Yıl genelinde dünyanın farklı coğrafyalarında jeopolitik gerilimlerin artabileceği endişeleri, savunma ve havacılık şirketlerinin hisse performansları üzerinde etkili oldu.
Başta Rusya-Ukrayna savaşı olmak üzere Asya tarafında Japonya ile Çin arasındaki gerilimin tırmanması ve ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahalesi sonrası artan güvenlik ihtiyacıyla birçok ülke savunma yatırımlarını artırma kararı aldı.
Özellikle ABD yönetiminin Venezuela'nın ardından Grönland'a yönelik sergilediği sert tutum, dünya genelinde jeopolitik gündemin yakın dönemde ısınabileceğine ilişkin kaygıları besledi. Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro'nun ABD Başkanı Trump'ı hedef alan açıklamaları da endişeleri artırdı.
Beyaz Saray, önceki günlerde ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Grönland'a sahip olmak için "ABD ordusunu kullanmak da dahil" çeşitli seçenekleri değerlendirdiğini açıkladı. Bu gelişmelere ek olarak Trump, senatörler ve siyasi temsilcilerle yaptığı görüşmelerin ardından gelecek yılki askeri bütçenin 1,5 trilyon dolar olması gerektiğine karar verdiğini açıklamıştı.
Son olarak ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarının başlamasıyla jeopolitik gerilimlerin daha da tırmanması şirketlerin hisse performansları üzerinde etkili oldu. Trump, İran'a yönelik saldırı başlattıktan sonra üretim hızlarını artırmaları amacıyla savunma sanayi şirketleriyle bir araya gelmişti.
Bölgedeki askeri hareketlilikle füze savunma sistemleri ve mühimmat talebinin artmasıyla savunma sanayisi hisselerinde yılın ilk çeyreğinde güçlü bir ivme görüldü.
ASELSAN yılın ilk çeyreğinde yatırımcısına yüzde 38,2 kazanç sağladı. ASELSAN bu dönemi 1 trilyon 460 milyar 340 milyon lira piyasa değeriyle tamamladı. Türkiye'de savunma teknolojisinin gelişimi ve dönüşümünde öncü rol oynamayı sürdüren ASELSAN, finansal performansıyla da göz dolduruyor.
Şirket, Türkiye'de savunma teknolojisinin gelişimi ve dönüşümünde öncü rol oynarken, Borsa İstanbul BIST 100 endeksinde en yüksek piyasa değerine sahip şirket konumunda.
Son yıllarda dünya genelinde yatırımcı ilgisi, geleneksel üretim yapan sanayi şirketlerinden ziyade teknoloji geliştiren ve bunu yüksek katma değerli ürünlere dönüştürebilen şirketlere yöneldi.
Küresel borsalarda da büyüme potansiyeli en yüksek firmalar, teknoloji tabanlı şirketlerden oluşuyor. Savunma sanayisinde de benzer bir ayrışma yaşanıyor.