Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA araştırmacısı Prof. Dr. Erman Akıllı, yapay zekada kendi kendini geliştiren sistemlerin geleceğin güç dengeleri ve dijital egemenlik anlayışı üzerindeki etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Yapay zeka teknolojisi geliştiricilerinden Anthropic, geçtiğimiz günlerde yayımladığı “When AI Builds Itself” (Yapay zeka kendini inşa ettiğinde) başlıklı yazıyla yapay zeka teknolojilerinin geleceğine dair önemli bir uyarıyı kamuoyuyla paylaştı. Yazının merkezinde, Türkçeye “özyinelemeli kendini geliştirme” olarak çevirebileceğimiz “recursive self improvement” kavramı bulunmaktadır. Anthropic bu kavramı, bir yapay zeka sisteminin insan müdahalesi olmaksızın kendisinden daha yetenekli bir halefi tasarlayıp eğitebilmesi olarak tanımlamaktadır. Şirket, henüz bu eşiğe ulaşılmadığını ve böyle bir sonucun kaçınılmaz olmadığını vurgulasa da söz konusu gelişmenin pek çok kurumun ve devletin hazırlı
Bu uyarıyı önemli kılan husus, söz konusu gelişmenin soyut bir gelecek tasavvurundan değil, bizzat şirketin kendi faaliyetlerinden hareketle dile getiriliyor olmasıdır. Anthropic’in açıkladığına göre, kurumun kod tabanına eklenen kodun yüzde sekseninden fazlası Mayıs 2026 itibarıyla Claude tarafından yazılmaktadır. İki yıl önce yalnızca birkaç puan düzeyinde olan bu oran, bugün şirketin yapay zeka geliştirme sürecinin önemli bir kısmının yine yapay zeka tarafından yürütüldüğünü göstermektedir. Bir başka ifadeyle, yapay zekayı inşa eden insan eli giderek geri çekilmekte, yapay zekânın kendi gelişim sürecindeki payı ise hızla artmaktadır.
Asıl can alıcı mesele tam da burada başlamaktadır. İnsan artık yalnızca üreten değil, yönlendiren, izleyen ve son aşamada doğrulayan bir konuma doğru itilmektedir. Bu ilk bakışta verimlilik artışı gibi görülebilir. Nitekim yapay zekanın kod yazması, araştırma süreçlerini hızlandırması, bilimsel keşiflere katkı sunması ve sağlık gibi alanlarda insanlığa büyük faydalar sağlaması mümkündür. Ancak aynı süreç, insanların yapay zeka sistemleri üzerindeki denetimini kaybetme ihtimalini de beraberinde getirmektedir. Anthropic’in açıklamasını önemli kılan da tam olarak bu “dürüstlüktür (!)”. Şirket, kendi geliştirdiği teknolojinin yalnızca imkânlarını değil, denetlenemez hale gelme riskini de açıkça
Eğer özyinelemeli kendini geliştirme bir gerçekliğe dönüşürse, bu teknolojiye ilk ulaşan aktörlerin elindeki üstünlük yalnızca geçici bir avantaj olarak kalmayacak, aynı zamanda kalıcı ve telafisi güç bir dijital asimetriye dönüşecektir. Çünkü kendi halefini inşa edebilen bir yapay zeka sistemi, her yeni gelişim döngüsünde rakipleriyle arasındaki mesafeyi daha da açma potansiyeline sahip olacaktır. Bu durum, klasik anlamda teknolojik rekabetin ötesinde, yeni bir güç yoğunlaşması ve tekelci kapasite üretimi anlamına gelecektir. Zira bu aşamada belirleyici mesele artık kimin daha iyi bir model geliştirdiği değil, kimin kendi kendini geliştiren zeka döngüsünü önce kurduğu meselesi olacaktır.
Bu noktada mesele, uluslararası ilişkiler teorisi açısından da son derece kritik bir boyut kazanmaktadır. John Mearsheimer’in saldırgan (ofansif) realizm anlayışında vurguladığı üzere, uluslararası sistemde güç yalnızca sahip olunan kapasite değil, aynı zamanda aktörlerin gündem belirleme ve diğer aktörlerin davranış alanını sınırlandırma kabiliyetidir. Benzer biçimde, yapay zeka çağında kendi kendini geliştiren model döngüsünü kuran aktör, yalnızca teknolojik üstünlük elde etmiş olmayacak, aynı zamanda uluslararası alanın stratejik gündemini de şekillendirme imkânına kavuşacaktır. Başka bir ifadeyle, özyinelemeli yapay zeka kapasitesi, geleceğin güç mimarisinde yalnızca bir araç değil, doğr