ODAK: Hürmüz Boğazı - Bölgesel Güvenlik ve Küresel Enerji Krizinden Uzlaşma Arayışlarına
ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları, Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı’nı kapatarak savaşın seyrinin değişmesine neden olan bir sürece dönüştü. Bölgesel güvenlik
ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları, Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı’nı kapatarak savaşın seyrinin değişmesine neden olan bir sürece dönüştü. Bölgesel güvenlik krizi, Körfez petrolünün küresel piyasalara çıkışının kesildiği bir krize dönüşerek, ABD açısından askeri yöntemlerle üstesinden gelemediği bir açmaza dönüştü. Sonuçları ise tüm dünyayı etkiledi.
Bu ODAK çalışması, saldırılar ve savaşın seyrini, diplomatik süreçleri, küresel ekonomideki dalgalanmaları ve birçok etkisini mercek altına alıyor.
-Hürmüz Boğazı, ocak ayından bu yana modern tarihin en ağır enerji tedarik krizlerinden birine sahne oldu. ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a başlattığı saldırılarla patlak veren ve 40 gün süren savaşta İran, yıllardır elinde tuttuğu "Hürmüz kozunu" devreye soktu. Boğazda gemi trafiği yüzde 90'ın üzerinde azaldı, çevrede yaklaşık 1.900 gemi mahsur kaldı, petrol 120 dolara fırladı, Avrupa'da gaz fiyatları yüzde 100'ü aştı, Körfez ülkelerinin petrol ihracatı yüzde 60'tan fazla geriledi.
Pakistan'ın arabuluculuğuyla 8 Nisan'da sağlanan geçici ateşkesin yalnızca 10 gün dayanması, ABD'nin 13 Nisan'da başlattığı deniz ablukası ve Mayıs ayında karşılıklı saldırılarla derinleşen ateşkes ihlalleri, krizi abluka ile kapatma arasında sıkışan kırılgan bir evreye taşıdı. 1 Haziran itibarıyla taraflar hâlâ savaşı sonlandıracak bir çerçeve anlaşması için dolaylı temas hâlinde olsa da İran'ın aynı gün diplomatik teması askıya aldığını açıklaması, sürecin ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi.
Savaşın 7 Haziran'da 100. gününe girmesiyle krizin bilançosu da netleşti: bu 100 günde Hürmüz'den yalnızca 988 ticari gemi geçebildi, günlük geçiş ortalaması 10'a indi ve trafik savaş öncesine göre yüzde 90'dan fazla geriledi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) yaşanan arz şokunu "tarihteki en büyük enerji krizi" olarak nitelendirirken, Körfez üreticilerinin günlük kaybı 14,4 milyon varile ulaştı; OECD verilerine göre küresel büyümede 700 milyar dolara varan bir kayıp öngörüldü, AB'nin enerji ithalat faturası ise 100 günde 47 milyar avronun üzerinde arttı.
Böylece dünyanın en dar ama en hayati su yollarından biri, açılma ile yeniden kapanma, müzakere ile çatışma arasında aylarca çözülemeyen bir düğüm olarak kalmaya devam ederken tablo Haziran ortasında neredeyse saatler içinde değişti, 9 Haziran'da Hürmüz yakınlarında düşürülen bir ABD helikopterinin ardından taraflar yeniden topyekûn çatışmanın eşiğine gelse de, kısa süre sonra ABD Başkanı Donald Trump "İran ile savaşı bitirdik" diyerek İran'ın nükleer silahtan vazgeçtiği bir mutabakatı duyurdu. Çatışmanın eşiğinden imza masasına savrulan bu hızlı seyir, krizin son ana kadar ne denli kırılgan ve öngörülemez kaldığını bir kez daha gösterdi.
Basra Körfezi'ni Umman Denizi'ne bağlayan Hürmüz Boğazı, en dar noktasında yalnızca 33 kilometre genişliğinde olmasına karşın küresel enerji tedarikinin en kırılgan düğüm noktalarından biri konumunda. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri, küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin ise yüzde 20'si bu dar geçitten akıyor. Hürmüz Boğazını vazgeçilmez kılan bir diğer sebep ise Körfez'in petrol ve doğal gaz üreticilerini açık denizlere bağlayan kayda değer bir başka deniz yolunun bulunmamasıdır; kara üzerindeki boru hatları bu devasa hacmin ancak küçük bir bölümünü taşıyabiliyor. Üreticiden alıcıya uzanan tedarik zincirinin tam ortasında duran bu geçitte yaşanacak en küçük bir aksaklık, fiziksel arzı kesintiye uğratmanın ötesinde, dünya genelinde fiyatları anında hareketlendiren bir "risk primi" fiyatlamasını da tetikleyebiliyor. Ocak 2026'dan itibaren İran ile ABD-İsrail arasında hızla tırmanan gerilim bu stratejik su yolunu küresel güç mücadelesinin tam merkezine yerleştirdi.
İran'ın boğazı kapatma tehdidi yeni değildi; Tahran yıllardır bu kozu bir caydırıcılık aracı olarak elinde tutuyordu. Ancak 2026'nın ilk aylarında bu tehdit, ilk kez bu denli somut, kesin ve sahada uygulanabilir biçimde gerçeğe dönüştü. Kriz, birbirini izleyen dönüm noktalarıyla aşama aşama derinleşti ve sonunda topyekûn bir savaşa evrildi.
Krizin ilk somut işareti, İran'ın ABD ve İsrail kaynaklı tehditler üzerine Hürmüz Boğazı hattındaki hava sahasında askeri atış faaliyeti gerçekleştireceğini duyurmasıyla geldi. İran bu kapsamda bir Havacılara Bildiri (NOTAM) yayımladı. Bildiriye göre askeri atış faaliyeti 27-29 Ocak tarihleri arasında, 5 deniz mili yarıçaplı dairesel bir alan içinde planlandı; tatbikat süresince söz konusu bölgede yer seviyesinden 25 bin fit irtifaya kadar olan hava sahası kısıtlı ve tehlikeli ilan edildi. Tek başına bir tatbikat duyurusu gibi görünen bu adım, küresel piyasalarda anında "risk primi" fiyatlamasını tetikledi ve enerji piyasalarının boğazdaki en küçük gelişmeye dahi ne kadar duyarlı olduğunu, daha krizin en başında gözler önüne serdi. İran'ı askeri saldırıyla tehdit eden ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ise, İran'ın "tansiyonu artıracak eylemlerden kaçınması gerektiği" uyarısını içeren bir güvenlik bildirisi yayımladı. Açıklamada, yürütülen tatbikatın güvenli, profesyonel ve uluslararası deniz trafiğinin seyrüsefer özgürlüğünü riske atmayacak şekilde gerçekleştirilmesi tavsiye edildi. Böylece Hürmüz Boğazı daha ilk haftalarda Washington ile Tahran arasındaki gerilimin merkezine oturmuş oldu.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik tehditlerine karşı Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda "Hürmüz Boğazı'nın Akıllı Kontrolü" adlı kapsamlı bir askeri tatbikat başlattı. Tatbikatın en dikkat çekici unsuru, 150 kilometre menzilli ve gemi konuşlu hava savunma füzesi Seyyad 3-G'nin "Şehid Seyyad Şirazi" gemisinden ateşlenerek ilk kez kamuoyu önünde test edilmesi oldu.
Devrim Muhafızları Ordusu Donanma Komutanı Tuğamiral Ali Rıza Tengsiri, tatbikat sırasında "Yönetim karar verirse Hürmüz'ü kapatmaya hazırız" açıklamasını yaptı ve tatbikat kapsamında boğazın bir kısmı birkaç saatliğine "güvenlik gerekçesiyle" kapatıldı. Bu adım, hem İran'ın teknik kapasitesini hem de siyasi iradesini dünyaya gösteren sembolik bir gövde gösterisine dönüştü; piyasalar, boğazın günlerce değil, saatler içinde fiilen kapatılabileceğini gördü.
Tahran ile Washington arasında müzakereler sürerken İsrail ve ABD, 28 Şubat'ta İran'a ortak askeri saldırılar başlattı. ABD harekata "Destansı Öfke Operasyonu" (Operation Epic Fury), İsrail ise "Kükreyen Aslan Operasyonu" (Roaring Lion) adını verdi. Bu tarih, aylardır biriken gerilimin bir savaşa dönüştüğü dönüm noktası olarak kayıtlara geçti.
Saldırıların ilk dakikaları ağır kayıplara sahne oldu. Tahran, İsfahan ve Kirmanşah başta olmak üzere pek çok eyalette patlamalar meydana geldi. İran lideri Ali Hamaney'in Tahran'daki konutu ilk dalgada hedef alındı; saldırıda Hamaney ile birlikte eşi, gelini ve 14 aylık torunu hayatını kaybetti. Aynı gün düzenlenen saldırılarda Savunma Bakanı Aziz Nasırzade ve Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Muhammed Pakpur da yaşamını yitirdi. İlerleyen günlerde, 17 Mart'ta İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani de hedef alındı. Üst düzey siyasi ve askeri kademede yaşanan bu kayıplar, savaşın tonunu daha ilk günden sertleştirdi.
Saldırıların sivil bilançosu da ağır oldu. Tahran'a yönelik saldırılarla eş zamanlı olarak İran'ın güneyindeki Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab kentinde bulunan "Şeceretü't-Tayyibe Kız İlkokulu" füzelerle hedef alındı; bu saldırıda en az 150 kız öğrenci hayatını kaybetti. ABD ve İsrail'in saldırıları, İran genelinde sivil yerleşim alanlarını, askeri ve sivil havalimanlarını, enerji altyapısını, hastaneleri, okulları ve tarihi alanları vurarak büyük yıkıma yol açtı.
İran, saldırıların ardından birkaç saat içinde geniş çaplı bir misilleme dalgası başlattı. İran'ın yarı resmi Tesnim Haber Ajansı, İsrail'e ve tüm ABD üslerine balistik füze saldırıları başlatıldığını bildirdi. Tel Aviv, Kudüs ve Hayfa çevresindeki hedeflerin yanı sıra Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Katar ve Ürdün'deki ABD üsleri eş zamanlı olarak vuruldu. İran ayrıca Suudi Arabistan ve Irak'ın kuzeyindeki ABD'ye ait askeri noktaları, hatta BAE ve kuzey Irak'ta Amerikan askerlerinin konakladığı otelleri silahlı insansız hava araçları (SİHA) ve füzelerle hedef aldı.
İran Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Ebulfazl Şikarçi, İran'a yönelik İsrail-ABD saldırılarına yardım eden herhangi bir üssün İran tarafından hedef alınacağı uyarısında bulundu. Amerikan basını, İran'ın bölgedeki ABD üslerine düzenlediği saldırılarda en az 12 erken uyarı radarının, askeri altyapının ve çok sayıda uçağın imha edildiğini veya hasar gördüğünü duyurdu. The New York Times ise ilerleyen günlerde hasar gören üslerdeki Amerikan askerlerinin otellere ve çeşitli ofislere taşındığını yazdı. Bölgesel cephe genişlerken Lübnan'daki Hizbullah da savaşa dahil olarak İsrail'e füze saldırıları başlattı; bu saldırılar İsrail'in kuzey sınırında yoğun tahliyelere yol açtı.
İran, misillemeyi enerji cephesine de taşıdı; İsrail'in Hayfa'daki rafineri ve enerji tesislerini, ayrıca Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan, Bahreyn ve BAE'deki enerji tesislerini vurdu. Karşılıklı enerji saldırıları doğrudan küresel piyasalara yansıdı: Savaş öncesinde yaklaşık 70 dolar olan Brent petrolün varili kısa sürede yüzde 60'tan fazla artışla 112 dolara, sonraki günlerde ise 120 dolar seviyesine kadar tırmandı. Ayrıca 1 Mart'ta Kuveyt'te ABD Hava Kuvvetleri'ne ait üç F-15 savaş uçağı "yanlışlıkla" vurularak düşürüldü.
İran Silahlı Kuvvetleri'nin savaşı yürüten birimi Hatemül Enbiya Merkez Karargahı, ilk saldırıların hemen ardından Hürmüz Boğazı'nı tüm gemilerin geçişine kapattığını duyurdu. İran donanması, boğazdan geçmeye çalışan petrol tankerlerini füze ve insansız hava araçlarıyla vurmaya başladı. Bunun üzerine Türkiye Denizcilik Genel Müdürlüğü, Türk bayraklı gemiler için en yüksek tehdit kademesi olan ISPS Kod Güvenlik Seviyesi 3'ü ilan etti. İngiltere Deniz Ticaret Örgütü ise bölgedeki güvenlik riskini "en üst seviye" olarak sınıflandırdı. Böylece boğaz, savaşın daha ilk gününde fiilen kapanmış oldu.
İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kullanan gemilere saldırabileceğine yönelik endişelerin artmasıyla Boğaz'a doğru ilerleyen birçok gemi U dönüşüne geçti.
İran, 2 Mart'ta ilk kez bu denli kesin ve kamuoyu önünde bir kapatma ilanı yaptı. Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Danışmanı Tuğgeneral İbrahim Cebbari, boğazın resmen kapatıldığını sert bir dille açıkladı.
“Hürmüz Boğazı kapatıldı. Geçmeye çalışan her gemiye saldıracağız ve ateşe vereceğiz. Bu bölgeye gelmeyin. Petrol boru hatlarına da saldıracağız ve bölgeden tek bir damla petrolün çıkmasına izin vermeyeceğiz.”
Açıklamanın piyasalardaki yansıması da gecikmedi. Avrupa gaz fiyatları haftaya yüzde 20'nin üzerinde artışla başladı, 700'ün üzerinde tanker boğazın iki yakasında birikti. Devrim Muhafızları Ordusu, "Sadık Vaat 4 Operasyonu" kapsamında Körfez'deki ABD üslerine yeni saldırılar düzenledi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, "Bölgedeki Amerikan üsleri ve askerleri meşru hedeflerimizdir" ifadelerini kullanarak Tahran'ın geri adım atmaya niyetli olmadığını ortaya koydu.
Mart ayının ilk yarısı, krizin küresel enerji piyasalarına tam anlamıyla yansıdığı dönem oldu. Katar'daki Ras Laffan LNG tesisinde üretimin durdurulduğuna ilişkin duyuru, piyasadaki yukarı yönlü baskıyı daha da güçlendirdi ve Avrupa gaz fiyatlarındaki artış yüzde 100'ü aştı. Irak, Basra'daki Rumeyle sahasında petrol üretimini durdurma kararı aldı; Körfez'e ve Körfez'den deniz trafiği fiilen durdu.
ABD Başkanı Donald Trump, "Gerekirse ABD donanması en kısa sürede Hürmüz'den geçen tankerlere refakat etmeye başlayacak" açıklamasını yaptı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, "Bölgede Türk bayraklı gemimiz olmamakla birlikte sahibi Türk olan 16 gemiyi yakından izliyoruz" dedi. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch ise boğazdaki kapanmanın geçici olduğunu ve petrol fiyatlarını sınırlı etkileyebileceğini öngördüğünü açıkladı.
Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin durma noktasına gelmesi sonrası sahadaki tablo giderek ağırlaştı. Hürmüz'den gemi geçişi yüzde 90 azalırken, gemiler Afrika'nın güneyindeki Ümit Burnu rotasına yönelmeye başladı ve buradaki ticari gemi trafiği hızla arttı.
ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ardından yaşanan Hürmüz Boğazı krizi petrol piyasalarında görülen en büyük arz şoklarından birini tetikledi: tarihsel ortalamaya göre günlük 138 geminin geçtiği boğazda sayı dramatik biçimde düştü. İran basınının 28 Şubat 2026'da boğazın "fiilen" kapatıldığını duyurmasıyla başlayan süreç, küresel piyasalarda 1973 petrol krizinden bile daha derin bir sarsıntı yarattı.
Küresel petrol ticaretinin en kritik geçiş noktalarından Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiği, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı ortak saldırıların ve Tahran'ın misillemelerinin ardından durma noktasına geldi. Sigorta şirketleri bölgedeki gemiler için savaş poliçelerini iptal ederken, önde gelen konteyner ve tanker şirketleri Boğaz'dan geçişleri askıya aldı.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, mevcut krizi Ajans’ın kurulmasına neden olan “1970’lerdeki petrol krizlerinin toplamından bile daha şiddetli” olarak tanımladı. Orta Doğu'daki savaşın dünya petrol piyasası tarihindeki en büyük tedarik kesintisini yarattığını belirten Birol, Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapalı olması nedeniyle piyasada devre dışı kalan petrol miktarının 1973'teki petrol krizi ve sonrasında görülen tüm kesintilerden daha yüksek olduğunu açıkladı.
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, iş dünyasının temel beklentisinin boğazdaki geçişlerin bir an önce başlaması olduğunu vurguladı. ABD ve İsrail'in saldırılarının ardından dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından birinde yaşanan bu kesinti, küresel enerji piyasalarında sert fiyat hareketlerini beraberinde getirdi.
Savaşın ilk üç haftası geride kalırken, krizin körfez ülke ekonomilerinde yarattığı tahribat net biçimde ortaya çıktı. Anadolu Ajansı'nın derlediği verilere göre, tırmanan gerilim ve Hürmüz Boğazı'nın kapanması nedeniyle Körfez ülkelerinden yapılan petrol ihracatı savaşın başlamasından bu yana yüzde 60'tan fazla azaldı. Yaklaşık 15 milyon varillik bu kesinti, modern tarihteki en büyük petrol arz kesintilerinden biri olarak değerlendirildi. LNG ve petrokimya gelirleri hariç tutulduğunda dahi Körfez ülkelerinin yalnızca iki haftalık petrol geliri kaybı 25 milyar dolar olarak hesaplandı. Enerji krizinin Körfez ülkelerine günlük maliyeti ise 2 milyar doları aştı.
Tahribat finans piyasalarına da yansıdı. Krizin etkisiyle bölge borsaları karışık bir seyir izledi; en sert düşüş yüzde 14,7 ile BAE borsasında görüldü. Aynı dönemde Bahreyn borsası yüzde 7,5, Katar borsası yüzde 6,9 ve Kuveyt borsası yüzde 1,2 değer kaybetti. Buna karşılık Umman borsası yüzde 5, Irak borsası yüzde 2,7 ve Suudi Arabistan borsası yüzde 2,2 yükseldi. Bölgenin yatırım ve gayrimenkul üssü Dubai'de ise emlak piyasası savaştan en çok etkilenen alanlardan biri oldu; Dubai gayrimenkul endeksi kısa sürede yüzde 28,7 değer kaybetti.
Kriz havacılık sektörünü de vurdu. Çatışmaların başlamasıyla birlikte hava sahalarının kapanması ve güvenlik risklerinin artması, küresel havacılıkta 2020'deki pandemi sonrası en büyük aksamalardan birine yol açtı. Savaşın ilk 24 saatinde bölge genelinde 3 bin 400'den fazla uçuş iptal edildi; ilerleyen günlerde iptal ve ertelemeler sürdü. Avrupa merkezli birçok hava yolu şirketi Orta Doğu seferlerini azaltırken, bazıları uçuşlarını tamamen askıya aldı.
"Hürmüz Boğazı'ndaki kriz dünya ekonomisini nasıl etkiliyor?" başlıklı AA podcast'i yayımlandı.
Mart ortasında karşılıklı tehditler tırmandı. ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın Hürmüz'den petrol akışını engellemesi halinde ABD'nin "20 kat daha sert" karşılık vereceğini öne sürdü. İran Devrim Muhafızları Ordusu ise topraklarından İsrail ve ABD büyükelçilerini sınır dışı eden Arap ya da Avrupa ülkelerinin Hürmüz'den geçebileceğini duyurdu; İran medyası geçiş için bekleyen gemilerin görüntülerini paylaştı. Bu süreçte boğazda bir konteyner gemisinin "bilinmeyen bir cisimden" hasar gördüğü bildirildi.
Tüm bu baskıya rağmen İran, Çin'e petrol ihracatını sürdürdü. İran petrolünün yüzde 80'inden fazlasını alan Çin, ülkenin en büyük alıcısı olmayı sürdürdü ve Tahran için kriz boyunca kritik bir gelir hattı olmaya devam etti.
Mart ayının ikinci yarısında diplomatik trafik yoğunlaştı. Trump, Hürmüz'ün güvenliği için 7 ülkeyle görüşme yürüttüğünü açıkladı. Avrupa Birliği, boğazı açık tutmak için Karadeniz Tahıl Girişimi benzeri bir çözüm arayışına girdi; Çin ise Trump'ın kurmayı planladığı koalisyona katılma konusunda çekimser olduğunun işaretini verdi. Bu süreçte İran'a ait olmayan ilk ham petrol tankeri boğazdan geçti; Anadolu Ajansı bu tarihi geçişi anlık verilerle takip ederek paylaştı.
Krizin ekonomik faturası ağırlaştıkça çıkış arayışları çeşitlendi. Petrol piyasasındaki toplam kaybın 500 milyon varil olduğu hesaplandı; 1-23 Mart arasında boğazdan yalnızca 144 gemi geçti ki bu sayı, savaş öncesinde tek bir günde geçen gemi sayısına denk geliyordu. İranlı bir milletvekili, Hürmüz'den geçen bazı gemilerden 2 milyon dolar ücret alındığını öne sürdü. Suudi Arabistan'ın devlet petrol şirketi Saudi Aramco, Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu Limanı üzerinden alternatif bir rotayı devreye aldığını bildirdi. Kuveyt ise petrol üretiminde yeni bir kısıtlamaya giderek tam kapasiteye dönüşün savaş sonrasında 4 ay süreceğini açıkladı.
Tehditler bu dönemde yeniden doruğa çıktı. Trump, İran'ın "48 saat içinde Hürmüz'ü açmaması halinde ülkenin elektrik santrallerini vuracaklarını" söyledi; İran ise "Santrallerimize saldırı olursa bölgedeki tüm enerji santrallerini hedef alırız" karşılığını verdi. Karşılıklı tehditler devam ederken Japonya'da, ateşkes halinde Hürmüz'de mayın temizleme operasyonlarına asker gönderebileceğini açıkladı. Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Trump ile görüşmesinde boğazın açık, güvenli ve erişilebilir kalmasının tüm dünya için önem taşıdığını vurguladı. Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, binlerce ABD deniz piyadesinin 27 Mart'ta Orta Doğu'ya varacağını bildirdi; bu tarih, Trump'ın İran'a tanıdığı sürenin son gününe denk geliyordu.
İran ise tutumunu sertleştirerek Hürmüz Boğazı'nın durumunun eskisine dönmeyeceğini ve boğazlardan geçiş kurallarını yeniden belirlediğini açıkladı. Mart sonunda İran Meclisi'nde, boğazdan geçen gemilerden geçiş ücreti alınmasına ilişkin yasa tasarısı Ulusal Güvenlik Komisyonu'ndan geçti. Bu arada Yemen'deki Husiler'in savaşa dahil olma ihtimaliyle Kızıldeniz'in güneyindeki Babül Mendeb Boğazı da yeniden gündeme geldi.
Mart sonuna gelindiğinde rakamlar krizin boyutunu net biçimde ortaya koyuyordu. Hürmüz Boğazı'ndan geçmek üzere bölgede bulunan ancak söz konusu ülkeler arasındaki gerilim nedeniyle geçiş yapamayan gemilerin çoğu açıkta demirledi ve boğaz çevresinde yaklaşık 1.900 ticari gemi mahsur kalmıştı.
İran'ın yarı resmi Fars Haber Ajansı, 350'den fazla tankerin boğazdan geçiş için İran'dan izin beklediğini yazdı. Denizcilik sektörüde, Hürmüz çevresinde mahsur kalan 20 bini aşkın denizci için kaygılarını dile getirdi. Denizcilerin çoğunun Hindistan ve Filipinler'den olduğu ve bazı gemilerin açık denizde, bazılarınsa demirleme sahalarında olduğu belirtildi. Gemilerin limanlara ulaşmakta zorluk çektiği aktarılırken, denizcilerin ciddi bir zihinsel baskı, yorgunluk ve azalan erzakla karşı karşıya olması nedeniyle endişelerinin arttığı ifade edildi. Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonuna (ITF) savaşın başlamasından bu yana ulaşan yardım taleplerinin yaklaşık yüzde 13'ünün gıda, su veya yakıt eksikliğiyle ilgili olduğu tahmin ediliyor. G7 dışişleri bakanları, boğazda seyrüsefer özgürlüğünün kalıcı olarak sağlanması çağrısı yaptı; Pakistan ise İran'ın 20 Pakistan gemisinin geçişine izin verdiğini duyurdu.
Nisan ayının ilk haftası, ateşkes öncesinde diplomasi ile tehdidin iç içe geçtiği gergin bir döneme sahne oldu. Hürmüz'den geçişler İran'ın izniyle sınırlı şekilde sürdü; boğazı geçen gemilerin çoğu boştu ve büyük kısmı ham petrol tankeriydi. Trump, "İran'ın yeni rejim liderinin ABD'den ateşkes istediğini, bunu Hürmüz açıldıktan sonra değerlendireceklerini" öne sürdü. ABD ile İran'ın, boğazın açılması karşılığında ateşkes görüşmeleri yürüttüğü iddia edildi. Hollandalı Bakan Van Weel, Türkiye'nin bu süreçte arabulucu olarak hayati bir rol üstlenebileceğini umduğunu söyledi.
Diplomatik cephede tıkanmalar da yaşandı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) Hürmüz'e ilişkin bir karar tasarısı, Rusya, Çin ve Fransa'nın karşı çıkmasıyla reddedildi. Aynı dönemde boğazdan, savaşın başlamasından bu yana ilk kez bir Japon tankeri geçti. İran ordusu, ABD'ye ait bir A-10 uçağının Hürmüz çevresinde vurulduğunu ve uçağın Basra Körfezi'ne düştüğünü duyurdu.
ABD Başkanı Trump, tehditlerini doruğa taşıyarak, “Üzerlerine kıyametin kopmasına 48 saat kaldı” açıklamasını yaparak, İran'a tanıdığı süreyi 8 Nisan'a uzattı. Trump ayrıca, İran'ın pek çok askeri liderinin gece yarısı düzenlenen bir saldırıyla öldürüldüğünü duyurdu ve bir açıklamasında "Bu gece bütün bir medeniyet yok olacak ve bir daha asla geri gelmeyecek" ifadelerini kullandı. İran ise Trump'ın tehditlerini sürdürmesi halinde Babül Mendeb'in de Hürmüz gibi kapatılabileceği uyarısını yineledi. BMGK'de Hürmüz'de seyrüsefer özgürlüğü için sunulan karar tasarısı, Rusya ve Çin'in oylarıyla veto edildi.
Savaşın maliyeti farklı alanlarda da görünür hale geldi. Alüminyumun ton başına fiyatı Londra Metal Borsası'nda yüzde 10,4 artarak yaklaşık iki yılın en hızlı aylık yükselişini kaydetti. İran'da düşürülen bir F-15E pilotunu kurtarma operasyonunda imha edilen iki MC-130J uçağının her birinin değerinin 100 milyon dolardan fazla olduğu bildirildi. Wall Street Journal, Türkiye, Mısır ve Pakistan'ın İran'ı ABD ile müzakere masasına oturtmak için çaba gösterdiğini yazdı. Fransa'da ise akaryakıt sıkıntısı bildiren istasyon sayısı 646'ya ulaşarak krizin Avrupa sokaklarına yansıdığını gösterdi.
"Hürmüz Boğazı'ndan hangi gemiler, nasıl geçiyor?" başlıklı AA podcast'i yayımlandı.
ABD-İsrail saldırılarının 40. gününde, İran'a tanınan sürenin dolmasına saatler kala önemli bir kırılma yaşandı. ABD Başkanı Donald Trump, 8 Nisan gece 01.30'da Truth Social hesabından geçici ateşkesi duyurdu. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in öncülüğünde yürütülen müzakerelerin olumlu sonuçlandığını belirten Trump, Hürmüz Boğazı'nın "tam, derhal ve güvenli" şekilde açılması şartıyla İran'la 2 haftalık karşılıklı ateşkesi kabul ettiğini açıkladı.
Trump, "İran'a yönelik bombardıman ve saldırıları iki haftalık süre için askıya almayı kabul ediyorum. Bu, iki taraflı bir ateşkes olacaktır" ifadelerini kullandı. İran'dan 10 maddelik bir teklif alındığını ve bunun müzakere için uygulanabilir bir temel oluşturduğunu söyleyen Trump, günü "dünya barışı için büyük bir gün" olarak nitelendirdi; iki haftalık sürenin anlaşmanın son halini almasına imkân tanıyacağını savundu. Trump, ilerleyen saatlerde İran ile gümrük vergileri ve yaptırımların hafifletilmesi konusunda görüşüldüğünü, üzerinde durulan 15 maddenin çoğunda zaten anlaşmaya varıldığını açıkladı.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, ateşkes süresince Hürmüz'den geçişlerin İran ordusuyla koordineli şekilde mümkün olacağını ifade etti. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, "İran'ın görüşlerinin temel ilkeler olarak kabul edildiği ateşkes, büyük şehit liderimiz Hamaney'in kanının meyvesidir" dedi. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise ateşkes gereği nükleer materyallerin vakit kaybetmeden İran'dan çıkarılacağını söyledi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2 haftalık ateşkesi desteklediklerini ancak bunun Lübnan'ı kapsamadığını savundu.
Ateşkese uluslararası destek geniş oldu. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, "Bölgedeki savaşta ilan edilen geçici ateşkes kararını memnuniyetle karşılıyoruz" açıklamasını yaptı. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve çok sayıda ülke memnuniyetini bildirirken, AB ile 8 ülkenin liderleri ateşkesin savaşa kalıcı son vermek için müzakerelerin önünü açması gerektiğini vurguladı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer'in ateşkesin ardından Orta Doğu'yu ziyaret edeceği açıklandı.
Ateşkesle birlikte boğazda hareket anında başladı. Anlık gemi takip verilerine göre Liberya bayraklı Daytona Beach yük gemisi, İran'ın Bender Abbas Limanı'ndan ayrıldıktan sonra Türkiye saatiyle 09.59'da boğazı geçen ilk ticari gemi oldu; geminin varış noktası BAE'nin Füceyre Limanı olarak görüldü. Yunan sahipli NJ Earth gemisi ise saat 11.44'te ikinci geçişi gerçekleştirdi.
Piyasalarda etki anında hissedildi. Brent petrolün varili 100 doların altına geriledi, Avrupa gaz fiyatları yüzde 17,5 düşerek 43,9 avro seviyesine indi ve küresel piyasalarda "ateşkes rallisi" yaşandı. Ancak bu iyimser hava uzun sürmeyecekti.
ABD ve İran heyetleri, 8 Nisan'daki ateşkesin ardından 11 Nisan'da Pakistan'ın başkenti İslamabad'da doğrudan görüştü ancak Hürmüz Boğazı konusunda anlaşamadı. Bunun üzerine CENTCOM, 13 Nisan'da Trump'ın talimatıyla İran limanlarına giren veya çıkan tüm gemilere yönelik bir abluka başlattı; boğazdan İran dışındaki limanlara giden gemilerin engellenmeyeceği belirtildi. Trump, 16 Nisan'da İran'ın nükleer silaha sahip olmamayı kabul ettiğini söyleyerek "Anlaşma yapmaya çok yakınız" dedi; aynı gün İsrail ile Lübnan'ın 10 günlük ateşkeste anlaştığını açıkladı.
17 Nisan'da İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Hürmüz Boğazı'nın ateşkes süresince tüm ticari gemilere tamamen açık olacağını, kararın Lübnan'daki ateşkese paralel alındığını duyurdu. Trump, boğazı açtığı için İran'a teşekkür etmekle birlikte deniz ablukasının "yüzde 100 anlaşma sağlanıncaya dek" süreceğini kaydetti. Tarafların, boğazın açılması ile ablukanın sürdürülmesi konusundaki bu uzlaşmazlığı, kısa ömürlü ateşkesin sonunu getirdi.
Ateşkes yalnızca 10 gün dayanabildi. İran Silahlı Kuvvetleri'nin savaşı yürüten birimi Hatemül Enbiya Merkez Karargahı, 18 Nisan'da İran'ın müzakerelerde varılan uzlaşma doğrultusunda iyi niyet göstererek sınırlı sayıda sivil geminin kontrollü geçişine onay verdiğini, ancak ABD'nin "geçmiş dönemlerde olduğu gibi" taahhütlerine bağlı kalmayarak deniz ablukasını sürdürdüğünü belirtti. Açıklamada, Washington yönetiminin "sözde abluka bahanesiyle korsanlık ve hırsızlığa devam ettiği" öne sürülerek Hürmüz Boğazı'nın yeniden kapatıldığı ve boğazın İran Silahlı Kuvvetleri tarafından sıkı şekilde kontrol edileceği kaydedildi.
İran Devrim Muhafızları Ordusu: "Hiçbir geminin Basra Körfezi ve Umman Denizi'nde demirlediği yerinden hareket etmemesi gerektiği, Hürmüz Boğazı'na yaklaşmasının düşmanla işbirliği olarak kabul edileceği ve ihlal eden geminin hedef alınacağı konusunda uyarıyoruz."
Tepkiler peş peşe geldi. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, "Hürmüz'den biz geçemiyorsak başkası da geçemez" açıklamasını yaptı ve İslamabad'daki görüşmelerde ABD heyetine, mayın gemilerinin bulundukları yerden biraz daha ilerlemesi halinde kesinlikle ateş açacaklarını söylediğini, ABD tarafının 15 dakika içinde geri çekilme emri verdiğini aktardı.
Anlık gemi takip uygulamalarında Hürmüz yönünde ilerleyen gemilerin U dönüşü yaptığı gözlemlendi; Katar'dan kalkan LNG tankerleri dahil pek çok gemi geri döndü. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade ise "Hürmüz, bin yıldır açıktı ama bu saldırganlık savaşı nedeniyle kapandı. ABD, boğazın yeniden açıldığını görmek istiyorsa bu saldırganlığı bırakmalı" dedi.
Yeniden kapanmanın ardından süreç, abluka ile kapatma arasında sıkışan bir kısır döngüye dönüştü. Trump, ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının ardından Hürmüz'e giren veya boğazdan çıkmaya çalışan tüm gemileri ablukaya alma sürecini başlattığını duyurdu. İran ile ABD, ateşkesi kalıcı hale getirmek için Pakistan aracılığıyla İslamabad'da yeniden görüşmeler yürüttü. CENTCOM, Hürmüz'de mayın temizleme görevine başladığını iddia etti; İranlı yetkililer bu iddiayı yalanladı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ise, Pakistan görüşmelerinin başarısızlığını ABD'nin "aşırı talepleri"ne bağladı.
Sahadaki seyir, ablukanın etkisini açıkça gösterdi. Hürmüz'den 8-12 Nisan arasında toplam 55 ticari gemi geçti; bunların 29'u yüklüydü. Ablukaya rağmen Çin menşeli "Rich Starry" gemisi boğazdan geçmeyi başardı.
ABD-İsrail-İran savaşının etkisiyle OPEC'in günlük ham petrol üretimi martta 7,9 milyon varil azaldı. Ablukanın ilk 24 saatinde Hürmüz'den yalnızca 4 gemi geçebildi; CENTCOM daha sonra, ablukanın başlamasından bu yana 27 gemiyi geri döndürdüğünü açıkladı. ABD donanması, ablukayı aşmaya çalışan İran'a ait bir kargo gemisine ateş açtı; İran, ABD'nin Umman Denizi'nde gemisine müdahalede bulunmasını BM'ye şikayet etti.
Savaşın başından beri ilk yolcu gemisi de bu dönemde boğazı aşabildi: Malta bayraklı Celestyal Discovery, 47 gün Dubai'de bekledikten sonra Hürmüz'den geçti. Trump, boğazın "tamamen açıldığını" ancak İran'la anlaşılana kadar ablukanın süreceğini belirtti ve "İran'daki karmaşanın çözülebilmesi için ateşkesi uzattığını" savundu; "İran bir anlaşma yapmak istiyor ama ülkenin başında kimin olduğunu bile bilmiyorlar" dedi. Diğer yandan da Paris'te boğazda seyrüsefer özgürlüğünün tesisine ilişkin uluslararası bir konferans düzenlendi ve Avrupa'da gaz fiyatları, boğazın açılacağı yönündeki açıklamalarla 38 avroya geriledi. Rusya Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, durumu "son derece kırılgan ve tahmin edilemez" olarak nitelendirirken CNN'de ABD'nin, ateşkes sağlanamaması halinde Hürmüz'deki İran savunma sistemlerini hedef almayı planladığını bildirdi.
Ateşkesin çökmesi ve ablukanın yerleşmesinin ardından taraflar, Pakistan'ın arabuluculuğunda dolaylı temaslarını sürdürdü; ancak İslamabad görüşmelerinden somut bir sonuç çıkmadı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Pakistan'daki görüşmelerin başarısızlığını ABD'nin "aşırı talepleri"ne bağladı. ABD tarafı baskıyı artırdı: ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran petrolü satın alan ülkelere "ikincil yaptırımlar" uygulanabileceği uyarısında bulundu.
Krizin ekonomik faturası bu dönemde uluslararası kuruluşların raporlarına yansıdı. Dünya Bankası, Orta Doğu'daki savaşın enerji fiyatlarında son 4 yılın en büyük artışını tetikleyeceğini, yaklaşık yüzde 24'lük bir yükseliş beklendiğini açıkladı. Avrupa Birliği'nin 60 günde fosil yakıt ithalatına 27 milyar avrodan fazla ek harcama yaptığı kaydedildi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Boğaz'ın açılarak küresel ekonominin nefes almasına izin verilmesi çağrısında bulunarak; “Boğaz'ı açın, geçiş ücreti ve ayrımcılık olmadan gemilerin geçmesine izin verin, ticaretin yeniden başlamasına, küresel ekonominin nefes almasına izin verin.” dedi. İran lideri Hamaney ise sürece meydan okur bir tonla yaklaşarak "Hürmüz Boğazı'nda yeni bir sayfa açılıyor" değerlendirmesini yaptı.
Hürmüz krizi Mayıs ayında hem askeri hem de diplomatik cephede eş zamanlı tırmandı. Ay başında Pakistan arabuluculuğundaki müzakere kanalı açık görünse de ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın sunduğu tekliften "memnun olmadığını" ve teklifi "kabul edilemez" bulduğunu açıkladı. İran ise 3 Mayıs'ta Pakistan aracılığıyla ABD'ye 14 maddelik bir karşı öneri sundu. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi'nin aktardığına göre teklif; askeri saldırıların durdurulmasını, ABD güçlerinin İran çevresinden çekilmesini, deniz ablukasının kaldırılmasını, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını, yaptırımların kaldırılmasını, savaşın yol açtığı yıkım için tazminat ödenmesini, Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesini ve Hürmüz Boğazı'nın yönetimine ilişkin yeni mekanizmaları içeriyordu. Garibabadi, savaş sürecinde müzakere isteyen tarafın ABD olduğunu ileri sürerek Tahran'ın kendisini "40 günlük savaşın galibi" olarak gördüğünü vurguladı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, sürecin önceliğini "tüm cephelerde, özellikle Lübnan'da savaşın sona ermesi" olarak tanımladı; nükleer başlıklar ve diğer konuların ise üzerinde uzlaşılacak 30 ila 60 günlük bir süreçte ayrı ayrı ele alınabileceğini söyledi. Bekayi, ABD'nin geçmiş siciline yönelik "güçlü ve makul şüpheleri" bulunduğunu, buna rağmen müzakereleri iyi niyetle sürdürdüklerini belirtti ve Batı'dan gelen "son süre" veya "ültimatom" dilinin İran üzerinde baskı oluşturmayacağını ifade etti. Tahran, durumu "anlaşmaya hem çok uzak hem de çok yakınız" sözleriyle özetledi. Erakçi de Pakistan'daki görüşmelerin ilerlediğine dikkati çekerek ABD'yi "kötü niyetliler tarafından bir kargaşaya çekilme" konusunda uyardı.
Trump, 4 Mayıs'ta Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan ve Orta Doğu'daki krizle ilgisi olmayan "tarafsız" ülkelere ait gemilerin geçişine yardım etmeye başlayacaklarını açıklayarak bu operasyona "Özgürlük Projesi" adını verdi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), operasyon kapsamında 15 bin askeri personel, 100'den fazla kara ve deniz aracı ile güdümlü füze destroyerlerinin devreye sokulacağını duyurdu ve görevin, bu hayati ticaret koridorundan serbestçe geçmek isteyen ticari gemilere destek sağlayacağını belirtti. CENTCOM, İran'ın boğazdan geçen ticari gemilere ve ABD savaş gemilerine saldırdığını, buna karşılık İran'a ait 6 botun batırıldığını açıkladı. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise Özgürlük Projesi'ne rağmen İran'la ateşkesin hâlâ devam ettiğini bildirdi.
Operasyon beklenmedik bir engele takıldı. Suudi Arabistan, ABD ordusunun Prens Sultan Hava Üssü'nden uçuş gerçekleştirmesine ve ülkenin hava sahasını kullanmasına izin vermeyeceğini Washington'a bildirdi. Trump ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman arasındaki görüşmeden sonuç çıkmaması üzerine Trump'ın operasyonu geçici olarak askıya aldığı öne sürüldü. Ancak Wall Street Journal'ın haberine göre kısa süre sonra Suudi Arabistan ve Kuveyt, ABD ordusunun üs ve hava sahalarına erişimine yönelik kısıtlamaları kaldırdı.
Mayıs ayında da krizin ekonomik faturası ağırlaşmaya devam etti. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) bir yetkilisi, İran'a iki haftadan fazla süredir uygulanan deniz ablukasının Tahran'a yaklaşık 4,8 milyar dolara mal olduğunun değerlendirildiğini söyledi. Kuveyt, 1991'de Körfez Savaşı'nın sona ermesinden bu yana ilk kez, Hürmüz'ün kapalı olması nedeniyle geçen ay hiç ham petrol ihraç etmedi. Avro Grubu Başkanı ve Yunanistan Maliye Bakanı Kiryakos Pierrakakis, krizin etkisinin Avrupa'daki her hanede ve işletmede hissedildiğini söyledi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, boğazın İran ile ABD arasında koordinasyon sağlanarak yeniden açılması çağrısında bulundu. Avrupa Birliği Komisyonu'nun enerjiden sorumlu üyesi Dan Jorgensen ise, jet yakıtında arz güvenliği sorunlarının ortaya çıkabileceği senaryolara hazırlandıklarını belirterek dünyanın "şimdiye kadarki en ciddi enerji krizlerinden biriyle" karşı karşıya olduğunu vurguladı; Belçika'nın bayrak taşıyıcısı Brüksel Havayolları'nın yalnızca 4-6 haftalık jet yakıtı kaldığı bildirildi.
Diplomaside en somut işaret 6 Mayıs'ta geldi. Axios'a dayandırılan habere göre ABD, savaşı sona erdirmek ve daha ayrıntılı nükleer müzakereler için İran'la "tek sayfalık mutabakat zaptı" imzalamaya yaklaştı. Haberin ardından Brent petrolün varili yüzde 9,3 azalışla 99,62 dolara geriledi, Avrupa gaz fiyatları yaklaşık yüzde 12,5 düştü. Trump, İran'ın askeri ve siyasi kapasitesini büyük oranda "yok ettiklerini" savunarak Tahran'a "teslimiyetin simgesi olan beyaz bayrağı sallamaları" çağrısı yaptı ve anlaşma konusunda iyimser olduğunu, sürecin bir haftada sonuca ulaşmasını beklediğini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise İran'ın Hürmüz'ü kapatmasını "uluslararası hukuka aykırı" bularak "tam olarak korsanlık" diye nitelendirdi.
Sahadaki gerilim ise sürdü. Fransız nakliye şirketi CMA CGM'ye ait bir konteyner gemisine Hürmüz'de düzenlenen saldırıda mürettebattan yaralananlar olduğu bildirildi. Gıda ve gübre güvenliği endişeleri büyürken İtalya ve Hırvatistan, Birleşmiş Milletler kuruluşları ve 40 ülkeyle birlikte Hürmüz'den gübre erişimi ve gıda güvenliğinin sağlanmasına yönelik, "Roma Koalisyonu" olarak anılan ortak bir girişim başlattı. Ayın sonuna doğru ise taraflar, Hürmüz ve nükleer başlıkları kapsayan daha geniş bir çerçeve için temaslarını yoğunlaştırdı.
İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kurumsallaştırmak için 20 Mayıs'ta "Fars Körfezi Su Yolu İdaresi" (PGSA) adıyla yeni bir yapı kurduğunu duyurdu ve boğazda denetim ile sınır alanlarını gösteren bir harita yayımladı. Buna göre denetim sahası, boğazın doğusunda İran'daki Mübarek Dağı bölgesi ile BAE'deki Güney Füceyre hattı arasında, batıda ise İran'daki Keşm Adası ile BAE'deki Ummu'l-Kayveyn arasında kalan alan olarak belirlendi. İran ayrıca boğazdan geçecek tüm gemilerin yalnızca belirlenmiş güzergahları kullanmasını ve Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri'nden izin almasını zorunlu kıldı.
Bu tek taraflı düzenleme Körfez ülkelerinin sert tepkisini çekti. Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistan, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Deniz Güvenliği Komitesi toplantısında ortak bir bildiri yayımlayarak İran'ın önerdiği alternatif güzergahı kabul etmediklerini açıkladı. BAE Dışişleri Bakanlığı'nca duyurulan bildiride, atılan adımın uluslararası hukukun ve seyrüsefer özgürlüğünün ihlali olduğu, IMO'nun boğazda güvenli seyrüseferi düzenleme rolünü hiçe saydığı belirtildi. Beş ülke, İran'ın boğaz ve çevresinde insansız hava araçları, füzeler ve deniz mayınları kullanmasının denizcilik güvenliği açısından ciddi tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu.
Geçiş ücreti tartışması da bu dönemde alevlendi. İran'ın Umman ile görüşerek Hürmüz'den ticari geçişlerde ücret almaya yönelik bir girişimde bulunduğu yönündeki haberleri değerlendiren Trump, boğazın uluslararası bir su yolu olduğunu ve ücretli geçiş istemediklerini vurguladı; ablukanın "tam olarak" sürdüğünü ve ABD'nin onayı olmadan hiçbir geminin İran'a girip çıkamadığını savundu. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise daha sert bir dil kullanarak, Hürmüz'de bir geçiş ücreti sistemine "müsamaha gösterilmeyeceğini", buna doğrudan veya dolaylı dahil olan ülke ve şirketlerin hedef alınacağını belirtti. Bessent, "Ekonomik Öfke" adını verdiği operasyon kapsamında İran'ın Basra Körfezi Boğaz İdaresi'ni yaptırım listesine aldıklarını açıkladı ve İran hava yollarının iniş, yakıt ikmali ve bilet satışına yönelik yeni kısıtlamaların gündemde olduğunu kaydetti.
Mayıs sonunda diplomaside hareketli günler yaşandı. Basına yansıyan iddialara göre taraflar, Hürmüz Boğazı ve nükleer müzakereleri kapsayan 60 günlük bir anlaşma üzerinde duruyordu. Trump, İran'la anlaşmaya "çok yaklaştıklarını" belirtirken, Beyaz Saray anlaşmanın tamamlanmasının günler sürebileceğini açıkladı. İran tarafı da ABD ile görüşülen konuların büyük bir kısmında sonuca ulaşıldığını söyleyebileceklerini ifade etti. ABD'li bir yetkili ise müzakerecilerin anlaşmaya vardığını ancak Trump'ın henüz onay vermediğini aktardı.
Nükleer başlık, sürecin en çetrefilli konusu olmayı sürdürdü. Trump, İran'ın elindeki yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun imha edilmesi gerektiğini, bu materyali ABD'nin alacağını söyledi. İranlı bir yetkili ise nükleer meselesinin, ABD'nin taahhütlerine bağlılığı karşılığında ve ilerleyen aşamalarda inceleneceğini belirtti. İran basını, ABD'nin deniz ablukasını kaldıracağı, buna karşılık Tahran'ın da Hürmüz'de ticari gemi geçişlerini normale döndüreceği yönünde bir formülün masada olduğunu da yazdı. Nitekim İran Devrim Muhafızları Donanması, 30 Mayıs'ta son 24 saatte boğazdan petrol tankerleri ve konteyner gemileri dahil 20 geminin donanmanın koordinasyonu ve izniyle geçtiğini açıkladı; boğazda "akıllı kontrol ve gözetimin" sürdüğünü vurguladı.
Krizin ekonomik faturasına ilişkin uyarılar da o günlerde üst üste geldi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) başkanları, 28 Mayıs'ta bir araya gelerek ortak açıklama yaptı. Dört kurum, savaşın enerji arzı, gıda güvenliği ve ekonomik faaliyetler üzerinde "önemli ve oldukça asimetrik" etkiler yarattığını, en kırılgan ülkelerin yüksek yakıt ve gübre fiyatlarıyla orantısız biçimde etkilendiğini belirtti. Açıklamada, Hürmüz üzerinden yaşanan büyük arz kaybına bağlı olarak küresel petrol stoklarının rekor hızla azaldığı, gemi trafiği normale dönmezse yaz aylarındaki yüksek talep öncesinde stokların hızla tükenmeye devam edeceği ve bunun yakıt güvenliği ile ekonomik dayanıklılık açısından artan riskler doğuracağı uyarısı yapıldı. IEA, küresel petrol arzının savaşın etkisiyle nisanda bir önceki aya göre günlük 1 milyon 800 bin varil azaldığını, Körfez kaynaklı toplam petrol arz kaybının 1 milyar varili aştığını ve günlük 14 milyon varilin üzerinde üretimin durarak benzeri görülmemiş bir arz şoku oluşturduğunu hesapladı. Türkiye ise çeşitlendirilmiş tedarik yapısı sayesinde Hürmüz kaynaklı risklere karşı enerji arz güvenliğini koruyabildiğini ortaya koydu.
Mayıs ayının son günlerinde masada bir uzlaşıya yaklaşıldığı yönündeki hava, hafta sonu yerini yeniden sıcak çatışmaya bıraktı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), uluslararası sular üzerinde uçan bir MQ-1 tipi insansız hava aracının İran tarafından düşürülmesinin ardından, Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Keşm Adası ve Goruk bölgesinde yer alan radar ve İHA komuta kontrol merkezlerini hedef aldığını duyurdu. İran Silahlı Kuvvetleri'nin savaşı yürüten birimi Hatemül Enbiya Merkez Karargahı da saldırının başlangıç noktası olan hava üssünü vurarak karşılık verdiğini, saldırıların sürmesi halinde daha geniş çaplı bir yanıt verileceğini ve sorumlusunun ABD olacağını açıkladı.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD'nin Hürmüzgan eyaletindeki Sirik bölgesinde bir iletişim kulesini hedef aldığını belirterek misilleme olarak Kuveyt'teki ABD üslerine füze saldırıları düzenlediğini açıkladı. Kuveyt ordusu, hava savunma sistemlerinin füze ve İHA tehditlerine müdahale ettiğini, ülkede duyulan patlama seslerinin bu müdahaleden kaynaklandığını duyurdu. Bu sırada İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi, Lübnan'daki ateşkesin nihai anlaşmanın ayrılmaz bir parçası olduğunu yineledi.
1 Haziran'a gelindiğinde diplomatik zeminde yeni bir kırılma yaşandı. İran, İsrail'in Lübnan'daki operasyonlarını gerekçe göstererek ABD ile yürüttüğü diplomatik temasları askıya aldığını açıkladı. Bu adım, hafta sonu boyunca tarafların ateşkesi uzatacak ve Hürmüz'ü yeniden açacak taslak anlaşmada değişiklik için mesaj alışverişinde bulunmasının hemen ardından geldi; ancak kayda değer bir ilerleme sağlanıp sağlanmadığı netleşmedi. Petrol fiyatları gelişmelere paralel sert hareket etti: Brent petrol, nisan ortasından bu yana en düşük seviyeye gerilemesinin ardından yeniden yükselişe geçerek varil başına 93 dolara yaklaştı, ABD ham petrolü (WTI) ise 89 dolar civarında işlem gördü.
Diplomatik temaslar askıya alınsa da arka planda mesaj trafiği sürdü. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran'la yürütülen müzakerelerde nükleer konusunun da yer aldığını, ayrıca saldırı öncesinde Tahran'ın nasıl misillemede bulunabileceğini öngördüklerini söyledi. Trump, müzakerelerin "çok iyi gittiğini" ve kısa süre içinde bir anlaşma sağlanabileceğini belirtirken, anlaşma yapmak için İran'ın yeni lideri Mücteba Hamaney ile görüşmeye açık olduğunu da ifade etti. İran tarafı ise dondurulmuş varlıkların yüzde 50'sinin bir mutabakat zaptının imzalanmasıyla serbest bırakılması gerektiğini öne sürdü. ABD bu süreçte baskı araçlarını da devreye sokarak seyrüsefer serbestisini ihlal ettiği gerekçesiyle İran'a yeni yaptırımlar açıklarken, Avrupa Birliği Orta Doğu'da ihtiyaç duyulanın gerginliğin tırmanması değil, tarafların müzakere masasına oturması olduğunu vurguladı.
ABD-İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaş, 7 Haziran'da 100. gününe girdi ve bu eşikte Hürmüz Boğazı'ndaki erimenin boyutu rakamlarla ortaya çıktı. AA muhabirinin veri analitik şirketi Kpler'in verilerinden derlediği bilgilere göre, 7 Haziran Türkiye saatiyle 09.00 itibarıyla savaşın başından beri Hürmüz Boğazı'ndan yalnızca 988 ticari gemi geçti; bunların 84'ünü konteyner gemileri oluşturdu. Böylece 100 günlük dönemde günlük ortalama gemi geçişi 10'a indi. Trafik, savaş öncesi seviyelere göre yüzde 90'dan fazla geriledi; boğazı geçen gemiler arasında gölge filo veya yaptırım kapsamında değerlendirilen gemiler ağırlık kazandı.
Savaş öncesinde günde yaklaşık 130 ticari geminin güvenle geçtiği sularda, 7 Mayıs'ta yalnızca tek bir gemi geçişi kaydedildi; bu, 100 günlük dönemin en düşük trafikli günü oldu. Geçişlerin yük dağılımı da krizin enerji boyutunu gözler önüne serdi. 100 günde boğazdan geçen gemilerin 456'sını petrol ve petrol ürünleri taşıyan gemiler oluştururken, 28 Şubat'ta 50 olan günlük ham petrol gemisi geçişi 1 Mart'ta 17'ye, 2 Mart'ta 6'ya, 3 Mart'ta 2'ye kadar geriledi. Toplam geçişlerin yalnızca yüzde 2'sini oluşturan 18 LNG gemisi boğazı aşabildi; Batılı ülkelerle ticaret neredeyse silinirken ana rotayı Çin ve Hindistan başta olmak üzere Asya pazarı oluşturdu.
Hürmüz'deki tıkanma yalnızca enerjiyi değil, küresel tedarik zincirinin geniş bir kesimini sarstı. İran'ın boğazdaki trafiği büyük ölçüde durdurması nedeniyle küresel petrol ve LNG ticaretinin yüzde 20'si, gübre ticaretinin yüzde 30'u, üre arzının yaklaşık yüzde 40'ı, kükürt arzının yüzde 50'si ve fosfat tedarikinin yüzde 30'u bu aksaklıktan etkilendi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol'a göre, özellikle petrol ve petrol ürünlerindeki arz şoku "tarihteki en büyük enerji krizine" yol açtı. IEA verilerine göre dünyanın günlük petrol tüketimi nisanda 104 milyon varil seviyesinde gerçekleşirken, petrol arzı 95,1 milyon varilde kaldı. Hürmüz'de akışın durma noktasına gelmesiyle Körfez'deki petrol üreticilerinin savaş öncesine göre günlük kaybı 14,4 milyon varile ulaştı.
Krizin büyüme üzerindeki etkisi de belirginleşti. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) verilerine göre, küresel ekonomik büyümenin 2025'teki yüzde 3,4 seviyesinden bu yıl yüzde 2,8'e gerilemesi bekleniyor. Dünya ekonomisinin büyüklüğünün 118 trilyon dolar olduğu dikkate alındığında, büyümedeki 0,6 puanlık zayıflama en az 700 milyar dolarlık potansiyel kayıp anlamına geliyor. Yükselen yakıt maliyetleri ve daralan küresel filo, tedarik zinciri üzerindeki baskıyı artırırken birçok ülkede yüksek enflasyon endişelerini yeniden alevlendirdi.Savaşın ekonomik etkileri Haziran başında yeni alanlara da yayıldı. Konteyner navlun fiyatları savaşın başından bu yana spot piyasada yüzde 80 yükselirken, Hürmüz'deki gerilim küresel petrol devlerinin ilk çeyrek kârında çift haneli bir artış getirdi; Rusya'nın enerji devi Rosneft'in CEO'su İgor Seçin, gerilimin esasen ABD'li enerji şirketlerine yaradığını savundu. Avrupa cephesinde AB Komisyonu Sözcüsü Eva Hrncirova, savaş nedeniyle AB ülkelerinin son 100 günde enerji ürünleri ithalatına 47 milyar avronun üzerinde fazladan harcama yaptığını, miktarın aynı kalmasına rağmen bir "fiyat şoku" yaşandığını açıkladı. Emtia piyasalarında da rekorlar görüldü. Alüminyum fiyatları dört yılın, kömür fiyatları ise son 2,5 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Buna karşılık geleceğe dönük beklentiler tamamen karamsar değildi: Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Hürmüz Boğazı'nın açılması halinde petrol piyasasında bir arz fazlası oluşabileceğini öngördü. ABD'nin açıkladığı istihdam verisinin ardından ise emtia piyasalarında kısa süreli bir satış baskısı yaşandı.
Krizin faturası ekonomiyle de sınırlı kalmadı: İran'ın güney sahillerinde saldırılar kaynaklı petrol kirliliği endişesi belirirken, Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) boğazın kapanmasının küresel gıda güvenliği açısından bir risk oluşturduğu uyarısında bulundu. Askeri gerilim de sürdü; CENTCOM, Hürmüz'de deniz trafiği için tehdit oluşturan 2 İran İHA'sını düşürdüğünü açıklarken, ABD ordusuna ait bir Apache tipi helikopterin boğaz yakınlarında düştüğü, pilotların ise kurtulduğu bildirildi.
8 Haziran'da diplomasi ve çatışma yeniden iç içe geçti.ABD Başkanı Donald Trump, Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinde İran'ın saldırılarına karşılık vermemesini istediğini, aksi halde İsrail'in İran karşısında yalnız kalabileceği uyarısında bulunduğunu açıkladı; İsrail Başbakanı'nı saldırıları durdurmaya ikna ettiğini ve kapsamlı bir anlaşmanın hâlâ mümkün olduğunu belirtti. Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da İsrail ile gündemde bir saldırmazlık anlaşması bulunduğunu, ara adımın iki ülke arasındaki düşmanlığın sona ermesi olduğunu söyleyerek Trump'ın çatışmayı bitirme isteğinden yararlanmaya çalıştığını dile getirdi.
CNN televizyonu, ABD'nin gece İran'dan İsrail'e doğru gönderilen füzelerin engellenmesine yardım etmediğini öne sürerken, aynı gün cephede de bir yumuşama yaşandı. İran Silahlı Kuvvetleri'nin savaşı yürüten birimi Hatemü'l Enbiya Karargahı, İsrail'e yönelik askeri operasyonların durdurulduğunu duyurdu. ABD'li Senatör Bernie Sanders ise Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'nda ABD ve İsrail savunma sanayileri arasındaki işbirliğinin derinleştirilmesini öngören maddeye karşı çıkacağını açıkladı.
Trump'ın 9 Haziran'da yaptığı açıklamalar zafer vurgusuna döndü; "Önümüzdeki iki hafta içinde tam zafer ilan ettiğimizde gerçekten kazanmış olacağız" diyen Trump, İran ile görüşmelerin sürdüğünü ve olası anlaşmanın 2-3 gün içinde imzalanabileceğini açıkladı. ABD Başkanı, benzin fiyatlarının da hızla düşeceğini söyledi.
Aynı gün boğaz çevresindeki kırılganlık kendini bir kez daha hatırlattı: ABD ordusuna ait bir Apache tipi helikopterin Hürmüz Boğazı yakınlarında düşmesi yeni bir tırmanışın fitilini ateşledi. Trump, helikopterin İran tarafından düşürüldüğünü, iki pilotun da güvende olduğunu belirterek, "ABD'nin bu zorunlu olarak karşılık vermesi gerekiyor" dedi.
İran ise olayın sorumluluğunu reddetti; helikopterin İran tarafından kasten hedef alınmadığını, bölgedeki gerginlik nedeniyle bu tür olayların "kasıtsız" gerçekleşebileceğini söyledi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi de İran yakınlarındaki yabancı güçlerin "kendi insan hataları, basit kazalar veya çapraz ateşe yakalanma ihtimali nedeniyle sürekli risk altında olduğunu" ifade ederek, en iyi çözümün bölgeden çekilmeleri olduğunu vurguladı. Trump'ın "karşılık vereceğiz" açıklamasının ardından ise ABD ordusuna ait yakıt ikmal uçaklarının Basra Körfezi çevresinde uçtuğu görüldü.
Gerilim hızla sıcak çatışmaya geri döndü. Trump söylemini sertleştirerek İran'a "çok sert", ardından "daha kapsamlı ve şiddetli" saldıracaklarını belirtti. İran ise saldırıların sürmesi halinde daha ağır karşılık vereceğini açıkladı. CENTCOM ise, Trump'ın talimatıyla düşürülen helikoptere yanıt olarak İran'a karşı meşru müdafaa amaçlı saldırılar düzenleyip tamamladığını duyurdu.
Çatışma tırmanırken krizin ekonomik yükü de ağırlığını korudu. OPEC'in aylık raporuna göre örgütün ham petrol üretimi mayısta bir önceki aya kıyasla günlük yaklaşık 180 bin varil azalarak 18 milyon 830 bin varile geriledi; en büyük düşüş, üretimi günlük 546 bin varil azalarak 2 milyon 330 bin varile inen İran'da yaşandı. Suudi Arabistan, BAE, Irak ve Venezuela üretimi artırsa da OPEC+ grubundaki üretim artışlarının küresel piyasaya etkisinin Hürmüz krizi nedeniyle sınırlı kaldığı değerlendirildi.
Ardından, çatışmanın doruğa çıktığı bu tablo birden tersine döndü. Trump, "Bugün İran ile savaşı bitirdik" açıklamasını yaptı. İran'ın nükleer silah sahibi olmamayı kabul ettiğini belirten ABD Başkanı, "Amacımızın yüzde 95'i buydu" dedi ve anlaşmanın İran tarafından "onaylanma" aşamasına geldiğini, imzaların birkaç gün içinde atılabileceğini açıkladı. Anlaşma kapsamında İran'ın uranyum zenginleştirmeyi durduracağı, ABD'nin ise petrol yaptırımlarını kaldıracağı kaydedildi.
Anlaşmanın resmiyet kazanması için diplomatik hareketlilik de başladı. Axios'un haberine göre ABD Hava Kuvvetleri'ne ait dört adet C-17 nakliye uçağı Avrupa'ya doğru hareket etti; bu trafiğin, Başkan Yardımcısı JD Vance'in öncülüğünde İsviçre'nin Cenevre kentinde planlanan imza töreni hazırlıklarıyla bağlantılı olduğu belirtildi.
Trump, sürecin yönetiminde Türkiye'nin rolüne dikkat çekerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu süreçteki desteğinin "harika" olduğunu ifade etti. Bu gelişmeler küresel piyasalara da yansıdı; petrol fiyatları gerilerken piyasalarda "barış fiyatlamaları" öne çıktı.
Hürmüz krizi boyunca Türkiye, hem enerji arz güvenliğini koruyabilen bir tüketici hem de bölgesel akışları dünyaya bağlayan bir transit ülke, hem de taraflar arasında köprü kurmaya çalışan bir arabulucu olarak öne çıktı. Savaşın daha ilk gününde Türk Denizcilik Genel Müdürlüğü, Türk bayraklı gemiler için en yüksek tehdit kademesi olan ISPS Kod Güvenlik Seviyesi 3'ü ilan ederken, ilerleyen haftalarda Ankara'nın rolü enerji, gıda güvenliği ve diplomasi başlıklarında giderek belirginleşti.
Küresel enerji ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'ndaki aksaklıklar pek çok ülkede arz güvenliği endişelerini artırırken, Türkiye çeşitlendirilmiş tedarik yapısı ve boru hattı altyapısı sayesinde doğal gaz ile ham petrol arzında önemli bir sorun yaşamadı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) verilerine göre Türkiye'nin doğal gaz ithalatı yılın ilk çeyreğinde 19,2 milyar metreküp, petrol ve petrol ürünleri ithalatı ise 3,32 milyon ton olarak gerçekleşti. Ocak ayında doğal gaz ithalatında ABD yaklaşık yüzde 35,7 payla ilk sırada yer alırken, Rusya yaklaşık yüzde 35 ve Azerbaycan yüzde 13,4 pay aldı; şubatta ABD liderliğini korudu, martta ise Rusya ilk sıraya yükseldi. Petrol ithalatında Rusya ana tedarikçi konumunu sürdürürken Irak, Kazakistan ve Suudi Arabistan da önemli pay sahibi oldu; ocakta Rusya toplam petrol ithalatının yaklaşık yüzde 49,7'sini, Irak yüzde 14'ünü, Suudi Arabistan ise yüzde 9'un üzerini karşıladı.
Türkiye, son dönemde doğal gazın tedariki, depolanması ve üretiminde yaptığı yatırımlarla arz şoklarına karşı direncini artırdı. Ülkede konut ve serbest tüketicilerin ısınma ve elektrik ihtiyacı için yıllık yaklaşık 60 milyar metreküp doğal gaz tüketiliyor. Bu talebi karşılamak üzere Rusya, İran ve Azerbaycan'dan gelen boru hatlarının yanı sıra Yüzer LNG Depolama ve Yeniden Gazlaştırma Üniteleri (FSRU) ile LNG terminalleri, Cezayir'den ABD'ye kadar geniş bir coğrafyadan, spot ve uzun dönemli kontratlarla gaz temin edilmesini sağladı. Boru hatlarından gelen gaz, bu tesislerde sıvılaştırılarak tanker gemilerle çeşitli Avrupa ülkelerine de gönderildi.
Hürmüz'deki tıkanma, alternatif enerji rotalarının önemini artırdıkça Türkiye'nin transit ülke kimliği daha da öne çıktı. Irak ve Azerbaycan petrolünün küresel piyasalara açıldığı başlıca çıkış noktalarından Ceyhan Terminali kilit rol üstlendi; Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı ile Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hattı, bölgesel petrol akışlarının dünya piyasalarına ulaştırıldığı stratejik merkez haline geldi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, günlük 1,5 milyon varil kapasiteye sahip Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı'na dikkati çekerek Katar gazının boru hattıyla Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınmasının önemli bir proje olabileceğini vurguladı; 17 Mart'ta Kerkük-Ceyhan hattından yeniden başlayan ihracatın günlük 250 bin varile çıkarılması planlandı.
Uzmanlar, Türkiye'nin bu süreçte "alternatif" olmanın ötesine geçtiği görüşünde birleşti. Dünya Enerji Konseyi (DEK) Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Ertürk, krizin deniz rotalarındaki kırılganlığı kanıtladığını belirterek Türkiye'nin altyapısı ve boru hattı ağıyla küresel enerji mimarisi için "önemli bir güvenli liman" haline geldiğini söyledi. Alman Ekonomik Araştırma Enstitüsü'nden Prof. Dr. Claudia Kemfert, Türkiye'nin orta vadede alternatif sunabileceğini ve Hazar bölgesi, Orta Doğu ile Avrupa'yı birbirine bağlayan transit koridor rolünü güçlendirebileceğini vurguladı; aynı dönemde Hürmüz krizinin Avrupa havacılığını zorladığı, Lufthansa'nın baskı altına girdiği, Türkiye'deki havayolu şirketlerine ise yeni fırsatlar doğduğu değerlendirildi. Ankara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Bülent Gülçubuk ise Türkiye'nin Rusya-Ukrayna Savaşı'ndaki "Tahıl Koridoru" rolünü bu kez bir "enerji ve gıda koridoru" misyonuna dönüştürerek stratejik ürünlerde bölgesel bir dağıtım merkezi olabileceğini belirtti.
Bu tabloda Kalkınma Yolu Projesi ile Hicaz Demir Yolu da yeniden gündeme geldi. TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, bölgesel fırsatların Hicaz Demir Yolu'nu canlandırmayı zorunlu kıldığını ifade etti. Böylece Türkiye; coğrafi konumu, çoklu boru hattı altyapısı, depolama gücü ve aktif diplomasisiyle küresel arz güvenliğinin yeni bir "denge merkezi" olarak konumlandı; Kalkınma Yolu, Hicaz Demir Yolu ve Kerkük-Ceyhan hattı, yeni küresel enerji haritasının omurgasını oluşturabilecek stratejik güzergahlar olarak öne çıktı.
Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan Türk Boğazları da krizle birlikte daha görünür hale geldi. İstanbul ve Çanakkale boğazlarını kapsayan ve dünyanın en zorlu su yollarından sayılan bu hattan yılda yaklaşık 50 bin gemi geçiyor; geçen yılın ilk yarısında Türk Boğazları'ndan günde yaklaşık 3,7 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü taşındı ve dünyada deniz yoluyla ticareti yapılan petrolün yaklaşık yüzde 5'i buradan geçti.
Krizin tarım ve gıda boyutu da Türkiye gündemine girdi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Hürmüz yıl ortasına kadar açılmazsa 45 milyon insanın daha açlıkla karşı karşıya kalacağı uyarısında bulunurken, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye'de hem gıda arzı hem de tarımsal üretim açısından bir sıkıntı yaşanmadığını yineledi. Tarım Kredi Genel Müdürü Aydın da ilkbahar sezonuna tüm stokların hazır girildiğini ve gübre sorunu bulunmadığını belirtti.
Türkiye, savaş boyunca diplomatik cephede aktif bir rol üstlendi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, enerji arz güvenliği, tedariki ve depolaması konusunda bir sorun yaşanmadığını belirtirken, uluslararası kamuoyuna "müzakerelerin yerini kanlı mücadelenin almasına izin verilmemelidir" mesajını verdi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, bölgede Türk bayraklı gemi bulunmamakla birlikte Hürmüz'de bekleyen Türk sahipli gemileri ve personellerini yakından takip ettiklerini, Türkiye'nin jet yakıtında ithalatçı değil ihracatçı konumda olduğunu ve iç piyasada sorun yaşanmadığını vurguladı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran arasındaki müzakerelerde en önemli önceliğin ateşkesin sürmesi olduğunu, alternatifin savaşa geri dönmek olduğunu ve kimsenin bu senaryoyu istemediğini belirtti. Fidan, İngiltere'nin düzenlediği Hürmüz konulu çevrimiçi toplantıya katıldı; İranlı mevkidaşı Erakçi ile geçici ateşkesi görüşerek Türkiye'nin kalıcı barış için çabalarını sürdüreceğini ifade etti ve nükleer dosyalarda tıkanan konuların aşılabileceği görüşünü dile getirdi. Türkiye'nin arabuluculuk potansiyeli uluslararası düzeyde de dile getirildi: Hollanda Adalet ve Güvenlik Bakanı Van Weel, savaşın ekonomik etkilerinin bölge dışına taştığını belirterek Türkiye'nin hayati bir arabulucu rol üstlenebileceğini umduğunu söyledi; Wall Street Journal, Türkiye, Mısır ve Pakistan'ın İran'ı ABD ile müzakere masasına oturtmak için çaba gösterdiğini bildirdi; Almanya, İran konusunda Türkiye ve Mısır'ın arabuluculuk çabalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Mısır, Türkiye, Umman ve Pakistan dışişleri bakanları da ABD-İran müzakerelerini doğrudan ele aldı.
AA'nın Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ve ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) verilerinden derlediği bilgilere göre küresel petrol talebinin yaklaşık yüzde 70'i ve deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin yüzde 90'ından fazlası, dünyanın farklı bölgelerindeki 7 stratejik dar geçit ve deniz taşımacılığında önemli bir alternatif rota olan Ümit Burnu üzerinden taşınıyor.
Malakka Boğazı — Hind Okyanusu ile Pasifik'i birleştiren bu boğaz, 2025'in ilk yarısında günlük 23,2 milyon varil ile petrol transit hacmi açısından dünyanın en büyük dar geçidi konumunda. Küresel günlük petrol talebinin yüzde 22'si bu boğazdan geçiyor; taşınan petrolün yüzde 70'inden fazlasını ham petrol oluşturuyor. Çin, 2025'in ilk yarısında bu boğazdan geçen petrol ithalatının yüzde 48'ini oluşturdu.
Ümit Burnu —ABD-İsrail'in İran'a yönelik operasyonları ve İran'ın misilleme saldırıları ile Hürmüz Boğazı'ndaki durum küresel deniz ticaretini yeniden Ümit Burnu rotasına kaydırırken, Güney Afrika süreci kalıcı ekonomik kazanca dönüştürmede kritik sınav veriyor.
Türk Boğazları — Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan Türk boğazları ise İstanbul ve Çanakkale Boğazı'nı kapsıyor ve dünyadaki en zor su yollarından kabul ediliyor. Türk boğazlarından yılda yaklaşık 50 bin gemi geçiş yapıyor. Geçen yılın ilk yarısında Türk boğazlarından günde yaklaşık 3,7 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü taşındı. Böylece, dünyada deniz yoluyla ticareti yapılan petrolün yaklaşık yüzde 5'i Türk boğazlarından geçti.
Babül Mendeb Boğazı — Arap Yarımadası ile Afrika arasında yer alan Babül Mendeb Boğazı, Kızıldeniz'i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu ile birleştiriyor. En dar noktasında 26 kilometre genişliğindeki bu boğazdan 2025'in ilk yarısında günlük 4,2 milyon varil petrol taşındı. İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırım sırasında Yemen'de Husiler olarak adlandırılan Ensarullah Hareketi’nin eylemlerinin görüldüğü ve ABD-Husiler arasındaki şiddetli çatışmalara ev sahipliği yapan Babül Mendeb’in önemi, ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasında yeniden gündeme geldi. İranlı üst düzey yetkililer, Trump'ın tehditlerini sürdürmesi halinde Babül Mendeb'in de Hürmüz gibi kapatılabileceği uyarısında bulunurken bu süreçte Husiler de İran’ın yanında ABD-İsrail’e karşı savaşa girme kararı aldı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın ardından Tahran yönetimi, uzun süredir caydırıcılık unsuru olarak görülen Hürmüz Boğazı’nı önce ABD, İsrail ve bu ülkelere destek veren devletlere bağlı gemilere, daha sonra ise fiilen tüm gemi trafiğine kapattı. İran donanmasının boğazdan geçmeye çalışan petrol tankerlerine yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları, uluslararası piyasalarda petrol fiyatlarının yükselmesine neden oldu.
Pakistan’ın arabuluculuğunda 8 Nisan’da sağlanan geçici ateşkese kadar süren 40 günlük savaş boyunca Hürmüz Boğazı, Tahran ile Washington arasındaki gerilimin en önemli başlıklarından biri oldu. Bu süreçte bölgedeki deniz trafiğinde alarm seviyeleri yükselirken, küresel enerji arzına ilişkin endişeler de arttı.
Ateşkesin 10 gün sonra bozulmasının ardından deniz ablukası yeniden gündeme gelirken, İran’ın “Fars Körfezi Su Yolu İdaresi” girişimi ve Körfez ülkelerinin buna yönelik itirazları, bölgedeki gerilimin yeni bir boyut kazanmasına yol açtı.
Nisan ayının sonundan itibaren taraflar, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, deniz ablukasının kaldırılması, yaptırımlar, dondurulmuş varlıklar, tazminat talepleri, ABD güçlerinin bölgeden çekilmesi, Lübnan dahil farklı cephelerde çatışmaların sonlandırılması ve nükleer dosya gibi başlıkları içeren kapsamlı bir çerçeve konusunda dolaylı temaslarını sürdürdü.
Mayıs ayı sonunda 60 günlük bir anlaşma ihtimali güçlenirken, İran’ın boğazdan kontrollü geçişlere kademeli olarak izin vermeye başlaması dikkati çekti. Ancak 1 Haziran’da yaşanan karşılıklı saldırılar, İran’ın İsrail’in Lübnan’daki operasyonlarını gerekçe göstererek diplomatik temasları askıya alması ve nükleer dosyaya ilişkin anlaşmazlıkların yeniden öne çıkması, sürecin kırılganlığını ortaya koydu.
Savaşın 7 Haziran’da 100. gününe ulaşmasıyla birlikte krizin ekonomik etkilerine ilişkin tahminler de netleşmeye başladı. Günlük gemi trafiğinin ortalama 10 seviyesine gerilediği belirtilirken, küresel büyümede yaklaşık 700 milyar dolarlık kayıp öngörüldü. Krizin etkileri petrol kirliliğinden gıda güvenliğine, navlun maliyetlerinden Avrupa’nın enerji faturalarına kadar geniş bir alanda hissedildi.
9 Haziran’da bir ABD helikopterinin düşürülmesi, taraflar arasındaki gerilimi yeniden tırmandırdı. Olayın ardından ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) İran’a yönelik saldırılar düzenlerken, ABD Başkanı Donald Trump sert açıklamalarda bulundu. Daha sonra Trump, İran’ın nükleer programına ilişkin mutabakata varıldığını belirterek savaşın sona erdiğini açıkladı ve 11 Haziran’da planlanan saldırıların iptal edildiğini duyurdu.
Taraflar arasında Cenevre’de yürütülen diplomatik temaslar devam ederken, Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmeler küresel enerji güvenliği ve uluslararası ticaret açısından yakından izleniyor. Son aylarda yaşanan gelişmeler, dünyanın en önemli enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki durumun bölgesel ve küresel etkilerini sürdürdüğünü gösteriyor.
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
(Kaynak: AA)