönemin Mali Ulusal Meclis Başkanı Dioncounda Traore, geçiş dönemi cumhurbaşkanı olarak atanırken, bu süreçte merkezi yönetim zayıfladı.
Geçiş döneminde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucu İbrahim Boubacar Keita ikinci turda cumhurbaşkanı seçildi ve 4 Eylül 2013'te görevine başladı. 2013'de yapılan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri sonucunda, kurumsal ve anayasal krizi aşan Mali'de, ilk turu Temmuz 2018’de, ikinci turu 2 Ağustos 2018'de düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimlerini ise yeniden Keita kazandı.
Mali'de 2020 yılında yeni darbe girişimi
Mayıstan bu yana muhalif grupların Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita'nın istifası için eylemler düzenlediği Mali'de sabah saatlerinde Başkent Bamako'ya 15 kilometre mesafedeki Kati bölgesinde bulunan Soundiata garnizonunda askeri hareketlilik yaşandı.
Çok sayıda muhalif siyasi parti ve sivil toplum örgütünün başını çektiği M5 RFP platformunun liderlerinden bazıları da eylemciler arasında yer aldı.
Ayrıca kent sakinlerinden bazılarının da askerlere sarıldığı, yoldan geçen askeri araçları alkışladığı ve destek sloganları attığı görüldü.
Cumhurbaşkanı alıkonuldu
Olayların ardından Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita'nın alıkonulduğu öğrenildi. Yerel güvenlik kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Keita, yerel saatle 16.30 civarında askerler tarafından Bamako'daki konutundan alındı. Keita'nın nereye götürüldüğü bilinmiyor.
Hükümetin resmi Facebook hesabından yapılan ve Başbakan Cisse imzası taşıyan açıklamada, Bamoko’da sadece iki askeri birlikte yaşanan askeri hareketliliğin dikkatle takip edildiği belirtilerek, "Konuşarak çözemeyeceğimiz hiçbir sorunumuz yok." ifadesine yer verildi.
Mali’deki darbenin perde arkası
Son üç aydır süren sokak gösterileri ve muhalefet ile hükümet arasında devam eden gerginliklerin ardından Mali ordusu içinden bir grup asker, 18 Ağustos’ta yönetime el koyarak Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita’yı istifa etmeye mecbur bıraktı. Muhalefetin bir süredir istifasını istediği Keita, televizyonların karşısına çıkarak “kan dökülmesini istemediği için” istifa ettiğini belirterek meclisin ve hükümetin feshedildiğini söyledi.
Son bir yıldır ülkeyi iyi yönetemediği için eleştirilen Keita, yolsuzluk, akraba çevresini çeşitli görevlere getirmek, seçimlere hile karıştırmak ve ekonomik kriz karşısında başarısız kalmakla suçlanıyordu.
Mali’de Keita yönetimine karşı bölünmüş muhalefet son üç ayda ülkenin kanaat önderlerinden olan eski Yüksek İslam Konseyi Başkanı İmam Mahmud Dicko’nun girişimleriyle ortak bir mücadelede birleşmişlerdi.
İmam Dicko öncülüğünde Haziran ve Temmuz aylarında hükümete karşı geniş katılımlı gösteriler olmuş, en az 11 gösterici hayatını kaybetmiş, 100’ün üzerinde gösterici de yaralanmıştı.
Ayrıca 5 bin kadar Fransız askeri, G5 Sahel Gücü, 10 binden fazla personelle sahada olan BM misyonununa rağmen güvenlik sorunlarının artış göstermesi Keita yönetimini sarsıyordu.
Mali’deki siyasi krizi, ne Cumhurbaşkanı Keita’nın başbakanı geçici olarak görevden alması ne seçimlerin sonucunda verdiği kararla sert eleştirilere maruz kalan Anayasa Mahkemesi’nin feshedilmesi ne de Gana, Senegal, Nijerya devlet başkanlarının çabası sona erdirebildi, aksine daha da derinleştirdi. Çünkü muhalefet, Keita başta olmak üzere Başbakan Boubou Cisse’nin görevi bırakmasını istiyor, ülkenin kötüye gidişinden her ikisini de sorumlu tutuyordu.
Keita’nın 2013’de göreve gelmesinden beri Mali’nin göreceli bir şekilde siyasi istikrarı sağladığı iddia edilse de, ekonomik durumu iyileştirme ve kuzeyde devam eden iç çatışmaları sona erdirmede başarılı olduğunu söylemek zor. Düşük bir seçmen katılımı ile seçilmesi, Anayasa Mahkemesi’nin geçici sonuçlara göre seçilemeyen Keita’ya yakın 30 milletvekilinin seçildiğini duyurması, terör örgütleri tarafından kaçırılan bir muhalefet liderinin kurtarılması için çaba sarf etmeyişi bardağı taşıran son damla olmuştu.
Pandemi dolayısıyla birçok Malili işini kaybetmiş, ekonomik zorluklar içerisinde yaşayan halk daha da fakirleşmişti. Korona salgını dolayısıyla gelen yardımların nasıl kullanıldığı ve kimlere dağıtıldığı konusunda hükümetin şeffaf hareket etmemesi, artık Keita yönetiminin yolun sonuna geldiğinin de işaretiydi.
İmam Mahmud Dicko, 19 Ağustos’ta tüm Malilileri gösterilere çağırmış, devlet başkanı ve hükümetin sonunun geleceğini iddia etmişti. İmam Dicko ve muhalefet bu büyük gösterinin hazırlığını yaparken, asker erken davranarak 18 Ağustos’ta başkent Bamako’ya yaklaşık 15 km uzaklıktaki Kati garnizonundan hareket ederek darbe girişimini başlattı.
Öte yandan darbenin Fransa tarafından ya da Fransa’ya karşı yapıldığını söylemek için çok erken. Yalnız doğru olan şu ki, Fransa darbe yapılacağını biliyordu ve önlemini almıştı. Darbeden birkaç gün önce Fransa üslerindeki askeri hareketlilik dikkat çekiciydi.
Mali’de, Fransa ve ABD’nin yanı sıra Almanya ve Rusya, hatta son zamanlarda Çin’in artan siyasi ve ekonomik varlığı söz konusu. Darbecilerden henüz 20’li yaşların ortalarındaki Malik Diaw’ın bir süre Rusya’da askeri eğitim aldığı, iki hafta öncede Rusya’ya ziyarette bulunduğu iddia ediliyor. Gösterilerde Rusya’ya ve Putin’e göndermeler yapılması da bu iddiaların dikkate alınması gerektiğini gösteriyor. Darbecilerin en yaşlılarından olan General Fanta Dembele’nin Almanya ile ilişkileri olduğu söyleniyor. Fakat bunlar şimdilik birer iddiadan ibaret.
Ordunun bütün unsurlarının darbeyi yaparken birlikte hareket etmedikleri, daha sonra uzlaşmaya vardıkları görülüyor. Kati karargâhında, darbenin silahlı çatışma ile başladığı, darbeyi başlatan iki farklı grubun olduğu, bir de darbe karşıtı grubun olduğu tutuklanan askerlerden anlaşılıyor. Darbenin yapıldığı Salı günü Malik Diaw ve Sadio Camara öne çıkarken bir gün sonra Assimi Goita kendini darbeyi gerçekleştiren cunta lideri olarak tanıttı. Burada darbe devam ederken ikinci bir darbe mi yapıldı sorusu akla geliyor. Assimi Goita’nın da İmam Mahmud Dicko ile yakın olduğu hatta öğrencisi olduğu söyleniyor. 2012’de Tuareglerin isyanı sırasında Azavad Kurtuluş Hareketi tarafından esir alındığı ve bu esaretten İmam Dicko’nun yardımıyla kurtulduğu biliniyor.
Fransa'nın Mali’de kaybedeceği çok şey var. Maden yataklarından enerji santrallerine birçok yatırımı var. Fransa mevzi kaybetmemek için askeri darbenin hiçbir şekilde kendi aleyhine dönmesine izin vermemeye çalışacaktır.
Mali'deki darbeden etkilenecek ülkeler
Mali’deki askeri darbeden etkilenecek ülkeler arasında Nijer, Burkina Faso, Gine, Fildişi Sahili, hatta Benin olacaktır. Sahel ülkelerinin güvenliği daha da tehlikeye girmiştir. Burkina Faso ve Nijer de bu güvensizlik ve istikrarsızlık ortamından etkilenen ilk ülkeler olacaktır. Darbe başkent Bamako’da yapılsa da, sesi Burkina Faso ve Nijer sınırından duyulacaktır.
Fildişi Sahili ve Gine’de de devlet başkanlarının üçüncü defa aday olmak istemeleri yüzünden Mali’dekine benzer gösteriler yaşanmakta. Bu ülkelerde de darbe yaşanması ve geniş halk hareketlilikleri görülme ihtimali bulunuyor. Mali’de ateşlenen darbe fitili diğer ülkelerdeki darbeseverleri de harekete geçirebilir.
Mali'deki eş zamanlı saldırılar
Son olarak bu yıl içinde Mali ordusu, "terörist grupların" başkent ile ülkedeki farklı askeri noktalara saldırı düzenlediğini açıkladı.
Mali ordusundan yapılan açıklamada, kimliği belirsiz "terörist grupların" başkent ile ülkenin iç kesimlerindeki çeşitli askeri noktalara saldırı düzenlediği belirtildi.
Açıklamada, çatışmaların sürdüğü ifade edildi.
Yerel basındaki haberlere göre başkent Bamako’daki ülkenin ana havalimanı yakınlarında da silah sesleri duyuldu.
Görgü tanıkları ve sahadaki gazetecilere göre, Mali’nin ana askeri kampı yakınları ve ülkenin çeşitli noktalarından patlama ile yoğun silah sesleri geldi.
Mali Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Assimi Goita, 25 Nisan'da eş zamanlı başlayan saldırıların ardından durumun kontrol altına alındığını söyledi.
Goita, devlet televizyonu ORTM üzerinden yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında, başkent Bamako, Kati, Kona, Mopti, Gao ve Kidal'ı hedef alan saldırıları "son derece ciddi bir an" olarak nitelendirerek, bu saldırıların koordineli ve planlı şekilde gerçekleştirildiğini belirtti.
Silahlı kuvvetler ve güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesi sayesinde saldırganlara şiddetli bir darbe indirildiğini ifade eden Goita, saldırıların amacının söz konusu bölgelerde yaygın bir şiddet ortamı oluşturmak olduğunu söyledi.
Goita, sahadaki unsurların soğukkanlılığı ve komuta zincirinin korunması sayesinde saldırganların planının bozulduğunu ve çok sayıda saldırganın etkisiz hale getirildiğini belirtti.
Afrika'nın altın zengini ve genç nüfuslu ülkesi Mali
Ticaret Bakanlığının verilerine göre, 2018 yılı itibarıyla ülkenin 19,5 milyona yakın nüfusunun yüzde 47,69'u 0-14, yüzde 19'u 15-24, yüzde 26,61'i 25-54 ve yüzde 3,68'i 55-64 yaş aralığında bulunuyor.
Mali'de Fransızca resmi dil olmakla birlikte, Bambara, Soninke, Fulani ve Songhai gibi çeşitli etnik diller de konuşuluyor. Ülkede yerel inançlar varlığını sürdürse de nüfusun yüzde 90'ı Müslümanlardan oluşuyor.
Ülkede yaklaşık 25 farklı etnik grup bulunuyor. Bunlardan Bambara, nüfusun 33'ünü oluştururken, Malinke, Soninke, Mande, Peul, Voltaic, Songhai, Tuareg ve Moor diğer büyük etnik gruplar olarak öne çıkıyor.
Mali'nin kuzeyinde Sahra Çölü bulunması sebebiyle nüfusun yüzde 70'i ülkenin güneyinde, Nijer ve Senegal nehirlerine yakın verimli bölgelerde yaşıyor.
Gine tarihinde ilk kez demokratik yollarla iktidara gelen Cumhurbaşkanı Alpha Conde 5 Eylül 2021’de darbeyle devrildi.
Gine'deki darbenin lideri konumundaki Yarbay Mamady Doumbouya'nın darbe sonrası okuduğu bildiride, ülkenin "sözde elitlerden, adam kayırma ve adaletsizlikten çok çektiğini" belirterek Gine'nin uçuruma yuvarlanmaması için Ulusal Birlik ve Kalkınma Komitesi olarak sorumluluk aldıklarını duyurması ve darbe sonrası sokaklardaki bazı vatandaşların destek görüntüleri yayıldı.
Gine'de Cumhurbaşkanı Alpha Conde'yi alıkoyduğu belirtilen bir grup asker, devlet televizyonu RTG'de darbe bildirisi okudu.
Gine'de Özel Kuvvetler Birliklerinin (GFS) başındaki Mamady Doumbouya ve beraberindeki bir grup asker, RTG'de canlı yayına çıktı.
Doumbouya, anayasayı, hükümeti, kurumları feshettiklerini ve en kısa sürede halkın da katılımıyla yeni bir anayasa hazırlayacaklarını belirtti.
Hava ve kara sınırlarının kapatıldığını kaydeden Doumbouya, en kısa sürede bir geçiş hükümeti oluşturmak için çalışmalara başlayacaklarını söyledi.
Doumbouya, gün içinde Twitter'da paylaşılan videosunda, Conde'nin ellerinde olduğunu söylemişti.
Birliğinin Savunma Bakanlığından ayrılarak bağımsız hale gelmesini isteyen Doumbouya'nın bir süredir hükümetle bazı sorunlar yaşadığı biliniyordu.
Doumbouya, Fransız Yabancı Lejyonunda bir süre görev yaptıktan sonra 2018'de Conde tarafından oluşturulan GFS'nin başına getirilmişti.
Darbeyi gerçekleştiren askerlerin oluşturduğu Ulusal Birlik ve Kalkınma Komitesinden (CNRD) yapılan açıklamada, vali ve kaymakamların görevlerinin bölge komutanları tarafından devralındığı kaydedildi.
Açıklamada, Alpha Conde hükümetinin tüm unsurları ve kurum temsilcilerinin, 6 Eylül Pazartesi yerel saat ile 11.00'de cumhurbaşkanlığı sarayına çağrıldığı ve toplantıya katılmamanın CNRD'ye isyan olarak kabul edileceği bildirildi.
Memurlara, pazartesi itibarıyla işlerine gitmesi çağrısında bulunulan açıklamada, 20.00 itibarıyla ikinci bir emre kadar tüm ülkede sokağa çıkma yasağı uygulandığı da duyuruldu.
Açıklamada, Cumhurbaşkanı Alpha Conde'nin durumunun iyi olduğu ve doktoruyla da iletişim kurduğu kaydedildi.
Gine'de darbe sonrası başbakan belli oldu
Gine devlet televizyonundan yapılan açıklamada, 1 Ekim'de Cumhurbaşkanı olarak yemin eden Mamady başbakan olarak 68 yaşındaki Beavogui'yi atadığı duyuruldu.
Diplomat olan Beavogui, daha önce Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Yardımcılığı ve BM Tarım ve Gıda Örgütü de dahil birçok uluslararası görevde yer aldı.
Ülkede darbe sonrası cumhurbaşkanı ve başbakanın da belirlenmesiyle hükümetin yakın zamanda kurulacağı tahmin ediliyor.
Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi İtno'nun, 19 Nisan 2021'de cephe hattında çıkan çatışmada yaralanarak hayatını kaybetmesi sonrası asker idaresinde geçiş döneminin başladığı ülkede siyasi istikrar sağlanamadı.
Babasının ölümünün ardından 20 Nisan 2021'de iktidarı devralan General Muhammed İdris Debi İtno'nun, 18 aylık geçiş süreci sonrası iktidarı sivillere devretme sözünü tutmaması ve 2 yıllık yeni geçiş dönemi için cumhurbaşkanlığına getirilmesine tepki olarak muhalefetin sokağa çıkmasıyla ülkedeki kriz derinleşti.
Ülkeyi 18 aydır yöneten AGK'nin 8 Ekim'de feshedilmesinin ardından kapsamlı ulusal diyalog forumunda, seçimlere kadar sürecek 2 yıllık yeni geçiş dönemi için cumhurbaşkanlığına getirilen General İtno, 10 Ekim'de yemin ederek görevine başladı.
12 Ekim'de, geçiş dönemi başbakanlığına Demokrasi ve Yenilenme için Ulusal Birlik partisi lideri Salih Kibzabu getirildi, 14 Ekim'de de "ulusal birlik" hükümeti kuruldu.
General Muhammed İdris Debi İtno'nun geçici cumhurbaşkanı seçilmesi, iktidarı 2 yıl sonra yapılacak seçimlerin ardından devretme kararı ve yeniden seçilebilmesinin önünün açılması muhalefetin tepkisine neden oldu.
Ülkede muhalif siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin "demokratik yönetime daha hızlı geçiş" çağrısıyla 20 Ekim'de başlayan gösterilere polisin müdahalesi sonrası en az 50 kişi öldü, 300 kişi de yaralandı.
Çad hükümeti, askeri yönetim karşıtı protestoların ardından eylemlerin arkasında oldukları, devlet ve kamu güvenliğini tehdit ettikleri suçlamasıyla 7 siyasi partinin faaliyetlerini askıya aldı.
Muhalif partiler, sivil toplum kuruluşları ve sendikalardan oluşan Wakit Tamma adlı muhalif oluşumun faaliyetleri de ülke genelinde yasaklandı.
Çad'da gelişen olayların kronolojik sıralaması:
20 Nisan - Cumhurbaşkanı İdris Debi İtno 6. kez seçildi.
Cephe hattında çıkan çatışmada yaralanan Cumhurbaşkanı İdris Debi İtno hayatını kaybetti.
Ordu, Cumhurbaşkanı İtno'nun, silahlı gruplarla girilen çatışmada yaralanarak hayatını kaybetmesinin ardından kurulan AGK'nin başına, oğlu General Muhammed İdris Debi İtno'nun getirildiğini açıkladı.
İtno'nun 37 yaşındaki oğlu, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı Korgeneral Muhammed İdris Debi başkanlığındaki AGK ülkenin yönetimini devraldı.
Görev süresinin 18 ay olduğunu açıklayan Konsey, anayasayı, parlamento ve hükümeti feshetti, geçiş hükümeti kurulacağını duyurdu. Konsey kara ve hava sınırlarını kapattı, sokağa çıkma yasağı ilan etti. Ayrıca okullar ve kamu daireleri de kapatıldı.
Ülkede 14 günlük yas ilan edildi.
21 Nisan - Çad'daki çatışmaları başlatan Çad'da Değişim ve Uyum Cephesi (FACT), Cumhurbaşkanı İdris Debi İtno'nun hafta sonu silahlı gruplarla girilen çatışmada hayatını kaybetmesinin ardından kurulan AGK'yi kabul etmediklerini ve başkent Encemine'ye yürüyeceklerini duyurdu.
İslam İşbirliği Teşkilatı, Çad'daki siyasi aktörlere "sükunet ve diyalog" çağrısı yaptı.
Çad'da muhalefet, "sivil geçiş sürecinin bir an önce başlatılması" çağrısı yaptı.
AGK, bazı kısıtlamaları kaldırdı.
26 Nisan - AGK, Pahimi Padacke Albert'i geçiş dönemi başbakanı olarak atadı.
27 Nisan - Sivil yönetim talebiyle düzenlenen gösterilere polisin müdahalesi sonucu 9 kişi öldü.
30 Nisan - Gösterilerde 700'den fazla kişi gözaltına alındı.
3 Mayıs - Başbakan Pahimi Padacke Albert, ilk kabinesini kurdu.
5 Mayıs - Dünya Müslüman Alimler Birliği, Fransa'ya Çad'dan güçlerini çekme ve ülkenin iç işlerine karışmama, Çad Askeri Geçiş Konseyi'ne de yönetimin sivillere teslim edilmesinin hızlandırılması çağrısında bulundu.
10 Mayıs - Çad ordusu, ülkenin kuzeybatısında ayrılıkçı grup Çad'da Değişim ve Uyum Cephesine (FACT) karşı verilen savaşın sona erdiğini bildirdi.
9 Temmuz - Çad Cumhurbaşkanı ve AGK Başkanı Muhammed İdris Debi İtno, terörist grupların Sahel'de giderek güçlendiğini belirterek bölge ülkelerinin güçlerini birleştirmesi gerektiğini söyledi.
25 Ağustos - Uzun süredir komşu ülkelerde faaliyet gösteren Çadlı isyancı grup Direniş Güçleri Birliği (UFR), Muhammed İdris Debi İtno'nun çağrısı üzerine ülkeye döndü.
27 Ekim - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'ye resmi ziyaret gerçekleştiren Çad Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Muhammed İdris Debi İtno'yu resmi törenle karşıladı.
2022
14 Mart - Çad Askeri Geçiş Konseyi ve silahlı grupların temsilcilerinin katılımıyla Çad Barış Görüşmelerine Katar'ın başkenti Doha'da başlandı.
15 Mayıs - Encemine'de yüzlerce kişi Fransa'nın, AGK'ye desteğine tepki gösterdi.
18 Mayıs - İsrail'in 50 yıl aradan sonra Çad'a atadığı Büyükelçi Ben Bourgel, Encemine'de Cumhurbaşkanı Muhammed İdris Debi İtno'ya güven mektubunu sundu.
Çad Avukatlar Sendikası, 14 Mayıs'ta Fransa karşıtı gösterilerde gözaltına alınan bazı üyeleri serbest bırakılana kadar ülke genelinde grev kararı aldı.
20 Mayıs - Çadlı muhalif oluşum Wakit Tama, vatandaşları Fransız ürünlerini boykot etmeye çağırdı.
22 Mayıs - Türk savunma sanayisi bünyesinde geliştirilen bir zırhlı kara aracı Yörük 4X4 için 4 ülke ile sözleşme imzalayan Nurol Makina, ilk teslimatı Çad'a yaptı.
8 Ağustos - Çad Askeri Geçiş Konseyi ve muhalifler arasında Katar'ın ev sahipliğinde mart ayından itibaren devam eden müzakereler sonucu "Doha Barış Anlaşması" imzalandı. 52 hareketten 43'ü Barış Anlaşması'na imza attı. Muhalefet, AGK Başkanı Debi'den geçiş döneminin sonunda iktidarı sivillere devredeceğine ve bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde yeniden aday olmayacağına dair kesin taahhütte bulunmasını istedi.
20 Eylül - Çad Dışişleri Bakanı Şerif Muhammed Zeyn, geçiş hükümetindeki isimlerle yaşanan anlaşmazlıkları gerekçe göstererek istifa etti.
8 Ekim - Çad Ulusal Diyalog Forumu'nun, başkent Encemine'deki kapanış oturumuna AGK Başkanı, konsey üyeleri, diyaloğa katılan taraflar ve Çad'daki yabancı misyonların temsilcileri katıldı.
Önde gelen isyancı gruplar, sivil toplum örgütleri ve muhalefetin boykot ettiği görüşmelerde, Çad'ı 18 aydır yöneten AGK resmen feshedildi.
Ulusal Diyalog Forumu, AGK Başkanının seçimlere dek sürecek 2 yıllık geçiş döneminde iktidarda kalmasını ve cumhurbaşkanı adayı olabilmesini onayladı.
10 Ekim - Geçici Cumhurbaşkanı Muhammed İdris Debi İtno, yemin ederek görevine başladı.
12 Ekim - Geçiş dönemi başbakanlığına Demokrasi ve Yenilenme için Ulusal Birlik Partisi lideri Salih Kibzabu getirildi.
Ekim - İtno'nun geçici cumhurbaşkanı seçilmesi, iktidarı 2 yıl sonra yapılacak seçimlerin ardından devretme kararı ve yeniden seçilebilmesinin önünün açılmasına tepki gösteren muhalefet, "demokratik yönetime daha hızlı geçiş çağrısıyla" halkı sokağa çağırdı.
20 Ekim - Çad geçiş hükümeti başbakanı Salih Kibzabu, basına yaptığı açıklamada, hükümetin silahlı ayaklanma olarak nitelediği olaylarda ilk tespitlere göre yaklaşık 50 kişinin hayatını kaybettiğini, 300 civarında yaralı olduğunu ifade etti.
Demokratik yönetim yanlılarının sokaklara çıkması ve polisin müdahalesi sonucu ölü ve yaralıların olduğu olaylar sonrasında ülkenin birçok kentinde süresiz sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Çad hükümeti, askeri yönetim karşıtı protestoların ardından eylemlerin arkasında olduğu ve devlet ve kamu güvenliğini tehdit ettikleri suçlamasıyla 7 siyasi partinin faaliyetlerini askıya aldı. Muhalif partiler, sivil toplum kuruluşları ve sendikalardan oluşan Wakit Tama adlı muhalif oluşumun faaliyetleri de ülke genelinde yasaklandı.
Muhalif Değişim Partisi lideri Succes Masra, Twitter hesabından, "70 kişiyi öldürüp 1000'in üstünde kişiyi gözaltına alıp, yaralayıp ve işkence yaptıktan sonra partinin binalarına saldırıyorlar." ifadesini paylaştı.
Afrika Birliği, Fransa ve ABD, polisin göstericilere karşı şiddet kullanmasını kınadı.
21 Ekim - Katar, demokrasi talebiyle sokağa çıkan göstericilere polisin sert şekilde müdahale ettiği Çad'daki taraflara, anlaşmazlıkları diyalogla çözme çağrısı yaptı.
Yıllardır demokrasi ve istikrar özlemi çeken Afrika ülkesi Sudan’da, Aralık 2018'de başlayan rejim karşıtı gösteriler sonrasında yaşanan devrim, darbe, kalkışmalar ve son olarak 15 Nisan’da iki askeri unsur arasındaki güç mücadelesinin çatışmaya dönüşmesiyle, istikrarsızlıkta yeni bir dönem başladı.
Sudan'da sivil yönetim ve demokrasiye geçilmesine dair umutlar, ordu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 15 Nisan'da patlak veren çatışmaların ve iç savaş riskinin ardından başka bir bahara kaldı.
Sudan, Aralık 2018'de başlayan rejim karşıtı protestolardan sonra girdiği karmaşık süreçte darbe, darbe girişimi ve iç savaş tehdidi gibi kilit olaylar yaşadı.
Ülkede söz konusu aydan bugüne yaşanan, son 4 yılın olayları genel hatlarıyla şöyle:
19 Aralık 2018:
- Hayat pahalılığı nedeniyle başlayan gösteriler, ülke genelinde rejim karşıtlığına dönüştü. Bu süreç, "Aralık Devrimi" olarak adlandırıldı.
6 Nisan 2019:
- Protestocular; Genelkurmay Başkanlığı, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanlıkları ile Devlet Başkanlığı Konutu'nun yer aldığı; Ordu Genel Komutanlığı yerleşkesi çevresinde oturma eylemi başlattı.
11 Nisan 2019:
- Ordu, yönetime el koyarak 30 yıllık Ömer el-Beşir iktidarını sonlandırdı.
3 Haziran 2019:
- Güvenlik güçleri, Ordu Genel Komutanlığı yerleşkesi çevresinde oturma eylemlerini sürdüren ve sivil yönetim talep eden göstericileri, şiddet kullanarak dağıttı. Olaylarda 100’den fazla protestocu öldü.
17 Ağustos 2019:
- Uluslararası ve bölgesel tarafların desteğiyle belirsizliği sona erdiren ve geçici yönetim düzenlemelerini içeren Anayasal Bildiri Anlaşması imzalandı. Anlaşma gereği, Temmuz 2023'e kadar sürmesi planlanan asker-sivil ortaklığındaki ilk geçiş dönemi başladı.
3 Ekim 2020:
- Güney Sudan'ın başkenti Cuba'da ülkedeki silahlı gruplarla barış anlaşması imzalandı.
23 Ekim 2020:
- Sudan, ABD'nin arabuluculuğuyla İsrail ile ilişkileri normalleştirmeyi kabul etti. Kısa süre sonra ABD, Sudan'ı "Terörü destekleyenler ülkeler listesi"nden çıkardı.
25 Ekim 2021:
- Ordu ile sivil yönetim arasında iktidar mücadelesi ve ciddi fikir ayrılıkları yaşanması sonucu asker, yönetime el koyarak olağanüstü hal ilan etti, hükümeti feshetti ve Başbakan Abdullah Hamduk dahil, onlarca siyasetçiyi gözaltına aldı.
21 Kasım 2021:
- Ordu, Hamduk'u teknokrat hükümeti kurması için görevine iade etti.
2 Ocak 2022:
- Hamduk, siyasi krizin çözülememesi sebebiyle görevinden istifa etti.
4 Temmuz 2022:
- Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, siyaset sahnesinden çekileceklerini belirtti.
5 Aralık 2022:
- Asker ile siviller arasında yeni geçiş dönemini başlatacak, sivil hükümet ve demokratik seçimlerin yolunu açacak "çerçeve anlaşma", uluslararası ve bölgesel katılımla imzalandı.
19 Mart 2023:
- Sudan'daki siyasi süreç sözcüsü Halid Ömer Yusuf, ülkedeki siyasi krizi sonlandıracak nihai anlaşmanın 1 Nisan'da, geçiş dönemi anayasası anlaşmasının 6 Nisan'da imzalanacağını ve yeni hükümetin 11 Nisan'da kurulacağını duyurdu.
1 Nisan 2023:
- Yusuf, yapılması kararlaştırılan nihai anlaşma imza töreninin, "taraflar arasında bazı önemli konularda fikir birliği sağlanamaması" nedeniyle 6 Nisan'a ertelendiğini açıkladı.
6 Nisan 2023:
Ordu ve HDK arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle nihai anlaşmanın imzalanması süresiz ertelendi.
13 Nisan 2023:
- Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), ülkenin kuzeyindeki ve ordunun askeri hava üssünün bulunduğu Meravi şehrine çok büyük bir birlik sevk etti.
- Ordu, onayı ve koordinasyonu dışında HDK'nin başkentte ve bazı şehirlerde hareketlilik gösterdiğini ve yayıldığını açıkladı.
Ordu,"HDK'nin bu açılımları ve güçlerini yeniden konumlandırması, orduya bağlı kuvvetlerin görev ve çalışma sistemi ile çelişmekte olup açık bir hukuk ihlalidir. Bunların devamı, bölünme ve gerilime hatta kaçınılmaz olarak ülkedeki güvenliğin bozulmasına yol açabilecek. Tehlike sinyalini vermeliyiz. Tarihi ve tehlikeli bir dönemeçten geçiyoruz." açıklamasını yaptı.
15 Nisan 2023:
- Ordu ile HDK arasındaki söz savaşı ve tırmanan gerginlik, başkent Hartum ve çeşitli şehirlerde ordu ile HDK arasında silahlı çatışmaya dönüştü.
Burkina Faso’da ordunun ülkedeki güvenlik durumunu gerekçe göstererek iktidara el koymasının ardından, ülkenin yeni lideri yüzbaşı İbrahim Traore oldu.
Devlet televizyonu RTB’den askerler tarafından okunan bildiride, Geçiş Dönemi Devlet Başkanı yarbay Paul-Henri Sandaogo Damiba hükümetinin feshedildiği ve ülkenin yeni liderinin yüzbaşı İbrahim Traore olduğu duyuruldu.
Bildiride, bir sonraki emre kadar, anayasanın askıya alındığı, ülke sınırlarının kapatıldığı, hükümetin feshedildiği, ülke genelinde saat 21.00 ile 05.00 arasında sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, tüm siyasi faaliyetlerin ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinin askıya alındığını belirtildi.
Darbeyle görevden alınan yarbay Damiba ve hükümet üyelerinin nerede olduğuyla ilgili açıklama yapılmadı. Terör olaylarının artışa geçmesinin ardından Ocak 2022'de Yarbay Paul-Henri Sandaogo Damiba'nın yönetime el koyduğu ülke, tüm yaptırımlara rağmen cuntayı sürdürdü. Damiba, sık sık ülkedeki güvenlik sorununu çözememekle suçlandı.
Komşu ülke Mali'deki El Kaide ve DEAŞ bağlantılı terörist grupların, 2015'ten bu yana ülkenin kuzeyinde ve doğusunda yaptığı saldırılar, ülkeyi darbeye götüren sürecin omurgasını oluşturdu.
Bu darbede de cuntacılar, seleflerini, 2015-2021 yıllarında binlerce kişinin ölümüne ve 2 milyon kişinin yerinden olmasına yol açan saldırıları bitirememekle suçladı.
Bir yılda ikinci darbe
Yüzbaşı İbrahim Traore ve destekçileri, dün, ocak ayında darbe yapmasını destekleri Damiba'nın ülke sorunlarında yetersiz kaldığını ileri sürerek yönetime el koyduklarını duyurdu ve anayasayı askıya aldı.
Darbeciler, bir sonraki emre kadar, anayasanın askıya alındığı, ülke sınırlarının kapatıldığı, hükümetin feshedildiği, ülke genelinde saat 21.00 ila 05.00'te sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, tüm siyasi faaliyetlerin ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinin askıya alındığını açıkladı.
Devrilen cunta lideri Damiba, 24 Ocak'ta ilk kez demokratik seçimle iş başına gelen Roch Christian Kabore'yi devirmişti. Damiba da kendisini deviren Yüzbaşı İbrahim Traore gibi güvenlik sorunlarını bahane etmiş ve yönetime el koymuştu.
Roch Christian Kabore de halkın kendisinden önce ülkeyi yöneten Blaise Compaore'yi devirmesi ve askerin kısa süreliğine yönetime el koyması sonrası yapılan seçimlerle iş başına gelmişti.
Bağımsızlığını 3 Ağustos 1960'da kazanan Nijer'de, 1974, 1996, 1999, 2010 ve son olarak 26 Temmuz 2023'te yönetim ordunun eline geçti.
Bağımsızlık sonrası ülkeyi 1974'e kadar yöneten Hamani Diori asker tarafından indirilirken, 1993'te ülkenin ilk seçimle iş başına gelmiş ismi Mahamane Ousmane 1996'da darbeye maruz kaldı.
Ousmane devrildikten sonra düzenlenen seçimlerde devlet başkanı seçilen İbrahim Bare Mainassara, 1999'da başka bir darbede suikasta uğradı ve yerine Daouda Malam Wanke getirildi.
Ülkenin başına 1999'da geçen 7. Cumhurbaşkanı Mamadou Tandja, hükümeti feshedip 3. dönemde de iş başında kalmaya çalışınca ordu tarafından Şubat 2010'da indirildi.
Nijer halkı, 26 Temmuz günü yeni bir askeri hareketlilikle karşılaştı ve ülkede yönetim yeniden ordunun kontrolüne geçti.
Nijer'de yaşananların kronolojik sıralaması:
-26 Temmuz
Nijer'in başkenti Niamey'de sabah saatlerinde Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na giden yollar kapatıldı.
Nijer Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'na bağlı unsurların, "cumhuriyet karşıtı bir girişim" başlattığını belirterek bu girişimin devam etmesi halinde ordu ile karşılık vereceklerini duyurdu.
Nijer'de Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum, muhafız alayına bağlı unsurlar tarafından alıkonuldu.
Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Afrika Birliği, Birleşmiş Milletler, ABD ve çok sayıda ülke darbe girişimini kınadı.
26 Temmuz akşam saatlerinde darbe girişimini protesto etmek için bazı gruplar sokağa indi.
-27 Temmuz
Gece saatlerinde kendilerine "Vatanı Koruma Ulusal Konseyi (CNSP)" ismini veren bir grup asker, bir karargahta çektikleri ve devlet televizyonu ORTN'de yayımlanan videoda darbe bildirisi okudu. Yarbay Amadou Abdramane'nin okuduğu bildiride, giderek kötüleşen güvenlik durumu ve ülkenin içinden geçtiği sosyo-ekonomik kriz nedeniyle Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum'un devrildiği ve anayasanın askıya alındığı bildirildi.
Kendisini geçici hükümet başkanı ilan eden Dışişleri Bakanı Hassoumi Massaoudou, darbenin gerçekleşmediğini belirterek Nijer halkına direniş çağrısında bulundu.
Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel, Nijer'de askeri darbeyle devrilen Cumhurbaşkanı Bazum ile konuştuğunu ve destek ifade ettiğini bildirdi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Nijer'deki gelişmeleri endişeyle takip ettiklerini belirterek ülkedeki sorunların barışçıl ve yapıcı diyalog ile çözülmesi çağrısında bulundu.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, demokratik seçimlerle iş başına gelen Bazum'un görevinden alıkonulmasını ve tüm demokratik kurumların askıya alınmasını derin endişeyle takip ettiklerini duyurdu.
Nijer Silahlı Kuvvetleri, ülkede kan dökülmemesi için yönetime el koyan Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayına bağlı unsurları desteklediklerini duyurdu.
Darbe destekçileri başkent Niamey ve Dosso'da gösteri yaptı.
ECOWAS, Nijer'de darbecilerin okuduğu bildiriyi yok saydıklarını belirterek en kısa sürede anayasal düzene dönülmesi gerektiğini açıkladı.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum'un derhal serbest bırakılması için çağrıda bulundu.
-28 Temmuz
Nijer'de Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı General Omar Tchiani, askeri darbe sonrası geçiş hükümetinin başına geçtiğini açıkladı.
ECOWAS liderleri, Nijer'de yapılan darbeyi görüşmek üzere 30 Temmuz'da acil bir toplantı düzenleyeceklerini duyurdu.
-29 Temmuz
Afrika Birliği, darbeci askerlere derhal kışlalarına dönme çağrısı yaptı ve ülkedeki anayasal düzenin yeniden tesis edilmesi için 15 gün süre tanıdı.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Cumhurbaşkanı Bazum ve bir önceki Cumhurbaşkanı Mahamadou Issoufou ile görüştüğünü ve Bazum'a desteğini yinelediklerini belirtti.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de darbenin ardından değişen yönetimi tanımadıklarını ve tanımayacaklarını belirtti.
-30 Temmuz
Askeri cunta, ECOWAS'ın olası bir askeri müdahalesine aynı şekilde karşılık vereceklerini duyurdu.
Fransa, darbe sonrası, bu ülkeye yönelik tüm mali yardımlarını askıya aldığını açıkladı.
Fransa, Nijer'de darbe yapan askeri cuntanın çağrısıyla başlayan ve Fransa'nın Niamey Büyükelçiliğinin hedef alındığı gösterilere ilişkin, ülkesinin çıkarlarına veya vatandaşlarına yönelik herhangi bir saldırıya derhal ve sert şekilde karşılık vereceğini açıkladı.
Cuntanın çağrısıyla halk darbeyi desteklemek için sokaklara çıktı.
ECOWAS, cuntaya, Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum'u serbest bırakması ve Bazum'un görevine tekrar başlaması için 1 hafta süre verdi.
ECOWAS ülkeleri, Nijer'e tüm hava ve kara sınırlarını kapattı. Nijer'in Batı Afrika Devletleri Merkez Bankasındaki (BCEAO) varlıkları donduruldu.
ECOWAS'ın talepleri yerine getirilmezse askeri müdahale de dahil her türlü seçeneği değerlendireceğini vurguladı.
-31 Temmuz
Nijer Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum, askeri darbeden bu yana ilk kez görüntü verdi. Bazum, ECOWAS talebiyle Nijer'de arabuluculuk faaliyetlerine başlayan Çad Geçiş Dönemi Devlet Başkanı Muhammed İdris Debi İtno'yla görüştü.
AB, Nijer'deki darbe sonrası bu ülkeye askeri müdahale dahil olmak üzere çeşitli tedbirler alan ECOWAS'ın tüm kararlarını desteklediğini bildirdi.
Askeri cunta, Nijer Dışişleri Bakanı Hassoumi Massaoudou'nun, Fransa'nın, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı bombalamasına izin veren bir belge imzaladığını iddia etti.
Cunta, Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum hükümetindeki bazı bakanlar ve yetkilileri gözaltına aldı.
-1 Ağustos
Burkina Faso ve Mali, ECOWAS'ın Nijer'e olası askeri müdahalesinin, kendilerine karşı bir savaş ilanı olacağını açıkladı.
Fransa, Nijer'de yaşanan darbe ve Büyükelçiliğine yapılan saldırı sonrası bu ülkedeki vatandaşlarını tahliye etme kararı aldı.
Sudan, Çad, Mali, Burkina Faso ve Nijer'in ardından Gabon'da da tartışmalı seçim sonrası ordu yönetime el koyduğunu açıkladı.
Gabon’da askerler, yönetimi ele geçirdiklerini duyurdu
Sudan'da 1989'da darbeyle devletin başına geçen Ömer el-Beşir, Nisan 2019'da askeri müdahaleyle devrildi.
Darbe sonrası iç savaşa sürüklenen ülkede henüz istikrar sağlanamadı.
Bağımsızlığını kazandığı 1960'tan bu yana birçok askeri darbe gören Burkina Faso'da da ordu, ülkedeki güvenlik durumunu gerekçe göstererek Eylül 2020'de iktidara el koydu ve Yüzbaşı İbrahim Traore ülkenin lideri oldu.
Mali'de Ağustos 2020'de İbrahim Baubacar Keita'nın devrilmesiyle başa geçen cunta, geçiş sürecinin sivil kanadının kilit konumdaki askerleri kabine dışında bırakmak istemesi üzerine Mayıs 2021'de yeni bir darbe daha yaptı.
Mali'nin komşusu Gine'de de devrik lider Alpha Conde'nin Anayasa'yı değiştirerek 3'üncü dönem de cumhurbaşkanı adayı olması ülkede darbeye giden sürecin başlangıcı oldu.
82 yaşındaki Conde, yaş ortalamasının 18 olduğu Gine'de Ekim 2020'de 3'üncü kez seçilerek başa gelmeyi başarsa da iktidarı hayal ettiği gibi olmadı. Conde, 6 Eylül 2021 tarihinde 2018'de oluşturduğu elit timin başına bizzat getirdiği Yarbay Mamady Doumbouya tarafından devrildi.
Nijer'de ise 2021 seçimlerini kazanan Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum, kendilerine "Vatanı Koruma Ulusal Konseyi" adını veren bir grup asker tarafından 26 Temmuz'da yapılan darbeyle devrildi.
Son olarak Gabon'da, hafta sonu yapılan tartışmalı seçimlerin ardından bir grup asker, yönetime koyduklarını, seçimlerin iptal edildiğini ve ülke sınırlarının kapatıldığını açıkladı.
Gabon'da 2019'da da darbe girişimi olmuştu
Afrika'daki darbe silsilesinin son durağı olan Gabon'da 2019'da da darbe girişimi olmuştu. Afrika'nın istikrarlı ülkelerinden biri olarak görülen Gabon'da, Cumhurbaşkanı Ali Bongo'nun yurt dışında olduğu sırada Teğmen Kelly Ondo Obiang liderliğindeki bazı askerler, 7 Ocak 2019'da ulusal radyoyu ele geçirerek bildiri okudu.
İsyancı askerler, Gabon Ulusal Jandarma Müdahale Birimi tarafından yakalandı.
Afrika'da darbe yaşanan ülkelere Gabon da eklendi.
Darbenin arkasındaki isim General Nguema, Fransız basınına konuştu: Geçiş hükümetinin liderine karar vermedik
Dışişleri Bakanlığı Gabon'daki gelişmelerin "yakından ve dikkatle" takip edildiğini bildirdi
Bir grup asker adına yapılan açıklamada, seçimlerin iptal edildiği ve ülke sınırlarının kapatıldığı bilgisi paylaşıldı.
Açıklamada, "Savunma ve güvenlik güçleri olarak Kurumların Geçiş ve Restorasyon Komitesi'nde (CTRI) birleştik. Gabon halkı adına mevcut rejime son vererek barışı savunmaya karar verdik." ifadesi kullanıldı.
Öte yandan başkent Libreville'de silah seslerinin duyulduğu belirtildi.
Fransa Başbakanı Elisabeth Borne, darbe sorası Gabon'daki durumu yakından takip ettiklerini açıklarken uzun yıllar Fransa etkisinde kalan ülkede, Fransa ve ABD'nin askeri üsleri bulunuyor.
Darbe sonrası Gabon'da faaliyet gösteren Fransız madencilik şirketi Eramet de bu ülkedeki faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.
Bir grup askerin yönetimi ele geçirdiğini açıkladığı Gabon'da, Cumhurbaşkanı Ali Bongo'nun ev hapsinde tutulduğu belirtildi.
Kendilerine "Kurumların Geçişi ve Restorasyonu Komitesi" ismini veren askeri yönetim tarafından yapılan açıklamada, Bongo'nun oğullarından birinin de "vatana ihanet" suçlamasıyla gözaltına alındığı ifade edildi.
Gabon'da bugün, cumhurbaşkanı seçimi sonuçlarının ilanından sonra ulusal televizyon binasına giren bir grup asker, yönetimi ele geçirdiklerini duyurmuştu.
Bir grup asker adına yapılan açıklamada, "Savunma ve güvenlik güçleri olarak Kurumların Geçiş ve Restorasyon Komitesi'nde (CTRI) birleştik. Gabon halkı adına mevcut rejime son vererek barışı savunmaya karar verdik." ifadesi kullanılmıştı.
Açıklamada, cumhurbaşkanı seçimlerinin iptal edildiği ve ülke sınırlarının kapatıldığı bildirilmişti.
Gabon'da darbenin arkasındaki isim General Brice Oligui Nguema, kurulacak geçiş hükümetinin liderinin kim olacağına henüz karar vermediklerini belirterek, Cumhurbaşkanı Ali Bongo'nun ise artık "emekliye ayrıldığını" kaydetti.
Benin'deki darbe girişiminin bastırılmasında Nijerya ve Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) önemli bir rol oynarken darbe girişimine ilişkin soruşturma başlatıldı ve firari darbeci grubun liderini arama çalışmaları sürüyor.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Erciş İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Huriye Yıldırım Çinar, 7 Aralık'ta Benin'de yapılan darbe girişiminin, 1972'deki darbe girişiminden bu yana ilk olduğunu söyledi.
Darbe girişiminin, 2016'dan bu yana cumhurbaşkanlığı görevinde olan 67 yaşındaki Patrice Talon'a karşı yapıldığını belirten Çinar, "Talon'un görev süresi Nisan 2026'da sona erecek ve bu tarihte cumhurbaşkanı seçimleri yapılacaktı. Görev süresi dolduğu için Talon yeniden aday olamıyor." dedi.
Darbecilerin ulusal televizyona çıkarak yönetime el koyduklarını duyurduğunu hatırlatan Çinar, gerekçe olarak ülkenin kuzeyindeki radikal oluşumlardan kaynaklanan güvenlik tehditlerinin ve asker kayıplarına ilişkin ihmallerin gösterildiğini söyledi.
Çinar, Talon iktidarı döneminde ekonomi göreceli olarak iyileşmiş görünse de Mali, Nijer ve Burkina Faso'da etkilerini artıran "JNIM gibi terör eylemlerinin Benin'e ilerlemesine engel olunamadığını" söyledi.
El Kaide bağlantılı JNIM terör örgütünün 2021-2022'den itibaren Nijer üzerinden Benin'e doğru genişlemeye başladığını kaydeden Çinar, "JNIM, Nijer üzerinden Benin'e doğru genişlemeye başladı, diğer örgütler ise 2024 sonrasında Benin-Nijer sınırında lojistik hatlar kurdu. 24 Nisan 2025'te JNIM'in düzenlediği tek bir saldırıda 54 Beninli asker hayatını kaybetti." ifadelerini kullandı.
Benin'in Nijerya'dan acil müdahale talebi
Çinar, darbe girişiminin hemen ardından Benin yönetiminin Nijerya'dan karadan ve havadan müdahale talep ettiğini hatırlatarak, "Nijerya Hava Kuvvetleri, darbecilerin açıklama yaptığı ulusal TV kanalı çevresine ve darbeci unsurların toplandığı kampa acil müdahalede bulundu. Karadan yapılan operasyonlarda da sokaklar kontrol altına alındı." diye konuştu.
ECOWAS'ın da Gana, Fildişi Sahili, Nijerya ve Sierra Leone'den oluşan acil konuşlandırma birimini Benin için görevlendirdiğini belirten Çinar, bunun ECOWAS'ın anayasal düzeni korumaya yönelik imzaladığı protokolün hemen ardından geldiği için ayrı önem taşıdığını söyledi.
"Tinubu'nun tavrı bölgede çatlaklara yol açtı"
"Bu girişimlerin sonucunda 14 darbe girişimcisi tutuklandı ve darbe kontrol altına alındı. ECOWAS ve özellikle Nijerya'nın askeri müdahalesi belirleyici oldu." diyen Çinar, Nijerya'nın müdahaleye olumlu yanıt verme nedenlerini şöyle açıkladı:
“Nijer darbesi sonrasında (Nijerya Cumhurbaşkanı Bola Ahmed) Tinubu'nun darbecilere karşı askeri müdahale söylemi hem ECOWAS içinde hem de bölgede çatlaklara yol açtı. Mali ve Burkina Faso, Nijer'de darbeyi gerçekleştiren Abdurrahman Tchiani yönetimine destek verdi ve üç ülke daha sonra ECOWAS'tan ayrılarak Sahel Devletleri İttifakı'nı kurdu. Bu süreç ECOWAS'ın parçalanmasına neden oldu. Bu nedenle Benin'deki başarılı müdahale hem ECOWAS'ın hem de Tinubu'nun itibarını yeniden güçlendirebilir.”
Nijerya'nın bu operasyonla Batı Afrika'da güvenliğin mimarı ve istikrar sağlayıcısı olma mesajı vermek istediğini ifade eden Çinar, "Tinubu yönetimi bölgesel liderlik algısı yanında hukukun üstünlüğünün ve demokratik istikrarın savunucusu olarak Batı ile ilişkilerinde kendisini ayrıcalıklı bir konumda konumlandırmak da isteyebilir." değerlendirmesinde bulundu.
Operasyonun askeri önemine de değinen Çinar, bölgede darbeler sonrası terör ve radikal yapılanmaların eylemlerinde belirgin artış yaşandığını vurgulayarak şunları kaydetti:
“Mali'ye giden akaryakıt konvoylarının ertelenmesi sonucunda Mali devletinin düşme tehlikesi bile belirmiştir. Benin'de demokratik düzenin korunması, Nijerya ve çevresindeki terör, kaçakçılık, sınır kontrolsüzlüğü ve mülteci akını gibi çeşitli askeri tehditlerin engellenmesi açısından kritik önemdedir. Diğer yandan çok kısa sürede başarıya ulaşan bu askeri müdahale sürekli kaynayan Batı Afrika'da benzer olası girişimler için de caydırıcı bir unsur olarak ön plana çıkabilir.”
Çinar, müdahalenin Benin açısından sonuçlarının daha karmaşık olabileceğine dikkati çekerek "Benin'de darbe girişiminin bertaraf edilmesi her ne kadar olumlu bir sonuç olsa da ülke içerisinde vuku bulan bu gelişmenin yabancı bir güç tarafından bastırılabiliyor olması ilerleyen süreçlerde hükümetin meşruiyetine gölge düşürebilir. Bilhassa muhalefette milliyetçi hassasiyetler dış müdahale söylemi üzerinden ülkedeki siyasi tartışmaları körükleyebilir." ifadesini kullandı.
"Benin, Sahel ile Gine Körfezi arasında hayati bir geçiş noktası"
Türkiye'de Yaşayan Beninliler Topluluğu Başkanı Abdou Gafarou Abdoulaye Bamoi de darbe uyarısının, ECOWAS'ın müdahalesini tetiklediğini belirterek "ECOWAS, Benin'e destek sağlamak üzere hazır kuvvetinin derhal konuşlandırılması talimatını vermiştir. Afrika Birliği ise darbe girişimini kesin bir dille kınayarak hükümet değişikliğine yönelik her türlü anayasa dışı girişimi reddettiğini yeniden vurgulamıştı." diye konuştu.
Anayasal düzene bağlı silahlı kuvvetlerin durumu yeniden kontrol altına aldığını kaydeden Bamoi, Benin'in göreli olarak küçük bir yüzölçümüne sahip olmasına rağmen Batı Afrika'da ekonomik ve stratejik açıdan önemli bir konum işgal ettiğini vurguladı.
Bamoi, Togo, Nijerya, Burkina Faso ve Nijer ile sınır komşusu olan Benin'in öneminin coğrafi, lojistik, ekonomik ve güvenlik temelli çeşitli unsurlardan kaynaklandığını ifade etti.
Denize erişiminin, Benin'e özellikle Nijer, Burkina Faso ve Mali gibi kara ile çevrili ülkelere hayati bir deniz çıkışı sunma imkanı sağladığını belirten Bamoi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Liman modernizasyonu ve genişletme, kara yolu koridorları, ve Glo-Djigbe Sanayi Bölgesi (GDIZ) gibi önemli altyapı projelerinin gerçekleştirilmesi Benin'i, Gine Körfezi ile Sahel bölgesi arasındaki ticaret akışları için hayati bir geçiş noktası kılmıştır. Ülkenin kurumsal istikrarı ve altyapıya yaptığı yatırımlar, Batı Afrika genelinde sahip olduğu önemi daha da pekiştirmektedir.”
Bamoi, darbeleri kınayan ve anayasal düzene dönüşü savunan ECOWAS'ın başlıca üyelerinden olan Nijerya'nın sıklıkla bölgesel müdahalelere öncülük ettiğini ve destek sağladığını söyledi.
Gine Bissau'da 26 Kasım'da, askerler devlet kontrolünü ele geçirerek yönetime el koyduklarını ilan etti.
Cumhurbaşkanlığı Askeri Daire Başkanı Denis N'Canha liderliğinde bir grup asker, Genel Kurmay Başkanlığında basın toplantısı düzenleyerek, ikinci bir emre kadar ülkenin tam kontrolünü ele geçirdiklerini duyurdu.
Kendilerine "Düzenin yeniden tesisi için Yüksek Askeri Komuta" ismini veren grup, devam eden seçim sürecinin askıya alınması ve ülke sınırlarının kapatılmasına yönelik kararlar alındığını kaydetti.
Gine Bissau'da 23 Kasım'da düzenlenen milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimlerinde Cumhurbaşkanı Umaro Sissoko Embalo, henüz resmi sonuçlar açıklanmadan, kendi ekibi tarafından yapılan sayıma göre oyların yüzde 65'ini aldığını öne sürmüş, en güçlü rakibi bağımsız aday Fernando Dias da Costa da seçimin galibi olduğu iddiasında bulunmuştu.
Madagaskar'da, uzun süredir devam eden elektrik ve su kesintilerini protesto etmek için eylül ayının son haftasında başlayan gösteriler, hükümet karşıtı kitlesel gösterilere dönüştü.
Başkent Antananarivo başta olmak üzere birçok kentte düzenlenen gösteriler kısa sürede ülke geneline yayıldı, güvenlik güçleriyle protestocular arasında yer yer çatışmalar yaşandı.
22 kişinin hayatını kaybettiği, yüzlerce kişinin yaralandığı gösterilerde ordunun bazı unsurlarının protestoculara destek vermesi, yönetim içindeki bölünmeyi derinleştirdi.
Gösteriler devam ederken, eski Cumhurbaşkanı Andry Rajoelina'nın bir Fransız uçağıyla ülkeyi terk ettiği bildirildi ve akabinde Albay Michael Randrianirina komutasındaki askeri birlik, 14 Ekim’de yönetime el koyduğunu duyurdu.
Kamerun'da 12 Ekim'de yapılan cumhurbaşkanı seçimleri ve bu seçimlerin ardından sonuçların tartışmalı biçimde açıklanmasıyla birlikte ülkede siyasi kriz meydana geldi
1982'den bu yana ülkeyi yöneten 92 yaşındaki Paul Biya'nın zafer ilanı sonrası başkent Yaounde ve Douala başta olmak üzere birçok şehirde protestolar düzenlendi.
Afrika kıtası, 2025'te farklı ülkelerde yaşanan siyasal gelişmeler ve toplumsal hareketliliklerle gündeme geldi.
Benin'de 7 Aralık'ta kendilerine "Yeniden Kuruluş Askeri Komitesi" ismini veren bir grup asker darbe girişiminde bulundu ancak başarısız oldu.
Benin Cumhurbaşkanı Patrice Talon, devlet televizyonundan darbe girişiminin engellendiğini duyurarak, olayın sorumlularının cezalandırılacağını bildirdi.
Darbenin bastırılmasında Benin'in Nijerya'dan askeri destek talep ettiği ve bunun üzerine Nijerya'nın da havadan ve karadan darbecilerin bulunduğu askeri üs ile etrafında operasyon düzenlediği ortaya çıktı.
Sahel ülkeleri Mali, Burkina Faso ve Nijer'de yaşanan yakıt krizine ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, krizin, başta Mali'nin başkenti Bamako olmak üzere birçok başkenti etkilediğini, cihatçı grupların bölgedeki hareket kabiliyetini artırdığını aktardı.
Belçika Katolik Leuven Üniversitesinden tarihçi ve Arap-İslam çalışmaları araştırmacısı Pieter Van Ostaeyen, Mali’deki yakıt krizinin ülkeyi her açıdan felç edecek bir çöküşe sürüklediğini söyledi.
Yakıt kıtlığının büyük şehirlerde hayatı durdurduğunu ifade eden Van Ostaeyen, "Bamako’da bile günler boyunca trafik tamamen durdu. İnsanlar arabalarını hareket ettiremedi, şehir adeta sessizliğe büründü çünkü yakıt yoktu." dedi.
Afrika'nın Sahel bölgesinde faaliyet gösteren El-Kaide bağlantılı JNIM terör örgütünün ele geçirdiği yakıtı kendi hareket kabiliyeti için kullandığını kaydeden Van Ostaeyen, "JNIM bütün tankerleri yok etmiyor ancak ele geçirdiklerinin içindeki yakıtı motosiklet ve araçlarında kullanıyor. Bu da halkın elinde hiçbir şey kalmadığı, kırsal bölgelerin tamamen çaresiz kaldığı anlamına geliyor." diye konuştu.
Van Ostaeyen, Mali ordusu ve Rusya destekli yeni bir paramiliter oluşum olan Afrika Kolordusunun (Africa Corps) yakıt konvoylarına eşlik ettiğini ancak sahadaki etkilerinin yok denecek kadar az olduğunu belirterek "Durum bir süredir aynı kısır döngünün tekrarlandığı bir tabloya dönüşmüş halde." ifadesini kullandı.
Ülkedeki son durumun uluslararası toplumda da endişe yarattığını vurgulayan Pieter Van Ostaeyen, "Sivil misyonlar ülkeden ayrılıyor, büyükelçilikler yurttaşlarına ülkeyi hemen terk etmeleri çağrısı yapıyor. Bu da bize krizin her gün daha kötüye gittiğini gösteriyor." dedi.
Mali, Burkina Faso ve Nijer’de devlet otoritesinin ciddi şekilde zayıfladığını kaydeden Pieter Van Ostaeyen, "Mali’de hükümet sürekli baskı altında, Burkina Faso’da ise devlet kendi topraklarının yalnızca sınırlı bir bölümünü kontrol edebiliyor. Bu da bölgenin kırılganlığını artırıyor." değerlendirmesinde bulundu.
DEAŞ’ın Sahel kolu ISSP’nin üçlü sınır bölgesindeki varlığına da değinen Van Ostaeyen, "O bölgede El Kaide ile DEAŞ arasında düzenli çatışmalar yaşanıyor. Mali’nin kuzeyinde Tuareg kökenli Azavad milisleri hükümete karşı isyan ediyor. Yani aynı anda üç, dört farklı aktör devlet otoritesini zorluyor." diye konuştu.
Pieter Van Ostaeyen, yakıt krizinin gıda lojistiğini çok ciddi etkilediğini de belirterek "Bamako ve diğer büyük şehirlere mal taşıyan kamyonlarda yakıt olmadığı için o bölgelere gıda ulaşmıyor. Bu da hayatın en temel unsurlarını birer birer çökertiyor." ifadelerini kullandı.
Elektrik kesintilerinin de büyük risk yarattığını vurgulayan Van Ostaeyen, "Elektrik giderse dizel jeneratörlere ihtiyaç duyulacak. Fakat yakıt olmadığı için jeneratörleri de çalıştıramayacaklar. Bu da halk için her açıdan dramatik bir tablo oluşturuyor." dedi.
Uluslararası destek olmadan durumun değişmeyeceğini dile getiren Van Ostaeyen, şunları kaydetti:
“Bu ülkeler yeniden destek talep etmedikçe hiçbir şey düzelmeyecek. ABD bile artık bölgeye daha az ilgi gösteriyor çünkü Washington’un odağı, Venezuela’ya ve Çin-Tayvan gerilimi nedeniyle Güneydoğu Asya’ya kaymış durumda.”
Pieter Van Ostaeyen, sözlerini "Kısacası yakın vadede bu tabloyu değiştirecek bir gelişme beklemiyorum. İç dinamikler çökmüş, dış destek yok ve sahadaki tüm aktörler gün geçtikçe daha da agresif hale geliyor." şeklinde bitirdi.
Orta Doğu-Afrika ve Sahra-Sahel’deki cihatçı gruplar uzmanı Wassim Nasr ise yakıt sıkıntısının yalnızca Bamako’yu değil, tüm ülkeyi etkilediğini belirtti.
Nasr, ordunun mazot konvoylarına eskortluk yapmak zorunda kaldığını, bazı yakıtların ise cihatçılarla yapılan kısmi müzakereler sayesinde başkente ulaşabildiğini aktardı.
Nasr, "Bamako’ya yakıt girebilmesi için ya Mali ordusu ya da Rusya’nın Afrika Kolordusu tarafından askeri eskort sağlanması gerekiyor." dedi.
Değişken durumun yakıt fiyatlarını yükselttiğini ve bunun tüm mal ve hizmetlerin fiyatına yansıdığını söyleyen Wassim Nasr, mevcut baskı ve yüksek fiyatların halk ayaklanmasına yol açabileceğini, bunun da yeni bir askeri darbeyi tetikleyebileceğini belirtti.
Mali ordusunun toprakların büyük bölümünü etkin şekilde kontrol edemediğini, bazı bölgelerde devriye gezmek yerine kışlalarda kalmak zorunda olduklarını kaydeden Nasr, şöyle devam etti:
“Hava saldırılarının yol açtığı sivillere yönelik can kayıpları cihatçılara katılımı arttırıyor. Bamako’nun kısa vadede ele geçirilmesi hiç olası değil ancak mevcut baskı ve yüksek fiyatlar nedeniyle halk ayaklanmasının yeni bir askeri darbeyi tetikleyebileceği çok mümkün görünüyor.”
Wassim Nasr, uluslararası yardım ve istihbarat desteğinin sınırlı olduğunu, Amerika’nın bölgeye ilgisinin azalması nedeniyle durumun kısa vadede değişmesinin zor olduğunu aktardı.
Cihat hareketleri üzerine araştırma yapan Çağatay Cebe ise Mali, Burkina Faso ve Nijer’de yakıtın günlük yaşamın bir parçası olduğunu, doğal gaz eksikliği nedeniyle temel ihtiyaçların buna bağlı olduğunu ifade etti.
Bamako’daki yakıt ablukasının JNIM taktiğinin önemli bir parçası olduğunu söyleyen Cebe, örgütün hükümeti zayıf göstererek halkta sempati aradığını belirtti.
Cebe, "Bu krizlerin temel sebebi sömürgeci politikalarla inşa edilmiş devlet sisteminin olmasında yatıyor. Mali’ye sosyolojik, ekonomik ve politik olarak orta-uzun vadede refah getirmesi amaçlanmayan sistemin üzerine inşa edilen bir atmosferde krizin çözülmesinin tek yolu, isyancı gruplarla müzakere ve köklü reformların yapılmasıdır." dedi.
"Gelir adaletsizliği, zayıf güvenlik kurumlarının oluşması demektir. Mali’nin altın madenleri ise yabancı şirketler tarafından işletiliyor ve bu şirketlerin devlete yaptığı ödemeler ile gelirin tabana ne kadar yansıdığı en önemli soru işaretini oluşturuyor." diyen Cebe, topluluklar arasındaki gerilimler yaşanması ve ülkede fırsatların eşit şekilde inşa edilememesinin de sürekli krizlere yol açtığını kaydetti.
Çağatay Cebe, bölgedeki yakıt krizi bitse bile başka krizlerin doğabileceğine dikkati çekerek Rusya’nın Afrika Kolordusu gözetiminde bazı tankerlerin başkente ulaşabildiğini, Birleşmiş Milletler (BM) ve Arap Ligi’nin müdahale şansının sınırlı olduğunu vurguladı.
Batı Afrika ülkelerinde, 2020'den bu yana devam eden ve son olarak Nijer'deki askeri darbeyi destekleyen Fransa karşıtı gösterilerde açılan Rus bayrakları, Afrikalılar arasında bağımsızlık mücadelesine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
Burkina Faso, Çad ve Mali gibi Fransız sömürgesi ülkelerde, darbe yönetimlerini destekleyen göstericiler, meydanlarda Rus bayrakları dalgalandırdı.
Bunun son örneği, Nijer'deki cunta yönetiminin 6 Ağustos'ta başkent Niamey'deki gövde gösterisinde yaşandı. Binlerce Nijerlinin toplandığı stadyumda, Nijer bayraklarının yanında Rus bayraklarının da yer alması dikkati çekti.
Bölge üzerine araştırmalar yapan Afrikalı uzmanlar, bağımsızlık talebi ya da Fransa karşıtlığı temalı gösterilerde, Rus bayraklarının kullanılmasının yanlış olduğunu ifade etti.
Mali'deki Bamako İdari ve Sosyal Bilimler Üniversitesi Öğretim Görevlisi Boubacar Amadou Cisse, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Fransa'ya karşı protesto sırasında Rusya bayraklarının kullanılması uygun değil." dedi.
Afrika'nın, Batı ülkelerince sömürgeleştirildiğine dikkati çeken Cisse, "Kıta, kölelikten ve sömürgecilikten yeni sömürgeciliğe geçti. Bu nedenle Afrikalılar körü körüne Rusya'ya bağlanmamalıdır." ifadesini kullandı.
Bazı sömürgeci güçlerin, eski sömürgelerini terk etmesine karşın bazılarının sosyo-politik ve ekonomik sistemlerine müdahale etmeye devam ettiğini vurgulayan Cisse, Fransa'nın da çok bilinmemesine karşın eski sömürgeleriyle hala güçlü bağları olduğunu belirtti.
Cisse, "Fransa, başkan adaylarını bu ülkelerdeki cumhurbaşkanlığı pozisyonlarına dayatıyor. Bu yüzden birçok Afrikalı lider, Fransa ve Batı'nın diktatörlükten ve demokrasi eksikliğinden şikayet etmeden on yıllarını iktidarda geçiriyor. Bu durum bir şekilde tekrarlanan darbeleri ve siyasi istikrarsızlıkları açıklıyor ancak protestolar, Fransız destekli bir sistemin devrildiğini gösteriyor." diye konuştu.
Rusya ve Batı'nın Afrika'daki savaşının yeni olmadığını vurgulayan Cisse, "Afrika devletlerinin bağımsızlığını kazanması sonrası Sovyetler Birliği, bu ülkeleri tanıyan ilk ülkeler arasında yer aldı ve daha sonra Afrika ülkelerinin yeni kalkınma planlarını gerçekleştirmelerine yardımcı oldu." dedi.
Cisse, Rus bayrağının açılmasına Afrikalılar tarafından farklı tepkiler verildiğini aktararak, şöyle devam etti:
“Bazı Afrikalılar bunu 'yeni bir ustanın gelip başka bir ustanın yerini alması için bir çağrı' olarak görebilir. Diğerleri ise bunu sadece tek başlarına kazanamayacaklarını düşündükleri bir savaşta 'yardım çağrısı' olarak görebilir. Bir noktaya kadar bu görüşler yanlış değil ancak Rusya, Afrika ile sömürgeci bir bağı olmasa da nüfuzunu genişletmek ve çıkarlarını korumak isteyen bir ülke.”
Afrika ile ilişkilerde Batı ülkelerinin tek taraflı kazanç elde etmesine rağmen Rusya'nın Afrika ülkelerindeki artan etkisine değinen Cisse, bu ilişkilerde Rusya'nın başarılı olduğunun altını çizdi.
Cisse, Afrikalıların, Rusya'nın yardımını ve nihai ortaklığını talep ettiğini ve bundan dolayı meydanlarda Rus bayraklarını kullandıklarını söyleyerek, "Afrikalıların Rus bayrakları taşıması Afrika için iyi bir imaj oluşturmuyor ve Rusya, 'kıtanın kurtarıcısı' olarak tasvir edilmemelidir. Gerçek bağımsızlık ancak biz topraklarımızı savunduğumuzda, halkımızı doyurduğumuzda, gençlerimizi eğittiğimizde ve onlara parlak bir gelecek sağladığımızda elde edilir." değerlendirmesini yaptı.
Batı Afrika'da güvenlik ve silahlı örgütler üzerine çalışmalarıyla bilinen Nijeryalı Ifeoluwa Siddiq Oyelami, gösterilerde, Rusya bayraklarının kullanılmasının anlaşılmasının güç olduğunu belirterek, bu durumun bağımsızlıktan bahsederken aynı zamanda başkalarına bağımlı olduğunun göstergesi olduğuna dikkat çekti.
Rusya'nın Afrika politikasını savunan ve Batı ülkelerine alternatif olarak sunan Afrikalıların genellikle "Rusya kimseyi köleleştirmediği" veya "Rusya, Afrika'da koloni kurmadığı" gibi argümanları kullandığını belirten Oyelami, "Sanırım Afrikalı halklarımız, uluslararası arenada egemen olmanın tam anlamını kavramakta zorlanıyor. Belki de dostluk ve hegemonya arasındaki farkı anlayamıyorlar." dedi.
Oyelami, Mali'deki gösterilerde de "Fransa gitsin, Rusya gelsin" sloganları atıldığını ve Rusya'ya karşı "kurtarıcı" bakışın sadece gençlerde değil Afrikalı liderlerde de görüldüğünü dile getirerek, şunları kaydetti:
“Bunları gözlemledikçe son yıllarda özellikle Fransız sömürgesi ülkelerde gerçekleşen ayaklanmaların aslında tam bağımsızlık talebinden ziyade sadece içlerinde biriktirdikleri kırgınlıkları dışarı atmaya yönelik çabalar olduğunu düşünüyorum. İster istemez Rusya sevdası da bir gün hayal kırıklığıyla sonuçlanabilir ve aynı protesto rüzgarları Rusya'ya karşı olabilir.”
Rus bayrakları, Fransa’ya mesaj için kullanılıyor
Gösterilerde, Rus bayraklarının kullanılmasının planlı bir şey olduğunu düşünmediğini belirten Afrika Düşünce Platformu Kurucusu ve Yönetim Kurulu Üyesi, Afrika Koordinasyon ve Eğitim Merkezinde (AKEM) araştırmacı olan Moussa Hissein Moussa da "Fransa'nın şu an en büyük düşmanı Rusya. Açılan Rus bayraklarının Fransa’yı kızdırmak ya da Fransa'ya ‘artık uluslararası sahnede sen yoksun, başka aktörler de var’ mesajını vermek için yapıldığını söylemek mümkün." dedi.
Moussa, Batı Afrika’daki gösterileri doğrudan Fransa'ya bir tepki olarak görmemek gerektiğinin altını çizerek, Afrikalıların, menfaatleri izin verdiği müddetçe başka bir ülkeyle dost olabileceğini, kardeş kalabileceğini ve işbirliği yapabileceğini bilmesi gerektiğini söyledi.
Frankofon dünyanın en önemli aktivistlerden Kemi Seba ve Nathalie Yamb başta olmak üzere birçok Afrikalının, Rus bayrağının meydanlarda dalgalanmasına karşı çıktığını belirten Moussa, sözlerini şöyle tamamladı:
"Gösterilerde, başka ülkenin bayrağını sallamak doğru değil ancak özellikle Batı medyası bunu çok gündeme getirmeye çalışıyor. Sanki 'Afrikalılar, Rusya'ya bağlanmak istiyor' mesajı vermeye çalışıyorlar. Afrikalılar, Fransa’nın oluşturduğu boşluğu doldurmak isteyen diğer güçlere de mesaj veriyor. Fransa’yı kovmak için Rusya’yı kullanmak çok kısa süreliğine bir çözüm olabilir. Fransa'yı kovmak için Rusya'yı kullanmanın yanlış bir şey olduğunu düşünüyorum."
(Kaynak: AA)