⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Sivil havacılığın jeopolitiği: Uçaklardan güç projeksiyonuna

Bonn Üniversitesi Kissinger Uluslararası İlişkiler Kürsüsünde doktora araştırmacısı, Havacılık ve Jeostrateji Analisti Ömer Giray Özay, sivil havacılığın devlet

📍 İstanbul
Bonn Üniversitesi Kissinger Uluslararası İlişkiler Kürsüsünde doktora araştırmacısı, Havacılık ve Jeostrateji Analisti Ömer Giray Özay, sivil havacılığın devletler açısından lojistik kapasite, jeopolitik nüfuz, güç projeksiyonu ve hibrit savaş bağlamındaki stratejik rolünü AA Analiz için kaleme aldı. *** Almanya'nın Leipzig-Halle Havalimanı'nda 4 Ağustos'ta gerçekleştirilen dron saldırısı girişimi, havacılık sektörünün jeopolitik meselelerde nasıl bir önem taşıdığını bir kez daha gözler önüne serdi. Leipzig-Halle Havalimanı, Avrupa'nın en büyük kargo merkezlerinden biri olmasının yanı sıra, NATO'nun Strategic Airlift Interim Solution'ını (SALIS) yani ittifakın hava lojistik unsurlarını barındırıyor. Havalimanı, Polonya’daki Rzeszow Havalimanı ile birlikte Doğu Avrupa’ya yönelik askeri malzeme ikmalinin başlıca merkezlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Ukraynalı Antonov Airlines'a ait park halindeki AN-124'ü hedef alan dron saldırısı girişimi, Almanya için bir kırılma noktası teşkil etmektedir. Zira asıl dikkat çekici olan saldırı girişiminin kendisinden ziyade, Batı’nın Ukrayna’ya sağladığı yardımların ilk kez Almanya topraklarında doğrudan fiziksel bir saldırının hedefi haline gelmesidir. Saldırının gerçekleştiği zaman dilimi de Almanya açısından son derece kritik bir döneme denk geliyor. Eski Sovyet işgal bölgesinde yer alan doğu eyaletlerindeki seçim süreci devam ederken, aynı bölgeyi hedef alan eş zamanlı bir saldırı girişiminin yaşanması dikkat çekmektedir. Bu saldırı Ukrayna'ya yardım ve Almanya'nın Rusya ile ilişkileri kapsamında tartışmaları alevlendirdi. İç siyasetteki kutuplaşmayı daha da derinleştirdi. 1 Eylül 2026'da Alman hükümeti, olayı ilk kez açıkça Rusya'ya atfetti. İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt bu değerlendirmeyi, saldırı araçlarının Rusya'nın yürüttüğü diğer hibrit operasyonlardan zaten tanınmasına dayandırdı. Bunun üzerine Berlin, Rusya'nın Bonn Başkonsolosluğu'nun ve Berlin Rus Evi'nin kapatılacağını açıkladı. Rusya Büyükelçisi’ne protesto notası iletildi. Avrupa Birliği (AB) düzeyinde yeni önlemler alınacağı duyuruldu. Almanya böylece, Rusya'nın 2022'de Ukrayna'ya saldırmasından bu yana ilk kez AB organlarının dışına çıkarak Rusya'ya tek başına yaptırım uygulamış oldu. Rusya daha öncesinde de benzer altyapı sabotajlarıyla gündeme gelmiş, bunlar Batılı istihbarat servislerince hibrit savaşın bir parçası olarak değerlendirilmişti. Burada Moskova'nın asıl hedefi, Almanya'nın Ukrayna'ya desteğinde çekingen davranmasını sağlamak ve aynı zamanda toplumda kaygı yaratarak halkı bu kritik savunma konusu üzerinden kutuplaştırmaktır. Zira, bu yardımlar azalırsa Rusya kendisini cephede daha avantajlı bir konumda bulacaktır çünkü Ukrayna'nın savunma kabiliyeti büyük ölçüde bu sevkiyatlara bağlıdır. Sivil havacılık, uzun yıllardır devletlerin çıkarları doğrultusunda kullandığı araçlardan biri olmuştur. Devlet hava yolları, diplomatik ve ticari faaliyetlerde bu doğrultudaki öncelikleri dikkate alırken benzer yaklaşım kargo ve charter şirketleri için de geçerlidir. Bu yaklaşımın en bilinen örneklerinden biri “Air America”dır. Air America, ABD tarafından Güneydoğu Asya’daki silahlı mücadelelere yönelik örtülü operasyonlar kapsamında silah ve ikmal malzemesi taşımak amacıyla kullanılan bir hava yolu şirketiydi. Şirketin uçaklarının afyon ticaretinde kullanıldığı iddiası ise günümüzde de tartışılmaya devam etmektedir. Bir başka örnek ise kağıt üzerinde bir Karayip hava yolu şirketi olan St. Lucia Airways'tir. Bu şirket ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) adına Angola'ya silah, ardından da İran'a füze taşımıştır. Bu satışlardan elde edilen gelir ise Nikaragua'daki "Contra’lara" aktarılmıştı. Bu gibi örneklere Bosna Savaşı'nda Bosnalı mücahitlere destek sağlamak amacıyla Zagreb üzerinden gerçekleştirilen Kara Uçuşları da dahil edebilir. Bu seferlerin İran ve ABD'nin desteğiyle gerçekleştiği biliniyor. "Kara Uçuşlar" olmasaydı, 27 Ağustos'ta hayatını kaybeden Bosna kasabı olarak bilinen savaş suçlusu Ratko Mladiç'in Srebrenitsa'da Müslümanlara yönelik yürüttüğü soykırım daha da farklı seyredebilirdi. Daha güncel örneklere bakılacak olursa Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Sudan'daki Hızlı Destek Güçleri'ne (HDK) silah ulaştırmak için Rus yapımı İlyuşin uçaklarını kullandığı bilinmektedir. Çad üzerinden gerçekleştirilen sevkiyatlar, geçen yıl El-Faşir'de yaşanan katliamlara sebep oldu. Benzeri bir yapı, BAE tarafından Libya'da Hafter'e sağlanan destekte de görüldü. Dolayısıyla bu tarz gri bölgede seyreden sivil görünümlü hava ikmalleri, krizleri büyük ölçüde etkilemekte ve hangi tarafın ayakta kalacağını da belirlemektedir. Havacılık sektörü uzun süredir çeşitli baskılarla karşı karşıya. 28 Şubat 2026'dan bu yana alevlenen Hürmüz Boğazı krizi, hava yolu şirketlerini giderler açısından büyük ölçekte etkiledi. Aynı dönemde Orta Doğu hava sahasının kapanması ve uzayan rotalar krizi bu etkiyi tetikledi. Ayrıca, kuzey yarım kürede Rusya'nın kendisine yaptırım uygulayan ülkelere hava sahasını kapatması, diğer hava yolu şirketleri karşısında ciddi bir rekabet dezavantajı doğurmaktadır. Bu vesileyle AB ve ABD merkezli hava yolu şirketleri geri plana düşerken, Türk ve Körfez şirketleri ile Güneydoğu Asya'da Çinli şirketler öne çıkmaktadır. Bir başka örnek ise İsrail devlet hava yolu El Al'dır. Kısmen askeri yeteneklere sahip olan şirket, eski hava kuvvetleri pilotlarını istihdam etmekte ve hava savunma sistemleriyle donatılmış uçaklarla uçmaktadır. İran saldırısı sırasında çoğu hava yolu şirketi bölgedeki uçuşlarını durdururken El Al faaliyetini sürdürmektedir. Bu kapsamda dikkat çeken bir başka detay ise şirketin filosunu korumak amacıyla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne (GKRY) kaydırmasıdır. Bununla da yetinilmemiş, İsrail devlet filosu saldırılar sona erene kadar Atina'da konuşlandırılmıştır. Bu ülkeler arasındaki ilişkiler açısından dikkat çekici diplomatik bir hamledir. Devlet hava yolları böyle dönemlerde iki işlevi birden üstlenmektedir: Sektör hem korunması gereken stratejik bir varlık hem de devletin hareket kabiliyetini sağlayan bir araçtır. Belirleyici olan ise uçağın kendisi ya da taşıdığı yük değil, kullanım amacıdır. Bu tanımı yapan da uçağa sahip olan işletici devletin kendisidir. Sivil hava araçları için geçerli olan Şikago Sözleşmesi 3. maddedeki bu hukuksal boşluk sayesinde Air America ve İlyuşin uçuşları gibi operasyonlar mümkün olmaktadır. Havacılık, tersinden bakıldığında erişimin kesilebilmesi yoluyla devletlerin elinde bir baskı unsuruna da dönüşebilmektedir. Örneğin, Pasifik ve Karayipler'deki ada devletleri hayati ikmal bakımından sınırlı sayıdaki uçak seferine bağımlıdır. Bu hatları sunan ya da sübvanse eden taraf düşük bir maliyetle o devletler üzerinde siyasi nüfuz elde etmektedir. Dolayısıyla havacılık, hem ikmal kabiliyeti hem de ada devletleri üzerindeki global siyasi etki açısından üçüncü ülkelere büyük imkanlar sunmaktadır. 11 Eylül'den sonra artan güvenlik tedbirleri sebebiyle, havacılıkta bir dönem yaygın bir baskı yöntemi olan uçak kaçırma eylemleri ortadan kalkmıştır. Yerini ise Leipzig gibi kışkırtıcı uygulama modelleri almıştır. Bu hedefler ihtilafın bir parçası olmayan ülkelerde bulunsalar dahi, bu tesisler karşı taraf için meşru bir hedef konumundadır. Söz konusu ülkeler açısından ise ihtilafın içine çekilme riski ciddi biçimde artmaktadır. Siyasi etkinin sivil kargo kapasitesi üzerinden üretilebildiğini kavrayan taraf, aynı kapasiteyi rakibini de hedef almak suretiyle ters yönlü kullanacaktır. Avrupa'nın kapasitesi ise dardır. Mevcut hava sahası kısıtlamaları ve yakıt maliyetleri nedeniyle hareket alanı iyice daralmış durumdadır. Türkiye bu noktada daha avantajlı bir konumdadır. Türkiye, İstanbul Havalimanı ile Avrupa'nın en yüksek kapasiteli merkezlerinden birine sahiptir. Türk Hava Yolları (THY) ise hat ağını son dönemde Avustralya'ya ve İspanya'daki "Air Europa" hamlesiyle Güney Amerika'ya kadar genişletmiştir. Operasyon merkezi, filo ve menzilin "devlet güvencesi altında" bulunması, Türkiye'ye kendi çıkarlarını yabancı kapasitelere ve yabancı izinlere bağlı kalmadan izleme imkanı vermektedir. Sivil havacılık kapasitesine sahip olan taraf, jeopolitik gerilimleri kendi lehine çevirebilmektedir. Bunu engellemek isteyen taraf ise Leipzig'de olduğu gibi doğrudan hedefe saldırmaktadır. Sonuç olarak, sivil havacılık, tarihsel ve güncel boyutlarıyla yalnızca turizm ve ulaştırma sektörlerinin bir parçası olmaktan çok daha fazlasını ifade etmektedir. Leipzig-Halle Havalimanı’nda gerçekleşen saldırı da bu gerçeği, sivil havacılığın güvenlik ve jeopolitik rekabet açısından taşıdığı stratejik önem üzerinden bir kez daha ortaya koymaktadır. [Ömer Giray Özay, Bonn Üniversitesi Kissinger Uluslararası İlişkiler Kürsüsünde Doktora Araştırmacısı ve Havacılık ve Jeostrateji Analistidir.] *Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir. Muhabir: Sena Çavuş (Kaynak: AA)