⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Suya erişimde yaşanan sorunlar, jeopolitik rekabetin yeni cephesini oluşturuyor

Anadolu Ajansının (AA) "Su Güvenliği" başlıklı dosya haberinin ikinci bölümünde, artan kuraklık, sınır aşan nehirler üzerindeki rekabet, bölgesel su krizleri ve

Anadolu Ajansının (AA) "Su Güvenliği" başlıklı dosya haberinin ikinci bölümünde, artan kuraklık, sınır aşan nehirler üzerindeki rekabet, bölgesel su krizleri ve su sorununun jeopolitik sonuçları ele alındı. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ile İran'ın misillemelerine ilişkin gelişmeler sürerken, İran basınında Körfez ülkeleri ve Ürdün'deki kritik enerji üretim ve tuzdan arındırma tesislerine ait görüntülerin paylaşılması ve bu tesislerin olası saldırılarda hedef alınabileceğinin belirtilmesi, su güvenliğine yönelik endişeleri yeniden gündeme taşıdı. Söz konusu tesislerin hedef alınması, milyonlarca insanı etkileyebilecek geniş çaplı bir insani krizi ve jeopolitik çatışma riskini beraberinde getirebilir. Çatışmaların yanı sıra kuraklık, tatlı suya erişim sorunları, iklim değişikliği ve sınır aşan nehirler üzerindeki rekabet, suyu son dönemlerin en önemli güvenlik başlıklarından biri haline getirdi. Birleşmiş Milletler (BM) 2024 Dünya Su Geliştirme Raporu'na göre, küresel ölçekte tatlı su çekiminin yaklaşık yüzde 70'i tarım, yüzde 20'si sanayi ve yüzde 10'u evsel kullanıma ayrılıyor. Ancak, dünya nüfusunun yaklaşık yarısı, yılın en az bir döneminde ciddi su kıtlığıyla karşı karşıya kalıyor. BM 2024 Sınıraşan Su İşbirliği Raporu'na göre ise sınır aşan nehirler küresel tatlı su akışlarının yüzde 60'ını oluştururken, bu havza alanlarının yalnızca yüzde 59'unda işbirliği düzenlemeleri bulunuyor. Yukarı havzada inşa edilen bir baraj, aşağı havzadaki devletin tarım kapasitesini, enerji üretimini ve istikrarını doğrudan etkileyen bir kaldıraç görevi görüyor. Nil, Dicle-Fırat, Mekong, İndus ve Brahmaputra gibi kritik havzalar, yukarı kıyıdaş kontrolünün öne çıktığı alanlar olarak görülüyor. Nil havzasında Etiyopya, Mekong havzasında Çin, kontrol kapasitesini tesis ederken Güney Asya'da su altyapısı yatırımları havza jeopolitiğini sert bir güvenlik hattına dönüştürüyor. Orta Doğu'da su diplomasisi nehir havzalarında "tahsis ve işletme rejimi mücadelesi" ile Körfez hattında "su kapasitesi diplomasisi" olmak üzere iki katmandan oluşuyor. 1994'te İsrail-Ürdün Barış Antlaşması'nın su hükümleri ise suyun barış düzenlemeleri içine nasıl yerleştirildiğini gösteren bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye'nin ise Dicle-Fırat havzasında su yönetimi kapasitesini sürdürmesi, coğrafyanın ve bölgesel jeopolitiğin dayattığı bir zorunluluk olarak değerlendiriliyor. Çin'in Tibet Özerk Bölgesi'nde inşa etmeyi planladığı "dünyanın en büyük hidroelektrik projesi" başta Hindistan ve Bangladeş olmak üzere bölge ülkelerinin tepkisi ile karşılaşıyor. Bu baraj projesine karşı kendi barajını inşa eden Hindistan, aynı zamanda son dönemde Pakistan tarafından İndus Suları Anlaşması'nı ihlal etmekle suçlanıyor. Bu havzada suyun kaynağında bulunan Çin ve Hindistan belirleyici rol oynarken, aşağı havzada yer alan Bangladeş ve Pakistan ise gelişmelere tepki gösteriyor. Körfez kıyılarında 400'den fazla tuzdan arındırma tesisinin bulunduğu ve bu tesislerin içme suyu, tarım ve sanayi için kritik bir rol üstlendiği biliniyor. İran'ın yarı resmi Fars Haber Ajansı, 23 Mart'ta ABD Başkanı Donald Trump'ın "ülkedeki elektrik tesislerine saldırı" tehditlerinin ardından Körfez ülkeleri ile Ürdün'deki 11 önemli enerji üretim ve tuzdan arındırma tesisinin görüntülerini paylaşarak İran'ın enerji tesislerine muhtemel saldırıda bu tesislerin hedef alınacağını belirtti. Söz konusu tesisler arasında, Kuveyt'teki El-Zur Enerji Santrali ve Tuz Arıtma Tesisi, Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) Baraka Nükleer Santrali ve Tavile Tuz Arıtma Tesisi, Suudi Arabistan'daki Ras el-Hayr enerji santrali ve tuzdan arındırma tesisi ile Eş-Şueybe enerji santrali ve tuzdan arındırma tesisi, Ürdün'deki Akabe ve Es-Samra termik santrali, Bahreyn'deki El-Dur enerji santrali ve Katar'daki Um el-Hul ile Ras Laffan ve Ras Girtas enerji santralleri bulunuyor. ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaş kapsamında, Körfez ülkelerinde su altyapısı ve tuzdan arındırma tesislerinin hedef alınması durumunda, bu ülkelerde hayat saatler içinde durma noktasına gelebilir. ABD'de bulunan Tufts Üniversitesinin Su Diplomasisi Programı Direktörü Prof. Dr. Shafiqul İslam, "Su güvenliği sel, kuraklık, kirlilik gibi riskleri yönetirken, aynı zamanda insanlar, ekonomiler ve ekosistemler için yeterli ve güvenli suya erişimin sağlanması anlamına gelir. Bu sadece fiziksel kıtlıkla ilgili değil, yönetişim kapasitesi, altyapı ve kurumsal koordinasyonla da ilgilidir." ifadelerini kullandı. Su güvenliğinin yalnızca yağış miktarıyla açıklanamayacağını vurgulayan Islam, Suudi Arabistan'ın büyük ölçüde yenilenemeyen yeraltı sularına ve maliyetli tuzdan arındırma tesislerine bağımlı olması nedeniyle dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olduğunu belirtti. Islam, Mısır'ın Suudi Arabistan ile benzer yağış koşullarına sahip olmasına rağmen tatlı suyunun yüzde 95'inden fazlasını Nil Nehri'nden sağlaması sayesinde su güvenliği açısından daha güçlü olduğunu dile getirdi. Su güvenliği için asıl belirleyici unsurun paylaşılan su kaynaklarına güvenilir erişim ve bu kaynakları yöneten kurumların istikrarı olduğunu vurgulayan Islam, büyük baraj projelerinin çoğu zaman kalkınma hedeflerinin, enerji güvenliğinin ve ulusal egemenliğin sembolü olarak görüldüğünü belirtti. UNESCO Su Bilimleri Bölümü Direktörü Abou Amani, "Su, sürdürülebilir kalkınmanın sosyal, ekonomik ve çevresel olmak üzere üç temel unsurunu desteklemede hayati öneme sahip olduğu için merkezi bir güvenlik sorunu haline geldi." dedi. Dünya su kaynaklarının yüzde 60'ının sınırları aştığını ve izole bir şekilde yönetilemediğini belirten Amani, sınır aşan nehir havzalarının 151 ülkeye yayıldığını ve 2,8 milyardan fazla insanı yani dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 42'sini etkilediğini aktardı. Amani, "Su sistemleri baskı altında olduğunda, birçok sektör aynı anda etkilenir." dedi. Suyun gıda üretimi, enerji sistemleri, halk sağlığı ve ekonomik istikrarın temelini oluşturduğunu vurgulayan Amani, şunları kaydetti: "Ekonomik açıdan kuraklık, tarımsal üretimi azaltabilir, hidroelektrik üretimini aksatabilir ve gıda fiyatlarını artırabilir. Bu durum, ulusal ekonomileri ve hane halkının geçim kaynaklarını etkileyebilir. Sosyal açıdan, uzun süreli su stresi, özellikle savunmasız topluluklarda eşitsizlikleri artırabilir. Bazı durumlarda, özellikle yoksulluk veya siyasi istikrarsızlık gibi diğer faktörlerle birleştiğinde, ülke içinde yerinden edilme veya göçlere neden olabilir. Ancak su kıtlığının tek başına otomatik olarak istikrarsızlığa yol açmadığını vurgulamak önemli. Sonuçlar yönetişim, hazırlık ve dayanıklılık sistemlerine de bağlı." Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz. (Kaynak: AA)