⚡ Ajans Online
GÜNCEL

Yunan basını Ege’de İHA’ları yazdı

Yunanistan merkezli To Pontiki, Ege’deki Türkiye-Yunanistan rekabetinin son yıllarda geçirdiği değişim ele alındı. Yunanistan’daki değerlendirmelerde, uzun yıll

📍 Ankara
Yunanistan merkezli To Pontiki, Ege’deki Türkiye-Yunanistan rekabetinin son yıllarda geçirdiği değişim ele alındı. Yunanistan’daki değerlendirmelerde, uzun yıllar boyunca Ege’deki gerilimin merkezinde savaş uçaklarının karşılıklı önleme ve hava muharebelerinin bulunduğu, ancak Türkiye’nin insansız hava araçları ve farklı gözetleme platformlarını daha yoğun biçimde kullanmasıyla birlikte tablonun değiştiği belirtildi. Yunanistan açısından dikkat çekilen temel unsur ise Türkiye’nin insanlı savaş uçaklarıyla sürekli bir güç gösterisi yapmak yerine, İHA’lar, gözetleme uçakları ve elektronik istihbarat platformları üzerinden Ege’de kesintisiz bir bilgi toplama ve gözetleme ağı oluşturması olarak ifade edildi. Türkiye’nin Ege’deki faaliyetlerine ilişkin “ihlaller” söylemi Yunan basınında yer alsa da Türkiye’nin resmi yaklaşımının farklı olduğu belirtildi. Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan’ın karasularının 6 deniz mili olmasına rağmen 10 deniz millik ulusal hava sahası iddiasının Ege’deki hava sahası anlaşmazlığının temel unsurlarından biri olduğunu belirtiyor. Bakanlığa göre uluslararası hukuk bakımından bir ülkenin karasuları, ulusal hava sahasının genişliğini de belirliyor. Yunan değerlendirmesine göre Türkiye’nin yaklaşımındaki asıl değişimin, rekabetin doğrudan hava muharebesinden istihbarat, gözetleme ve keşif faaliyetlerine taşınması olduğu belirtildi. Türkiye’nin son 15 yılda çok katmanlı bir istihbarat, gözetleme ve keşif mimarisi oluşturduğu belirtilirken, Bayraktar TB2, ANKA-B, ANKA-S ve Aksungur gibi İHA’ların yanı sıra CN-235 ve ATR-72 deniz karakol uçaklarının da bu yapının parçaları olduğu ifade edildi. Bu platformların savaş uçaklarından farklı olarak uzun süre havada kalabildiği, daha düşük işletme maliyetiyle görev yapabildiği ve insanlı mürettebatı riske atmadan bilgi toplayabildiği vurgulandı. Buradaki temel avantajın doğrudan hedef vurmak olmadığı, Ege üzerinde sürekli çalışan bir sensör ağı oluşturmak olduğu kaydedildi. Yunan basınındaki analizde Türkiye’nin yaklaşımı, “Ucuz Savaş” olarak tanımlanan bir maliyet unsuru üzerinden de ele alındı. Buna göre Türkiye açısından düşük maliyetli İHA’larla gerçekleştirilen gözetleme görevlerinin, Yunanistan açısından daha yüksek maliyetli insanlı savaş uçaklarının devreye sokulmasını gerektirebildiği belirtildi. Analizde bir Bayraktar TB2’nin saatlik operasyon maliyetinin birkaç yüz avro seviyesinde hesaplanabildiği, ANKA ve Aksungur gibi daha büyük platformların daha yüksek maliyete sahip olmasına rağmen modern savaş uçaklarından hâlâ çok daha düşük maliyetle işletilebildiği ifade edildi. Buna karşılık bir çift F-16 Block 52+ veya F-16V’nin havalandırılmasının on binlerce avroluk maliyet oluşturduğu, Rafale söz konusu olduğunda işletme maliyetinin daha da yükseldiği belirtildi. Ancak burada yalnızca yakıt giderlerinin değil, savaş uçaklarının operasyonel ömrünün de hesaba katılması gerektiği vurgulandı. Her uçuş saatinin motor bakım döngülerini etkilediği, gövdenin kullanılabilir uçuş saatlerinden tükettiği, her “scramble” görevinin ise teknisyen, yedek parça, destek personeli ve eğitim kaynaklarını kullandığı ifade edildi. Böylece yüksek maliyetli bir savaş uçağının, kendisinden çok daha düşük maliyetli bir platformu tespit etmek veya takip etmek için kullanılmasıyla ortaya çıkan maliyet asimetrisinin temel unsurlardan biri olduğu belirtildi. Yunan analizinde Türkiye’nin Ege’deki bu faaliyetlerinin temel amacının doğrudan bir kriz çıkarmak olmadığı savunuldu. Bunun yerine İHA ve gözetleme uçaklarının sensörleri aracılığıyla Yunanistan Deniz Kuvvetleri unsurlarının hareketleri, hava üslerindeki faaliyetler, radar yayınları, iletişim kalıpları ve Yunan savunma sistemine ilişkin diğer bilgilerin toplandığı öne sürüldü. Analizde bu faaliyet, modern askerî terminolojide “kill chain” olarak ifade edilen hedef tespit ve müdahale zincirinin haritalandırılmasıyla ilişkilendirildi. Buna göre amaç, bir tehdidin ilk kez radar ekranında görülmesinden savaş uçağının havalanmasına kadar geçen süreçte Yunanistan’ın nasıl tepki verdiğini anlamak olarak açıklandı. Hangi radarların devreye girdiği, komuta zincirinin ne kadar sürede harekete geçtiği, nöbetçi uçakların hangi üslerden kalktığı, önleme sürecinin ne kadar sürdüğü ve Yunan savaş uçaklarının hangi güzergâhları kullandığı gibi bilgilerin operasyonel değer taşıdığı belirtildi. Yunan basınındaki değerlendirmede Türkiye’nin yaklaşımı, Batılı askerî analizlerde kullanılan “gray-zone operations”, yani “gri bölge operasyonları” kavramıyla da ilişkilendirildi. Bu tür faaliyetlerin açık bir askerî çatışmanın altında gerçekleştiği ancak uzun vadede stratejik sonuçlar doğurduğu ifade edildi. Bu yaklaşımda hedefin doğrudan çatışmaya girmek olmadığı, operasyonel ortamın zaman içerisinde faaliyetleri gerçekleştiren tarafın lehine şekillendirilmesinin amaçlandığı belirtildi. Analizde bunun yanında “cost-imposition strategy”, yani maliyet dayatma stratejisine de dikkat çekildi. Bu stratejinin temelinde, aynı operasyonel amaca ulaşmak için rakibi daha fazla kaynak kullanmaya zorlamanın bulunduğu ifade edildi. Ege örneğinde ise düşük maliyetli platformlarla yapılan faaliyetlere karşı yüksek maliyetli savaş uçaklarının kullanılması bu asimetrinin temel örneği olarak gösterildi. Yunanistan açısından yalnızca İHA’ların değil, Türk CN-235’lerinin faaliyetlerinin de önemli olduğu belirtildi. Analizde bu uçakların Ege’deki en etkili gözetleme araçlarından biri olduğu ifade edilirken, sekiz saati aşabilen havada kalış süreleri, yüzey radarları, elektro-optik sensörleri ve elektronik bilgi toplama kabiliyetleriyle geniş alanları takip edebildikleri belirtildi. CN-235’lerin Ege üzerinde adeta uçan bilgi merkezleri gibi çalıştığı ve geniş bir bölgedeki hareketliliğin gerçek zamanlı olarak takip edilmesine imkân sağladığı öne sürüldü. Yunanistan’ın ise benzer alandaki kapasitesini geliştirmek için modernize edilen P-3 Orion deniz karakol uçaklarına yöneldiği, ancak bu platformların daha uzun menzil avantajının yanında daha yüksek bir işletme maliyeti de getirdiği ifade edildi. Yunan tarafının karşı karşıya olduğu temel sorunun, Türk gözetleme faaliyetlerini görmezden gelmenin önemli miktarda verinin toplanmasına izin vermesi, karşılık vermenin ise yüksek değerli askerî kaynakların tüketilmesine yol açması olduğu belirtildi. Bu nedenle Yunanistan’ın önünde iki seçenekli bir operasyonel denklem bulunduğu değerlendirildi: Türkiye’nin düşük maliyetli platformlarla gerçekleştirdiği uzun süreli gözetleme faaliyetlerine karşılık vermek ya da bu faaliyetlerin sürmesine izin vermek. Türkiye’nin Ege’deki faaliyetlerine ilişkin Ankara’nın resmi yaklaşımında ise uluslararası hava sahasındaki uçuşların uluslararası hukuktan kaynaklanan serbest uçuş hakkı çerçevesinde gerçekleştirildiği belirtiliyor. Dışişleri Bakanlığı daha önce Ege’nin uluslararası hava sahasında yapılan uçuşların bu kapsamda değerlendirildiğini açıkça ifade etmişti. Türkiye ile Yunanistan arasında Ege’de uzun yıllardır devam eden anlaşmazlıklar; karasuları, hava sahası, kıta sahanlığı, FIR sorumluluğu ve bazı ada ve adacıkların statüsü gibi başlıklardan oluşuyor. 1923 Lozan Barış Antlaşması ve uluslararası hukuk çerçevesinde Ege Denizi’nde Türkiye ile Yunanistan’ın karasuları 6 deniz mili olarak uygulanıyor. Bu sınırın dışında kalan bölgeler ise uluslararası sular ve hava sahası kapsamında değerlendiriliyor. Türkiye, devriye uçuşlarını uluslararası hukuk çerçevesinde gerçekleştirdiğini belirtirken, Yunanistan’ın tek taraflı olarak ileri sürdüğü 10 deniz millik hava sahası iddiası nedeniyle söz konusu uçuşlar Yunan kamuoyuna “hava sahası ihlali” olarak yansıtılıyor. Yunan basınındaki değerlendirmeye göre Ege’deki rekabetin niteliğinin değiştiği belirtildi. Türkiye’nin artık her gün insanlı savaş uçaklarıyla Yunanistan’a karşı hava üstünlüğünü kanıtlamaya çalışmak yerine, uzun süreli gözetleme, bilgi toplama ve operasyonel baskı oluşturabilecek bir yapı kurmaya yöneldiği savunuluyor. Bu tablo, Yunanistan açısından yalnızca hava sahasının kontrolü meselesi olmaktan çıkıp sistemlerin, bütçelerin ve savaş uçaklarının kullanılabilirliğinin ne kadar süre korunabileceği meselesine dönüşüyor. Yunan analizinde Ege’deki rekabetin yalnızca pilotlar ve savaş uçakları arasında yaşanan kısa süreli karşılaşmalardan ibaret olmadığı; sensörler, bilgi ağları, algoritmalar ve maliyet farklarının da rekabetin önemli unsurları haline geldiği vurgulanıyor. Bu çerçevede Türkiye’nin düşük maliyetli ve uzun süreli gözetleme kapasitesinin, Yunanistan’ı daha pahalı insanlı savaş uçaklarını kullanmak zorunda bırakan bir maliyet asimetrisi oluşturduğu ifade ediliyor. Ege’deki yeni rekabetin belirleyici unsurunun da kısa süreli hava üstünlüğünden çok, uzun süreli stratejik rekabette hangi tarafın daha düşük maliyetle daha uzun süre dayanabileceği sorusuna dönüştüğü belirtiliyor. (Kaynak: HABERTURK)