ABD ve İsrail'in şubat ayında İran'ın nükleer altyapısına düzenlediği saldırılar, bölgedeki stratejik dengeleri kökten sarstı.
İran'ın nükleer tesislerinin doğrudan hedef alınmasıyla tırmanan gerilim, Tahran yönetiminin misillemeleri ve Hürmüz Boğazı'nı trafiğe kapatmasıyla zirveye çıktı.
Pakistan'ın diplomatik girişimlerinin ardından söz konusu gerilim nisan ayı itibarıyla ateşkesle biraz sakinleşse de ülkelerin kriz sonrası güvenlik politikalarını gözden geçirmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Savunma analistleri ve nükleer silahsızlanma uzmanlarına göre, konvansiyonel saldırılarla nükleer kapasitenin fiziksel olarak zayıflatılması, uzun vadede tam tersi bir etki yaratarak bölgesel bir nükleer domino etkisi yapabilir.
İran'ın, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) yükümlülüklerini askıya alma sinyalleri, Orta Doğu'daki diğer bölgesel güçlerin de "kendi güvenlik şemsiyelerini" oluşturma arayışı ışığında ICAN Savunuculuk Koordinatörü Eblenkamp, AA muhabirine konuştu.
Eblenkamp, halihazırda, "nükleer silaha sahip ABD ve İsrail'in" nükleer silahı olmayan İran'ı hedef aldığını vurgulayarak, "Bu durum kaçınılmaz olarak nükleer silahsızlanmayı ve hatta nükleer silahların yayılmasını önleme çabalarını sürdürmeyi çok ama çok zorlaştıracaktır." dedi.
Bölgedeki gerilimin gıda, enerji ve çevresel krizleri beraberinde getirdiği ve silahlanma yarışını da artıracağını kaydeden Eblenkamp, "Risk, bu savaştan ülkelerin kendilerini nükleer silahlı devletlerden korumak için nükleer silahlara ihtiyaç duyduğu dersini çıkarmasıdır." ifadesini kullandı.
Eblenkamp, İsrail ve ABD'nin başlattığı savaşın amacının "nükleer silahların yayılmasının önlenmesi" olarak gösterildiğini ancak askeri harekatların bu hedefe ulaşmak için uygulanabilir bir seçenek olmadığını dile getirdi.
Eblenkamp, İran'ın nükleer silahı olmayan, ABD'nin ise nükleer silahı olan bir devlet olarak NPT'ye taraf olduğunun altını çizerek, "İsrail ise nükleer silahlarla ilgili uluslararası anlaşmalara katılmayı her zaman reddetmiştir." dedi.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ve ABD istihbaratı gibi uluslararası kuruluşların bile defalarca İran'ın nükleer silaha veya nükleer silaha yol açacak bir programa sahip olmadığını değerlendirdiği hatırlatan Eblenkamp, İsrail'in nükleer cephanelikleri üzerinde ise hiçbir denetim yapılamadığını ancak nükleer silahlarının olduğunu savundu.