Türkiye yeni bir dönem başlattı
1980'li yılların sonlarında kurulan ve uzun süre Kazılar Dairesi'ne bağlı bir birim olarak Kaçakçılıkla Mücadele Birimi adı altında faaliyet gösteren yapı, etki
1980'li yılların sonlarında kurulan ve uzun süre Kazılar Dairesi'ne bağlı bir birim olarak Kaçakçılıkla Mücadele Birimi adı altında faaliyet gösteren yapı, etkinliğinin artırılması amacıyla 2020'de Kültür ve Turizm Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanlığı adıyla daire başkanlığı statüsüne dönüştürüldü. Bu tarihten itibaren de arkeolojik değerlerimizin iade sayısında büyük bir artış yaşandı. Son 10 yılda ağırlıklı olmak üzere 1980'den Ağustos 2026'ya kadar 28.811 arkeolojik değerimiz çeşitli ülkeler tarafından ülkemize iade edildi.
♦ Almanya: 8.670
♦ Hırvatistan: 4.147
♦ İngiltere: 3.750
♦ Bulgaristan: 3.061
♦ ABD: 2.747
♦ Sırbistan: 1.865
TOPLAM: 24.240
* 4.571 eser ise diğer ülkeler tarafından iade edildi.
Arkeolojik değerlerimizi kaçırıldıkları ülkelerin yetkili kişilerine "Hey dostum, bu eser bizim. Lütfen iade edin" diyerek geri kazanmıyoruz. İade sürecinde araştırma-takipten, hukuk mücadelelerine kadar yoğun bir çalışma bulunuyor.
✓ ABD'den iadesi sağlanan Mermer Heykel Başı
✓ İngiltere'den İadesi Sağlanan İznik Çiniler
✓ İspanya'dan İadesi Sağlanan İznik Çinileri
✓ ABD'den İadesi Sağlanan Zeugma Antik Kenti Kökenli Mozaik Pano
✓ Avustralya'dan Gönüllü İade Alınan Kültür Varlıkları
✓ Fransa'dan Gönüllü İade Alınan Heykel Başı
Daha önce iki kez röportaj yaptığım Kültür ve Turizm Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanı Zeynep Boz, arkeolojik değerlerimizin iade sürecinde yapılan çalışmalarla ilgili bilgiler vermişti.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanlığı'nın bulunduğu girişimler, yaptığı çalışmalar sonucunda geçmişte büyük müzelerin, batılı koleksiyonerlerin ve prestijli kurumların arkasına sığındığı 'Satın alınan eser meşrudur' şeklindeki dokunulmazlık zırhı parça parça döküldü. Başkanlığın bir dedektif titizliğiyle yürüttüğü çalışmalar sayesinde Türkiye, yasa dışı yollarla yurt dışına kaçırılan hazinelerini geri getirmekle kalmayıp bir de bu konuda dünyaya örnek bir ekol sundu. Uluslararası alanda uzun yıllar boyunca koruma bahanesi arkasına saklanan batılı müzeler, eserlerin asıl evinde daha güvenli, daha anlamlı ve bağlamına uygun şekilde korunabileceği gerçeğiyle yüzleşmeye başladı.
Arkeolojik değerlerimizin iade edilmesiyle elde edilen başarı, sıradan birer diplomatik zaferden çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu, çalınan tarihî hafızanın, estetiğin ve insanlık onurunun asıl sahibine, yani doğduğu topraklara iade edilmesi anlamını taşıyor.
Bir kültürel varlığın yağmalandığı topraklardan koparılması, sadece fiziksel bir mülkiyet gaspı değil; o topraklarda yaşayan halkın köklerinden, hafızasından ve ortak kimliğinden koparılması anlamını taşıyor. Zira antik bir heykel, bir pişmiş toprak levha veya bir mozaik panosu, üretildiği coğrafyanın ekosistemiyle, iklimiyle ve o medeniyetin yaşayan kültürel diliyle anlam kazanıyor.
Eserlerin iadesiyle bir medeniyetin hikâyesinin eksik kalan parçaları artık daha fazla ve daha hızlı bir şekilde yerine koyuluyor. Örneğin Burdur'un Gölhisar ilçesindeki Boubon Antik Kenti kökenli Roma İmparatoru Septimius Severus'a ait bronz başın ve Düver kökenli 48 pişmiş toprak mimari levhanın Danimarka'dan dönüşü, tam da bu felsefenin en somut kanıtı olarak gözler önüne seriliyor.
Türkiye, arkeolojik değerlerin ait oldukları topraklara dönmesi konusunda başka ülkelere sadece örnek teşkil etmekle kalmadı; Türkiye'nin eser iadesi üzerine yaptığı çalışmaları sonucunda ülkeler arasında yeni bir etik köprü kurulmasının da yolunu açtı. Bunun ilk örneği Danimarka'nın başkenti Kopenhag'daki Ny Carlsberg Glyptotek Müzesi ile kurulan şeffaf ve bilimsel diyalog oldu.
Ny Carlsberg Glyptotek Müzesi
Bu konuda bir başka gelişme ise İsviçre'nin Cenevre kentinde yaşandı. İsviçre Konfederasyonu tarafından UNESCO iş birliğiyle 16-17 Eylül'de Cenevre Uluslararası Konferans Merkezi'nde düzenlenen 'Kültür Varlıklarının İadesi Alanında Yeni Anlaşma ve İş Birliği Biçimleri' başlıklı bölgesel diyalog toplantısı; devlet temsilcilerini, uzmanları, müze profesyonellerini ve farklı paydaşları bir araya getirdi.
Kültür varlıklarının iadesi alanında son yıllarda geliştirilen yeni iş birliği modellerinin ele alındığı toplantıda Türkiye, iade süreçlerinin uzun vadeli, sürdürülebilir ve karşılıklı yarara dayalı ortaklıklara dönüşebileceğini gösteren dikkat çekici bir örneği Danimarka ile birlikte uluslararası platforma taşıdı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanı Zeynep Boz (Sağdan ikinci sırada)
Toplantıda Kültür ve Turizm Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Dairesi Başkanı Zeynep Boz ile Kopenhag Ny Carlsberg Glyptotek Müzesi Direktörü Gertrud Hvidberg Hansen, 'Kültürel Miras Bağ Kuruyor: Kültür Varlıklarının İadesi ve Türkiye-Danimarka Müzecilik İş Birlikleri' başlıklı ortak bir sunum gerçekleştirdi. Boz ve Hansen, Boubon Antik Kenti kökenli Roma İmparatoru Septimius Severus'a ait bronz başın Türkiye'ye iadesine uzanan süreci ve bu süreçte kurulan diyaloğun bugün ulaştığı iş birliği boyutunu uluslararası katılımcılarla paylaştı. Kültür varlıklarının iadesiyle gelişen Türkiye-Danimarka ilişkilerinin araştırma, sergi ve uzman değişimi gibi alanlara uzanan uzun vadeli bir iş birliğine nasıl dönüştüğü sunumun odağında yer aldı.
Cenevre'deki toplantıda geniş yankı uyandıran Türkiye'nin tecrübesi; kültür varlıklarının iadesinin bir kaybı değil, uluslararası müzecilikte güven, şeffaflık ve kalıcı dostluklar inşa eden yepyeni bir dönemin kapısını araladığını gösterdi. Toplantıda altının özellikle çizildiği üzere; iadeler artık cezalandırıcı bir gerilim unsuru değil, uzun soluklu dostlukların, akademik alışverişin ve ortak bilimsel üretimin kapısını aralayan erdemli bir adım olarak değerlendirildi. Nitekim Burdur Arkeoloji Müzesi'ndeki sandaletli imparatorluk heykeli parçalarının Kopenhag'da sergilenmesi ya da önümüzdeki yıllarda hayata geçecek 'Sagalassos' ve 'Boubon' projeleri, bu iş birliğinin ne kadar derinleşebileceğini gösteriyor.
Toplantıda, Türkiye’nin yürüttüğü çalışmalar sonucunda eser iadesi bilincinin yerleştiği; müzeler arasındaki rekabetin yerini kültürel mirasın evrensel barışın bir aracı olduğu bilincine bıraktığı görüldü.
♦ Burdur'un Gölhisar ilçesindeki Boubon Antik Kenti, 1960'lı yıllarda yoğun kaçak kazılara maruz kaldı. Sebasteion olarak bilinen imparatorluk kült alanındaki çok sayıda bronz heykel parçalanarak yurt dışına çıkarıldı. Roma İmparatoru Septimius Severus'a ait bronz baş, 1970'te kötü bir üne sahip olan sanat eseri taciri Robert Hecht aracılığıyla Glyptotek koleksiyonuna girdi. Türkiye'nin ilk kadın arkeoloğu Prof. Dr. Jale İnan'ın 1970'lerden itibaren Boubon üzerine yürüttüğü titiz bilimsel araştırmalar, farklı ülkelere dağılan parçaların tespit edilmesinde belirleyici temel oluşturdu. Prof. Dr. İnan, 1979'da Glyptotek'te baş ve gövde parçalarını bizzat yan yana getirip inceleyerek iki unsurun aynı heykele ait olduğunu bilimsel olarak ortaya koydu.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 2023'te başlattığı resmi iade girişimi çerçevesinde sunduğu ikna edici deliller, Glyptotek yönetimiyle yürütülen şeffaf ve yoğun bir mesleki diyalogla sonuçlandı. Müzenin araştırmaları sırasında koleksiyonda bulunan ve Burdur'un Düver bölgesinden kaçak kazılarla çıkarıldığı belirlenen 48 pişmiş toprak mimari levhanın kayıtları da yeniden incelendi. Glyptotek, bu kültür varlıklarının da Türkiye'ye iade edilmesine karar verdi. Eserler, Türkiye'ye nakledilmeden önce Glyptotek'te "Bir İmparator Geri Dönüyor: Antik Kültür Varlıklarının Türkiye'ye İadesi" başlıklı özel bir sergiyle Danimarka'da kamuoyuna tanıtıldı. Uzun yıllar ABD'de kalan heykelin gövdesi de 2023'te Türkiye'ye iade edildi. Heykelin Danimarka'dan iade alınan başından sonra gövdesi de ABD'den iade alındı.
♦ Kültür varlıklarının iadesiyle tamamlanan hukuki süreç, yerini güçlü bir kurumsal iş birliğine bıraktı. Boubon Antik Kenti üzerine Türkiye'de devam ettirilecek bilimsel saha çalışmalarının ilerleyen dönemde kapsamlı bir uluslararası sergiye ve bilimsel yayına dönüştürülmesi hedefleniyor. Ayrıca araştırma kurumlarıyla araştırma, uzman değişimi, konservasyon ve yeni sergi projelerine yönelik temaslar hız kesmeden sürüyor. Mart 2025'te Bakanlık koordinasyonunda düzenlenen çalışma programıyla Glyptotek uzmanları, Boubon başta olmak üzere Türkiye'deki ören yerlerini ve müzeleri ziyaret etti.
Geçtiğimiz yıl Glyptotek, Türkiye'deki kurumlarla bağlarını kurumsallaştırmak amacıyla Danimarka Kültür Bakanlığı'na bağlı Kültür ve Saraylar Ajansından destek aldı. İş birliğinin ilk somut sonuçlarından biri de sergiler alanında ortaya çıktı. Burdur Arkeoloji Müzesi koleksiyonunda yer alan ve Septimius Severus'a ait olduğu değerlendirilen sandaletli imparatorluk heykeli parçaları, Glyptotek'in 1 Ekim 2026'da Kopenhag'da kapılarını açacağı "Roma İmparatorluğu'nda Modanın Gücü" sergisinde sergilenmek üzere Danimarka'ya ulaştı. Roma dünyasında kıyafet, statü ve iktidar ilişkisini ele alan bu geniş kapsamlı antik çağ sergisi, iki ülke müzeciliğinin eser ödünç verme ve ortak bilimsel üretim boyutuna ulaştığını da gösteriyor.
Danimarka'dan iade alınan 48 pişmiş toprak mimari levhadan biri.
♦ Türkiye ile Danimarka arasındaki kültür köprüsü önümüzdeki yıllarda daha da genişleyecek. Glyptotek'in 2027'de müzeseverlerle buluşturmaya hazırlandığı 'Sagalassos: Heykelin Bütünsel Tiyatrosu' sergisi; Kopenhag Üniversitesi araştırmacılarıyla Türkiye ve Belçika'dan arkeologların ortak katkılarıyla hazırlanıyor.
(Kaynak: HABERTURK)