Yeni Şafak Gazetesi Dış Haberler Editörü İsmail Çoktan, Yemen’deki güç dengelerini, Husilerin son dönemdeki faaliyetlerini ve bölgesel aktörlerin tutumunu AA Analiz için kaleme aldı.
***
Suudi Arabistan’nın hava desteği verdiği Aden merkezli meşru Yemen hükümeti kuvvetleri ile Husiler arasında Nisan 2020’de ilan edilen ateşkes, Husilerin son iki haftadır başlattıkları geniş çaplı saldırılarla son buldu. Ateşkesten bu yana geçen 6 yılda Aden cephesinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) sebep olduğu ciddi bölünmeler yaşandı. Aslında bu bölünmeler Yemen’in geleneksel güney-kuzey ayrılığına da dayanıyordu. Eski Güney Yemenliler, 2011’de Ali Abdullah Salih yönetimine karşı başlayan protestolardan beri ayrılık taleplerini üst perdeden dillendiriyordu. Aden’e yerleşen 2011 devriminin kuzeyli taşıyıcıları ve Suudi Arabistan desteği, ilk günden beri sıcak karşılanmamıştı. Güney Geç
GGK sorunu tam olarak çözülemese de, Ocak 2026’da Suudi Arabistan’ın GGK güçlerine yönelik hava saldırıları düzenlemesi, GGK lideri Ayderus ez-Zübeydi’nin Yemen’den ayrılması ve GGK yetkililerinin hükümetten uzaklaştırılmasıyla birlikte meselenin büyük ölçüde kontrol altına alındığı görülüyor.
Buna karşılık Husiler, 2023’teki Aksa Tufanı Operasyonu ve ardından Suriye devriminin zafere ulaşmasına kadar, 2017’de devrik lider Ali Abdullah Salih’in öldürülmesiyle sonuçlanan iç çatışmalar dışında büyük bir tehditle karşılaşmadan Sana’da tahkimatlarını güçlendirdi. Bu süreçte İran’la ilişkilerini de daha fazla geliştirerek önemli miktarda uzun menzilli balistik füze stokladı.
Aksa Tufanı’nın ardından İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırım karşısında İran’ın bölgedeki uzantıları Gazze’deki direnişe destek vermek istese de Tahran bu seçeneği ciddi biçimde değerlendirmedi. Lübnan’da Hizbullah’ın yalnız başına hareket ederek savaşa dahil olması ise İsrail’in istihbarat operasyonlarıyla büyük oranda güç kaybederek Suriye cephesinden çekilmesiyle sonuçlandı. Hizbullah’ın çekilmesi ve Rusya’nın Ukrayna’da çıkmaza girmesi Suriyeli devrimci grupların Esed rejimini 2024'ün sonunda devirmesinin önünü açarken İran’ın da bölgedeki nüfuzunu geriletti.
Husi militanlar da Kızıldeniz’de İsrail’e mal taşıyan gemilerin geçişini engelleyerek Gazze’deki direnişe destek olmaya çalıştı. ABD’nin 2024’te Sana ve Hudeyde’deki Husi mevzilerine yönelik bombardımanları da Husileri seçim yapmak zorunda bıraktı. Husiler ya engellemelerine devam ederek güç kaybetmeyi ve Sana’daki hakimiyetlerinin tehlikeye girmesini göze alacaklardı ya da savaşa katılmaktan uzak duracaktı. ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs 2025’te Husiler ile anlaşmaya varıldığını ve Yemen özelinde ateşkes ilan edildiğini bildirdi. Anlaşma, Husilerin İsrail’e yönelik saldırılarını durdurmasını ve Kızıldeniz’deki seyrüsefere tehdit oluşturmamayı kabul etmesini öngörüyordu. [1] Bu anlaşmadan b
Husilerin bu tavrı, ABD/İsrail-İran Savaşı sürecinde de sürdü. Husi liderler, bu süreçte İran ile bağlantılarını muhafaza etmelerine karşılık ABD-İsrail ittifakına karşı Tahran’a somut bir destek vermedi. Buna mukabil, ABD’nin İran’dan Yemen’e silah ve uzman askeri destek akışına herhangi bir engel koymadığı görüldü. Dolayısıyla Husilerin çatışmadan uzak durması ve Washington’la anlaşması Yemen’deki etkinin korunmasına katkı sağladı.
Suudi Arabistan yönetimi, Trump yönetimiyle büyük yatırım anlaşmaları imzalamış olsa da İran’ın olası füze saldırılarının ülke içinde istikrarsızlığa yol açmasını önlemek amacıyla topraklarının İran’a yönelik saldırılarda kullanılmasına izin vermedi. Ayrıca, ABD’nin tüm ısrarlarına rağmen 7 Ekim öncesinde büyük ölçüde yaklaşılmış olan İsrail’le ilişkileri normalleştirme seçeneğini de kabul etmedi. Yemen’de de Husilerin İsrail’i zor durumda bırakma çabalarını engellemek için hiçbir şey yapmadı.