⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Roma yollarının günümüz ulaşımıyla bağlantısında İstanbul ve Ankara öne çıktı

Araştırma, Roma İmparatorluğu'nun yaklaşık 299 bin kilometrelik kara yolu ağının yapısını, düğüm noktalarını ve tarihsel ve ekonomik kalıcı etkilerini ağ bilimi

📍 Ankara
Araştırma, Roma İmparatorluğu'nun yaklaşık 299 bin kilometrelik kara yolu ağının yapısını, düğüm noktalarını ve tarihsel ve ekonomik kalıcı etkilerini ağ bilimi (network science) yöntemleriyle ele aldı. İmparatorluğun kara ulaşım sisteminde Roma'dan daha merkezi konumda bulunan kentler olduğu, bunlar arasında Avrupa ile Asya arasındaki geçiş noktası olan İstanbul'un da yer aldığı belirlendi. Araştırmaya göre, Antiochia (Antakya), Ancyra (Ankara), Byzantium (İstanbul) ve Corinth (Korint) gibi kentler, imparatorluk ölçeğinde kara ulaşımının geçiş noktası bakımından Roma'dan daha merkezi konumdaydı. Roma İmparatorluğu'nun yaklaşık 2 bin yıl önce kurduğu yol ağının bugünkü ulaşım altyapısı üzerindeki etkisi, uluslararası akademisyen ve araştırmacıların yürüttüğü yeni araştırmayla sayısal olarak ortaya konmuş oldu. Avrupa'daki üniversitelerden araştırmacılar, Roma İmparatorluğu'nun en kapsamlı dijital yol veri setini oluşturarak yolları yüksek mekansal çözünürlükte inceledi. Çalışmada yolların doğruluğu, topoğrafyayla ilişkisi, kentlerin ağ içindeki merkezi konumu ve Roma yollarının günümüz yollarıyla bağlantısı değerlendirildi. Araştırmanın yazarlarından Aarhus Üniversitesi Kültür ve Toplum Fakültesi Klasik Arkeoloji alanında Doç. Dr. Tom Brughmans, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Roma İmparatorluğu'nun Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'yı kapsayan kıtasal ölçekte bir imparatorluk olduğunu belirterek yolların bu geniş coğrafyada insanların iletişim kurmasında önemli rol oynadığını söyledi. Yolların yalnızca insanların hareketini değil, bilgi, fikir, inanç ve hastalıkların yayılmasını da mümkün kıldığını aktaran Brughmans, Roma yol ağının yapısının anlaşılmasının antik dönemde yaşanan tarihi gelişmelerin değerlendirilmesi açısından önem taşıdığını ifade etti. Brughmans, "Bütün yollar Roma'ya çıkar." sözünün Roma İmparatorluğu döneminden kalma bir ifade olmadığını, Orta Çağ'a ait ve büyük ölçüde sembolik bir söz olduğuna dikkati çekti. Araştırmada elde ettikleri en şaşırtıcı sonuçlardan birinin Roma'dan daha merkezi konumda bulunan kentlerin tespit edilmesi olduğunu söyleyen Brughmans, "Örneğin günümüzdeki İstanbul, yani antik Byzantium, Avrupa ve Asya trafiğini birbirine bağlayarak tüm imparatorluk içinde gerçekten çok merkezi bir konumdaydı." dedi. Roma'nın Akdeniz'deki konumu nedeniyle imparatorluk açısından önemli bir merkez olduğuna işaret eden Tom Brughmans, kara yollarına bakıldığında İstanbul'un Roma'ya kıyasla daha merkezi bir konumda bulunduğu bilgisini verdi. Brughmans, antik Ancyra'nın (Ankara) Roma'nın Galatia eyaletinin başkenti olduğunu hatırlatarak, şunları anlattı: "Anadolu yarımadasında çok merkezi bir konumda yer almaktadır. Bu karasal ve etrafı karayla çevrili yarımadada doğudan batıya doğru hareket eden tüm trafiği yapılandırmak için mükemmel bir konuma sahiptir. Ancak aynı zamanda bu Roma eyaletinde, eyaletin en merkezi yolu üzerinde yer alarak sadece günümüzde değil, 2 bin yıl önce de bir başkent olarak mükemmel bir şekilde konumlanmıştır." Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki bazı modern yolların Roma dönemindeki güzergahları takip etmeye devam ettiğine dikkati çeken Brughmans, bunun özellikle antik dönemde kurulan kentlerin önemli nüfus merkezleri olarak varlığını sürdürmesiyle ilişkili olduğunu söyledi. Sanayi Devrimi ve motorlu ulaşımın yaygınlaşmasıyla yol ağlarının önemli ölçüde değiştiğini ifade eden Brughmans, buna rağmen Roma döneminden bugüne ulaşan belirgin bir süreklilik bulunduğunu dile getirdi. Araştırmanın yazarlarından Queen Mary University of London Veri Bilimi Bölümü Öğretim Görevlisi Matteo Mazzamurro da yolların önemini geniş yol ağı içindeki göreli konumlarına göre ölçtüklerini aktararak, üç temel merkezilik ölçütünden yararlandıklarını kaydetti. Mazzamurro, bir kentin ulaşım gücünü kaç farklı yola sahip olduğu (derece merkeziliği), diğer bölgelere erişiminin ne kadar pratik olduğu (yakınlık merkeziliği) ve farklı rotalar arasında nasıl bir köprü işlevi gördüğü (arasındalık merkeziliği) olarak ölçtüklerini ifade ederek, "Byzantium veya daha sonraki adıyla Konstantinopolis, yani günümüz İstanbul'unun bulunduğu bölge. Burası kelimenin tam anlamıyla iki kıtanın kesişim noktasında oturan bir şehir, bu yüzden doğal olarak aralarında bir köprü görevi görüyor. Bu nedenle çalışmamızda çok merkezi ve önemli bir nokta olarak öne çıktı." dedi. Roma yollarının "ana" ve "ikincil" şeklinde sınıflandırılmasının arkeolojide uzun süredir kullanılan bir yaklaşım olduğu bilgisini veren Mazzamurro, araştırmanın bu sınıflandırmayı ağ bilimi açısından test ettiğini açıkladı. Mazzamurro, bugün Türkiye'nin Ege Bölgesi'ne yaklaşık olarak karşılık gelen Roma'nın Asia eyaletinin bu açıdan dikkati çekici bir örnek olduğunu belirtti. Araştırmada Asia eyaletinden rastgele bir ana yol ile ikincil yol karşılaştırıldığında, yüzde 80'den fazla durumda ana yolun daha yüksek arasındalık merkeziliğine sahip olduğu tespit edildi. Mazzamurro, bu sonucun tarihsel kaynaklara dayalı ana yol ve ikincil yol ayrımının ağın gerçek yapısıyla büyük ölçüde örtüştüğünü gösterdiğini söyledi. Günümüzde Ankara'ya karşılık gelen Ancyra'nın aksine Asia ve Kapadokya'da daha heterojen ve dağılmış yol ağlarının bulunduğunu aktaran Mazzamurro, coğrafi koşulların da bu farklılıkların oluşmasında etkili olduğunu kaydetti. Araştırmanın bu tarihsel sınıflandırmaları doğrudan kabul etmek yerine, yol ağındaki konumları üzerinden yeniden değerlendirdiğini aktaran Mazzamurro, elde edilen sonuçların tarihsel ve arkeolojik değerlendirmelerle büyük ölçüde örtüşmesinin Roma yol sisteminin yapısına ilişkin önemli bir doğrulama sağladığını ifade etti. Araştırmanın yazarlarından Universitat Autonoma de Barcelona'da araştırma görevlisi Dr. Adam Pazout, çalışmanın en dikkat çekici sonuçlarından birinin Roma eyaletlerinin başkentlerinin kendi bölgelerindeki merkezi konumlarının matematiksel analizle doğrulanması olduğunu belirtti. Daha önceki araştırmalarda bazı kentlerin eyaletin merkezinde bulunmaları nedeniyle önemli olduğunun değerlendirildiğini aktaran Pazout, ağ analiziyle ilk kez bu gözlemlerin matematiksel bir temele oturtulduğunu söyledi. Pazout, eyalet başkentlerinin merkezi konumunun yalnızca doğal coğrafyanın sonucu olup olmadığının henüz açık olmadığını ve Romalıların kentler ile yollardan oluşan bu ağı bilinçli biçimde yukarıdan aşağıya planlayıp, planlamadığının araştırılması gereken konular arasında bulunduğu görüşünü paylaştı. Roma yol ağının önemli bir bölümünün askeri ihtiyaçlarla şekillendiğine işaret eden Pazout, özellikle imparatorluğun sınır bölgelerinde Ren, Tuna ve Fırat boyunca yoğun askeri yol ağlarının görüldüğü bilgisini verdi. Doğu Anadolu'da Toros Dağları boyunca deniz seviyesinden yaklaşık 2 bin metre yükseklikte görülen bazı yolların da benzer şekilde askeri ihtiyaçlarla bağlantılı olduğunun altını çizen Pazout, bu güzergahların çevresinde Roma döneminde nüfusun ve yerleşimin az olmasına rağmen ordunun sınırdaki birlikleri birbirine bağlamak için yollar inşa ettiğini söyledi. Pazout, araştırmanın Roma İmparatorluğu'nun yol sistemine ilişkin yeni çalışmalar için bir başlangıç niteliğinde olduğunu belirterek, arkeologlar, tarihçiler, coğrafyacılar ve özellikle geçmiş ekonomik sistemler üzerine çalışan ekonomistler için yeni araştırmaların ilk adımı olmasını umduklarını dile getirdi. Araştırmada kullanılan Dağlık Kilikia verilerini sağlayan isimlerden İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Şahin ise Kilikia Tracheia'nın, yani Dağlık Kilikia'nın Toroslar nedeniyle ulaşım açısından zorlu bir coğrafyaya sahip olduğunu belirterek, "Dağlık Kilikia'nın yollarını değerlendirirken esasında sadece güzergah ve yol olarak değil, bu yolların, antik yolların merkezlere, kentlere, yerleşimlere olan, yerleşimlerle olan ilişkisi çerçevesinde değerlendirmemiz gerekiyor." dedi. Şahin, Roma'nın bölgede eyalet yapılanmasına gitmesinin ardından yol yapım faaliyetlerinin arttığını ve bu çalışmaların milattan sonra 1. yüzyıldan başlayarak Geç Antik Çağ'a, 4. ve 5. yüzyıllara kadar devam ettiğini ifade etti. Antik yol güzergahlarının belirlenmesinde farklı kaynakların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini aktaran Şahin, şunları kaydetti: "En önemli verilerimizi biz mil taşlarından alıyoruz, yani iki kentin arasındaki mesafeyi gösteren yazıtlar bunlar. Diğer yandan tabii ki antik kaynaklarda, örneğin Heredotos olsun, Strabon'un, Livius'un eserlerinde antik yollarla, güzergahlarla ilgili bilgiler de mevcut. Yani biz bunları da derlemek zorundayız. Tabii hiç unutulmaması gereken verilerden bir tanesi arkeolojik veriler. Yani bu antik yolların geçtiği güzergahlardaki döşeli yollar." Şahin, Dağlık Kilikia'daki saha çalışmalarının zorluğundan bahsederek, bazı güzergahlara araçla ulaşılamadığını, ekiplerin teknik ekipmanlarıyla 10-15 kilometre boyunca dağlık arazide yürüyerek araştırma yaptığını anlattı. Araştırmalarda GPS, fotoğraf ve taş kalıpları gibi teknik yöntemlerden yararlanıldığını belirten Şahin, bu çalışmalar sayesinde yeni yol kalıntıları ve mil taşlarının tespit edildiğini söyledi. Anadolu'daki antik yol ve epigrafi çalışmalarının son 15-20 yılda arttığına dikkati çeken Şahin, "Bu ülkede hala her yıl, 400 ile 500 arasında yeni yazıt tespit ediliyor. Bunların önemli bir bölümü tabii yine yol araştırmalarını yapan hocalarımız tarafından tespit edilen mil taşları ve antik yollara ilişkin parçalardan oluşuyor." diye konuştu. Araştırmada oluşturulan yaklaşık 299 bin kilometrelik Roma yolu ağına ilişkin dijital veri seti de yüksek mekansal çözünürlükte hazırlanarak araştırmacıların erişimine açıldı. Çalışmada kullanılan yol verilerinin yanı sıra ağın farklı özelliklerine ilişkin analizleri içeren veri setleri de yayımlandı. Araştırmacıların oluşturduğu Itiner-e adlı açık veri platformunda Roma İmparatorluğu'nun yol ağı görüntülenebiliyor ve veri tabanı üzerinden farklı güzergahlar ile antik yerleşimlere ilişkin bilgiler sorgulanabiliyor. Böylece çalışmada ele alınan Roma yol sisteminin yalnızca makaledeki haritalar üzerinden değil, dijital ortamda da incelenebilmesine imkan sağlanıyor. Hazırlanan yüksek çözünürlüklü dijital yol veri seti, gelecekte arkeoloji, tarih, ekonomik coğrafya, kent çalışmaları ve ulaşım tarihi gibi farklı alanlarda yapılacak araştırmalara da kaynak oluşturabilecek. (Kaynak: AA)