Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı: Tahir bizlere, geçmiş içinde 'Türkiye'nin bugününü' aradığını anlatmaktadır
"Ordu ve Siyaset: 27 Mayıs-12 Mart", "Türk Düşünce Dünyasında Yol İzleri", "Türk Düşünce Dünyasının Bunalımı: Görüntüdeki Dinamizmin Gölgelediği Tıkanıklık", "T
"Ordu ve Siyaset: 27 Mayıs-12 Mart", "Türk Düşünce Dünyasında Yol İzleri", "Türk Düşünce Dünyasının Bunalımı: Görüntüdeki Dinamizmin Gölgelediği Tıkanıklık", "Türk Kültür Dünyasından Portreler" ve "Bir Kemal Tahir Kitabı: Türkiye'nin Ruhunu Aramak" kitaplarına imza atan Kayalı, Türk edebiyatının önemli temsilcilerinden Kemal Tahir üzerine AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Kayalı, Türkiye'nin tarihsel, sosyolojik ve kültürel bir tahlili olarak gündelik siyasetten fazlasıyla uzak duran Tahir'in, geniş anlamda da siyasetin merkezinde yer aldığını söyledi.
Türkiye'de uzun yıllardır siyasetin belirgin şekilde darlaştığını aktaran Kayalı, "Kemal Tahir'i, daralan siyasal ve düşünsel odakların kesinlikle dışında telakki edip, düşüncelerinin kendi şahsi damgasını taşıdığını düşünmek gerekiyor. Dolayısıyla 1970'li yıllarda da solu Batılılaşma'nın bir kolu olarak görmesi ve bir sistem dahilinde düşündüğünü söylemesi onun durduğu yeri tanımlamak açısından iyi bir dayanaktır. Batılılaşma ve yerlilik hakikaten problemli bir alan. Batılılaşma ve karşıtlığını sadece belli unsurlara, kavramlara indirgeyerek anlamaya çalışmak Kemal Tahir'e göre anlamlı değil." diye konuştu.
Prof. Dr. Kayalı, Tahir'i belli bir bakış açısına indirgeyerek anlamanın doğru olmayacağını vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Kemal Tahir'i salt ekonomik bağımsızlık noktasında Batı eleştirisi literatürü içinde görmek kadar, onun yerliliğini bütünüyle dinde somutlaştırmak ya da tümüyle dinden soyutlayarak anlamak tuhaftır. Benzer bir şekilde onu zaman içinde ulusalcı ve sol liberal yaklaşımlarla yakınlaştırmanın ötesinde, özdeşleştirme eğilimi de problemlidir. Özellikle siyasetin son dönemindeki her odağı giderek vasatlaştıran bölünmeler, ayrışmalar, farklılaşmalar eşliğinde değerlendirmek, Kemal Tahir'in düşüncesindeki yarılmanın değil, ona bakan sağ ve sol siyasal odaklardaki yarılmanın bir işaretidir."
Kemal Tahir'in döneminden farklı bir edebi anlayışa sahip olduğunu dile getiren Kayalı, "Notlarına ve edebiyat üzerine metinlerine bakıldığı zaman onun evrensel anlamda dünya ve Türk edebiyatı üzerine ciddiyetle düşündüğü görülebilir." ifadelerini kullandı.
Kayalı, usta yazarın romanı, üzerinde düşünülmesi ve dönüştürülmesi gereken bir Batı formatı olarak gördüğüne işaret ederek, şöyle devam etti:
"Meseleyi kültürel boyut çerçevesinde değerlendirmesi Türk anlatı geleneğinden beslendiğinin de bir işareti. Zaman içinde roman anlayışına dair değişimin söz konusu olmasının en net göstergesi 'Devlet Ana' romanı vesilesiyle 'Türk romanı' tabirini kullanmasında somutlaşıyor. Dostoyevski'nin, 'Romanı Batı'dan alarak üstüne Rus dehasını koymak' ifadesini, 'Türk dehası' ikamesiyle seslendirmesi önemlidir. Oğuz Atay'ın deyişiyle Kemal Tahir, 'Batı romanına ve Türk anlatı geleneğine tam anlamıyla vakıftır'. Batı ve özellikle Türk romanına yaklaşımı derinliklidir. Halit Ziya'dan itibaren Sabahattin Ali dahil yaşadığı zamana kadarki romanı ciddi bir şekilde değerlendirmektedir. Romancıların, roman geleneği ve Türk romanının gelişimi konularındaki yaklaşımını sorgulamaktadır. O, roman, hikaye gibi anlatım sanatlarının Türkiye'deki oluşumunda gelmiş geçmiş bütün değişmeleriyle Türk dilinin temel pay sahibi olduğunu düşünüyor ve bu dili incelikle işliyor."
"Batılılaşma" ve "yerlilik" tabirlerinin Kemal Tahir'in en temel kavramları olduğunun altını çizen Kayalı, usta yazarın romanlarında ele aldığı konuların onun Türk edebiyatı içerisindeki konumunun bir göstergesi olduğunu aktardı.
Kurtuluş Kayalı, edebi üretimlerinin yazarın eleştirel tutumunun bir yansıması olduğunu sözlerine ekleyerek, "Kemal Tahir'in Yol Ayrımı'nda meseleleri ele alış tarzı, onun bu kavramlar çerçevesinde Türkiye'nin değişik kesimleriyle, düşünsel ve siyasal gruplarıyla temeldeki farklılığını gösterdiği gibi, siyasal odaklara yönelik katı eleştirel bir tavır alıp, tepki verdiğinin de bir işaretidir. Dahası o, bu halkın içinden, bizim sefil etkimizi yere çalacak yeni bir insan türü çıkacağını belirtir. Özellikle köy romanlarına bakıldığında, çağdaşı kimi romancılar ve eleştirmenlerin deyişlerini hafifleterek söylersek, romanlarında aykırı, tuhaf, problemli, hastalıklı tipler bol miktarda vardır. İşte, Kemal Tahir romanlarına dair, 'Kimse kimseyi sevmiyordu.' genellemesi ve bunun yaygınlaşması bu nedenle oluşmuştur." dedi.
Usta yazarın toplumu anlamak ve yorumlamak için farklı yollara başvurduğunun altını çizen Kayalı, şunları söyledi:
"Yaklaşımlarına bakıldığı zaman, genel anlamda benimsenen temel tezlere yönelik, eleştirel bir çerçevede meseleleri ele aldığı, Asya tipi üretim tarzından toplumu anlamanın mümkün olduğunu savunduğu görülür. Bu kavramla, Osmanlı toplumundan öte, Türk toplumunun anlaşılabileceğini düşünür. Her iki sav da sadece onun ilk defa dillendirdiği, ifadelendirdiği bir yaklaşımdır. Böylesi bir yaklaşımın kabul gördüğü dar bir çevre, bu tarz bir yaklaşımı sadece Osmanlı toplumu için mutlaklaştırmış ve bu yazarların bir kısmı da zaman içinde bu tarz bir yaklaşımdan uzaklaşmıştır. Ayrıca Kemal Tahir kendi düşünce dünyasını da bütünüyle bu kavram içine hapsetmemiştir. Daha da önemlisi Kemal Tahir, 1960'lı yıllardaki temel tartışmaların başlatıcısıdır."
Kayalı, Kemal Tahir'in roman üzerine oldukça yoğun şekilde düşündüğünün altını çizerek, edebi meseleleri olduğu kadar "Doğu-Batı çatışmasını da tarihsel ve kültürel boyutuyla romanın merkezine yerleştirdiğini" ifade etti.
Yazarın romanlarında odağa aldığı bir diğer unsurun insan olduğuna işaret eden Kayalı, şu bilgileri verdi:
"O, Türk insanının devlet kurucu vasfını vurgulayarak, devletin bir baskı aracı değil, ihya edici niteliğine göndermede bulunuyor. Tarihsel ve sosyolojik etkenlerin insanı şekillendirdiği düşüncesi ekseninde insanı tüm boyutlarıyla sarıp sarmalayan, onu her yönüyle anlayan bir metin ortaya çıkarıyor. Toplumu ve insanı anlama çabasının muhayyel bir topluma yönelme sürecini tasvir etme eğilimi içermemesi, onun insanı olumlu ve olumsuz yanlarıyla resmetmesinin ya da sahici bir fotoğraf sunmasının yolunu açıyor. Belki de Orhan Kemal'in diline pelesenk olan Türk romanını bariz bir biçime, pembe gerçekçiliğe götürecek aydınlık gerçekçilik tabiri, onun yaklaşımının yanından yöresinden geçmiyor. Kemal Tahir, insanı akıp giden zamanın içinde tüm gerçekçiliğiyle yansıtmaya çalışıyor."
Prof. Dr. Kayalı, Tahir'in siyaset ve tarihi, edebiyatın bir malzemesi haline getirdiğine dikkati çekerek, "Kemal Tahir'in tarihçiliği ve tabiri caizse, siyasetçiliği kesinlikle farklı bir mecrada gelişmektedir. Belki de o, edebi metin yazması dolayısıyla siyaset ve tarihi, bu iki unsurun kültürel boyutunu da öne çıkararak yorumlamaktadır. Tarih ve siyaseti olağan gelişimi çerçevesinde, örneğin harp darp gibi olağanüstü olayların dışında formüle etmektedir. Herkesin Türk modernleşmesinin tarihini yazmayı denediği bir dönemde, onun 'Topal Kasırga' başlıklı bir roman tasarısı vardır. Daha da önemlisi Devlet Ana, merkezi bir yerde durmaktadır. Kemal Tahir, Türkiye'de solun tarihe bigane kaldığı ve sağın hamasetten uzak duramadığı bir ortamın romancısıdır. 'Esir Şehir' serisinin tasvir ve tahlil ettiği ortam ve roman kişileri arası ilişkiler, daha sahici bir panoramayı ortaya çıkarmaktadır. 'Kurt Kanunu'nda Emin Bey'in, 'Emin Bey'i arayan arkadaş, ben buradayım!' haykırışı onu aşan bir tarzda daha geniş bir platformda Türk insanını ve ahlaki tutumunu anlama denemesidir."
Kemal Tahir'in metinlerinde, Türkiye'ye ilişkin hayallerini örtük bir şekilde dile geldiğini aktaran Kayalı, "Kemal Tahir bizlere, kendisinin salt geçmişi değil, geçmiş içinde Türkiye'nin bugününü aradığını anlatmaktadır. Böylesi bir tahlilin, tarihsel-sosyolojik mahiyette bir tahlil olduğu aşikardır. Kemal Tahir'in takipçisi olarak düşünülebilecek isimlerin, toplumun tarihiyle bağlantıları problemli olduğu gibi, onların hem yaşadıkları dönem hem de bugünlerde güncel siyasal meseleler üzerinde odaklandıkları görülmektedir. Kemal Tahir değerlendirmeleri, olumlu ve olumsuz yanlarıyla güncel siyaset anlayışı ekseninde şekilleniyor. Onunla ilgili çalışmalarda küçümsenmeyecek bir merhale kat edilmiş gibi görünüyor. Ancak etnik meseleler, kadın sorunu ve din konusuna yaklaşım bakımından, Kemal Tahir çalışmalarının daha başlangıcında olunduğu gözlemleniyor. Akıp giden zaman içinde şartların şekillendirdiği Türk insanını anlama çabasının fazlasıyla meşakkatli olduğu açık. Meselenin anlaşılması da kısa bir metinle gerçekleşebilemez." değerlendirmesinde bulundu.
(Kaynak: AA)