ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları, Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı’nı kapatarak savaşın seyrinin değişmesine neden olan bir sürece dönüştü. Bölgesel güvenlik krizi, Körfez petrolünün küresel piyasalara çıkışının kesildiği bir krize dönüşerek, ABD açısından askeri yöntemlerle üstesinden gelemediği bir açmaza dönüştü. Sonuçları ise tüm dünyayı etkiledi.
Bu ODAK çalışması, saldırılar ve savaşın seyrini, diplomatik süreçleri, küresel ekonomideki dalgalanmaları ve birçok etkisini mercek altına alıyor.
-Hürmüz Boğazı, ocak ayından bu yana modern tarihin en ağır enerji tedarik krizlerinden birine sahne oldu. ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a başlattığı saldırılarla patlak veren ve 40 gün süren savaşta İran, yıllardır elinde tuttuğu "Hürmüz kozunu" devreye soktu. Boğazda gemi trafiği yüzde 90'ın üzerinde azaldı, çevrede yaklaşık 1.900 gemi mahsur kaldı, petrol 120 dolara fırladı, Avrupa'da gaz fiyatları yüzde 100'ü aştı, Körfez ülkelerinin petrol ihracatı yüzde 60'tan fazla geriledi.
Pakistan'ın arabuluculuğuyla 8 Nisan'da sağlanan geçici ateşkesin yalnızca 10 gün dayanması, ABD'nin 13 Nisan'da başlattığı deniz ablukası ve Mayıs ayında karşılıklı saldırılarla derinleşen ateşkes ihlalleri, krizi abluka ile kapatma arasında sıkışan kırılgan bir evreye taşıdı. 1 Haziran itibarıyla taraflar hâlâ savaşı sonlandıracak bir çerçeve anlaşması için dolaylı temas hâlinde olsa da İran'ın aynı gün diplomatik teması askıya aldığını açıklaması, sürecin ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi.
Savaşın 7 Haziran'da 100. gününe girmesiyle krizin bilançosu da netleşti: bu 100 günde Hürmüz'den yalnızca 988 ticari gemi geçebildi, günlük geçiş ortalaması 10'a indi ve trafik savaş öncesine göre yüzde 90'dan fazla geriledi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) yaşanan arz şokunu "tarihteki en büyük enerji krizi" olarak nitelendirirken, Körfez üreticilerinin günlük kaybı 14,4 milyon varile ulaştı; OECD verilerine göre küresel büyümede 700 milyar dolara varan bir kayıp öngörüldü, AB'nin enerji ithalat faturası ise 100 günde 47 milyar avronun üzerinde arttı.
Böylece dünyanın en dar ama en hayati su yollarından biri, açılma ile yeniden kapanma, müzakere ile çatışma arasında aylarca çözülemeyen bir düğüm olarak kalmaya devam ederken tablo Haziran ortasında neredeyse saatler içinde değişti, 9 Haziran'da Hürmüz yakınlarında düşürülen bir ABD helikopterinin ardından taraflar yeniden topyekûn çatışmanın eşiğine gelse de, kısa süre sonra ABD Başkanı Donald Trump "İran ile savaşı bitirdik" diyerek İran'ın nükleer silahtan vazgeçtiği bir mutabakatı duyurdu. Çatışmanın eşiğinden imza masasına savrulan bu hızlı seyir, krizin son ana kadar ne denli kırılgan ve öngörülemez kaldığını bir kez daha gösterdi.
Basra Körfezi'ni Umman Denizi'ne bağlayan Hürmüz Boğazı, en dar noktasında yalnızca 33 kilometre genişliğinde olmasına karşın küresel enerji tedarikinin en kırılgan düğüm noktalarından biri konumunda. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri, küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin ise yüzde 20'si bu dar geçitten akıyor. Hürmüz Boğazını vazgeçilmez kılan bir diğer sebep ise Körfez'in petrol ve doğal gaz üreticilerini açık denizlere bağlayan kayda değer bir başka deniz yolunun bulunmamasıdır; kara üzerindeki boru hatları bu devasa hacmin ancak küçük bir bölümünü taşıyabiliyor. Üreticiden alıcıya uzanan tedarik zincirinin tam ortasında duran bu geçitte yaşanacak en küçük bir ak
İran'ın boğazı kapatma tehdidi yeni değildi; Tahran yıllardır bu kozu bir caydırıcılık aracı olarak elinde tutuyordu. Ancak 2026'nın ilk aylarında bu tehdit, ilk kez bu denli somut, kesin ve sahada uygulanabilir biçimde gerçeğe dönüştü. Kriz, birbirini izleyen dönüm noktalarıyla aşama aşama derinleşti ve sonunda topyekûn bir savaşa evrildi.