GÜNCEL

ABD/İsrail-İran Savaşı'nda ontolojik çıkmazlar

*** ABD Başkanı Donald Trump, ABD'nin İran'a karşı başlattığı savaşı duyurduğu konuşmasında da değindiği üzere, ABD-İran gerilimi, İran İslam Devrimi'nden bu ya

Muş
ABD/İsrail-İran Savaşı'nda ontolojik çıkmazlar

***

ABD Başkanı Donald Trump, ABD'nin İran'a karşı başlattığı savaşı duyurduğu konuşmasında da değindiği üzere, ABD-İran gerilimi, İran İslam Devrimi'nden bu yana devam eden bir süreçtir. 47 yıldır süregelen gerilimlere paralel olarak diplomatik çabalar da varlığını sürdürmüştür. Taraflar arasında 2015 yılında Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) adıyla bir nükleer anlaşma imzalansa da eski İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, bu anlaşmayı "ortak güvensizliğe" dayalı bir uzlaşı olarak tanımlamıştır [1].

Sürecin bu noktaya evrilmesindeki temel neden, iki taraf arasında hüküm süren karşılıklı güvensizliktir. Bu güvensizliğin kökenini ise tarafların benimsediği güvenlik doktrinleri oluşturmaktadır. Ocak 2020'de Kasım Süleymani'nin suikast sonucu öldürülmesinden hemen sonra İran Dini Lideri Hamaney, yayımladığı bir belgede ABD'nin bölgeden uzaklaştırılmasını İran'ın resmi stratejisi olarak belirlemiştir [2]. Bu durum, iki taraf arasında çeşitli anlaşmalar imzalansa da ilişkilerdeki fay hatlarının her zaman aktif kalmasına neden olmuştur.

Trump, 24 Şubat 2026'da Kongrede yaptığı konuşmasında, "İran'ın nükleer silaha erişmesine izin vermemek, on yıllardır ABD'nin temel politikasıdır" ifadesini kullanmıştır [3]. Ayrıca savaş öncesi dönemde milis ağlarla ilişkilerin kesilmesi ve balistik füze programlarının sonlandırılması ABD ve İsrail'in temel talepleri haline gelmiştir.

İran açısından ise İslam Devrimi ile Pehlevi dönemine ait neredeyse bütün politikalar tersine dönmüş olsa da nükleer program kaldığı yerden devam ettirilmiştir. 2006 yılına gelindiğinde ise İran, tamamen yerli imkanlarla uranyum zenginleştirebildiğini ve "nükleer yakıt döngüsünü" tamamladığını duyurmuştur [4]. ABD ve İsrail, İran'ın nükleer silah geliştirme çabası içerisinde olmadığına dair beyanlarına güvenmek yerine ülkenin uranyum zenginleştirme kapasitesini tamamen ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. Böylece uranyum zenginleştirme meselesi ontolojik bir çıkmaza dönüşmüştür.

Öte yandan İran, balistik füze programını da "kırmızı çizgisi" olarak belirlemiş ve bu konunun müzakere edilemeyeceğini kesin bir dille ileri sürmüştür.

İran'ın bölgedeki milis güçlere yönelik politikasının temelinde, bağımsızlığının korunması, ülke etrafında bir güvenlik kuşağı oluşturarak "emperyal" olarak tanımladığı güçlerin petrol ve doğal gaz kaynaklarına erişimini engelleme düşüncesinin yattığını söylemek yanlış olmayacaktır.

İran, nükleer programının uluslararası gündeme taşındığı 2000'li yıllardan bu yana başta ABD olmak üzere Batı ülkeleri ile uzun süren bir müzakere sürecine girmiş, bahsedilen ontolojik çıkmazlar nedeniyle hiçbir müzakere kalıcı ve istenilen bir sonuca varamamıştır. 2015 yılında imzalanan KOEP, söz konusu müzakerelerin o güne kadarki en başarılı sonucu olarak kayda geçmiştir. Buna rağmen, KOEP dahi ne İran Meclisi ne de ABD Kongresi nezdinde beklenen kabulü görememiştir. Trump'ın 2018 yılında tek taraflı olarak KOEP'ten çekilmesi, anlaşmayı fiilen işlevsiz hale getirmiştir [5].

Trump'ın ikinci döneminde de adeta sonucu önceden belirlenmiş bir müzakere sürecine girilmiştir. Bu doğrultuda Maskat-Roma ekseninde yürütülen görüşmeler devam ederken, İsrail ve ABD tarafından İran'a yapılan saldırılar ve İran'ın misillemeleri müzakere sürecini fiilen sona erdirmiştir. 6 Şubat 2026'da Umman’ın başkenti Maskat'ta görüşmeler yeniden başlamış, Trump, söz konusu taleplerini daha spesifik bir biçimde müzakerelerin temel çıktısı olarak dayatmıştır. Trump, bir yandan müzakereler için özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner'i görevlendirirken, diğer taraftan bölgeye yoğun bir askeri sevkiyat başlatmıştır.

Kalici baglanti: https://www.ajansonline.com.tr/haber/abdisrail-iran-savasinda-ontolojik-cikmazlar

AJANS ONLİNE

HABER PORTALI